banner17

Cafcaf okumayanı uyaralım!

Hüseyin Akın "Müslüman adama gülmek günah" diyenlere kalemini konuşturmuş "Cafcaf" okumayı tavsiye etmiş..

Cafcaf okumayanı uyaralım!

 

Hüseyin Akın

26 Mart 2010

Milli Gazete

Cafcaf okuyalım, okumayanları uyaralım!

Çocukluğum ve gençliğim, mizah dergileri okumakla geçti. Bu itiraf aynı zamanda mizaha gerek duymayacak bir döneme tanıklık etmediğimiz anlamına geliyor. İhtilal dönemleri bir nevi dilin kıskaç altına alındığı dönemlerdir. Dil, edebiyattan mizaha kadar kendi içine çekilerek savunma düzeni alır. İkinci yeni akımı şiir de böyle bir sürecin izlerini taşır. Sadece belli edebiyat düzeyini tutturmuş, ortak şiir kodlarını çözmüş kişilerin birbirilerini anlama ve müşterek anlaşma vasıtası olmuştur.

Mizah dergilerinin gülmeceye tutunarak yapmak istedikleri de budur. Yani hakikat ve doğru söz karşısında konuşlanmış kişileri gıdıklamak suretiyle insani yönlerini harekete geçirmektir. Zira gülmek bir gerçeği zımnen kabullenmektir. Gülen insan aynı zamanda diyaloğa açık insandır. Toplumsal bir çarpıklığa gülüş fırlatan kişi aynada kendi görüntüsüne gülebilen kişidir ve bu yüzden eleştiriye açık olan taraflarını teşhir etmekten çekinmemiştir.

Yetmişli yılların kasvetli ortamında elif cüzüyle beraber okuduğum ilk dergi Salata adlı mizah dergisiydi. Çizgi roman tarzına sahip bu dergi o dönemin önemli mizahçılarından Suavi Süalp tarafından tek başına çizilip hazırlanıyordu. Ardından Gırgır, Fırt, Çarşaf gibi mizah dergileri konjonktür gereği kuş diliyle konuşma dönemin siyasi ve sosyal durumlarını iğneleyip gıdıklamayı sürdürdüler.

Muhafazakâr kanatta zor zamanda konuşma dergiciliği anlamında istikrarlı bir mizah dergisi ne yazık ki pek rastlayamadık. Hafızamı şöyle yokladığımda Cıngar ve Ustura dergilerinin dışında başka bir mizah dergisi gelmiyor aklıma. Bu dergiler de ismi hafızalarda kalacak denli bir çıkış yakalayamadılar. Acaba neden? Birincisi gerçek, aktüel ve canlı bir muhalefetten yoksundular. İkincisi parça tesirli bir mizah etkisi bırakıyorlardı takipçilerinde. Muhafazakâr kesimin bu zamana dek geleneği olan köklü bir mizah dergisine sahip olamayışı ister istemez muhafazakârlık ve mizah tartışmasını da başlattı. Muhafazakâr duyarlıklar tebessümün ötesine geçecek alanı çitlerle çevirmiş olduğundan sınırlı bir gülmeceyle yetinmek durumundadır diyenler oldu. Muhafazakârlık bir tür statükoyu da muhafaza etmektir ve bu yüzden muhalif yanları körelmiş, çılgınca yükseklere uçabilecek kanatlardan yoksundur, tarzında eleştiriler yapıldı. Hatta kimi sosyologlar tarafından "Türkiye'deki siyasal İslam'ın en önemli eksikliği mizah dergilerinin olmamasıdır" şeklinde iddialı laflar bile edildi.

Şunu öncelikle belirtmeden geçmeyelim, belli bir misyon üzere yola çıkan kişilerin kitlesel mizah dergisi çıkarabilme lüksleri yoktur. Çünkü misyon sahipleri kitlesel değil özgün dil kullanırlar. Üzüntü ve öfkeleri birbirine benzemeyen insanların güldükleri ya da gülünç buldukları şeyler de birbirinin aynısı olmayacaktır. Bu yüzden kitlesel yığınları peşinden sürükleyen bir muhafazakâr mizah dergisi çıkarmak son derece netameli bir konudur.

Her ne kadar insanın mimiklerini gevşeten bir tarafı olsa da mizahın ciddi bir iş olduğu da hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu kıstaslara sahip bir mizah dergisi düşleyenler için 34 sayıdır yayınını istikrarla sürdüren Cafcaf dergisini örnek verebilirim. Bir mizah dergisini ciddi kılan şey her şeyden önce çizgi kalitesidir ki bu işten anlayan herkes Cafcaf'a rahatlıkla yüz üzerinden yüz verebilir. Ayrıca Murat Menteş gibi sözün kıvrımlarını çok iyi bilen kalemlerin Cafcaf'ta yazması okuyucular için büyük şans.

Daha önce çıkan muhafazakâr mizah dergisi denemeleriyle karşılaştıracak olursak, Cafcaf'ın emsallerinden en büyük farkı mizahla ne yapmak istediğini çok iyi bilmesidir. Mizahta sınırlarını yapmak istediği şeyle çizebilmeyi başarmış bir dergi diyebiliriz Cafcaf için. Alışıldık kaba mizaha ihtiyacı yok. Gülmeye yeni bir tanım getiriyor adeta. 34. sayısında örgütlenmiş dinsel cehaleti son günlerin bilge film karakteri Ramiz Dayı'nın dilinden tiye alırken de mizahın düşündürücü tarafına işaret ediyor. Hiç kuşkusuz Cafcaf, milyonlarca insanı bir konu üzerinde ne mizah yapmaya ne de bir şeyin üzerine millet olarak cümbür cemaat gülmeye davet ediyor. Nitekim Cafcaf editörü M. Asım Gültekin de bunun farkında ve 70 milyon insana seslenmek gibi bir hedeflerinin olmadığını özellikle belirtiyor. Herkesi kucaklamak edebiyatçılara ya da mizahçılara değil sadece politikacılara yakışır bir tarzdır. Ülkemizde gerçekten çok gülünç şeyler oluyor. Olup bitenler güldürmekten ziyade gülmeceyi kundaklar cinsten şeyler. Gülünçlük, zavallılığı da peşinden sürükleyen bir durum olduğu için için de bulunulan zavallılığa en etkin cevap yine Cafcaf'ın yaptığı gibi bıyık altından ince bir gülüş fırlatarak dağınık akılları hizaya sokmak veya insaf ve izan dairesinde cem etmektir. Organize cehalet ve duyarsızlıklara ortak gülüş için Cafcaf'ın etrafında toplanmak gerek.


Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2010, 14:08
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
EMİNE YAŞAR
EMİNE YAŞAR - 9 yıl Önce

Bu yazıyı dumanı üzerinde iken okumuştum.. :-)

büşra
büşra - 9 yıl Önce

Milli Gazete yazarları nın tesbitleri zaten hep yerinde olur.Yine öyle olmuşMilli GAzete nin ve milli görüşün bu cemaatlere, oluşumlara verdiği desteğin onda birini geri dönüş olarak verebilselerdi bu gün bu ülke çok başka olurdu.Ne ilginçtir ki milli görüş hükümeti zamanında cemaat liderlerine ''şeyhlerine'' yemek verince eleştirenler şimdi ki hükümet sanatçılarla sinema artistleriyle toplantılar düzenleyince şakşak yapıyorlar.Yalan dünya işte rüzgar ne yandan eserse.

banner8

banner19

banner20