Gökhan Özcan: Allah Kudüs-ü Şerif’i ona şahit kılsın

Merhum Nuri Pakdil'in ardından okuduğumuz güzel yazılardan biri de Gökhan Özcan'dan geldi. "Nuri Bey" başlığıyla 24 Ekim Perşembe günü Yeni Şafak'ta yayımlanan yazıyı alıntılıyoruz.

Gökhan Özcan: Allah Kudüs-ü Şerif’i ona şahit kılsın

Seyahatte olduğum için Nuri Pakdil’in, benim tercih ettiğim şekliyle Nuri Bey’in vefatına son anda ancak birkaç satırla değinme imkanı bulabilmiştim. Bu kadarı, Nuri Bey’in hayatımızda kapladığı yerin genişliğine bakıldığında elbette yeterli olamazdı. Söylenecek pek çok şey kalmıştı o küçük notta, bu yazıdan sonra da mutlaka bazı şeyler yine eksik kalacak.

Samimiyetle ifade edeyim; Nuri Bey bana bizim gerçekliğimizin dışında yaşayan, sıra dışı, kalabalığımızın içinden biri olmaktan daha ziyade, bulunduğu her yerde başrolün kendisinde olduğunu hissettiren etkileyici bir film karakteri gibi gelirdi. Bundan kastım şu; öylesine renkli, o kadar karizmatik, o kadar ayrıntılarla dolu bir karakterdi ki, içinde adının geçtiği hiçbir cümleyi onu genel ahvalimizden daha ayrı bir yere koymadan tamamlayamazdınız. Çok kendine özgü, çok tipik, eskimeden, daha yaşandığı anda bir hatıraya ve hatta bir anekdota dönüşen sözleri, çıkışları, üslubu, kavramsallaştırmaları, yıllarca kesintiye uğramayan suskunluğu ve nihayet son üç beş yılda şahidi olduğumuz müthiş ve beklenmedik esprileri vardı.

Nuri Bey’i hayatının dönemleriyle değil, bütün biyografisiyle hissiyatının, davasının, kutsallarının tecessüm etmiş hali olarak düşünmek bir tercih değil, bir zorunluluk bizim için. ‘Devrim’ kavramı, onun dilinde başkalarının dilinde olduğundan tamamen başka bir anlama gelmiyor, teslimiyetle yoğrulmuyor muydu mesela? Kudüs’ün, hüznümüzün başkenti olan o mübarek şehrin; ayıbımızı yüzümüze vurmadan bir çoğumuzla arasına mesafe koyarken, koşup Nuri Bey’in cenazesine gelmesi, en önde saf tutarak, adeta cemaatin “iyi biliriz” şahadetine en gür şekliyle sesini katması bize bunu en bariz şekilde göstermiyor mu?

Gençliğimiz boyunca yaşayan ve fakat kendisine dokunulamayan bir efsaneydi Nuri Bey bizim için. Salih Tuna ile birlikte Akay Yokuşu’ndaki dergi bürosuna gitme cesaretini gösterdiğimizde ‘Edebiyat’ artık çıkmıyordu. Nuri Bey’in meşhur öfkesiyle ayağa kalkarak yayınına tek tek emek verdiği kitapları, Akay’daki büronun önünde kuyruklar oluşturan toy gençlere beşer onar dağıtmasının üstünden de biraz zaman geçmişti. O zamanlar için gerçekten istisnai bir şey oldu ve ziyaret isteğimizi kabul etti. Görüşme sonlanıp bürodan çıktığımızda; kendisiyle ilgili çok değerli gözlemler edinmiş, alıp hatıra niyetine saklanacak o meşhur ince fırçalarından yemiş ve hayatımın unutulmazlar defterine o günü çoktan kaydetmiş bir haldeydim. Ayrıca, heyecandan omzumdaki çantanın kayışını dolayıp iyice sıkmış olmalıydım ki, sağ elimden iki parmağı artık hissetmiyordum.

On kadar kitap üst üste masasının üstünde duruyordu Nuri Bey’in loş denebilecek bürosunda, hepsinin aralarında bir çok sayfaya işaretler, ayraçlar konmuştu. Başka da bir çok kitap vardı büronun her yanında. Saat başı geldiğinde konuşmayı bıraktı,uzanıp radyoyu açtı, ibre Fransızca yayın yapan bir radyodaydı, haberleri dinleyip kapattı. Bir ara büronun yanındaki dükkandan orta yaşlı bir hanım geldi, ödünç bir sandalye alıp alamayacağını sordu. Nuri Bey’in tertemiz bir beyefendi performansıyla mesafeyi koruyarak gösterdiği ‘kaliteli nezaket’ine orada şahit oldum ve bunu kayda geçirdim. Bu nezakete yakın zamanlarda, beraber bulunduğumuz başka ortamlarda yine defalarca şahit olacaktım.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin Kızılay Kumrular Sokak’ta açtığı, çorbasından tatlısına her şeyin mercimekten yapıldığı ofisler vardı. Yan yana yüksek taş masalarda menüden seçtiklerinizi çok uygun fiyata yiyebiliyordunuz. Kim bilir kaç akşam, o masalarda Nuri Bey ile yan yana, kendisiyle konuşmaya bir daha hiç cesaret etmeden iftar ettik. Çoğunlukla gençler oluyordu o sokak sofralarında, en gençleri de tartışmasız hep Nuri Bey’di.

Yıllar önce kendisiyle ilgili bir belgeselin çekimlerinde her zamanki titrek heyecanımla aşağı yukarı şu cümleyi söylemiştim: “Yaşadığınız şehirde dolaşırken bir anda Nuri Bey gelir, vakur adımlarla yanınızdan gelir geçer. Onu duraksatacak hiçbir şey söyleyemezsiniz ama bu yaşadığınız sizin için büyük bir ayrıcalıktır.” Nuri Bey’i bilmek, tanımak, aynı şehirde yaşamak, aynı sofraya oturmak, onunla aynı istikamete doğru, onun adımlarına yetişmeye çalışarak yürümek gerçekten bir ayrıcalıktı.

Fatihalarla bitirelim inşallah yazıyı, Allah Kudüs-ü Şerif’i ona şahit kılsın, mekanını cennet etsin.

Yayın Tarihi: 27 Ekim 2019 Pazar 09:00 Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2019, 08:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26