Geçmişle irtibatın zayıflığı sanatı yozlaştırır

Gelenekten Geleceğe dergisinin 6. sayısında Selvinur Karpuz sanat tarihçisi Prof. Dr. Selçuk Mülayim ile sanat, el sanatı, zanaat ve gelenekli sanatlar konusunda önemli bir mülakat gerçekleştirmiş. Bu mülakatı alıntılıyoruz.

Geçmişle irtibatın zayıflığı sanatı yozlaştırır

Geleneksel sanatlarımıza ayna tuttğumuz bu sayıda konunun sanat tarihindeki yerini konuşmamak eksik kalırdı. Bu nedenle, sanat tarihi, Türk sanatı, İslam sanatı ve Selçuklu sanatı üzerine çalışmaları bulunan Selçuk Mülayim hocamızın kapısını çaldık. Hocamızla el sanatı kavramsallaştırmasından geleneksel sanatlara kadar bir çok konuda hasbihal ettik.

Hocam, öncelikle kavramsallaştırma konusundan başlamak istiyorum. El sanatları kavramsallaştırması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Genelde, maddeye şekil veren plastik sanatlar bütünü içinde “el sanatı” alt başlığı ile farklı bir grubu ayırdığımızı düşünerek ilk hatayı yapmış oluyoruz. Öteden beri alışıldığı için, bize doğru gibi gelen bu kabulle kastedilen, resim ve heykel dışındaki işlerdir. Böyle bir başlığı benimserken, ayırımda, bazı sanatların “el ile” yapılmasından çok, halk üretiminde yaygın ve geleneksel örgü, dokuma, ahşap veya metal gibi malzemeyi işleyen çalışmalar kastediliyor. Türlü etnografik malzemeyle halk sanatları ürünlerini buna dâhil ediyoruz. Ne var ki, büyük boyutlu bir hilye’yi de el sanatı olarak kabul etmek bazı çevrelerce tuhaf karşılanabiliyor. O halde, bir kısım eserleri küçümsediği varsayılan “el sanatı” deyimini daha dikkatli kullanmak gerekiyor. El’in kullanılmadığı plastik sanat genellikle söz konusu değildir. Hangi başlıkla anılırsa anılsın, müze ve koleksiyonlarda yer alan malzeme, toplumun yüzlerce yıllık belleğinde işlerlik taşıdığından, gerek form özellikleri gerekse anlam boyutu açısından ulusal kimliğin vazgeçilmezleri arasındadır.

Peki hocam size göre zanaat eseri ile sanat eseri arasındaki farklar nelerdir?

Zanaat ile sanat arasındaki fark, her dönem ve eser türü için ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Zanaat işleri, genel olarak, teknik yönü ağır basan, fakat endüstriyel üretimin dışında, ileri teknoloji öncesi üretilmiş malzemeyi tanımlar. Ortaçağ geleneklerini sürdüren, çok sayıda üretilse bile insan elinin katkısı fazla olan bu işlerde yüksek bir standart aranmaz, aynı eşya türünden yüzlerce üretilse bile, hassas ölçülendirme mümkün değildir. Çoğu kez günlük kullanıma dönük eşya bu şekilde üretilmekteydi. Tahta oyma işçiliği, duvar örme teknikleri ve dokumalar, çoğunlukla zanaatkârlık alanları olarak düşünülür. Tekrara dayalı, sayıca fazla üretim zanaatkârlığın ana karakteridir.

Sanat, geç devir Osmanlıca metinlerde ve bugünkü Türkçede, yaratıcılık isteyen, tekrarı olmayan, kompozisyonlarda buluş ve icatlara yer veren eserler için kullanılır. Sanat eserlerinde malzeme ve teknikten çok tasarım ve buluş öne çıkar. Sanat eseri tek ve benzersiz (unique) olmak durumundadır. Bu tür eserlerin günlük kullanımında işe yarar olması ön şart değildir. Batı dillerinde “artisan-artist” ayırımı, “handicraft-art” ayrımları bu kategorileri belirlemek üzere kullanılmaktadır.

Medeniyet perspektifinden bakıldığında halı, kilim, maden sanatları vb. el sanatlarının renk, kompozisyon, motif gibi öğelerinin anlamları ya da kültürel sembolleri var mıdır?

Hangi düzeyde olursa olsun; ister zanaat işi ister sanat eseri, her ürün anlamlıdır. Malzemenin işlenişindeki teknik süreç, dönemin ulaştığı teknolojiyi gösterdiği gibi, kullanılan malzemenin türü üretimi belirleyen alt yapıyı anlatmaktadır. Bunun da ötesinde, sanatın veya zanaatkârlık işinin, esas aldığı konu ve temalar anlam boyutu açısından dönemin toplumsal idealini anlatan anahtarları sunmaktadır.

Yüksek nitelikli sanat eserleri, çoğunlukla başkentte ortaya çıktığından, saraya veya seçkin zümreye sunulduğundan, merkezi otoritenin siyasal ve ideolojik tercihleri bu tür eserlerde daha açık okunabilir. Bu tür prestij eserlerinde hakim kılınmak istenen inançlar daha rijit bir anlatımla bu eserlere yansır. Öte yandan, merkezi otoritenin hâkimiyet alanından uzaklaştıkça, boy – aşiret kültürünün çok farklı izleri belirginlik kazanır. Tarihin daha eski katmanlarından gelen inançlar, halıda, kilimde ve her türden eşyada etnik hafızanın göstergeleri halinde sürdürülür. Başkent – kırsal farklılığının şekil ve sembollere dönüşmesi, iki ayrı geleneği yaşatmaya devam eder. Aynı şekilde, motif ve kompozisyonlardaki yabancılaşma, dış etkilere daha açık olan büyük şehirlerde daha fazla tutulur.

Medeniyetimizde önemli bir yeri olan Türk el sanatları üzerinde yapılan araştırmaları yeterli buluyor musunuz?

Türk el sanatları üzerine yapılan araştırmaların başlaması ve ivme kazanması kuşkusuz uluslaşma süreciyle bağlantılıdır. Eserleri sergilemekten öte, bu eserleri ulusun kimlik bilinciyle birlikte düşünmek, örnekleri müzelerde korumak ve bu bilgileri genç kuşaklara aktarmak eğitim davasının içeriğinde önemli bir madde teşkil eder. Cumhuriyet döneminde Ankara’da açılan ilk müzenin Etnografya Müzesi olması bu bağlamda anlamlıdır.

Kültür Bakanlığı, bankalar, yerel yönetimler, çeşitli kurum ve kuruluşların açtıkları sergiler yanında, basılan eserlerin toplamı bağımsız bir kütüphaneyi dolduracak sayılarla ulaşmıştır. Yetersiz olan, halk sanatları ve geleneksel sanatlar üzerine yapılan bilimsel toplantılardır. Sempozyum, seminer ve kongrelerde okunan bildirilerin basılmaması, bu alanda genişleyecek olan tartışmaların da önünün kesmektedir. Özetle, eksik olan, araştırmaların yayına dönüşmemiş olmasıdır.

El sanatı araştırmalarında, eserleri incelerken nelere dikkat etmeliyiz? Malzeme, teknik, kompozisyon, yerel üslup özellikleri için neler söyleyebilirsiniz?

El sanatı ya da geleneksel sanat eserlerinin araştırılmasında, kuşkusuz ilk adım eldeki malzemenin tespitidir. Bir zamanlar daha hızlı yürütülmüş olan alan tarama işlemlerinin tamamlanması, giderek kaybolan malzemenin en ayrıntılı bir biçimde belgelenmesi en acil sorundur. Yarınki ulusal sanat ürünlerinin yaratılması için elimizde güçlü bir envanter birikimi olması gerekiyor.

Hocam el sanatlarında bir yozlaşma ve yok oluş sürecine girildiğini düşünüyorum. Bu hem gelenekle bağımızın kopması açısından, hem de estetik kaygılarla inşa edilmiş bir hayat sürebilme imkanları açısından problemli bir durum. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim, nasıl tedbirler alınabilir?

Sanatlarda yozlaşma, hatta yok olma sürecinin sebebi, yeni ürünlere ışık tutacak tarihsel örneklerle olan ilişkilerin zayıflamasıdır. Buna, kitlesel içgöçün şehirlerde oluşturduğu varoş kültürünü, yanlış algılanan turizm olgusunu da eklememiz gerekir. Bütün bu nedenlerle, geleneği karmaşık ve hızlı bir devşirmeyle, bilinçsizce yeni ürünlere taşımaya çalışan anlayış, alabildiğine 'kitsch', karmakarışık ve karikatür gibi ucuz işler üretmektedir. Üstelik hızlı ve ucuz üretimi denetleyecek hiçbir kurum yoktur. Hızlı ve kolay üretime kıstas koymak ve standart getirmek mümkün değildir.

http://www.gelenektengelecege.com/selcuk-mulayim-ile-mulakat/


 

Ümit Aksoy alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2019, 15:41
YORUM EKLE

banner19

banner13