Bir merminin ölümüyle göğsümüze kazıldı mezar

Şair Nazir Akalın'ı, vefatının 13. yıldönümünde rahmetle anıyor, bu vesileyle Nurettin Durman'ın yıllar öncesinden Akalın'ın 'Gerila Türküleri' kitabı ile ilgili bir yazısını alıntılıyoruz.

Bir merminin ölümüyle göğsümüze kazıldı mezar

Ey okur, ey sabırlı okur, bizi izleyen, okuyan, şiir sever okur... Sana “Gerilla Türküleri” söyleyen bir şairin içtenlikli sesiyle hüznünü ve yakılmış yüreğini yankılansın diye olanca cömertliğiyle âleme saldığını anlatacağım.

Bu arada benim de şahsen iflah olmaz bir şiir tutkunu olduğumu açıklamamı hoş gör. Bu tür yazıları, yani eleştiri-değini dediğim bu yazıları yazdığımı da hoş gör. Hiç sevmediğim birinin dediği gibi: “Bunu kendim için yapıyorsam namerdim.” Eninde sonunda “bu iş benim üstümde kalacak” gibime geliyor. Anlıyorsun değil mi ey anlayışlı okur!.. İmdi bu “Gerilla Türküleri” nam şiir kitabının Erzurum-1964 doğumlu şairini, yani Nazir Akalın nam şairi Palandöken eteklerinde, karçiçekleri arasında bırakalım. İstersen oradan uzaktaki birine “dilimdeki ukde güldestesini yüreğimden topladığım ezilmiş ve yoksul halkımın şair oğlu” dediği gibi duyarlı ve samimi oluşunu da gene Aziziye tabyalarına bırakalım. Bir güzelce kavrulsun yüreği ki yüz yüze geldiğimiz an “onlar birbirlerini yüzlerinden tanırlar” diye ışıldasın, parıldasın gözleri. “Melali anlamayan nesle aşina değilim”i bir daha hüznün doruklarında iken kavramış olsun.

Bir gerilla ferahlığı çöküyor zindanıma”

Ey okur, şiirden anlamak başka bir şeydir, şiir yazmak, has şiir yazmak, daha doğru bir açıklamayla şiir söylemek başka şeylerdir. Ha bir de şiir söylemek her babayiğidin harcı değildir. Ama masaya oturulur, pekâlâ şiir yazılır olmuştur günümüzde. Biraz da dergimiz Kardelen’den olsa gerek şiirle fazla hemhal olmaklığımdandır ki iyi ve güzel şiiri bulmak, ortaya çıkarmak merakına düşmüşümdür. Daha önce de vardı ya bu merak, neyse... Dostumuz Alaaddin Bora’nın söylediği gibi: “Yahu nedir bu İstanbul’un rezilliği, güzelim şehrimizi berbat ettiler, ne istiyorlar İstanbul’umuzdan? Bıraksınlar yahu, biz İstanbul’da şiir okumak istiyoruz. Şiir okuyacağız.” İşte böyle. Üstelik Alaaddin Bora dostumuz Sökelidir. Şiirden anlar, şiir severdir. Hele Zemçi Çetinkaya’nın Varide dergisinin kapağında yayınlanan gazelini müthiş sevmiştir. Bence şiir, içerden kıpırdatarak, insanın hamulesini yoğurarak dışa doğru geniş bir daireyi ve sonunda da yeryüzü yuvarlağını ve de ötesini içerisine alan, düşünsel olsun, fiziksel olsun, olan biteni algılama merkezine zerk etme noktai nazariyesine doğru önemli bir okunuşun adıdır.

Şair Nazir Akalın Erzurum’da oturmaktadır. Hatırı sayılır sayıdaki dergilerde görünmekte, bol ürün vermekte, değişik tarzda (serbest, aruz, gazel, kaside) şiirler yazmaktadır. Böylece ey okur, artık kitaba başlayabilir, “Devlet Kasidesi”ne geçebiliriz. Devletin iler tutar tarafları var mıdır yok mudur tartışmasına ve polemiğine girmeyelim isterseniz. Zaten heriflerin bahane aradığı bir ortamda yaşıyoruz. Ne olur ne olmaz, biz, “adının kıyısında paramparça bir dünya” ile yetinmeyi bilelim. Başka yok mu derseniz: “vurgun yemiş denizden güneşin gözbebeği” gibi acayip anlaşılmaz bir şey çıkıveriyor ortaya. Neyse onu geçelim. Yani “Devlet Kasidesi” anladığımız kadarıyla “adının kıyısında paramparça bir dünya”dan ibarettir. “Naat” ise “bir fedayı canla karşılaşmaktan”, “tanka tüfeğe karanfilin rengine” teslim olmuştur ne yazık ki. Düşüncesi güzeldir, işçilik yoktur, şiiriyet aranmış, bulunamamıştır. “Gölgeler” “yorgunçağ yokuşunda” “..teheccüdlerden geçerek/ geçerek” kaybolmuştur. Aslında burada esaslı ve dayanıklı bir “kandil” ile dolaşması gerekmektedir şairin. Lakin etrafını aydınlatmayan cılız bir kandil ile yetiniyoruz.

Başka söze gerek kalmıyor ve “Militan Kurşunlarla Manşet Atıyorum İnsanlığın Bahtına” özdeyişinin ardına takılarak 111. bölüme geçiyorum. Orada “bir gerilla ferahlığı çöküyor zindanıma” aniden. Devamında V1. bölümde ise “zehir zemberek bir karanfil kokusu” ile karşılaşıyorum. “Akreplerin Tarihine Müseddes”e bakacak olursak “bindokuzyüz bilmem kaç yirminci yüzyıl yani.” Küffarın doymak bilmez bir iştihayla mazlum ve Müslüman kanı akıttığı ve seyrettiği ve de seyrettirdiği bir yüzyıldır. Kayıtlara geçmiştir.

Afgan Kasidesi” bir “direnişin türküsüdür” ve “bir merminin ölümüyle göğsümüze kazıldı mezar” ki bundan sonra şairimiz diğer mısralarını rahatlıkla gömüversin. Ne diyelim. İnna lillah inna ileyhi raciun. Derken “Filistin Kasidesi”nde “Taşların Kayaların Sona Erdi Melali” ile karşılaşmış oluyoruz. Ben mi çok ketumum yoksa kılı kırk yarmak cehdinde miyim, nedir? Birden İsrail zindanlarında o felçli haliyle eziyet çeken, ıstırap çeken şeyh Ahmet Yasin’i hatırlıyorum.

"İçimdeki karmaşa sabaha çıkarmaz beni"

Gerilla Türküleri”nin önemli özelliklerinden biri de İslam coğrafyasında dolaşıyor olması. Şüphesiz bu temiz-saf bir şair duyarlığıdır. Şaire yakışan bir haslettir haddizatında. Projektörünü zulüm gören insanların acılarına çevirmiştir. “Bosna Mersiyesi”, “can tuzunu eritip sürmüş Bosna’m yüzüne” ile başlıyor. Ne var ki ikinci dizenin kafiyesine pek önem vermiyor şairimiz. Özüne, gözüne, sözüne ve benzer daha uyumlu kafiye örnekleri dururken “Düşüvermiş güneşin tutulduğu bir güne” diyerek kestirip atıyor dizeyi. Mersiyeyi bozan, uygun düşmeyen tanımlar, başka yüklemler de var tabi. “Kara hüzünler”, “bütün bir hür dünyanın” gibi. Sonra neresi hür dünya Allah aşkına? Artık bu oyuna bir nokta koyalım diyorum. Hür dünya değil; Hristiyan dünya, en azından Batı, ya da gayri Müslim dünya, başka akla gelebilecek daha isabetli tanımlarla söylenebilir pekâlâ. Bir de “bir âlem Noel baba” meselesi var tabi, aykırı gelen, yerine oturmayan.

Buna karşın “Endülüs Kasidesi” daha sağlam bir mecraya vurmuş kendini. Bir tek olumsuza indirgenen “felek” sözcüğünden, tanımlamasından başka… “Erzurum Kasidesi” hoş bir kasidedir doğrusu. Bu şiirde umulur ki şair “alınyazına” kafiyesini atacaktır Palandöken'den aşağı. Ey okur, işte rahat okunan bir kaside sana. Belki şimdiye kadar söylediklerime bakıp da bana, “sen de bir şey beğenmiyorsun yahu” diyorsundur. Olsun. Müştehir Karakaya’ya söylendiğim zaman o dahi aynı şeyleri söylüyor bana. Olsun ne yapalım. Her şeyi beğenmek zorunda olmadığımı, eğer bir kitabı incelemeye almışsam hiç de Mustafa Oğuz’un anladığı şekilde hatır gönül işi yapmadığımı bilmiş ol. Ama yanılabilir, tespitlerimde isabet etmeyebilirim bazılarına göre. Her şeyden önce şiiriyeti haiz ürünleri kovaladığımı, aradığımı açıkça söyleyebilirim. Onun için imgeyi, sesi ve şiirin bütüncül, tamamlayıcı özünü de göz ardı etmiyorum. Yani “Öksüz Gerillaya Mektup” derken, artık gerillanın öksüzlüğünü bir kenara bırakmalı diyorum. Gerilla, gerilladır çünkü. Ötesini kurcalamalı artık. Çünkü “Her şey biter”, “elinden tutan olmaz biliyorsun o günde.” “Öksüz Gerillanın Türküsü” ise “bir an bile soluklanmadan öpüyorum sesini” vurgusuyla başlıyor. Bu ikiliyi zayıf şiirler hanesine yazıyorum.

Bir Gerilla Söylevi”, “şaşkına dönen Sezar”ı anlatıyor. Şiir olmasına şiirdir, tamam da, bu Sezar modası nereden çıktı ey şair? Biz burada Müştehir Karakaya ile uğraşırken bir de sen çıktın ortaya. Eğer “zamanı bir masala ırmak yapmak olmasa”ydı dilimden zor kurtulurdun bunu bilmiş ol ve “öksüzlük çıkmazında” bocalamayı bırak, “Eylül Kokusu” olmadığını öğren, oradan “Hüzün Gazeli”ne geç, tıkanıp kal ve sonra “Hüznün Tarihi”ne ve “Canım Annem”e yaslan, başını göğsüne koy ve esenlik içinde olacağını anımsa, “içimdeki karmaşa sabaha çıkarmaz beni” deme; daha işin başındayız-daha delikanlıyız-daha çok yapacak işler var, öyle ki “Annelerin Dilinden Düşmeyen Güzel İsimler”den geçerek “Gözlerime Yağmur Yağıyor Anne” diyebilmek için uğraşını sürdür ve bir güzel yor kendini. “Rölans” dediğinde içinde iyice kaynatıp, kıvamına getirip öyle bırakıver nefesini, o zaman sanıyorum daha olgun ve akıcı ve zorlamasız bir şiir başına bela olur senin. O güzelim “gözlerime yağmur yağıyor Anne” imgesine yazık olmaz hiç olmazsa. Şiir bir ırmak gibi akmalı değil mi ey şair?

Ey okur, burada iki adet şiiri atlayarak öbür sayfaya geçiyorum. Aniden “Bir Karakol Kaçağı” çıkıyor karşıma. İyi diyorum, her ne kadar Attila İlhan’ın Yağmur Kaçağı’nı anımsatıyor ise de şiir fena değildir. Beni az da olsa ketumluktan kurtarıyor, hafif şiirlerin üstüne çıkıyor böylece bu şiir. Biraz da son dizesini de saymazsak “Ölüm Dansı” şiirini de katabiliriz bu fena olmayan şiirlerin arasına.

Bütün bunlardan sonra ey şair, diğer şiirlerim dediklerin orada kalsın. Okunması çok zor oldu. Ey okur, sana da ancak bunları anlatabildim, beni hoş gör. Ey muhatabım olan şair kardeş, sen de beni hoş gör emi!

Hamiş: Şair Nazir Akalın’ın Gerilla Türküleri adlı şiir kitabını incelerken şiiriyeti haiz dizeleri özellikle alıntılayarak ön plana çıkardığımı vurgulamak istiyorum. Yoksa şair Nazir Akalın’ın gerek Kardelen dergisinde olsun gerek başka dergilerde olsun, kaliteli güzel ve iyi şiirlerinin yayınlandığını, yayınlanmakta olduğunu biliyorum. Ben bu ilk kitabı okumaya çalıştım sadece…

Nurettin Durman, Kardelen dergisi, Sayı: 30, Temmuz 1993.

 

Burak Şanal alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2015, 16:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
y. t. günaydın
y. t. günaydın - 4 yıl Önce

Allah rahmet eylesin.

Atıf Dedebey
Atıf Dedebey - 3 yıl Önce

Sahipsizdi. Aynı safta durduğu zatlar öldürdü onu.Kırıkkale Üniversitesinden atılanlar arasında sokakta kalan sadece Nazir Akalın idi. Herkes iş, güç, ekmek buldu, herkese iş, güç, ekmek bulundu;Nazir ortada, Nazir sokakta kaldı.Mazlumder adlı babil kulesinden başka yer bulamadıAma o da yürümedi.Eşine iyi bak çocuklarıma dediEvden çıktı.Demiryoluna yürüdü. Rayların ortasında durdu.Kollarını iki yana açtı.Hızla gelen treni kucaklamak istedi.Ben tren duramadı sürücününyalancısıyım.

devletşah korkmaz
devletşah korkmaz - 2 yıl Önce

yıllar önce bir şair tanımıştım çıkmaz sokaklarında arz-ı rum'da; tedirgin, huzursuz, kavgalı ve yaşama karşı hep müteyakkız. Karaavcı, nazir ve ben bu dolambaçlı labirentlerinde gündüzler size kalsın dercesine.bu ismi müstearın olsun diye o seçmişti bana ve bir iki isim daha...hep intiharı konusurduk aramızda.hesse'in bozkırkurdundaki "intiharıma kaza süsü versem" cümlesini ne cok severdik ikimizde.hep bilirdik böyle bir akibeti hüseyin, o ve ben ve ben korktugum icin yaşıyorum yaşamaksa ger bu

banner19

banner13