Diriliş’ten dış politika notları-3

"Üstad Sezai Karakoç gerek yazılarında gerekse konuşmalarında İslâm dünyasındaki dağınıklıktan ve organizasyon eksikliğinden sıkça söz eder. Bir konuşmasında Afganlıların yıllarca kahramanca savaştıklarını ve İslâm dünyasından bir destek göremediklerini, İran ve Irak’ın yıllarca savaştığını ve bu savaşı önlemek için Müslümanların yeterli girişimlerinin olmadığını belirtir. 1988 yılında haftalık Diriliş dergisinde yayınlanan ve kitaplarda yer almayan “İran –Irak Savaşı” başlıklı yazıyı önemine binaen Nizamettin Yıldız alıntıladı.

Diriliş’ten dış politika notları-3

                     

Dünyanın dört bir yanından gelen savaş ve ölüm haberleriyle sarsılıyoruz. Özellikle İslâm ülkelerine karşı yapılan işgal ve saldırı hareketleri durmadan devam ediyor. İşin daha da acısı Müslüman ülkelerin birbiriyle olan savaşları ve anlaşmazlıklarıdır. Örneğin, 8 yıl sürmüş, yaklaşık bir milyon insanın ölümüne, iki milyon insanın yaralanmasına ve 150 milyar dolarlık maddi hasara sebep olmuş İran-Irak savaşı.

Üstad Sezai Karakoç gerek yazılarında gerekse konuşmalarında İslâm dünyasındaki dağınıklıktan ve organizasyon eksikliğinden sıkça söz eder. Bir konuşmasında Afganlıların yıllarca kahramanca savaştıklarını ve İslâm dünyasından bir destek göremediklerini, İran ve Irak’ın yıllarca savaştığını ve bu savaşı önlemek için Müslümanların yeterli girişimlerinin olmadığını belirtir. 1988 yılında haftalık Diriliş dergisinde yayınlanan ve kitaplarda yer almayan “İran –Irak Savaşı” başlıklı yazıyı önemine binaen alıntılıyoruz:

Yanlış hesap Bağdat’tan döner derler. İyi ama ya yanlış hesabı Bağdat yapmışsa! İşte, o zaman, gel de ayıkla pirincin taşını. Şu Irak – İran savaşı, bunun en çarpıcı örneği. Hangi uluslararası şeytan aklına girdiyse girdi, Irak, bundan 8 yıl önce, İran’la savaşı başlattı. İran’ın güçlük içinde olduğunu ve kimse tarafından tutulmayacağını düşünerek. Herhalde Irak’ı savaşa itenler, gizlice destek sözü de vermişlerdir.

Oysa bir iki kasaba veya ada için bu çağda savaşa girmek akıl kârı değildir. Çünkü: küçük devletlerin savaşı, kendi güçleriyle yönlenmez ve sonuçlanmaz. Onlar savaşır, savaşır, tâkattan düşünce, büyükler; “siz çok ileri gidiyorsunuz artık, neredeyse dünya savaşına sebep olacaksınız. Oturun masaya bakalım” derler. Savaş boyunca, en umulan, en umulmayan devlet bile, bunlara silah sattı, savaşan bu zavallı ülkeleri soyup durdular. Sulh masasına da oturunca, bu ülkeleri hacr altına, vesayet altına almak isteyecekler.

İşin temeli, Körfez ülkeleri hegemonyası meselesidir. İngiltere çekilince, Körfez’de bir kuvvet boşluğu doğdu. Amerika, onu doldurmak istiyor, fakat bir dünya savaşının çıkmasından çok korkuyor. Korktuğu kadar da var çünkü. İki dünya savaşı da böyle bir işgalden doğdu. Tarihte bazı müdahaleler, sanıldığından daha büyük sonuçlar doğurur. İki cihan harbi, alınan bütün önlemlere rağmen yine de çıktı. Üçüncü Cihan harbi de şimdiye kadar çıkmadıysa, sırf silahların korkunçluğu ve sonucun galip için de, mağlup için de felaket olmasından çıkmadı. Ama yine de garanti yok, her zaman, Cihan Harbi çıkma tehlikesi mevcuttur. Büyük devletlerin hareketleri, böyle bir kıvılcım vazifesi görürse insanlık bu büyük felaketle karşılaşabilir.

Körfez’deki boşluğu doldurma sevdası, İran ve Irak gibi büyük sayılması mümkün olmayan devletlerin başına, bu savaş belasını çıkardı. Öyle bir bela ki bu, artık nerdeyse, siyasi boyutunu da aşıp metafizik bir boyuta vardı. Bu dünyada kendi sınır ve süresini aşan her oluşta görüldüğü gibi burada da absürde, görüntü olarak anlamsızlığa bitişen bir durum var. Adeta, insanlar ölmek için ölüyorlar, öldürmek için öldürüyorlar. İnsan kâğıttan bir şekilmiş gibi yırtılıp atılıyor. Bir sınır kavgası, sınırdaki şehirleri paylaşamama kavgası biçiminde baş gösteren savaş, her iki sınırdaki tüm şehirleri harap, hatta yok ettiğine göre, kendi amacını, varoluş sebep ve amacını tüketen her olgu gibi adeta, fiziğini aşmış ve saf kader hükmüne bitişmiştir.

Savaşı başlatmamayı bilemeyenler, elbet, bitirmeyi de bilemeyeceklerdir. Savaşı kışkırtan Batılılar, şimdi barışı da sabote edecekler, ya da yozlaştıracaklardır.
Ne yazık ki İslâm dünyasında, ülkeler arasındaki meselelere ağırlığını koyacak ne maddi ne manevi otoriteler vardır. Yazarların, bilginlerin, maneviyat kişilerinin, siyasi otoriteler üzerinde, politika üstü bir etkinliği yok. O yüzden, bir hiç uğruna bu kadar yıkım oluyor. Diriliş Aydınlar topluluğu oluşup etkin oluncaya kadar, zavallı İslâm halkının çilesi bitmeyecek, cahil bir diktatörün, ya da bir komitacılar grubunun hareketi, yıllar süren halk kırımına, adeta soykırımına benzeyecek. Hele bugünün, hayali bile aşan silahlarının korkunçluğu göz önünde tutulursa!”

Kaynak: Diriliş, 8 Ağustos 1988, sayı:3

Alıntılayan: Nizamettin Yıldız   

Yayın Tarihi: 04 Kasım 2022 Cuma 12:00 Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2022, 15:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa inci
Mustafa inci - 3 hafta Önce

Etkili ve süper

banner19

banner36