Değişme ve Ötesi II

"Mutlu, zengin ve kendine güvenme duygusu içinde sanılan Amerika, gerçekten öyle mi? Yakından bakılınca belirli bir değişme görünmüyor Amerikan toplumunda ama sanırım öyle 19. yüzyılın hatta İkinci Dünya Savaşı sonrasının Amerikası da yok artık." Sezai Karakoç'un Diriliş Dergisi'nde yayınlanmış olan 1988 basımlı 4.Cilt, 7. Sayı'dan alıntıladığımız yazıyı istifadelerinize sunuyoruz.

Değişme ve Ötesi II

Dışarı fazla açılmanın ve dünya imparatorluğu olmaya soyunmanın faturasını yavaş yavaş ödeyeceğe benziyor o da. Antik dünyanın bir Romalısı, bir Atinalısı, bir Mısırlısı ya da Orta Çağ’ın bir Müslümanı ile karşılaştırıldığında, bugünkü Amerikan tipi, dünya insanı olma açısından biraz hafif kalacaktır. Değişmesi, ilerlemesi ve yücelmesi gerektir ki dünyanın sorumluluğunu üstlenecek bir aydın kişi olabilsin bir Amerikalı. Ama gördüğümüz büyük bir çaba sarf etmesine karşılık sanki daha öncesinden kendisi için çizilmiş sınırları bile zorlamaya niyetli değil. Böyle olunca dünya sorumluluğu ağır basacak ve bu yükün altında Amerikan kişisi çökecektir. Biz bunu yakın tarihte gözlemlemiş bulunuyoruz. Bunun tipik misali, İngiltere’dir. 1900 yılları başında dünyanın en büyük imparatorluğu olan İngiltere, iki dünya savaşından da zaferle çıktığı hâlde bugün üstünde güneş batmayan imparatorluk olmak bir yana artık süper devlet olma iddiasında bile değil. Bir de düşünelim ki İngiliz İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilseydi de zafer, Osmanlı Devleti’nin olsaydı, bugün acaba nasıl bir manzara olabilirdi? Tarihi ve olup bitenleri kavramak, daha iyi anlamak için pozitif bilimler de olduğu gibi sosyal bilimlerde de bu tip varsayımlar yapmak araştırmacıların görevidir. İttihat ve Terakki ve Alman faktörü ne yapardı bilmem ama gerçek Osmanlı toplumu, böyle bir zaferden sonra herhalde büyük bir dünya devleti olmanın sınırlarını zorlardı. Osmanlı toplumu kişisinde bu büyüklük sırrı, bu gizli güç vaadi sezilebilirdi. Ama İngilizler bütün dünya önlerine sonsuz bir servet ve hükmetme alanı gibi açılınca duralamışlar, bocalamışlar ve sonunda bu imkânı kullanmayı bilememişlerdi. Daha doğrusu, bu dünya hakimiyetinin gerektirdiği feragat, ruh derinliği ve fedakârlığı gösteremeyen İngiliz üst tabakası, şahsî faydayı ideallerden, insanlık idealinden daha üst plana çıkardığı için tarihin belki de bir defa için milletine sunduğu bu misyona layık olamamış ve bu fırsatı, tarihî nöbet sırasını elinden kaçırmıştır.

Şimdi devreye giren Amerikan toplumu da için için kaynamakta, dünya devleti olmanın yollarını aramaktadır. Bu yolu bulabilmiş midir? Bize göre hayır. Diğer kıtalar insanlarının belki de gereğinden fazla değişmesine karşılık, Amerika ve Avrupa toplumları, değişmeme ya da yeterince değişmeme bunalımı içindedirler. Teknoloji, onların eseri olduğu hâlde ve teknoloji bütün dünya insanlarını, ülkelerini ve sorunlarını birbirine yaklaştırdığı hâlde bunun yine de en çok farkında olmayan Amerika (Kuzey Amerika’yı, ABD’yi kastediyorum) ve Avrupa toplumlarıdır. Amerikalılar ve hele Avrupalılar, diğer ülkelerin insanlarını hâlâ görmezlikten gelmeğe devam etmek istiyorlar. Bu inat ve ısrar, Avrupa’yı, daha önceki yüzyılda kurulduğu tahtından aşağı indirdi. Amerikalılar da eğer üç aşağı beş yukarı, akrabaları ve biraz da hocaları olan Avrupalıların yolunu izlerlerse, 21. yüzyılda o da bugün yerleştiği tahttan alaşağı olur.

Rusların durumu ise bambaşka. Rusları Asyalı sayanlar vardır, Avrupalı sayanlar vardır, yarı Avrupalı, yarı Asyalı sayanlar vardır. Bütün bunlar doğrudur ama bunların dışında bir unsur daha vardır ki üzerinde durulmuyor ya da ancak sanat söz konusu olunca işaret edilip geçiliyor. Bu özellik, Rusların kendilerine has karakterlerdir; bu karakter de belki arkalarını Sibirya’ya, uçsuz bucaksız buz ovalara dayamadan gelen biraz içine kapanık, fakat gerektiğinde kullanacağı imkânı geniş ve hatta adeta sonsuz olanların iç güvenidir. Bu özelliktir ki Rusları, öyle kolay kolay değişmez bir toplum yapmakta, onlar esen rüzgârlarla sarsılmaktan uzak durmaktadırlar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan en kârlı çıkan Rusya olmuş ve bu kârını korumak için de gerekeni yapmakta başarılı görülmüştür. Steple Slav ruhu arasında bir ilgi kurulmuştur her zaman. Ama kimse, üç yanı emniyette olan Rusya’nın Asyalıdan çok Avrupalı olan Rusya’nın (bilhassa yönetici kadrosuyla), dış politika ve genel siyasî yaşantı açısından ne Avrupa’ya ne de Asyalı bir ülkeye benzediği gerçeğine parmak basıyor. Toplum olarak, Amerika ve Avrupa toplumları gibi Rus toplumu da bir değişmezlik içinde. “Değişmek mutlaka lazım mı?” denebilir. Her zaman ve her çağda değişme gerekmeyebilir. Ama teknolojinin böylesine ilerlediği ve hele ülkelerin insanların böylesine yakınlaştığı, dünyanın sorunlar bakımından bütünlenmeye başladığı bir çağda, içe kapanık ve değişmez bir hayat tutturmak, ne dereceye kadar tutarlı bir davranış olabilir?

Orta yol, ne Amerika, Avrupa ve Rusya gibi değişmenin hemen hemen sıfır düzeyinde olması ne de küçük ülkeler; Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri gibi durmaksızın değişmedir; orta yol, teknoloji ve insanların yakınlaşmasıyla ölçülü bir açılma ve ilgi kurma diye özetlenebilir. Ama Avrupa ve hele Rusya (birçok Türk-İslâm ülkesini de içinde barındırdığı göz önünde tutulursa), böyle bir değişme, insanların değişmesi, toplumların değişmesi yaklaşımını asla benimsemeyecektir. Zihniyetler kolay kolay değişmeyecektir. Amerikalı, Avrupalı, kendini üstün ve seçkin insan saymak sevdasından vaz geçmeyecektir. Ruslar ve Çinliler, hatta Hintliler de açık ya da gizli bu dileği taşıyorlar. Ruslar, yönettikleri ırkların (Müslümanların ve hatta küçük Avrupa ülkelerinin halklarının) üstünde bir seçkinliğe sahip oldukları inancındadırlar. Bu inançtan kolay kolay vazgeçmeyeceklerdir.

Hitler öldü, nazizm ve faşizm yok edildi ama onu yok edenler aynı kendini üstün görme illetine yakalandılar. Amerikalısı da, Rusu da, Avrupalısı da, Çinlisi de, Yahudisi de bu hastalıktan malûller. Zorla başka halkları yönetimleri altına almak ve ezmek istiyorlar. O halklar ki kültürce, dince, dil ve ırkça, bu sayılan ülkelerle hiçbir ilgi sahibi değillerdir.

Sezai Karakoç

Diriliş Dergisi, 7. Cilt, 4.sayı, 1988

Yayın Tarihi: 03 Mart 2022 Perşembe 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26