Eşref-i mahlûkat olmanın usülleri

Hayatın en güzel günü, bugündür, bu andır. Hazırlığını derhal yap. Yarın belki kıyamet kopacaktır. Bu sözümü yabana atma... Dr. Münir Üstün yazdı.

Eşref-i mahlûkat olmanın usülleri

Sonsuz semaları masmavi bir nûr ile dolduran Allah’a hamd ederim... Ruhu, nûr âleminin ebediliği içinde aziz olan Allah’ın Resûlü’ne ve O’na inananlara selât-u selam ederim... Allah’a secde ettiğin yüzü, başkalarına karşı zillete düşürmemeğe gayret et; aziz olursun. Hakk’ın nimetlerinin şükrünü edâ et!... Nimet gelir, şükrü görmezse gider…

Sakın kimseye hakaret gözüyle bakayım deme. Unutma ki Allah’ın dostları bin bir şekil, kıyafet içinde gizlidirler.

Halkın seni methetmesiyle zevk duyma, zemmetmesinden de acı çekme...

Hak kuvvetlidedir derler; sakin inanma! Bu laf câhil sözüdür. Kuvvet ‘’Haktadır, unutma. Hak için zahmet çekme!... Allah buyuruyor:

‘’Benim nâmıma zahmet çeken kulun seyyiâtını izzetim hakkı için mahvederim.’’

İlmi var, ameli yok...

Ameli var, ihlâsı yok... Allah dostlarının yüzünü görmek nimetine ermiş de onlara bağlanmasını bilmez!.. Denizin dalgası bâzan kabarır da sâhile vururken, “Ben varım!...” diye mırıldanır... Deniz de ona, “Sen yoksun, ben varım!...” der.

 

Aman, gurura kapılıp da gönül kırma: Yanarsın.

Vücud gözünün görmediği âlemle her an irtibatı olan mübarek bir zât kalabalık bir kitleye ders ve öğüt veriyordu.

Herkes hûşu içinde güzel sözlerin tesiriyle âdetâ rûhânî bir mir’ac hâlinde idiler; bir aralık dinleyenlerden temiz yüzlü, biraz mahcup birisi uyumaya başlıyor... Mübârek zat derhal susuyor. Herkes uyuyan adama kızmaya başlıyor. Yarım saat derin bir sükût. Uyuyan uyanıyor, hatasından dolayı yüzü kızarıyor... Mübârek zat tekrar konuşmaya başlıyor... Ders bittikten sonra, uyuyan adam mübârek zâtın yanına yaklaşarak hatasından dolayı af dilemeğe hazırlanırken mübârek zat:

-Oğlum üzülme... Ben senin uyumana kızmadım; yarım saat bekledim... Rüyanda gördüğün mübârek zâtın ruhâniyetine hürmet ve muhabbetim dolayısıyla susmaya mecburdum.»

Meğer uyuyan adam rüyasında Hazret-i Resûl-i Ekrem’i görüyormuş...

Cebel-i Azâmet’e: Aklı koy, orada nurdan yapılmış libası giysin,

Cebel-i Kibriyâ’ya: Kalbi bağla, orada nûr-u muhabbet libasını kuşansın,

Cebel-i İzzet'e: Nefsi bırak, orada ubûdiyyet libasına sarılsın, Cebel-i Ezel'e: Ruhu çıkar, orada nurun-nûr libasını alsın, sonra da aşk nârasıyla bağır, bunların derhal toplandığını görürsün... O zaman fetih başlar ve bizden olursun!...

Hızır, iki gözü kör bir adama rastladı.

Uyku gözlerin kapamadıkça yatmağa heves etme...

Yedi saatten fazla uyku hamakati davet eder...

Çok acımadıkça da yeme, fazla yemek hastalık getirir...

Tam otuz yıl arkasını ne bir duvara ne bir yastığa ve ne de mindere dayadı... Ne de diz üstü oturmaktan başka bir tavır takındı...

 

Tren gecenin karanlığında homurdanarak sür’atle gidiyordu. Birinci mevki kompartımanlarından birinde, iki kişi aralarında konuşuyorlardı. Biri diğerine:

Yıldızlı bir gecede secdeye kapanmış, dua ediyordu:

“Ya Rabbi... Sen mutlak ve ezeli merhametsin!... Bu ezeli merhametini, diyar diyar gezip, herkese anlatmak istiyorum. Fakat korkuyorum: Merhametinin büyüklüğünü anlarlar da sana kimse ibadet etmez... Beni affet!... Rahmetinle yoğur!... Yirmi gün yemez içmez, hayran bir halde bir köşede otururdu. Bir gün dedi ki:

Biri onun yanına sokuldu:

Sadaka Allah nâmınadır!... Sadakada nefsin haz duymasın!...

Yuvarlanırsın... Aman dikkat et!...

Kendini o kadar çok maddeye verme, kaptırma. Maddi hesap ruh dünyasının eşiğinden bir adım ileri gidemez!

Hayatın en güzel günü, bugündür, bu andır. Hazırlığını derhal yap. Yarın belki kıyamet kopacaktır. Bu sözümü yabana atma... Bunu anlamayan zaten hayattan bir şey anlamış değildir. Doğruluktan sakın ayrılma. Unutma ki suyun bir karış altında veya denizin binlerce metre derinliğinde boğulmak arasında fark yoktur.

Yetmiş kere yaya hacca gitti. Uçsuz bucaksız çöllerde, çenesi göğsünde ve gözleri adımlarında, yetmiş kere hac yolu!... Kolay değil!... Son haccında, çölde bir köpek gördü; susuzluktan dili sarkmış, nefes nefese çırpınmakta... Haykırdı:

Kim olursa olsun her ciğeri yanana su vermekte ecir vardır’’ buyurdu.

Rahmet, Resûlullâh’ın kalb-i pâkine ve rûh-u muallâlarına mutealliktir. Onun için Cenâb-ı Hak Kitâb-i Celîl’inde (meâlen); “Ben ve Melâikeler Nebi’ye selât-u selam getiriyoruz. Ne duruyorsunuz, size de selat-u selam getirin, acabasız teslim olun.’’ buyuruyor…

Rahmet-i ilâhiye bu makamdan tevzi olunur. İlâhi rahmet hakikat-i Muhammediye’ye nâzil olmadıkça onun parçaları olan hakikatlere nail olunamaz.

Selât-u selâm getirmek, herkesin nefsi için rahmet talep etmektir. Bunu anlayan insanda basiret başlar... Basiret: Evliyaya makâmı fuatta buyurulan ruh gözüdür. Onun için bu işlerde yürümek isteyen Allah'a inanır ve mü’min olur. Kendini Allah'a teslim eder, İslam olur...

Hakk’a teslim olmak demek, kısmet-i ezeliyesinden râzî ve hoşnut olmaktır. Kulun teslimiyetini Hak görünce ünsiyet başlar... O vakit Adem insan olur... Ve derhal dâvet-i ilâhiye vâki olur... O dâvete namaz denir... Hak buyuruyor: “Namazın yarısı benim için, yarısı kulum içindir...’’

İbâdet, âzânın ıslahı içindir... Yalan yanlış şekil ile Allah’a, Peygamber’e yaklaşılamaz... Gözünü dört aç!... Bu yüzden “ibâdet yapıyorum” diye gaflette olanlar sayısızdır...

Dr. Münir Üstün

Sebil Dergisi, Şubat-Mart 1989

Yayın Tarihi: 14 Nisan 2021 Çarşamba 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner26