Bir din tahripçisi olarak: Cemaledin-i Efgani(1838-1897)

"Mısır hükümeti kendisini sürgün etmiş, bunun üzerine Paris'e gelerek, orada Mısırlı tilmizi Şeyh Muhammed Abduh ile birlikte "el-Urvetü'l-Vüska" gazetesini çıkarmıştır. Uzun seferler yapmış, sonra İstanbul'a davet edilerek orada vefat etmiştir. Na'şı memleketine götürülmüştür. Hakkında muhtelif gazete ve kitaplarda pek çok yazılar yazılmıştır." Ahmed Davudoğlu'nun yazısı.

Bir din tahripçisi olarak: Cemaledin-i Efgani(1838-1897)

Mısır kaynaklarına göre:

Cemaleddin Safder (yahut Saffer) b. Ali b. Muhammed b. Muhammed el-Hüseyni hakim bir zat olup akli ve nakli ilimlerde geniş ıttıla' sahibidir. Efganii Farisi, Arabi, Türkçe, İngilizce ve Rusça bilirdi. Hemedan kazalarından Esedabad'da şaban ayında doğmuştur. (el-islam ve't-Tecdid adlı esere göre Afganistan'da Kabil civarındaki Es'adadab'da doğmuştur.) Hindistan'a giderek akli ve nakli ilimleri okumuş, sonra Hicaz'a gitmiştir. Bilahare Kabil'e dönmüş ve hükümet ricali arasına karışmıştır. Daha sonra Mısr'a gitmiş, orada din ve siyasette ıslahi kalkınma ruhunu aşılamıştır.

Mısır hükümeti kendisini sürgün etmiş, bunun üzerine Paris'e gelerek, orada Mısırlı tilmizi Şeyh Muhammed Abduh ile birlikte "el-Urvetü'l-Vüska" gazetesini çıkarmıştır. Uzun seferler yapmış, sonra İstanbul'a davet edilerek orada vefat etmiştir. Na'şı memleketine götürülmüştür. Hakkında muhtelif gazete ve kitaplarda pek çok yazılar yazılmıştır.

Eserleri: Tarih-i Efgan ve bir küçük risaledir.

Ancak muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre, Cemaleddin-i Efgani bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan ve nan u nimetini yediği büyük devlet ricalini öldürtmeğe çalışan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince Türk uleması tarafından İstanbul'dan kovulmuş, Mısır'a kaçmıştır. Onu daha iyi anlamak için 83 sayılı ve Kasım 1972 tarihli Hareket dergisinden iktibas ettiğim Cemil Meriç Beyin aşağıdaki yazısını okumak kafidir.

Cemaleddin-i Efgani’nin dosyası

Cemil Meriç

Onunla ilk defa Sultan Aziz devrinde karşılaşıyoruz. Meclis-i

Kebir-i Maarif ve Encümen-i Daniş azasıdır. Yazık ki, Şeyhin İstanbul'da boy gösterişi irfan tarihimiz için pek de hayırlı olmaz. Darü'l-Fünun onun bir konuşması yüzünden kapatılır. (1871, Goldziher) Uzun zaman gözden ve gönülden nihan olan üstadı, yılar sonra bir per-i ilham olarak sahnede görüyoruz.

Türk şairi Mehmed Emin Beye Türkçülüğü aşılayan, kendisinin söylediğine göre, Efganlı Şeyh Cemaleddin'dir. Bu büyük İslam inkılapçısı, Türkiye'de Mehmed Emin Beyi bularak, ona halk dilinde, halk vezninde, millet sevgisi ile dolu şiirler yazmasını tavsiye etmiştir. (Ziya Gökalp,

Türkçülüğün Esasları)

Edebiyatımızın o büyük "İslam inkılapçısı"na yegane borcu

"Türk Sazı" şairi de değildir. Filhakika bir yandan Jön

Türkler'de "Türkçülük şuurunu uyandırıken" (Ş. Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri) bir yandan da... Fakat Efganlı bir şeyhin, bir ümmetçinin Türkçülük şuuru ile ne gibi bir münasebeti olabilir diyeceksiniz. Acele etmeyelim. Belki de

Efgani şairane bir mahlastır, Figani gibi. Nitekim Ahmed Agayef'den üstadın Efganlıkla bir ilgisi olmadığını öğreniyoruz: "Şeyh Hazretleri aslen Türktür, Azeri Türküdür." (Türk Yurdu Mecmuası, cilt: 1)

Evet, bir yandan da Mehmed Akif'i irşad etmektedir. "Akif'in siluetini çizebilmek için Efganlı Cemaleddin ile Mısırlı Abduh'un portrelerini bir an bile gözden ayıramayız. Sırat-ı Müstakim Mücahid'i Şeyh Cemaleddin ile şakirdi ve muhabb-i sadıkı Mısır Müftüsünün izinden ayrılmamıştır. Akif'in Efganlı hakkında hükmü şudur: "Şarkın yetiştirdiği fıtratların en yükseklerinden biri." (Cerrahoğlu, Mehmed Akif)

Yalnız Akif mi? İslam'da teceddüt yapmak isteyen bütün bir nesil, onun şakirdi. Daha sonra İsmet Paşanın Başvekilliğini yapacak olan tanınmış din bilgini Şemseddin Günaltay'a göre

"Şeyh, Peygamber kadar şayan-ı hürmet; ona itiraz edenler,

Ebu Cehil kadar lanete müstehaktır. Çünkü Şeyh, Peygamberin zamanındaki İslamlığı yeniden diriltmeye kalkışmıştır." (İslam Mecmuası)

Bu muteber şehadetlerden anlaşılan şu: Cemaleddin Efendi Efgani değil, Türkidir. Sayısız tilmizi vardır. Milliyetçidir, ümmetçidir, ıslahatçıdır. Hem mücahittir hem müçtehit. Üzülerek belirtelim ki, elimizdeki diğer kaynaklar bu iddialara gölge düşürecek mahiyettedir. Kimine göre Şeyh, İranlı bir Şiidir. (B. Lewis, The Middle East and the West)

Kimine göre Hazret-i Ali ahfadından. (Şeyh Abduh) Onun Hindli olduğunu söyleyenler de var. (The Mussalman mecmuası, 1936 hususi sayı ile Şubat 1937 tarihli nüsha.)

Türk, İranlı, Efganlı, Hindli... Homeros'u paylaşamayan yedi şehir, Cemaleddin'i paylaşamayan dört ülke. Biri eski, biri yeni efsane...

Şöhreti dünyayı tutan bu masal kahramanının insanlığa mirası: Minnacık bir Efgan tarihi ile küçücük bir reddiye (Red ale'd-Dehriyyin.) Reddiye birçoklarının ismine bakarak vehmettikleri gibi, maddeciliği cerh için yazılmış teolojik bir eser değil, siyasi bir hicivdir.

Cemaleddin, nazariyeci olmaktan çok politikacı. Onun girift ve tezatlarla dolu kişiliğini Renan'a verdiği cevapta buluyoruz. Ne gariptir ki, aşağı yukarı bir asır önce cereyan eden bu münakaşa (muhasebe demek daha doğru olurdu) bize yanlış intikal etmiştir. Hiç kimse Cemaleddin'in yazısını okumak zahmetine katlanmamış, bütün yazarlar büyük bir cömertlikle şeyhi, İslamiyet'in müdafii mertebesine yükseltmiştir.

Bu vesika bizim için çok mühimdir. Çünkü hem Cemaleddin'in girift ve mütezad kişiliğini ışığa kavuşturur, hem onu Namık Kemal'le mukayese etmek imkanını verir. Zira Renan'ın 1883'de irad ettiği konferans, Efganlı'ya yarenleşmek fırsatı vermekle kalmaz, Namık Kemal'e de meşhur müdafaanamesini ilham eder. Namık Kemal'in müdafaanamesi taarruz; Cemaleddin'in mektubu teslimiyet. Namık Kemal öfke ve küçümseyiş, Cemaleddin terbiye ve makyavelizm.

Namık Kemal önce Renan'ı tanıtmakla işe başlar: "Engizisyonun kötülüklerini tenkit ede ede, her fenalığı dine bağlayan ve her dini aynı meziyette vehmeden bir münkir. Üstelik ele aldığı konuyu da hiç bilmemektedir. Nasıl olur denecek, bir şark dilleri mütehassısı, bir akademi azası İslamiyet'i nasıl olur da bilmez? Bilmez, Avrupa Şarkı bilmez. Bu cehaletin sebebi şu: Avrupa'da İslamiyet'le uğraşanlar ya Hıristiyandırlar, ya değildirler. Hıristiyanların fikr-i aslileri, bu tetkikatın selametle icrasına manidir. Biz araştırmalarımızda bitaraf olabiliriz. Bizce Hıristiyanlık mensuh bir dindir. Halbuki İslamiyet Hıristiyanlara göre ilahi değildir. Onun için her kitapta yalan, yanlış aralar.

İnanmayanlarsa bütün dinlere efkar-ı beşerin en ağır zincir-i esareti, terakkiyat-ı marifetin en kuvvetli sekte-i haili nazarıyla bakarlar. Dinin ilahi mahiyeti yoksa, üzerinde neden durulsun? Renan'ın risalesini görmeden bu kadar az lakırdıya, bu kadar çok hata sızabileceğini sanmazdım."

Adıvar, "Namık Kemal'in müdafaası daha ziyade bir polemik şeklinde olup, her satırında Renan'ın cehli(?) ile istihza doludur" buyuruyor.

Salip ve Hilal'in kavgası devam ediyor. Renan'ın müttefikleri içimizde yaşamaktadır. Namık Kemal'i hatırlayan yok. Kemal'in yazısında konuşan herhangi bir fert değil, tarihin kendisi. İftiraya uğrayan bir medeniyet.

Şimdi de Cemaleddin'e geçelim.

18 Mayıs 1883 tarihli Le Journal Des Debats, Şeyhi şöyle takdim ediyor:

"Malum olduğu üzere Şeyh ulema zümresindendir. Paris'e dilimizi öğrenmeye, Avrupa medeniyet ve ilimlerini tahsil etmeye gelmiştir. Yine hatırlardadır ki, hakkında bir konferans vermiş; bu konferans ilk defa olarak gazetemizde yayınlaşmıştı. Şeyh Cemaleddin ise bu vesile ile Arapça bir mektup yollamış. Muharririmizin konferansı hakkında düşündüklerini yazıyor. Şeyhin mektubunu mümkün olduğu kadar sadakatle tercüme ettik. Doğruda düşünce ve medeniyetimizin nasıl anlaşıldığını göstermek için sunuyoruz."

Sonra Şeyhin mektubbu:

"Efendim,

Değerli gazetenizin 29 Mart 1883 tarihli nüshasında M. Renan'ın bir nutku var. Şöhreti bütün Batıyı tutan, Doğunun en ücra köşelerine kadar uzanan ünlü filozof, bu nutukta dikkate değer müşahedeler, yeni görüşler serdetmiş. Ne yazık ki, bendeniz, nutkun ancak az veya çok sadık bir tercümesini görebildim. Fransızcasını okuyabilseydim, o büyük filozofun fikirlerine daha iyi nüfuz ederdim. Renan'ın nutku iki noktayı kucaklıyor:

  1. İslam dini mahiyeti icabı, ilmin gelişmesine manidir.
  2. Arap kavmi tabiatı icabı metafizik ilimleri de felsefeyi de sevmez.

İyi ama, acaba ilimlerin gelişmesini önleyen bu maniler dinin kendisinden mi geliyor? Bu dini kabul eden kavimlerin hususiyetlerinden mi? Renan bu noktaları aydınlatmıyor.

Ama teşhis yerindedir. Hastalığın sebeplerini tayin etmek güç. Hastalığa çare bulmak ise büsbütün zor. Başlangıçta hiçbir millet, sırf aklın rehberliği ile yetinemez. Korkuların pençesindedir. Hayrı şerden ayıramaz. Ne sebeplere yükselebilir ne neticeleri farkedebilir. Tedirgin şuurunun dinlenebileceği bir vaha arar. O zaman "Mürebbi"ler ortaya çıkar. Bilirler ki, onu aklın emrettiği yola sürüklemek imkansızdır.(15) Hayalini okşar, ümitlerini kanatlandırır, önünde geniş ufuklar açarlar. İnsanoğlu ilk devirlerde gözleri önünde cereyan eden hadiselerin sebeplerini ve eşyanın esrarını bilmediğinden, mürebbilerin emirlerine ve

__________

15. "Mürebbi"den maksadı Peygamber, az aşağıda gelecek olan "Mutlak Varlık"tan muradı da Allah'tır. Okuyucuların

bu satırlara nazar-ı dikkatini celp ederiz. (Ahmed Davudoğlu) __________ öğütlerine uymak zorundadır. Mürebbiler ona itaat edeceksin diyorlardı; Mutlak Varlık böyle emrediyor. Şüphe yok ki, bu beşeriyet için boyundurukların en ağırı, en küçültücüsü idi. Fakat Müslüman, Hıristiyan, putperest bütün milletlerin, barbarlıktan, bu dini terbiye sayesinde çıktıkları ve daha ileri bir medeniyete doğru yürüdükleri de inkar edilemez."

Şeyh Efendi, dinlerin insanlık tarihinde büsbütün lüzumsuz birer müessese olmadıklarını beyan buyurduktan, İslamiyet'le putperestliği aynı kefeye koyduktan sonra... İslamiyet'i müdafaaya geçiyor. İslamiyet terakkiye mani imiş!.. İyi ama, diyor: "Bu konuda İslamiyet'in başka dinlerden ne gibi bir farkı vardır? Dinlerin hepsi de müsahamasız değil mi?" Aferin İslam mücahidine! Aşırı nezaketi bir Draper mülhidi kadar olsun tarafsızlık göstermesine mani olan Şeyh Efendi, tavizlerini her satırda biraz daha arttırıyor: "Hıristiyan toplumları, işaret ettiğim terakki ve ilim yolunda dev adımla ilerlemektedirler. İslam cemiyeti ise dinin vesayetinden kurtulamamıştır." Ama Efganlı Şeyh, büsbütün meyus da değildir. Öyle ya,

Hıristiyanlık İslamiyett'ten asırlarca önce doğmuş, neden İslam cemiyeti de günün birinde zincirlerini kırıp, Hıristiyan cemiyetleri gibi teraakki yolunda şahlanmasın? Hıristiyanlık da müsamahasızdı; sertti. Ama yenilmez bir engel olmadı. İslamiyet'in böyle bir ümitten mahrum edilmesine gönlü razı olmuyor Şeyhimizin.

"Burada Mösyö Renan'ın huzurunda İslam dininin müdafaasını yapıyorum. Bu ümit (Müslümanlıktan kurtulma ümidi mi?) gerçekleşmezse barbarlık ve cehalet içinde mahvolurlar. Filhakika İslam dini ilmi boğmağa ve terakkiyi durdurmaya gayret etmiştir. (16) Ama Hıristiyanlık da aynı şeye teşebbüs etmedi mi? Katolik Kilisesinin muhterem (17) reisleri, bildiğime göre bugün bile mücadeleden vazgeçmiş değillerdir..."

Biliyorum, Müslümanların Avrupa ile aynı medeniyet seviyesineyükselmeleri çok güçtür. Felsefi ve ilmi hakikate vusul onlara yasaktır. Gerçek bir mü'min, konusu ilmi hakikat olan her çeşit araştırmalardan kaçınmalıdır. Oysa bazı Avrupalılara göre her hakikat ilme dayanmak zorundadır. Kölesi olduğu nassa, sabana bağlanan bir öküz (18) misali bağlanan mü'min,

__________

16.Kur'an-ı Kerim'in ilk inen ayeti Alak suresinin başındaki "Oku!" emridir. Onu takip eden ikinci ayet-i kerimede kalemle yazı yazmağa irşad buyurulmuş; daha sonra inen Müddessir suresinin ayetlerinde ise elbise temizliği emrolunmuştur. 20. asrın medeniyeti bunlarla ölçüldüğüne göre Müslümanlara Kur'an-ı Kerim'in ilk ayetleri ile medeni olmaları emir buyurulmuş demektir. Böyle olduğu halde İslam dini ilmi boğmağa ve terakkiyi durdurmaya gayret etmiş sayılırsa ilme teşvik etmiş olmak için ne yapması lazım geldiğini lütfen Şeyh namına onun yolundan gidenler söylesinler!.. Bu ayetlerle askeri hazırlığı emreden ayet, Kur'an'da bulundukça ne geri kalmış Müslümanların bir özrü makbul olabilir, ne de Müslümanlığa saldıran düşmanların bir hakkı!.. Bunların karşısında Müslümanlıktan kaçanlara mertçe konuşmak lazım gelirse Müslümanlık uyutuyor diye değil, bilakis uyandırıyor, uykumuzu kaçırıyor diye ondan uzaklaştıklarını itiraf etmeleri gerekir. Evet, Kur'an'ı Kerim'de, başka hiçbir ayet olmasa, ilim ve kültür için "İkra" ayeti, teknik için de askerlik ayeti kafi gelirdi.

17.Katolik Kilisesi papazlarına muhterem demek maazallah onlara imrenmeyi göstermiyor mu? (A. Davudoğlu)

18.Evet Müslüman, kölesi bulunduğu nassa, sabana bağlanan bir öküz misali bağlı kalmalıdır. Zira Müslümanlığı ancak bu surette devam ettirebilir. Yoksa kazıktan boşanmış merkep gibi sağa sola '....' atar durursa cehennemi boylar.

(Ahmed Davudoğlu) __________

ilanihaye şeriat tefsircileri tarafından çizilen yolda yürümeye mahkumdur... Hakikatin zaten bütününe sahip. Aramasına ne lüzum var? İmanını kaybederse, daha mı bahtiyar olacak? Böyle olunca ilmi küçümsemesi tabii değil mi?

Şeyh Efendi, İslamiyet'in terakkiye mani olduğunu Renan'dan daha büyük bir imanla belirttikten sonra, Arap kavmini müdafaaya geçiyor.

"Ancak fetihlerindeki hızlı mukayese edilebilecek bir fikri yükseliş. Bir asır bütün bir Yunan ve Acem ilminin elde edilişi, hazmedilişi... Araplar başlangıçta ne kadar cahil ve barbar olurlarsa olsunlar, medeni milletlerin yüz üstü bıraktıklarına dört elle sarıldılar. Sönen ilimleri canlandırdılar, geliştirdiler ve o zamana kadar ulaşamadıkları bir ihtişama kavuşturdular. (19) Bu da ilme karşı besledikleri sevginin işareti ve ispatı değil midir?"

Renan, Arap dünyasında, Acem alimlerin (yani Arap olmayanların) büyük bir rol oynadığı fikrinde. Şeyh Efendi de bunu kabul etmektedir.

"Harranlılar Araptılar ve İspanya'yı istila edenler

Araplıklarını kaybetmişlerdi. İbn-i Mace, İbn-i Tufeyl, İbn-i Rüşd de el-Kindi gibi Araptılar. Irkları ayıran dildir.

İslamiyet'in inkişafı ile Araplar yeni bir hamle kazandı ve İranlı alimler Müslüman olunca Kur'an diliyle yazmayı şeref telakki ettiler."

Ne gariptir ki Ağaoğlu'nun halis muhlis Türk olduğunu iddia ettiği Efganlı Şeyh, İslam

__________

19.Evet ama, sönen ilimleri canlandırma meselesei, ne zaman, hangi devirde oldu? Müslümanlık devrinde olduysa fena yakalandın Hazret. Çünkü onları uyandıran Müslümanlık oluyor. Başka bir devir ve sebep göstermeğe imkan varsa lütfen göster. (Ahmed Davudoğlu)

__________ medeniyetinde Türklerin rolünden bir kerecik bile söz etmiyor. Evet, İslam medeniyeti bir bütündür. Bu büyük terkibi yalnız Arabın eseriymiş gibi göstermek, ya Araba dalkavukluk, ya misli görülmemiş bir gaflettir. Farabi İslamdır, İbn-i Sina İslamdır, Arap değil. O ummana karışan en büyük ırmak : Türk.

Fakat Şeyh yatırım yapmaktadır. Pekiyi denecek, Arap medeniyeti bu kadar şaşaakar olduktan sonra nasıl birden sönüverdi? Meş'ale o zamandan beri neden tutuşmadı tekrar? Arap dünyası uzunca zamandan beri niçin karanlıklarda bocalıyor? Namık Kemal buna sebep olarak Haçlı orduları ile Tatar müşriklerini gösteriyor. Şeyhin cevabını okuyalım:

"Burada İslam dininin bütün sorumluluğu ortaya çıkıyor.

Şurası aşikar: Bu din nerede yerleşmiş ise ilmi boğmuştur. (20) Bu uğurda istibdatla el ele vermekte tereddüt etmemiştir. es-Suyuti, Halife el-Hadi'nin Müslüman ülkelerde ilmin kökünü kurutmak için beş bin alimi Bağdad'da katlettiğini söyler. Belki Suyuti kurbanlarının sayısında mübalağa etmiş, ama yapılan zulüm, bir vakıa. Bir dinin ve bir

__________

__________

kavmin tarihinde kanlı bir leke bu. Hıristiyan dininin mazisinde de buna benzer vak'alar bulabilirim. Dinler, isimleri ne olursa olsun birbirlerine benzerler. Dinlerin felsefe ile uyuşmalarına, anlaşmalarına imkan yoktur.(21) Din, insana iman ve itikadı zorla kabul ettirir(22) Felsefe onu itikatlardan kısmen veya tamamen kurtarır.(23) Nasıl anlaşabilirler? Din galip gelince felsefeyi yok edecektir; felsefe hükümran olunca din ortadan kalkacak. İnsanlık yaşadıkça nass ile serbest tenkit, dinle felsefe arasındaki kavga sona ermeyecektir. Kıyasıya bir savaş bu. Ve korkarım ki,(24) bu savaşta zafer hür düşünceye nasip olmayacaktır."

Şeyhimiz şikayetçi:

"Aklın dersleri üç beş büyük zekaya hitap eder yalnız. İlim, ne kadar güzel olursa olsun ideale susuz olan insanlığı doyuramaz. İnsanlık filozofların ve alimlerin göremedikleri ve giremedikleri karanlık ve uzak bölgelerde kanat açmaktan hoşlanır."

Efgani'nin sözü burada bitiyor.

Şimdi de Renan'ın bu mektuba verdiği cevabı gözden geçirelim:

__________

21.Çünkü dinler Allah'ın gönderdiği kanunlardır. Felsefe ise insan kafasının mahsulü kuru nazariyelerden ibarettir. (Ahmed Davudoğlu)

22.Bu iddia yalandır, Haşa dinde zorlama yoktur. Dinin tarifini yukarıda gördük. O insanları kendi ihtiyarları ileiyiyi benimsemeye sevk eder. Şeyh bu zorlamayı nereden çıkarıyor. (Ahmed Davudoğlu)

23.Masonluk locasına kaydedilmesi için yaptığı müracaatta kendisinin felsefe ilimleri müderrisi olduğunu söylemesine bakılırsa Şeyh Hazretlerini de felsefesi itikatlardan kısmen veya tamamen kurtarmışa benziyor. Maazallah. (Ahmed Davudoğlu)

24.Biz de bu sözleri ile Şeyhin küfründen korkarız. (Ahmed Davudoğlu)

__________

"Sorbonne'daki son konferansımın Şeyh Cemaleddin'e telkin ettiği son derece dikkate değer düşüncelerini dünkü gazetenizde alaka ile okudum. Münevver Asya'nın şuurunu böylece orjinal ve samimi tecellilerinde takip etmek çok öğretici, ufkun dört bir yanından rasyonalizmi öven sesler geliyor. İnsan bu sesleri dinledikçe daha iyi anlıyor ki, din ayırır, akıl birleştirir. Ve iman ediyor ki, akıl tektir. İnsan zekasının birliği, düşüncelerin tesanüdünden doğan büyük ve ümit verici netice. Ama bunun için tabiatüstü denen vahiyleri bir yana itmek lazım. Dünyadaki iyi niyet sahibi insanların yobazlığa ve hurafelere karşı kurdukları birlik görünüşte çok küçük, ama hakikate dayanıyor ve er geç muzaffer olacaktır. Masalları tahrip edecektir."

"İki ay kadar önce sevgili meslektaşım Ganem vasıtası ile Şeyhi tanımıştım. Üzerimde pek az kimse bu kadar derin tesir yapmıştır. Sorbonne'daki konferansımın konusunu (İlmi Zihniyet ile İslamiyet'in Münasebetleri) bana o ilham etti.

Şeyh Cemaleddin, İslam'ın peşin hükümlerinden sıyrılmış bir

Efganlıdır."

Anlaşılıyor değil mi? Bizim büyük İslam Birliği'nin kurcusu olarak selamladığımız Şeyh Efendinin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir. Sultan Abdülhamid Han'ın hasm-ı biamanı Ganem.

Renan, Efganlıyı bir masal kahramanı olarak değil, gerçek kişiliği ile, yani bir dinsiz, bir "Libre penseor" olarak tanıtmaktadır. Devam edelim:

"Cemaleddin, zinde bir kavmin çocuğudur. Efganistan'da Arya ruhu resmi İslamiyet'in sığ tabakası altında bütün zindeliği ile yaşamaktadır."

Görülüyor ki Renan, Ağaoğlu ile aynı fikirde değildir. Şeyhin Efganlı, hatta Şii olduğunu Ağaoğlu acaba biliyor muydu?

"Dinlerin değerini tayin eden, onlara inanan kavimlerdir. Efganlı bu mütearefenin en güzel delili. Düşünceleri öylesine bağımsız, seciyesi o kadar asil ve dürüst idi ki, onunla konuşurken İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi eski aşinalardan birinin (başka bir tabirle beş asır boyunca insan zekasını temsil eden o büyük dinsizlerden birinin) dirildiğini sanıyordum. Karşımdaki insanla, (İran'ın dışında kalan Renan, bilhassa Türkiye demek istiyor) Müslüman ülkelerin arz ettiği manzarayı karşılaştırınca aradaki tezat bana büsbütün açık göründü. Bu ülkelerde ilmi ve felsefi tecessüs yok gibidir. Şeyh Cemaleddin dini istilaya karşı ırki direnişin en güzel örneğidir."

Renan, Şeyhin takdirkarı, Şeyh, Renan'a hayran. Anlaşmamalarına imkan var mı? Teferruata ait ihtilaflar bir sohbet vesilesi. Mesela Renan'a göre Roma İmparatorluğu 16. asra kadar Latinceyi bütün batıda insan zekasının ifadesi vasıtası yapmıştır.

"Büyük Albert, Roger Bacon, Spinoza Latince yazdılar. Ama bunlar bizim için Latin değildirler? Arap dili ile yazan bütün islamları da Arap saymak doğru değildir. Semavi dinlerin hepsi müsbet ilme düşmandır. Şeyh bu hakikati kafi derecede belirtmediğimi ileri sürüyor. Bu konudaki fikirlerim herkesçe malum olduğundan üzerinde durmadım. İnsan zihni tabiatüstü unsurlardan tecrit edilmelidir. Bunun için zora da lüzum yok. Hıristiyan ve İslam aydınları, din bahsinde anlayışlı bir kayıtsızlık göstersinler, yani din zararsız hale gelsin yeter. Bu, Hıristiyan ülkelerde gerçekleşti.

Müslüman ülkelerde de gerçekleşirse Şeyh de ben de memnun oluruz? Ben bütün Müslümanlar cahildirler, cahil kalacaklardır demedim. İslamiyet'in idaresi altında bulunan ülkelerde beş altı asırdan beri ilmi yok ettiğini söyledim.

Müslümanlar, Müslümanlığa dayanarak kalkınamazlar. Müslümanlığın zayıflaması sayesinde kalkınabilirler. İslamiyet'in ilk kurbanı Müslümanlardır. Müslümanı dininden kurtarmak ona yapılabilecek en büyük iyilik. Akıl için yol birdir. Hür düşünceli insanlar elbette ki birleşeceklerdir. Kurtuluş, Müslümanların yeni baştan terbiye edilmesindedir. Ama bu terbiyenin ciddi olması, yani akla dayanması lazım. İslam'ın dini şefleri bu gayeye hizmet ederlerse kendilerine minnettar olurum. İslam ülkelerindeki rönesans İslamiyet'ten kurtularak gerçekleşecektir; Hıristiyan ülkelerde olduğu gibi. Şeyh Cemaleddin benim belli başlı tezlerime delil getirmiştir."

Zavallı Türk İntelicansıyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanı dost, dostları düşman tanıtmış. Peygamberin adını anmaya cesaret edemeyen bir Efganlıyı, Peygamber kadar saygıya layık görmüş, galiba Bernard Lewis doğru söylüyor:

"Cemaleddin'in vaazları bir ideolojiden çok, bir yaşantının ifadesi. İslamiyet onun için her şeyden evvel bir medeniyet, dünyevi bir iktidardı. Arızi olarak da bir iman. Takvadan çok bağlılık istiyordu. Müslümanlar da Germenler ve İtalyanlar gibi birleşmeliydiler. Cemaleddin'in ömrü, Cavour'u, Bismarck'ı olacağı bir hükümdar aramakla geçti... İslam Birliğini kurabilmek için kah Şaha, kah Hidive, kah Sultana başvurdu. Ama hiçbirinde aradığını bulamadı." (The Middle

East and the West)

Cemaleddin’in masonluğu

Cemaleddin-i Efgani'nin en büyük hatalarından biri masonluğudur. Hatta yalnız kendisi mason olmakla kalmamış, Mısır'da birçok ulemanın da bu mesleğe girmesine sebep olmuştur. Masonluğa kabulü için masonluk locasına yazdığı Arapça mektubunu, Afşar İrec ve Usgar Mehdevi Beylerin Farsça cemi ve telif ettikleri "Mecmua-i İsnad ve Medarik" adlı eserden alarak aşağıya tercüme ettik:

"Mahruse-i Mısır'da felsefi bilgiler müderrisi, ömrünün 37'nci yılına ermiş bulunan Cemaleddin-i Kabili der ki: Ben ihvan-ı Safa'dan reca eder: Hıllan-ı vefadan, yani ayıp ve kusurlardan masun olan mukaddes mason cemiyeti erbabından bu nezih topluluğa kabulüm ve bu şayan-ı iftihar meclisinin sırasına dizilenlerin arasına katılmam suretiyle bana minnet ve ihsan buyurmalarını istida eylerim."

Hörmetlerimle,

Cemaleddin

Bu istidaya verilen cevap da şudur:

Şarkın Yıldızı Locası

No: 1355

Kahire, Mısır: 7 1878/5878

Muhterem Cemaleddin Kardeşe,

Zat-ı alinizce malum olsun ki, geçen ayın 38'inci celsesinde, bu yıl bu locaya ihtiram reisi seçilmeniz, oy çokluğu ile vaki olmuştur. Bundan dolayı sizi ve bu büyük bahttan dolayı kendimizi tebrik ederiz. Şimdiki muhterem reisin emri ile siz kardeşimizi bu ayın gelecek cuma günü güneş kavuştuktan sonra Arabi saatle 2'de icap eden mutad tekriz tamamlandıktan sonra kadumu teslim almanız için bu loca yerinde bulunmağa davet eylerim.

Sonra bu ayın 10'uncu Perşembe günü akşamı alafrnaga saat 6'da muhterem loca konkordiye reisinin tekrizi olacaktır. Yapılacak işlere iştirak etmeniz için mezkur günde teşrifiniz rica olunur.

Her iki halde de elbiseniz siyah, boyun bağı ve eldivenleriniz beyaz olacaktır.

Cemaleddin Efgani’nin İstanbul’daki nutku

"İslami Abdülaziz devletinin semasından ziyade güneşler çıkarak onların nurları ile bütün alemi nurlandıran ve kendilerini vükela yaparak hilafet yolunda karar kıldıran, Muhammedi Osmanlı saltanatının feleğinden parlak bedirler gösteren ve onların ziyası ile bütün Ademoğullarını aydınlatan, kendilerini vezirler yaparak adalet mıntıkasında ispat eden Allah'a hamdolsun.

Salat da yüce yüce akıllara ve zeki nefislere bahusus akl-ı külle ve yolları kanunlaştırana ve onun nurlarından iktibas ederek makamların en yükseğine erişenlere olsun.

Ey kardeşlerim, basiret gözünüzü açarak ibret nazarı ile bakınız. Gaflet uykusundan kalkınız! Bilmiş

__________

*Arapçadan tercüme edilmiştir.

olun ki, İslam milleti rütbe itibarı ile milletlerin en şereflisi, kıymetçe en yükseği, zekası, dirayeti, feraseti en çok olanı, mücadele itibarı ile en dehşetlisi ve çalışkanı idi.

Ta ki, milletin rahatını araması ve tembelliği, işi medrese köşelerine, tekke sığınaklarına devama kadar götürdü. Hatta nerede ise revnaklarının nuru sönüyor, maarifinin bayrakları yıkılıyor, ikbalinin güneşi batmaya, iclaninin bedirleri korkuya meylediyordu. Bunların bazısına birtakım kavimler galebe çalarak ona zillet elbisesini giydirdiler. Ve uyanmamak, tembellik, az çalışmak, dirayetsizlik sebebi ile şereflerini ayaklar altına aldılar.

Şimdi ise -Allah'a hamdolsun- Emirü'l-Mü'minin ve zıll-ı Rabbi'l-alemin -Allah onunla din ü devleti teyit buyursun- bereketleri, olgun ve kamil vükelasının vüzerasının himmetleri sayesinde İslam milleti bu mahrus Aziziye diyarında, etrafı nurlu, eknafı parlak oldu. Hemen hemen şimşeğinin parıltısı gözleri kamaştıracak raddeyi buldu. Saltanat-ı Muhammediye'nin şeref güneşi battığı yerden doğdu ve nurları bütün memleketlere yayıldı.

Ey kardeşlerimiz, gerçekten Emirü'l-Mü'minin ve onun olgun vükelası bize mektepleri, hikmet ve ulum evini, Darü'lMaarif ve'l-Fünunu hazırlamışlardır. Ta ki, biz maarifin envaını tahsile çalışalım ve bunlarla insanlık yollarına çıkalım, nefislerimizi cehaletten ve hayvani sıfatlardan kurtaralım. İmdi bu nimetlerinden dolayı onlara dua ve şükretmemiz, izzet ve şerefe ulaştıran kemalatı tahsile çalışmamız, ömürlerimizi zayi ve telef olmaktan korumamız, fırsatları ganimet bilmemiz, kendimize, milletimize fayda veren şeyleri bırakıp da ömürlerimizi faydasız şeylere harcamamız, geçmişlerin şerefini, geleceklerin hukukunu zayi etmememiz gerekir. Nefislerimize rahatı mutlaka haram kılmalı, fikirlerimizi milletdaş ve dindaşlarımıza i'zaz hususunda çalıştırmalıyız. Hikmetin derecelerine ulaştıran yolları tutmalı, ümmetin daha ziyade şeref kazanmasına çaba sarf etmeliyiz.

Ey kardeşlerimiz, ilerlemiş başka milletlerden ibret almaz mısını? Onlar çalışıp didinmeleri sayesinde maarifin gayelerine, yükselişin nihayetlerine ulaşmışlardır. Şu anda ilerlemeye bütün sebepleri ile birlikte tembellik, akılsızlık ve cehaletten başka hiçbir mani yoktur. Bunu söyler, bana hicret ve bu adil, müeyyed devlete iltica eden Allah'a hamd eylerim. Beni ve sizleri nimet ve ihsanlarının kıymetini bilenlerden eylesin. Bana ve sizlere rızasını ve rahmetlerini daim kılsın. Mülk sahibinin saltanatını ahir zamana kadar ebedileştirsin. Amin."

Bu adamın resmini ilk gördüğümde bende eşkiya tesiri bırakmıştı. Meğer o eşkiyadan da kötü imiş! Şarlatanlığın derecesine bakın ki, adam ömründe Afganistan'a ayak basmamış İranlı bir Şii olduğu halde kendini Afganlı diye tanıtmağa muvaffak olmuş; bu suretle bütün dünyayı aldatmıştır. Bunu Bağdadlı Profesör Dr. Hasib esSamurai'nin "Reşid Rıza" adlı kitabından yeni öğrendim. 470 küsur sayfa tutan bu eser, üç baba ayrılmıştır.

Birinci Babta: Menar tefsirinden, tefsir nev'ilerinden , Şeyh Muhammed Abduh'un melek, cin ve şeytanlar hakkındaki görüşünde,

İkinci babta: Cemaleddin-i Efgani ile Muhammed Abduh ve Reşid Rıza ile marifetlerinden;

Üçüncü babta: Reşid Rıza'nın mucize telakkisinden, mucizeden, Hz. İsa'nın inmesinden, faiz ve saireden bahsediliyor.

181'inci sayfadan 243'e kadar devam eden 63 sayfa tamamen Cemaleddin-i Efgani'ye tahsis edilmiştir.

Ben buraya mezkur eserin 194'üncü sayfasındaki hulasayı almakla iktifa ediyorum.

Orada aynen şöyle denilmektedir:

"Yukarıda geçenlerin hulasası şudur:

Cemaleddin'in Afganistanlı olduğu şüyu' bulmuştur. Halbuki

hakikat İranlı olmasıdır. Afganistanlı olduğu şayiası bizzat Cemaleddin'in dikte ederek Muhammed Abduh'a yazdırdığından başka hiçbir suretle rivayet edilmemiştir. Onun için de Seyyid Muhsin el-Emin Şeyh Abduh'un Cemaleddin rivayetini eleştirerek: 'Bütün bu sözlerin doğruluktan nasibi yoktur. Bilakis 1001 gece masallarına benziyor.

Anlaşılıyor ki, bu masalları Cemaleddin, meseleyi mübalağalı bir şekilde gizlemek ve kendinin Afganistanlı olduğunu ispat etmek için tilmizi Muhammed Abduh'a yazdırırmış!' demiştir.

Bu adam İranlı Esedabadlı, Hemedanlıdır. Afganlı değildir; Kabilli veya Kenrili de değildir. Hatta ihtimal Afganistan'ı veya Kabil'i ömründe görmemiştir. Onun Afganlıyım diyle söylediği her söz, Afgan hükümeti ricali içine girmesi, bazı harplere katılması , bir Afgan emrine meyil gösterip onun nezdinde vezir muamelesi göstermesi, birinin kendisine gadir etmek istemesi veya Afganistan'dan hac bahanesi ile çıkması tamamı ile asılsız şeylerdir. Bunlarla Mısır'a ve diğer memleketlere nasıl ulaşabileceğine hazırlık olmak üzere uydurma hikayenin tamamlanması kastedilmiştir. ihtimal ki, İran Şahı tarafından sürgün edilişinin meydana çıkmasını istemiyor; yahut kendisine kendi yakıştırdığı Afganlığı hakikat göstermek için mübalağa yapmak istiyordu.

Cemaleddin'in babalarının, dedelerinin ve aşireti ile hemşehrilerinin mezhebi Şii Hanifi -Hanefi değil- Ca'feri olduğu gibi, kendisinin mezhebi de Şiidir. Her yerde şöhret bulan ve insanlara arasında şayi olan, binlerce nüsha basılan kitaplarda tedvin edilerek mütercimin zamanında dünyanın her tarafına dağılan şu işe bak ki, aslı yoktur!.. Bundan anlarsın ki 'Çok meşhur vardır; aslı yoktur' sözü doğrudur..."

Prof. Hasib'in bu eseri Türkçeye tercüme edilse çok iyi olur. Belki bu sayede bizim ahir zaman müçtehitlerinden de kendilerine gelenler olur.

Cemaleddin-i Efgani'nin açtığı çığırı Mısırlı tilmizi Şeyh

Abduh devam ettirmiştir. Şimdi biraz da ondan bahsedelim.

Ahmed Davudoğlu

Kaynak: Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri, Ahmed Davudoğlu

Yayın Tarihi: 21 Eylül 2021 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2021, 11:14
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aydın bilgi
Aydın bilgi - 3 hafta Önce

Mahzumi Paşa'nın hatıratı gibi mevsukiyeti daha muhkem vesikalara dayanmadan hüküm vermek ne derece doğru. Afgani her insan teki gibi tartışmaya elbette açıktır. Ki Islah düşüncesinin ve boy verdirdiği İslamcılığın kişi kutsallığına karşı çıkması olmazsa olmazlarındandır. Afganinin Renan müdafasındaki fikirleri ki bu risalenin Afganiye aidiyeti tartışmalıdır elbette kabul edilemez. Ama Urvetül vüska da ortadadır. Mesele de zaten Afgani değildir. Vurulmak istenen Akif'tir. Sırayı müstakimi okuma zahmetine katlanamayacak geniş okur kitlesi bu şekilde vurulmak istenmektedir.

banner26