"Bir talebe, bir dünyadır"

"Her namazında, her duasında mutlaka talebelerini zikrederdi. Derste talebelerinin ihtiyaç ve sıkıntılarını hisseder, onlarla alâkadar olurdu." Dr. Öğr. Üyesi Mesut Çakır, "İslâmi İlimler Hocalarının Dilinden" isimli eserde, hocası M. Emin Saraç’ı anlatıyor.

"Bir talebe, bir dünyadır"

Merhum Mehmet Emin Saraç Hocaefendi ile tanışma hikâyenizi anlatır mısınız?

Cennetmekân hocamızın köylüsü olmam hasebiyle küçüklüğümden beri hocamızı bilirim. Babam iftihârla yer yer hocamızdan bahsederdi. Ayrıca sıla-i rahim yapmaya çok önem veren hocamız, senede en az bir defa köye (Tanoba) gelir; baba dostlarıyla, babasının talebeleriyle, köylülerle görüşürdü. Bunlardan mütevellit yöre ahâlisi de hocamızı tanır ve sever.

2000 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandığımda babam beni hocamızın yanına getirmişti. Hocamız da beni Fatih Camii'nin avlusunda bulunan Fetih Yurdu'na yerleştirdi ve böylece hocamızın derslerine başlamış oldum.

Hangi dersleri aldınız?

Hocamızdan Sünen-i Nesâî, Sahîh-i Müslim'in bir kısmı, Mişkatü'l-Mesabih, İmam-ı Azam'ın Müsnedi, İmam Mâlik'in Muvatta'sı, Ebû Yûsuf'un Kitâbu'l-Asâri, Şifâ-i Şerif, Şemail-i Şerif ve diğer bazı eserleri okuma fırsatı buldum. Şifâ-i Şerif altmış-yetmiş yıldır pazar sabahlarının vazgeçilmezidir. Bu muhalled eserin, bu topraklarda yeniden ihyâ olmasında hocamızın çok büyük emeği vardır.

Bunun haricinde, ilahiyat öğrencileriyle olan dersler ise haftanın dört günü, akşam saat sekiz ile on bir arası olurdu. Önce hocamız ders yapardı. Daha sonra Halil İbrahim Kutlay, Hamdi Arslan ve Ahmet Efe hocalarımızdan biri gelir; hadis usulü, tefsir veya fıkıh dersi yapardı. Hocamızın değişik vakitlerde imamlarla ve diğer bazı hocalarla dersleri de olurdu. Hocamız vefâtından bir sene öncesine kadar talebeleri ile derslere devam etti. Sonrasında da aile efrâdı ile derslerini sürdürdü.

Hiç unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Hocamızın talebelerinin onunla pek çok anısı vardır. Her talebesi ile anıları olan bir hoca idi. Dersin yanında hayatımızın tamamına etki edecek tavsiyeleri vardı. Talebelerinin düğün, nişan vb. davetlerinde mutlaka bulunurdu. Cenazeler olduğunda taziyede bulunmaya çalışırdı. Hocamız, "Bir talebe bir dünyadır." düşüncesiyle hareket ederdi ve dua ederken de önce talebelerine sonra evlatlarına dua ederdi.

Her namazında, her duasında mutlaka talebelerini zikrederdi. Derste talebelerinin ihtiyaç ve sıkıntılarını hisseder, onlarla alâkadar olurdu. Takdir ederdi; azarlamazdı. İkazları bile tatlı olurdu: "Bunun yapılmaması lazım, bunu yapmayın." şeklinde uyarırdı. Ama hiçbir zaman kırmazdı. Bize öyle bir his vermişti ki, bir şey içimizi daralttığında hocamıza bunu rahatça söyleyebilirdik.

Hocamız bildikleri ile amel etme, sünneti yaşama konusunda çok hassastı. Meselâ, İstanbul'a yeni geldiğim günlerde derslere devam ederken bir ara üşütmüş ve hasta olmuştum. Birkaç derse gidememiştim. Hocamız, derse gelemeyen talebeyi mutlaka sorardı. Abilere hasta olduğumu söylemiştim. Abiler de hocamıza iletmiş. Sonra iyileşip derse gittiğimde hocamız "Seni ziyarete gelecektim, kusura bakma gelemedim." dedi. O zamanlar böyle söylemesine şaşırmıştım. Sonradan anladım ki hocamız, hasta ziyaretinde bulunamamış olmanın ve bir talebesini görememiş olmanın üzüntüsü ile böyle davranmış.

Hocamız dersi ve ilmi sevdirirdi. Talebeyi teşvik eder, talebenin ufkunu açardı. Talebelerine okutacağı kitabı bizzat alıp hediye eder, bazen önemli eserleri almalarını tavsiye eder, kimi zaman da o eserleri yine kendisi alıp verirdi. Her talebesini hafızlığa teşvik ederdi; çoğu talebesi de bu sayede fakülte yıllarında hafız olmuştur. Hocamız, talebelerini yakından takip ederdi. Meselâ, "Hafızlık nasıl gidiyor, neredesin, ne yaptın yüksek lisansı, tezini yazdın mı, imtihan neticesi ne oldu, babanın durumu nasıl oldu..." bütün bunları sorardı.

Hocamızın geçmiş ulemâya ve bilhassa kendi hocalarına büyük hürmeti vardı. Onları rahmetle anar, bazen hocalarından bahsettiğinde gözlerinin dolduğu olurdu. Onların sözlerini referans alır, davranışlarını "Hocamız böyle yapardı." diye tatbik ederdi. Hocalarından en az birkaçının isminin geçmediği bir dersi olmamıştır.

Hocalarına olan bağlılığına şu örneği verebiliriz: Hocamız arabaya bindiğinde her zaman şoförün yanındaki koltuğa oturur. Ne kadar ısrar edilirse edilsin arka koltuğa oturmak istemez ve sebebini de şöyle açıklar: "Bir defasında hocam Mısır'dan Türkiye'ye ziyarete gelmişti. Taksiye binecektik. Ben hemen hocam için arka kapıyı açtım fakat o öne oturmak istedi ve arkaya oturursam şoföre saygısızlık yapmış olurum' dedi. Ben de o günden sonra hep öne otururum." Hocamızın, bunların yanında hocalarının hayatta olan çocuklarına ve torunlarına -yaşları küçük de olsa- gösterdiği saygı ve alâka da bambaşkaydı. Kandil ve bayramlarda mutlaka onları arar tazimlerini iletirdi. Yaşı kendisinden küçük olmasına rağmen bir hocasının torunu ile telefonda görüşürken; “Efendim, ben kardeşiniz Emin" diye söze başlaması hâlâ gözümün önündedir.

Son olarak hocaefendiyle alakalı ne söylemek istersiniz?

Hocamız, günümüzde "yaşayan sünnet'ti. Hayatta en büyük gayreti Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sünnetinden ayrılmamaktı. Okuduğu hadislerdeki faziletli amelleri tatbik etmeye çalışırdı. Bir defasında Cuma namazına giderken güzel koku sürünmediğini hatırlayıp ileri yaşına rağmen, binbir zahmetle geri dönmesi ve cumanın sünneti olan kokuyu sürünmesi; bir Tefsir dersinde İhlas sûresinin tefsirinde vârid olan İhlas sûresini yüz defa okumanın önemiyle alâkalı hadisten sonra, her gece yüz ihlas okumaya azimle devam etmesi onun bu husustaki tutumuna birkaç örnektir.

Bununla beraber hadislerden kendisi hüküm çıkarmaz, o konuda ulemânın ne dediğine bakardı. Bilhassa fıkhî konularda Hanefî mezhebi dışına çıkmaz; diğer mezhep mensuplarına da kendi mezheplerindeki bilgilere göre hareket etmesini söyler ve herkese mezhepte tesebbütü tavsiye ederdi.

Gölgesinde binlerce talebeyi barındıran ulu bir çınar olan hocamızın ilim dışında bir şey konuştuğuna veya bir başka işle meşgul olduğuna hiç şahit olmadım. Kendisine yıllarca teklif edilen milletvekilliği gibi vazifelere asla iltifât etmemiş, vaktinin tamamını talebelerine adamıştı. Bütün gayreti ilmin ihyâsı idi. Ders halkalarının artması, Müslümanların istikamet üzere yaşamaları onun en büyük çabasıydı.

Cenâb-ı Allah makâmını âlî eylesin. Biz talebelerinin öncüsü yapsın ve bizleri ahirette hocamızla haşreylesin.

Dr. Öğr. Üyesi Mesut Çakır

Dekan Yardımcısı, Hadis Ana Bilim Dalı

Yayın Tarihi: 07 Ocak 2023 Cumartesi 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner36