banner17

Cahit İleri: 'Mamur, Müreffeh ve Mücehhez Bir Vatan idi Tevfik İleri'nin Gayesi'

İmam Hatip okullarının kurulmasında büyük emeği geçen Milli Eğitim eski bakanlarından Tevfik İleri’nin oğlu gazeteci-yazar Cahit İleri, 8 Şubat 2017’de vefat etti. Vefa dergisinden Fatih Muhammed Çakmak ve Nisa Müezzinoğlu, derginin 7. sayısı için Cahit İleri ile, babası Tevfik İleri hakkında bir röportaj yapmışlardı. Cahit İleri’ye rahmet niyazıyla, kendisiyle yapılmış o röportajı alıntılıyoruz.

Cahit İleri: 'Mamur, Müreffeh ve Mücehhez Bir Vatan idi Tevfik İleri'nin Gayesi'

İmam Hatip okullarının kurulmasında büyük emeği geçen Milli Eğitim eski bakanlarından  Tevfik İleri’nin oğlu gazeteci-yazar Cahit İleri, 8 Şubat 2017’de vefat etti.

Vefa dergisinden Fatih Muhammed Çakmak ve Nisa Müezzinoğlu, derginin 7. sayısı için Cahit İleri ile, babası Tevfik İleri hakkında bir röportaj yapmışlardı.  Cahit İleri’ye rahmet niyazıyla, kendisiyle yapılmış o röportajı alıntılıyoruz.

Tevfik İleri'nin mahdumu Ca­hit Bey'i biraz daha yakından ta­nımak adına sizinle başlayalım.

Ben 1945 Samsun doğumluyum. İnşa­at y. mühendisiyim; ama epeydir emek­liyim. Tevfik İleri’nin 3 evladının en kü­çüğüyüm. 2’şer yaş arayla 2 ablam var.

Allah, ömrünüzü bereketlendir­sin. Babanız bir dakikasını dahi zayi etmemek için çalışan vatanperver, fedakâr bir lider, bürokrat ve baba. Na­sıl bir lider ve bürokrat olduğunu oku­mak için az da olsa fırsatımız olabiliyor muhtelif kaynaklardan, ancak nasıl bir baba olduğunu sizden dinlemek isteriz. Babanız Ahmet Tevfik İleri'yi bir evlat gözüyle anlatır mısınız?

Babam ve annem, o da rahmetli, evi­mizde sevgi dolu bir aile havası oluştur­mayı başarmışlar. Biz çocuklar babamız ile annemiz arasında derin bir sevgi ve karşılıklı saygı olduğunu bilir ve bunu en tabii şey olarak hissederdik. Aynı şekilde onların bizi de çok sevdiklerini bilirdik. Çocuk ve giderek genç olmamıza rağmen, tabir yerinde ise, ana babamız bize de saygı gösterirdi. Fikrimiz alınır, görüş­lerimize kıymet verilirdi. Her üçümüz de babamızı çok sever ve çok sayardık. Bizlere karşı en ufak bir sert muamelesini görmedik, fakat herhangi bir kabahati­mizi görecek, bize ayıplayarak bakacak diye çok da korkardık.

Validenize olan muhabbeti­ni her fırsatta dile getiren bir Tevfik İleri var. Kuşkusuz mücadele hayatında en büyük desteği ondan almış. Bu kopmaz birlikteliği sağla­yan neydi?

Allah onları birbirleri için yaratmış, bir­birlerine nasip etmiş diyebiliyorum ancak. Gerçekten her konuda his ve düşünce bir­liği içinde olan iki insandılar. Bu temel­de bir de birbirlerine duydukları sevgi ve saygı böyle güzel birlikteliği sağlamış.

Merhum hocamız zor şartlar altında olmasına rağmen üstün bir gayretle İstanbul Teknik Üniver­sitesi'nden Yüksek Mühendis olarak mezun olmuş. Ancak sonrasında yal­nızca mesleğini devam ettirmemiş, bir de bunun yanında gönüllü öğret­menlik yapmış. 1950 yılında yapı­lan seçimlerin kazanılmasıyla çeşitli alanlarda bakanlıklar verilmiş ken­disine. Ulaştırma (1950'de çok kısa bir süre), Milli Eğitim (1950-1953 ve 1957), Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı (1957-1958) ve Bayın­dırlık Bakanlığı (1958-1960) görev­lerinde bulunmuş; 1953-1955 yılları arasında TBMM başkanvekilliği yap­mış. Tahsil gördüğü alanın dışında kalan bu birbirinden farklı görevlen­dirmeleri, bu denli başarıyla yerine getirmesini neye bağlıyorsunuz? 

Her şeyden önce her üstlendiği vazife­nin mes’uliyetini hissetmiş ve ne yaparsa en doğrusunu, en iyisini yapmaya çalış­mış. Bu onun karakterinde var.

1950’de siyasi hayatı başlayana ka­dar kendi mesleğinin çeşitli kademele­rinde devlet memuru olarak çalışmış. Son görevi Samsun merkezli Karayolları 7. Bölge Müdürlüğü. Aslında bu bölgenin “kurucu müdürü”. Öğretmenlik mesleği onun çok kıymet verdiği, çok yücelttiği bir meslek. Memuriyetinin ilk yıllarında Erzurum’da gönüllü ek iş olarak öğret­menlik de yapmış ve bunu Erzurum’daki hayatının en zevkli meşgalesi olarak gör­müş.

1950-60 arası Demokrat Parti iktidarı, Türk ve Türkiye tarihinde ilk defa olarak halkın doğrudan seçtiği insanların işba­şına gelmesidir ve halkın dertlerini bilen ve halkı seven bu insanlar büyük bir heyecan ile millete çok büyük hizmetler yapmışlardır. Babama da bu hizmetlerde pay sahibi olmak nasip olmuş.

Cahit Bey, biliyoruz ki halihazırdaki birçok kurum ve ku­ruluşun temelini bizzat merhum İleri attı. Bunların arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü, imam hatip okulları var. Bir yandan sosyal bilimleri önceleyen bir anlayış, diğer yanda teknik alt ya­pıyı oluşturma adına atılmış adımlar olarak okuyoruz bunları. Böylesi bir bütünlük bir medeniyet fikrini akla getiriyor. Sizce de öyle değil mi?

Babamın çok sık dile getirdiği bir emel “mamur, müreffeh ve mücehhez bir va­tan” idi. Bu kelimelerimiz maalesef es­kidi, kullanılmaya kullanılmaya belki bende uyandırdığı etki ve çağrışımları gençlerimizde uyandırmayabilir. Yeni kelimelerle bayındır, refah içinde ve do­nanımlı bir Türkiye. “Donanım” maddi manevi unsurları kapsıyor. Bizim tarihi­mizde de dünya tarihinde de görüyoruz ki büyük medeniyet taşıyıcısı toplum ve dönemler her zaman “mamur, müreffeh ve mücehhez” olmuşlar.

Değindiğiniz gibi babamın nice hizmet­leri arasında Ortadoğu ve Atatürk üni­versiteleri kuruluşlarındaki emekleri de var. Ancak imam hatip okulları ve Yük­sek İslam Enstitüsü kuruluşları ile bun­lar arasında bir fark var. Üniversitelerin kuruluşu DP iktidarının bir bütün olarak emek verdiği, netice aldığı alandır. İmam hatip okulları ve Yüksek İslam Enstitü­sü’nde ise işin idari, siyasi tarafında şehit Başbakanımız Adnan Menderes’in ve ta­bii DP grubunun desteği ile rahmetli ba­bamın çok belirleyici, yol açıcı rolü var.

Tevfik İleri dediğimiz zaman akla ilk gelen imam hatip okul­ları oluyor. Sonraki süreçte yüksek İslam enstitülerinin kuruluşu… O günleri hatırlıyor musunuz? Nasıl bir süreç yaşanıyordu?

İmam hatip okullarının kuruluşu sıra­sında 6-7 yaşlarında çocuktum. Doğru­dan bir hatıram, bilgim yok. O dönemi sonradan okuduklarımdan, dinledikle­rimden öğreniyorum. Müthiş bir sebat ve gayret. Celal Ökten Hoca ve diğer hocalarımız, ilk dönem çocuklarının aileleri ve talebe­lerin kendileri gerçek kahramanlar ola­rak görev yapmışlar.

İslam enstitüsünün açılışının ayrıntı­larını da okuyarak biliyorum. Ancak o tarihte 15 yaşında idim ve babamın bu hizmetinden dolayı ne kadar sevinçli ve huzurlu olduğunu hatırlıyorum.

Bu konuda rahmetli babamın, İslam enstitüsünün açılışından çok kısa bir süre sonra Samsun’da halka yaptığı bir konuşma vardır. Bu konuşma bence hem güzel bir özet hem de babamın hislerini yansıtması bakımından önemlidir. Konu buraya gelince hep hatırlatmak isterim. İzninizle burada da bir alıntı yapayım.

Çok heyecanlı bir sesle konuşmasının bu imam hatiplerle ilgili bölümünde şun­ları söylüyor:

Biz sadece bu memlekette baraj, liman, iskele yapmadık. Biz sade bu memlekette yol, köprü, fabrika yapmadık. Biz sade bu memlekette köylüye içecek su, köylüye yiyecek buğday temin etmedik. Biz aynı zamanda bu milletin bekası için, ilelebet payidar olması için lazım olan manevi gıdayı da Türk çocuklarına vermek yo­lunu aradık, bulduk. İlk mekteplerimize din dersleri 50’den sonra girdi. Aradan bir müddet geçti, orta mekteplere din der­sini biz koyduk… (Fi?) zamanında bir takım mel’un vasıtalarla yetiştirmeye çalıştıkları bir kısım öğretmenler git­tikleri yerlerde çocuklarımıza Allah’ın yok olduğunu ispata çalışırken, muallim mekteplerine; çocuklarımızı yetiştirecek olan öğretmenlerin yetiştirildiği mektep­lere din dersini biz koyduk. Bu milletin köyünde, nahiyesinde, kasabasında ve şehrinde muhtaç olduğu din adamlarının yetiştirilmesi için imam hatip mekteple­rini biz açtık. İmam hatip mekteplerin­den mezun olan gençlerimizin hiç olmaz­sa bir kısmını ve en kabiliyetlilerini daha yüksek ihtisasa mazhar kılmak için bu sene İstanbul’da bir Yüksek İslam İlahi­yat Enstitüsü’nü de biz açtık. Ve Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Hamdden, şü­kürden acizim; Demokrat Parti iktidarı­nın bu en güzel işlerinde vasıta olmak da, Allah’a bin defa hamdolsun, sizin meb’u­sunuz Tevfik İleri’ye nasip oldu.

Ne yazık ki bu konuşmadan 6 ay sonra bu güzel işleri yapan DP iktidarı bir dar­be ile yıkıldı.

Babanız gençlik yıllarını da ciddi çalışmalar yürüterek ge­çirdi. Kısa bir zaman içerisinde bin­lerce gencin Tevfik Ağabey'i oldu. Fakültenin son yılında MTTB genel başkanlığına seçildi. Birçok iftiraya ve zorluğa maruz bırakıldı. Zor bir dönemde eşine pek rastlanmayan bu cesurca çıkışını ve yılmadan daima mücadele etmesini neye dayandırı­yorsunuz?

Allah onu bir yiğit adam olarak ya­ratmış. İhlas, tevekkül ve teslimiyet her­halde anahtar kelimeler.

Cahit İleri'nin cenaze namazından...

Ankara Hastanesi günlerine gi­delim biraz da… Nasıldı o gün­ler?

27 Mayıs 1960’da elimizden ve evi­mizden alınan babamıza bizsiz ve büyük sıkıntılar içinde geçirdiği yak­laşık 1,5 felaketli yıldan sonra ve çok hasta, çok zayıf bir “mahkûm” olarak tekrar kavuştuk. O zamanki Ankara Hastanesi Başhekimine, Dr. Abidin Arı’ya Allah rahmet eylesin. Darbe­nin o zor ve riskli ortamında, kapı­sında nöbetçi bulunmasına karşın tek kişilik rahat bir odada, annemin refakatinde kalmasına imkân hazırla­dı. Bizler ve birçok dost akraba tara­fından da rahatlıkla ziyaret edilebili­yordu.

Tabii hepimizin üzerinde daha 1 ay önce şehit edilmiş Başbakanımız ve iki değerli bakanımızın (Mende­res, Zorlu, Polatkan) acısı vardı. Ona kavuşmaktan dolayı sevinçli, ama hastalığı ve olanlardan dolayı yıkık, karmaşık hislerle dolu olduğumuz bir dönemdi. Kısa sürdü. 2,5 ay sonra ba­bam Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Biz hocamızın mücadelesine, azmine, ilim ve irfanla harman­lanmış gönlünün güzelliğine şahidiz. Allah kendilerinden razı olsun. İlk görüşmemizden itibaren Cahide Ha­nım ve sizin samimiyetinize yakın­dan tanıklık ettik. Bize vakit ayırdı­ğınız için çok teşekkür ediyoruz.

Rahmetli babama gösterdiğiniz vefa­dan dolayı ben sizi tebrik ediyor ve size teşekkür ediyorum.

 

Röportajı yapan: Fatih Muhammed Çakmak -  Nisa Müezzinoğlu, Vefa dergisi, 7. sayı.

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2017, 12:26
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20