Diriliş'ten dış politika notları-2

"Hep Japon mucizesinden bahsedilir, ekonomik bir başarıyı anlatmak için. Aslında Hindistan’ın bunca farklı topluluklarla birliğini koruması, gelişmesi ve ilerlemesi, bizce Japon başarısından daha küçük bir başarı değildir." Sezai Karakoç'un konuya dair Diriliş Dergisinde yayımlanmış makalesini, Nizamettin Yıldız alıntıladı.

Diriliş'ten dış politika notları-2

                             

1988 yılında, daha sonra bir suikast sonucu hayatını kaybeden o zamanın Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi, kalabalık bir heyetle ülkemizi ziyaret eder. Üstad Sezai Karakoç o sıralarda yayınlanmakta olan haftalık Diriliş dergisinde Hindistan heyetinin ziyareti sonrasında izlenimlerini ve düşüncelerini “Doğrulan Fil” başlıklı yazıda dile getirir. Günümüz için de çıkarımlarda bulunulabilecek, adeta dış politika dersleri niteliğindeki o yazıyı alıntılıyoruz:

Doğrulan Fil

“Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi’nin memleketimizi ziyareti, bu ülke üzerine aydınlarımızın, yazarlarımızın düşünüp yazması için iyi bir vesile iken, dişe dokunur bir görüşe rastlamak herhalde mümkün görünmüyor. Üzerinde durulması gerekli nokta nedir diyeceksiniz. Bir değil, birçok noktadan bu ülke üzerinde durmak gereklidir. Çünkü Çin gibi, bu ülke de artık klasik ikili süper devlet sınırını zorluyor. Bir milyara yaklaşan nüfusuyla, çeşitli diller, ırklar, dinler ve mezheplerden insanları bir arada tutabilmesiyle, ekonomisi ve teknolojisiyle dikkatle incelenmesi gerekli bir ülke. Üçüncü dünyanın tabii lideri durumuna geldiği hâlde, şimdilik pek ön plana çıkmayıp daha çok Sovyetleri izler görünen bu devleşme yönündeki ülkenin dış politikası da iç politikası kadar dikkatle izlenmesi gerekli bir görünüm veriyor.

Bağımsızlığına kavuştuktan sonra bölünmesi, hatta belki de paramparça olması beklenen bu ülkenin, bugüne kadar bütünlüğünü koruması ve belki de bütünleşme yolunda daha da ilerlemesi doğrusu şaşırtıcı bir gerçektir. Bölme ve parçalama işinde bayağı usta olan Avrupalılar, hatta orayı boşaltan İngilizler, bu yolda kırk yıl içinde elle tutulur bir sonuç elde edememişlerdir. İngiltere Başbakanı’nın kaldığı otelin sabote edilmesinin üzerinden çok geçmeden Hindistan Başbakanı’nın bir suikasta kurban gitmesi bir tesadüf müdür? Bu, dişi aslanla dişi kaplanın dişe diş, göze göz gizli savaşı mıydı? Sihlerin başkaldırışında hiç dışın ilişkisi yok mudur? Bu soruların cevabı ne olursa olsun, gerçek şudur ki Hindistan, adeta önceden çizilmiş bir rotada, ya da planlanmış bir doğrultuda adım adım ilerlemektedir. Ne Gandi’nin suikasta kurban gitmesi, ne Nehru’nun ölümü, ne İndra Gandi’nin öldürülmesi, Hindistan’ın bölünmesini sağladı. Eğer bu türlü beklentiler var idiyse yapılan hesaplar boşa çıktı. Şu anda dinamik bir başkana sahip bu ülke, parçalanacak gibi gözükmüyor, tam tersine gittikçe daha büyüme, gelişme ve bütünleşme işareti veriyor.

Bu bir tesadüf müdür? Fiziki olaylarda olan her şeyin bir sebebi olduğu gibi tarihi/sosyolojik olayların da mutlaka bir nedeni vardır. Hindistan’ı bağımsızlığına kavuştuktan sonra ayakta tutan, bölmeyen, bütünleyen, batırmayıp ilerleten, göğe uydusunu gönderten bir neden vardır. O sebep de ülkenin son derece karmaşık gelecek zaman sorunlarını çözmesini bilen idealist bir aydın kadroya sahip olmasıdır diyebiliriz. Bu kadro, diplomattır, hem de dünya ölçüsünde diplomat. Bu kadronun insanları Batı’yı izler, gözden kaçırmaz, hatta bazı zaruretlerde alıntılar yapar, ama temelde, ruhta ve duyguda kendi ülkesine bağlıdır, kendi geleneğinin yaşamasından yanadır. Bu aydınlar sabırlıdırlar, bilgiden yanadırlar. Fedakârdırlar. Bugüne kadar Batı’nın bütün oyunlarını sezmiş ve önlemişlerdir. Kendi ülkeleri için gerekli bir kültür bileşimini gerçekleştirmek peşinde görünüyorlar.

Bütün sorunlar elbette çözümlenmiş değildir. Ama ayağa yavaş yavaş kalkan ve ayağa kalktıkça dağ gibi bir heybet manzarası veren bir fil gibi sessiz bir devlet ifadesini taşımaktadır Hindistan.

Bu kadro sessiz ve derinden gitmektedir. O kadar ki meselâ, Hindistan halâ İngiliz milletleri topluluğu üyesidir. İngiltere’den bağımsızlığını kopardıktan sonra bile bu camiadan ayrılmadı Hindistan. Tuhaftır, bugün o camianın gizli gizli liderliğine oynuyor. Evet, belki de bir gün, İngilizler, Hindistan’ı zamanında camiadan atmamanın sıkıntısını çekecekler, pişmanlığını yaşayacaklar.

Hep Japon mucizesinden bahsedilir, ekonomik bir başarıyı anlatmak için. Aslında Hindistan’ın bunca farklı topluluklarla birliğini koruması, gelişmesi ve ilerlemesi, bizce Japon başarısından daha küçük bir başarı değildir.

Bu başarının sırrı nedir? Yukarda bir parça dokunduğumuz gibi sır, aydın kadronun özelliğindedir. Anlaşılıyor ki Hint aydını kültürlü, kendi kültürüne bağlı, çok cepheli ve idealist bir aydındır. Bu kadro organize olmasını bilmiş bir kadrodur. Memleketin idari, siyasi, ekonomik, dini, kültürel ve sosyal yapısı, bu kadro tarafından kontrol edilebilmektedir.

Rajiv Gandi’nin memleketimizi ziyareti münasebetiyle televizyon muhabirlerinin Hindistan Dış İşleri Bakanı’yla yaptıkları mini bir röportaj, bu tespitimizin parlak bir ispatıdır. Türk-Hindistan ilişkileri hakkında sorulan klasik soruya, Hindistan Dış İşleri Bakanı beklenen klasik cevapları vermedi. Yani bu ilişkilerin her gün biraz daha iyiye gittiğini söyleyip geçmedi. Türkçe ile Sanskritçenin alışverişinden bahsetti. Siyasi ilişki için önce kültürel bir temel aradığı görülüyordu ekranda. İşte, bugünkü Hindistan’ı yapan, aydının bu daha derini arama çabasıdır. Bizde, hele Tanzimat’tan bu yana, bu türlü bir tavır gösteren bir dışişleri yetkilisini bulmak mümkün müdür?

İslâm ülkeleri uyanıp Hindistan’ın ve Çin’in kendi hesaplarına uyanmalarını derinden derine incelemelidir. Yoksa hâlihazırda Garplı iki süperden sonra, Şarklı iki süper daha geliyor ki küçük ülkeler ve bölünmüş İslâm ülkeleri için hiç de iç açıcı bir gelecek vâd etmiyor ufuklar.”  

Kaynak: Diriliş, 25 Temmuz 1988. Sayı:1

Alıntılayan: Nizamettin Yıldız

         

Yayın Tarihi: 04 Ekim 2022 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2022, 12:58
YORUM EKLE

banner19

banner36