banner17

Dergilerdeki omurgasızlığa hayır!

Yumuşak G dergisi, Ömer Faruk Dönmez ile Edebi Müdahale dergisinin çiçek böcek edebiyatına karşı tepki olarak çıkışını konuşmuşlar. Önemine binaen ç-alıntılıyoruz.

Dergilerdeki omurgasızlığa hayır!

Yumuşak G dergisinde dikkatimizi çeken bu röportajı dünyabizim yazarlarından Mehmet Fatih Kutan yapmıştı. İşte o röportaj:

Kasım ayında Maraş’ta Ömer Faruk Dönmez’le tanışmıştım. Bir sohbetimizde edebiyat dergilerine dair fikirlerini dillendirmişti, pek de memnun görünmüyordu ‘sahadaki’ edebiyat dergilerinden. Sonrasında Adana’da bir dergi yayımlanmaya başlandı Safer 1432’de: Edebi Müdahale. Edebi Müdahale ekibinden Ömer Faruk Dönmez’le derginin meselelerini konuştuk.

Derginin tam adı “Emperyalizme/Kapitalizme/Modernizme Edebi Müdahale.” Edebiyat dergilerinde siyasi bir omurgasızlık mı görüyorsunuz?

‘Siyasi bir omurgasızlık’ var mı, işin ehli bunu takdir ediyordur. Suçlayıcı bir dil kullanmak istemem; ama şunu sormadan da edemiyorum: Bugün Müslüman edebiyatçılar İslami bir edebiyat yapıyorlar mı? Bugün Müslüman edebiyatçıların yaptığı edebiyata ‘İslami edebiyat’ diyebilir miyiz? Düşünsenize (kıyamet kopmaz da dünya var olmaya devam ederse) yüz sene sonra edebiyat tarihçileri bu dönemi incelerken ne diyecekler? Genel olarak Müslüman sanatçılar, eserlerinde ‘Allah, kitap, rasul’ vb. kelimeleri kullanmadan bir edebiyat yapıyorlar. Bir kısım yazarların bu terminolojiyi kullanmaktan kaçınıyor olması bir yana; tematik olarak da ‘profan/dindışı’ bir tercihle karşı karşıyayız. Tamam, eline kalemi alan herkes 90’larda bir Bosna şiiri yazmıştır; bahsettiğim bu değil. Bir de hani modern kızların finalde kapanıp namaza başladığı romanlar vardı. Kastım bu da değil tabi. Ama bir ‘ifrat-tefrit’ hali yaşıyoruz. Bunun orta hali yok mu kardeşim? 90’lardaki ‘hidayet romanları’ ve ‘Bosna şiirleri’ ifrat ise; bugün yapılan ‘ıvır zıvır edebiyatı’ da tefrittir.

Ömer Faruk Dönmez‘Ivır zıvır edebiyatı’ ifadesini sert bulanlar oluyor; hiç de sert değil. Hatta bu ifadenin insaflı olduğunu söylemek gerek; çünkü teknik ve objektif bir tahlil yapıldığında bu edebiyata ‘profan/lâdini’ bir edebiyat demek bile mümkün görünüyor. Artık mutedil olmanın vakti gelmedi mi? Yani şunu söylemek istiyorum: Mesaj vereceğiz diye estetiği ihmal etmek nasıl yanlışsa; sanat yapacağız diye derdimizi/kavgamızı görmezden gelmek de büyük vebaldir. Bizim bir kavgamız var, bir davamız var. Eli kalem tutan arkadaşlara bu vebali hatırlatmak istiyoruz. Allah yarın ruz-i mahşerde hepimize soracak; bu dünyada da edebiyat tarihçileri soracak: “Ne biçim Müslüman yazarsın ki eserlerinde Allah-Kitap yok?”

Nasıl bir süreç sonunda yayımlanmaya başladı Müdahale?

Süreç şöyle izah edilebilir: ‘İslam Öncesi Türk Edebiyatında’ savlar, sagular, koşuklar, destanlar vardı. Sonra Türkler İslam’ı seçtiler; böylece ‘İslam Etkisindeki Türk Edebiyatı’ başladı. Hem üslup hem muhteva olarak İslami renklerle bu dönem 19. asra kadar devam etti. Nihayet ‘cebren ve hile ile’ hatta ‘gaflet, dalalet ve hıyanet içersinde’ İslam’la olan ilişkimiz tartışmalı bir hale getirildi. Tanzimat’la başlayan ‘Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı’ Cumhuriyet’ten itibaren olabildiğince laik/seküler bir tonda devam etti. Bu dönemde bazı Müslüman sanatçılar bağımsız İslami bir edebiyatı şerefle temsil ettiler tabi. Ama genel itibariyle bu dönem İslam’dan uzaklaşıp Batı’ya yöneldiğimiz bir dönemdi. Şimdi Müdahale, tarihin bu döneminde, iki yüz yıldır sürmekte olan ‘Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının’ tüm sakilliğine rağmen, bu ülkede, ferahfeza bir beste gibi, İslami edebiyatın varlık sahalarından birisi olarak, hayatını idame ettirmek istiyor.

Dergi duayla başlıyor, derginin periyodu için Hicri takvimi esas alıyorsunuz. Müdahale’nin ilkeleri açısından bunların önemi anlatır mısınız?

Malum, Şuara suresinin 224. ayeti “Şairlere gelince…” diye başlar ve şairlerin peşine yoldan çıkmış insanların düştüğünü, bunların ‘her konuya dalan, her telden çalan’ adamlar olduklarını, yapmadıkları şeyleri söyleyip durduklarını ifade buyurduktan sonra, o meşhur ‘illa’lardan biri daha gelir ve birtakım nitelikler sayılarak, bu özellikleri taşıyanlar deminki hükümden hariç tutulur. Nedir o ‘illa’dan sonra gelen özellikler? Bilenin malumudur. Dileyen de açar bakar. Müslüman edebiyatçının her daim akılda tutması gereken şeyler bunlar. Ne yaparsak o yerilen sınıfa dâhil olmayız? Ne yapmazsak Kur’an’da yerilen o sınıfa dâhil oluruz? Bu soruları önemseyenler, Müdahale’nin dua ile başlamasını ve periyot için hicri takvimi esas almasını garipsemeyeceklerdir.

MüdahaleMüdahale, ilkelerini Kur’andan ve sünnetten alıyor. Klasisizmi, Romantizmi, Parnasizmi, Realizmi, Natüralizmi, Sembolizmi, Fütürizmi, Dadaizmi, Egzistansiyalizmi ve bilumum ‘yazınsal akımları’ da bıyık altından gülerek, heveslilerine terk ediyor. Mesela, ne olmuştur da Hassan bin Sâbit, Efendimiz aleyhisselamın ‘Cebrail seninle beraberdir.’ övgüsüne mazhar olmuştur? İşte Müdahale bu soruyu önemsiyor. Bir şair ne yaparsa Cebrail ile beraber olma lütfuna erişebilir? İmam Busîrî ‘Kaside-i Bürde’yi nasıl yazmıştır? Fuzuli ‘Su Kaside’sinde neler anlatır? Tabi, bu soruları tarihin tozlu sayfalarından çıkarmak, zihni küflenmiş batıcıların ve bir kısım sanat sevicilerin keyfini kaçıracaktır kuşkusuz. Herkesin her şeyden ‘keyif aldığı’ bir dönemde, birilerinin keyfini kaçırabilirsek, ne âlâ…

Nasıl bir sonuç ortaya çıkarsa maksat hâsıl oldu dersiniz?

Klasik kitaplarımızın girişinde şöyle yazar: “Gayret bizden; tevfik Allah’tan.” Yani biz elimizden geleni yapalım; netice Allah’tandır. Sonuca değil sürece odaklanmak lazım. Sahih İslami hareketlerin temel anlayışı da bu aslında. Ama yine de bir sonuç’tan söz edeceksek, şunu söyleyebiliriz: Cumhuriyet döneminde Büyük Doğu ile başlayan, Diriliş, Edebiyat ve Mavera ile devam eden İslami bir damar var. Günümüzde bu damardan beslendiğini söyleyen başka dergiler de var tabi, ama biz özellikle genç yazarlara yer vermek istiyoruz. Genç yazarların dergilerde kendilerine yer bulması zor olabiliyor maalesef. Böyle bir sorun var. Çünkü imzaya bakılıyor genellikle. Tanıdık bir imzanın en sıradan metni bile yayımlanabilirken; tanınmamış bir genç yazar, çok esaslı bir metne sahip olsa bile, sesini duyurmakta zorlanabiliyor. Oysa Müdahale için ‘imza’ önemli değil, ‘metin’ önemli. Mesela ilk sayımızda on dört imza var; bunlardan on tanesi yirmili yaşlarda. Bu, gelecek sayılarda da muhtemelen böyle olacak.

Yani, nasıl bir sonuç ortaya çıkarsa maksat hâsıl olur? İslami bir edebiyat ortaya çıkarsa, maksat hâsıl olur diyebiliriz. Yirmi-otuz yaş civarındaki genç Müslüman edebiyatçıların, şu laik/seküler/profan/ladini düzlemden ayrı olarak, bağımsız bir ‘İslami Edebiyat’ tesis etmelerini umut ediyoruz.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

 

Zeynep Pekuz çalıntıladı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2011, 22:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşe gül
ayşe gül - 8 yıl Önce

birilerinin çıkıp da bunları dile getirmesi çok güzel.tebrik ediyorum.gayretlerinin devamını diliyorum.

banner8

banner19

banner20