Bir gazetede çıkabilecek en güzel yazı yazıldı!

Bir gazete köşesine bilmem kaç harfle âşıkı, sevgiliyi, gerçekleşmesi mümkün olmayan imkanı ve muhteşem bir acıyı sığdırmış Rasim Özdenören!

Bir gazetede çıkabilecek en güzel yazı yazıldı!

Şimdi bazıları için abartılı gelebilir bu başlık. Olsun. Hele bi okuyun. Ondan sonra karar verirsiniz. Ama her halükarda okuduğunuz için bize teşekkür edeceksiniz. Veya binlerce “ah!” ile keşke okumaz olaydım diyeceksiniz.

Başladınız mı? İlk iki cümle size neyi hatırlatıyor? En azından söyleyiş bakımından Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’nin finalini çağrıştırıyor çok kuvvetli bir şekilde. Belki de yeniden ve daima selam ediyordur Ankara’dan İstanbul’a…

Bir gece okudum ilkin bu güçlü yazıyı. ‘Birden düşüp ölen insan’ın acısını okumak zordur. Üstelik aşk acısıdır onu yere düşüren.

Sonra Gültekin dostumla Dergi Günleri’nden dönerken Kabataş-Üsküdar motorunda o okudu ben dinledim. Geceydi. Ateş içimizdeydi, suyun üstündeydik, hava ateşi körüklüyordu, toprak bizi çağırıyordu bütün kesafetiyle…

Öyle bir âşık portresi çiziyor ki; tam Özden-ören. Sevgiliye ulaşmayı vaat eden tüm yollar çıkmazla bittiği halde ‘keşke hiç var olmasaymışım’ demeyen bir âşık… Sevgilinin varlığında gelişen kendi helakinin içinde gülümseyerek dünyaya son bakışını gönderen âşık… Allah Allah! Rasim Baba bir gazete köşesine bilmem kaç harfle aşıkı, sevgiliyi, gerçekleşmesi mümkün olmayan imkanı ve muhteşem bir acıyı sığdırmış. Rasim Baba’ya aşk olsun!

İşte o yazı!

Var olup da yokmuş gibi duran sevgili

Var olup da yokmuş gibi duran bir sevgili vardır.

Ona bağrını açmış duran bir insan vardır.

Döşünü yumruklayan, yumrukladıkça kabaran döşünün altında büyüyen ve sonra üstlendiği acıya katlanamayarak birden düşüp ölen bir insan... Âşık... Âşıklar...

Bir Kurban Bayramı'nda kurbanlık hayvanın melül mahzun bakışında yanıp kavrulmak yok mu, işte acunun bütün acılarının toplandığı yer orasıdır.

Orası, döşüne, ciğerine sığınmış, orada yitmiş, erimiş olup da halinden haber vermeyen sevgilinin yurdudur...

Oraya sığınmış olan sevgili de, sevdiğini özler. Ancak dışarıya ses vermez. Çünkü bütün sevgiler gizlidir. Bir sevginin mahremiyetini açığa vurmak cinayettir. Hem de cinayetlerin en alçakça olanı...

Ona belki bir telefonun cılız sesiyle ulaşmak bile mümkündür. Ancak has âşık asla bu pespayeliğe başvurmaz. Asla sevgisinin kelimelerini tellerin, telsizlerin emanetine terk etme bahtsızlığını yaşamaz. Çünkü sevginin emanet edilebileceği hiçbir emanetçi olmamıştır yeryüzünden. Yalnız bugün değil, başından beri, dünya kurulduğundan ve onun üzerinde âşık ruhlar yeşerdiğinden bu yana...

Kapının menteşeleri hafiften gıcırdar.

Odada bir meltemin esintisi dolanır.

Bir fısıltının merhaba diye seslenişinin işitildiği sanılır. Bütün bunlar gerçek midir?

Onu, o anda yaşayan için elbette gerçekliğin en gerçeğidir bütün fısıltılar, tüllerin havalanıp dalgalanması... Ama böyle bir şey var mıdır, olmuş mudur, olması olası mıdır? Meçhuldür. Meçhul kalmaya devam eder.

Her şey âşıkın yüreğinde olup biter. Yüreğinde ve ciğerinde...

Kussa, o anda ortalığa yanmış, kavrulmuş ciğer parçaları savrulup dökülecektir...

Kussa, ağzından kendini kusmuş olacaktır. Kendi, yani sevgili olan, kendiyle bir olan, kendi birinde buluşmuş olan...

Ona, belki ayrılığın sesiyle ulaşılır.

Ona belki henüz bestelenmemiş melodilerin hırçın ritmiyle ulaşılır.

Ona belki davulların gümbürtüsünden sonra devam eden kulak çınlamasıyla ulaşılır.

Ona belki ulaşabilecek binlerce yol bulunabilir.

Ama has âşık bilir ki, ona ulaşmayı vaat eden bu yolların tümü çıkmazla biter...

Ne utanç! Ne zavallılık!

Ve ne hüsran! Ancak âşık bilir ki, kendisi o hüsran orada olduğu için bu dünyada vardır. Bunun bilincindedir.

Gene bilir ki, ona ulaşmayı vaat edip de ulaşmayı beceremeyen utancın orada olmasıyla varlık kazanmıştır.

Yoksa bir hiçtir o. Yoksa hiç var olmamış, varlığa gelmemiş biri olarak kalacaktır.

Fakat bir âşık hiçbir zaman keşke var olmasaymışım demez. O, kendi marifetinin eseri olan utançtan, kendi marifetinin eseri olan mahrumiyetten, kendi marifetinin eseri olan hüsrandan memnundur. Dünyaya hiç olmazsa zavallılığı, hüsranı, var olmanın çileli ağırlığını tattırdığı ve dünyalıkları böylesi değerlerle tanıştırdığı için kıvanç duyar.

O kıvancı yaşamasa da onun yaşanılası bir kıvanç olduğunu duyar, duyumsar, duyumsatır. Ve sevgilinin varlığında gelişen kendi helakinin içinde gülümseyerek gönderir dünyaya son bakışını... Bakışının saplandığı noktada sevgili olan bulunmaktadır...

Mustafa Nezihi binlerce ah ile alıntıladı.

Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2019, 10:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
dilara
dilara - 7 yıl Önce

Aramak o kadar kolay mı sandın?Yolların bana aşktır artıkAh gitmek o kadar kolay mı sandın?Yolların bana aşktır artık...düş sokağı sakinleri...

Ahmet Faruk
Ahmet Faruk - 7 yıl Önce

"Âşık bilir ki ; Ona ulaşmayı vaat edip de ulaşmayı beceremeyen utancın orada olmasıyla varlık kazanmıştır.İnsanlar utanmayı unutalı AŞK bu illerde görünmüyor artık.Ahh ki Ahhhhh

canan
canan - 7 yıl Önce

yazıya takdir yahut iltifata kelime seçemeyiz belki yazandan amasizde öyle bi önyazı yazmışsınız ki bir nefes alıp verdim kılavyeye baktı parmaklarım durdu ....

Arif
Arif - 7 yıl Önce

"Aşkı yücelten bütün yayın araçları etkili oluyor kuşkusuz. Ama dini içerikli ya da din kokulu kitaplarda "mecazî" aşkın yüceltilmesi daha da büyütüyor bu etkiyi... Onun bir kutsal gaye gibi gösterilmesi, önce nefsi harekete geçiriyor, sonra da kalbi etkiliyor. Yazar, belki de mecazî aşkı basamak yapıp, ilahi aşka ulaştırmak istiyor okuyucusunu. Ama tehlikeli bir yol bu. Çünkü perdeyi delip ilahi aşka ulaşanlar yok denecek kadar az." http://www.zehirliok.net/node/951 (editör sopası: aşkı mecazi ilahi diye ayırmak hangi seküler zihnin hastalıklı değerlendirmesidir hangi????!!! aşkın diyalektiği kitabını bir okuyunuz sayın okur. ama dikkatli okuyunuz. Aşk Allahtandır, aşk nimetinin hakkını veremeyip onu ahireti için ateşe dönüştürenlerin varlığı aşkın mecazi beşeri olmasını gerektirmiyor. Aşk her halukarda Allah'tandır.)

msoyuer
msoyuer - 2 yıl Önce

Divan şiirinde bu yazının bütününü tek beyitte hatta tek mısrada işleyen bir sürü örnek vardır. Yazarın bu yazıyla ortaya koyduğu şey sadece bilineni guncellemek, bugüne ait enstrümanlarla aşkı anlatmaktır.

banner19

banner13