Filmin şifresi Monna Rosa mı?

Mahmut Avcı, İstanbul Bir Nokta Edebiyat Dergisi'nin Kasım sayısında, Uzak İhtimal üzerine bir yazı yazdı. Avcı'nın çok ilginç iddiaları var.

Filmin şifresi Monna Rosa mı?

Şiirin ne olduğu ya da olmadığı üstüne bir şey söylemek mümkün değilken, şiirin; sanatın 7. kolu olarak ifade edilen sinema ile ilişkisinden bahsetmek her halde daha karmaşık bir durum. Modern akımlar dönemine gelindiğinde şiir gerçeklikten öylesi uzaktı ki, mecaz, teşbih, eğretileme, istiare, semboller, tümden düşsel bağlantılar, toplamda ifade edilirse imge ve çağrışımların geniş ifade yelpazesinde akıp giden bir şiir çağı yaşanmaktaydı.

Dada, sembolizm ve sürrealizm gibi akımların egemen olduğu Avrupa kültür sanat ortamında 1930’lu yılların başında sinemada yeni bir kavram ortaya çıkmaktadır. Toplumsal çelişkiler, bireysel sorunlar, bireysel ilişkilerin psikolojik yönleri, iş fırtınalar ve toplumsal olayların işlendiği “şiirsel gerçeklik”(réalisme poétiqu) denilen akım zikredilmeye başlanır. Oysa Sovyet bloğunda 10 küsür yıldır süren “toplumsal gerçeklik” olarak ifade edilen bir sinema hareketi varlığını sürdürmekteydi. Şiirsel gerçekliğin en önemli temsilcisi Marsel Carné  “şiirsel gerçeklik-şairane gerçeklik” kavramlarının yerine “toplumsal fantastik” tamlamasını uygun bulduğunu ifade eder. Akımın diğer önemli ismi, hatta bizce yapıcısı ünlü şair Jacques Prevert’dir. Şairin sinemada ki görevi senaryolar kaleme almaktır.

Uzak İhtimalBu bağlamda ele almak istediğimiz “gerçeklik” olgusunun “fantastik- düş gücü”  unsurlarıyla örülü anlatımın sağlandığı sinema dilidir. Bu bağlamda, senaryo ve yönetmen faktörlerinin iki ayrı başlık olarak dikkate alınması, olguyu ve eserin yapısına dair sağlıklı yargı geliştirmeyi sağlayacaktır. Dile getirdiğimiz tarihsel girişten sonra yazının asıl bahanesi olan Sezai Karakoç şiiri “Monna Rosa “ ve yansıması olan güzel filme (Uzak İhtimal) geçmek isabetli olacaktır. Tam yarım asır önce kaleme alınmış bir şiir, bizce ilk  defa sahip olduğu gücü şiir olmanın ötesinde göstermiş oldu. Biz bu yazımızda şiir dizelerinin plan-sekans ölçeğinde uyarlaması ya da yine şiirin kaynaklık ettiği imgesel görüntüleri olguları, plan-dize-imge eşliğinde göstermeye çalışacağız. Yazı ne filmin çözümlenmesi nede şiirin çözümlemesidir. Yapmak ve gösterme gayretinde olduğumuz şey  (yapılmış işin şifresini filmin içinde gösterildiğine inandığımız, Sezai Karakoç ismi ve kitabına yönelik; oku! İfadesi) şiirin film olarak karşılığını gösterilebilir kılmak.

Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş genç adamın masumluğu, geçmişine ait acılarla olan terbiyesi “Ankara’ya çatal dağa bir zindandan gün vurmuş” dizelerinde karşılık bulurken, Müezzin Musa hüznün karakteridir. Kendisi gibi hayata tutunmaya çalışan öksüz Clara’ya olan meyli “Eteğini ben çektim” dizelerine karşılık gelmektedir. Aslında Musa’nın ilgi gerekçesinin altında merhamet yatmaktadır “Az kalsın yerine ben ölecektim”. İnsanın sevgilide bulduğu aslında kendisidir “saman çöpüne tutunmuş kızların / Eteğini ben çektim.”. Yani merhamet dönüşümlü olarak ikisi içinde gereklidir. İki karakterin naifliği bunun en belirgin kanıtıdır.

 “Bir saman çöpüne tutunmuş kızların

  Eteğini ben çektim.

  Neyleyim göğsümü kara dağın rüzgârı doldurmuş,

  Annemden ilk sütü Gülce’de içtim.

  Ankara’ya çatal dağa bir zindandan gün vurmuş:

  Az kalsın yerine ben ölecektim

  Bir saman çöpüne tutunmuş kızların…”

Sevgilinin biricikliği, aşığın izleğinde geniş bir yelpazeye sahiptir her zaman. Musa’nın göğsüne “kara dağın rüzgarı” dolmuştur, ancak güzelim zambak  ancak rüzgar almayan, güneşli bir ortamda yaşayabilmektedir “Zambaklar ıssız yerlerde açar,”. Zambağın narinliği, kırılganlığı sevgilinin de özelliğidir, şairin sevgili için dile getirdiği  “Az kalsın yerine ben ölecektim” bunun içindir.

Yönetmen Clara’yı adeta beyaz bir zambak gibi gösterir. Clara’nın narin kırılgan bedeni beyaz kıyafeti içinde  film afişine de taşınır.

 “Zambaklar ıssız yerlerde açar,”

Aşığın acz haline karşılık gelen “günahkar toprak” şairin kalbidir, yani Musa’nın kalbinde duyumsadığı ilk aşk belirtisi Clara’nın “saçından bir tel”dir. Clara’nın “derde tutulmuş”luğu ile  “Monna Rosa, bugün bende bir hal var,” ifadeleri eşit iki durumun tasviridir. Clara’nın “derdi” ve Musa’nın “hal”i bir denklik işaretidir. İki karakterin, yaşamın kıyısında oldukları, “saman çöpüne tutunmuş”ların çeşitlemesidir.

“Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;

  Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.”

Uzak İhtimalFilmde Musa’nın Clara’ya tek temas noktası elleridir. Kavuşan ve hemen ayrılan eller. Musa’nın ellerine sahip çıkmayan Clara’nın elleri adeta “nar çiçeğini eziyor” ve kadının aşkı ellerinden işaret verir. Musa’nın elleri ile her dafasında kavuşan Clara’nın eli kısa bir süre sonra ayrılacağı için, her defasında yeni bir ayrılığın işaretidir. İmge, ayrılmak üzere kavuşan ellerdir.  Clara’nın beden dilini oluşturan asıl dizenin izini, özellikle Musa’nın Clara’ya  merhaba demek için yaklaştığı ve bir şey konuşamadan ayrıldığı, Clara’nın garip denecek yürüyüşüne kaynaklık eden “Denizin dibinde geziyor gibi” dizesini görmek şiirin varlığını yeterince hissettirmektedir.

“Ellerin, ellerin ve parmakların

  Bir nar çiçeğini eziyor gibi…

  Ellerinden belli olur bir kadın.

  Denizin dibinde geziyor gibi”

Şiirde Monna Rosa’ya ithafen dile getirilen  “ Zeytin ağacının karanlığıdır / Elindeki elma ile başlayan…”dizeleri, filmde başarılı bir çevirme ile Musa’nın mutfak penceresinde Clara’yı gözetlediği planların birisinde elmayı elinde tutan görüntüleri ile ifade bulur. Bizim şiir okumamızda “zeytin ağacının karanlığı” kadere isyanı, “elindeki elma” imgesi ile hayatı ve  beşeriliğin anlatılmak istendiğini anlıyoruz. Toplamda vuslatı görmekteyiz. Senaristin,  Monna Rosa’nın muhacirliğini, dinsel bir alana çektiği varsayılırsa, elma Tevrat’ın sürgününe karşılık gelmektedir. Şiirin ilerleyen kısmında şairin Hıristiyan sembollere saldırışını “noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun”dizelerinde görmek mümkün iken, bunla birlikte Hıristiyan motif olan güzel öğeler de mevcuttur. Meryem’in saflığı ve aziz’in adanmışlığı “Allah’ın elleri”ni  kalbinde tutan şairin coşkun halinin evrensel ifadeleri olarak karşımıza çıkar. Rahibe sevgili olgusunu olağan kılan bu yaklaşım, filmin ana iskeletini oluşturan Monna Rosa şiirinin şu dizeleridir;

“Ben bir şarkıyım, ben bir tüyüm;

  Ben Meryem’in yanağındaki tüyüm.

  Beni bir azizin nefesi uçurur,

  Kalbimde Allah’ın elleri durur.

  Cici ayaklarım iplikle bağlı,

  Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;

  Ben bir azizin hasreti,

  Ben Meryem’in yanağındaki tüyüm.”

Filmin konuşan öncelikli beden aracı gözlerdir. Mahçup, utangaç, ne istediğini bilmeyen sonradan bir aşığın bakışına dönen Musa’nın bakışları her yerde Clara’yı arar. Sokakta, kilisede ve özellikle evin mutfağında tül perdenin arkasına kendini gizleyen Musa, büyük bir korku ve önüne geçilemez bir dürtüyle Clara’yı her fırsatta gözetler. Şiirde karşılığı ise neredeyse birebir filmdeki gibidir.

“Açma pencereni, perdeleri çek:

 Monna Rosa, seni görmemeliyim.

 Bir bakışın ölmem için yetecek;”

Filmin ilerleyen kısmında zamanın nesnel göstergesi (Musa’nın  hikayesinde ki zaman) gün, her defasında Clara’nın Mutfak ışığının sönmesi ile son bulur, mutfak ışığının sönmesi aslında karşı mutfaktaki Clara’yı izleyen Musa’yı karartır. Bu durum, gösterge olarak yeni günün başlangıcıdır aynı zamanda.

“Saat on ikidir, söndü lambalar.”

İfade sınırı tam keskin olmayan aşık adamın halini şüphesiz bir şok biçimde göstermek mümkündür. Bazen anlamakta güçlük çeker çünkü aklı başka yerdedir, bazen ayağının yoluna gitmiştir, ayak aklın değil gönlün emrindedir, şaşkın deriz biz ona. Bazen de öyle bir hal alır ki, eli ayağı tutamaz olur, eli değse ömür görmüş bir dengeyi bir hareketi ile bozar yerlere düşürür tuzla buz eder, tuttuğu elinde kalır makamındadır, sakar deriz biz ona, işte öyle bir anın ifadesini biz bir sahaf dükkânı sekasında görürüz.  Musa da “bir hal var”dır.

“Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.

  Monna Rosa, bugün bende bir hal var,”

Uzak İhtimalBir önceki sahaf dükkânı sekansında güngörmüş sahaf gerekli uyarıyı yapmıştır “… Kadınlar, dikkat!”.  Filmin bahsettiğimiz bu planında nerden çıktı dediğimiz “Bukowski” ismi aslında lüzumlu olduğundan değil, artistçe bir entelektüel ismi zikretmek, underground bir edebiyatçıyı merkeze koyarak, filme yapışabilecek dinsel imajdan sıyrılmanın en güzel yoludur. Çünkü Bukowski kendi çöplüğünden başka bir alanı sevmeyen serseridir. İsmi anılmış olmakla kendisini bilen izleyici tarafından peşinen, Bukowski’nin o karanlık yer altı hikâyeleri filme taşınmış olmaktadır. Bir nevi izleyicinin Bukowski’e ait belleği çalınmış olacaktır.

Aşığın adeta kanadı kırık kuş hali de, Clara’nın mutfak penceresini terk etmeyen güvercinde karşılığını bulmaktadır.

“Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.

  Kanadı kırık kuş merhamet ister;”

Clara, penceresine konan kuşu ne sevmektedir ne de kovmaktadır, hayatını devam ettirecek kadar yem vermektedir. Her geçen gün Musa’ya yaklaştığı gibi her geçen gün,  mekan ölçeğinde  uzaklaşma yaşanmaktadır.

“Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.

  Kanadı kırık kuş merhamet ister;”

 

“Bir gün gözlerimin ta içine bak:

 Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,”

 

“Ah beni vursalar bir kuş yerine!

 Akşamları gelir incir kuşları…”  sevgiliden aşk dilenen maşuk, her geçen gün aşk tuzağına tekrar tekrar gelmektedir. Her görüntü  aralığı her açık lamba, her ses ona yönlendirir.

Aşkın imkansıza karşı bir eleştirisidir “Uzak İhtimal”, bir nevi imkansızın imkanlılığını gösterir. Bu düşünle değil, eşya kanunu ile değil gerekçesi içinde saklı “hal”dir.  

“ Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,

   Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;”

Uzak İhtimalMusa’nın Clara’ya aşkı; kesin inançların, yargıların, toplumsal engellerin bir çeşit karşı koyuşu  ile “müezzinin rahibeye aşkı” biçiminde dillendirilmiştir.

Filmin neredeyse bütüne hakim olan her karakter anlaşılmaz bir biçimde yalnızdır. Şairin yalnızlığı, tüm dünyayı yalnız bırakmıştır. Özelikle Clara ile doruk bulan yalnızlık göstergesi, görsel somutlama ile derin çekişlerle sigara içen genç kadının yalnızlığında ifade bulmuştur. Yalnızlığına teselli olarak Musa’nın ilk defa sigara yakma teşebbüsü, artan aşk duygusunun yalnız adamdaki karşılığı olarak görülmektedir“Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!”. Hasta rahibenin ölümü Clara’yı hepten yalnız bırakırken, İstanbul’u terk eden Clara, Musa’nın uzun yalnızlığını başlatır. “garip bir yolculuk, tren…” ile başlayıp “bölüyor bir hançer, …” ile tamamlanan ifadeler, filmde hakim olan şiirsel simgelerin en belirgin öğeleridir.

Ali Murat Güven’in Yeni Şafak gazetesinde ki köşesinde “Uzak ihtimal” üstüne kaleme aldığı yazıda  mantık hatası olarak gösterdiği “tren” imgesi bu bağlamda ele aldığında şiirin filme taşınan en belirgin göstergedir. Clara’yı götüren tren hayatı bölmüştür.

“Garip bir yolculuk, tren ve Gülce

  Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:

  Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve…”

Yazıyı bitirirken belirtmek isterim ki; belki bütünüyle yanılgıdayım, belki tespitlerim bütünüyle yerinde. Bunca güzel işin sahibi kim diye sormak tabiî ki yerinde olacaktır. “Kekeme Çocuklar Korosu” yazarına selam çıkararak “Seni seviyorum…” isimli yazısından bir alıntı ile cevap vermek istiyorum; “Baş başa kaldığımda Monna Rosa’yı bir kıza okuma ihtiyacım için sevdim seni...”.

Haddim olmadan tüm şiir ve sinemaseverlere bir kez daha “Monna Rosa” şiirini okumayı ve bu duyarlıkla “Uzak İhtimal” filmini seyretmeyi salık veririm.

 

Mahmut Avcı

İstanbul Bir Nokta Edebiyat Dergisi, Kasım 2009 sayısından (son sayı)  alınmıştır.

www.istanbulbirnokta.com

Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2009, 06:00
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 9 yıl Önce

Yorumda yanlıyor olsanız bile tesbitler çok güzel. Havada kalmamış. Ama bir de tesbitleriniz doğruysa -yani yazar da aynı şeyleri düşünmüş de yazmışsa- iste o zaman harika. Böyle bir senarist kazandığı için Türk filmi şanslı döneminde demektir.

TEK
TEK - 9 yıl Önce

İsmail Kılıçarslan bu yazı üzerine ihl sözlük'e bir cevap göndermişti.
Kılıçarslan'ın açıklaması:
http://95.168.170.187/~che8uste/

TEK
TEK - 9 yıl Önce

Linkte problem varsa ihl sözlük'te 'uzak ihtimal yapımcısından ihl sözlük yazarlarına açıklama' başlığından açıklamaya ulaşılabilir.

banner19