Beşir Ayvazoğlu: Dergiler hâlâ 'hür tefekkürün kalesi' mi?

Beşir Ayvazoğlu 25 Ağustos 2016 tarihinde Karar Gazetesinde "Dergiler Hala Hür Tefekkürün Kalesi mi?" başlıklı bir yazı yayınladı. Bu yazıyı önemine binaen alıntılıyoruz.

Beşir Ayvazoğlu: Dergiler hâlâ 'hür tefekkürün kalesi' mi?

Beşir Ayvazoğlu 25 Ağustos'da Karar gazetesinde "Dergiler Hala Hür Tefekkürün Kalesi mi?" başlıklı bir yazı yayınladı. Yazının tamamına katılmasak da, özellikle yayınlanan dergi sayısının oldukça arttığı bu dönemde tartışmaya değer noktalara temas ettiğini düşünüyoruz. (Dünyabizim)

Dergiler Hâlâ 'Hür Tefekkürün Kalesi' mi?

Önümde çeşit çeşit edebiyat dergileri, düşünüyorum. Bana mı öyle geliyor bilmem, hiçbirinin ruhu yok; birçoğunda çıkmış olmak için çıkıyormuş gibi bir hava var. Bazılarında teknolojik imkânlar fazlasıyla abartılı kullanıldığı için “görsellik” muhtevanın önüne geçmiş görünüyor. Ancak bu tespitler dergiciliğin önemini yitirdiği anlamına gelmez.

Bir zamanlar edebî ekollerin doğmasına yol açan, sadece kültür hayatını değil, siyaseti bile etkileyen edebiyat dergilerinin çağı geçmiş olsa da dergisiz bir sanat, edebiyat ve düşünce hayatı tasavvur edemem. Dergiler, yeni nesilleri içten içe ve derinden derine besleyip şekillendiren vahalardır.

Edebiyat dergilerini birkaç fedakar insan sürüklüyor

Şu gerçeğin de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum: Bir sanat ve edebiyat dergisinin arkasında bir grup, bir cemaat, banka, vakıf vb. yoksa uzun süre ayakta kalması mümkün değildir. Her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan edebiyat dergilerini birkaç fedakâr insanın sürüklediğini, en köklü dergilerin bile her an kepenklerini kapatabileceğini söylersem, mübalağa ettiğimi zannetmeyiniz.

Edebiyat dergilerini yönetenlerin, derginin hemen her işiyle uğraşmak zorunda oldukları için editörlük vazifesini istenen ölçüde yerine getiremedikleri, yani edebiyatla uğraşmak isteyen gençlerle yeterince ilgilenip onları yönlendiremedikleri bir gerçektir.

Hem editör hem yazar hem musahhih hem tasarımcı, paketleyici, dağıtımcı

Yeri gelmişken editörlük kurumu hakkında düşündüklerimi de ifade etmek istiyorum. Türk yayıncılığında editörlük ciddi bir problemdir. Editör istihdam eden yayınevlerinde bile bu hizmetin doğru dürüst verildiği söylenemez. Editör olarak görev yapanlara o kadar çok iş yüklenmektedir ki, bırakın yazarlara ve şairlere yol göstermeyi, akıl hocalığı yapmayı, onlarla iletişim kuracak zaman bile bulmaları zor. Piyasada editör olarak görünenlerin akıl hocalığı yapacak seviyede olup olmadıkları ayrı bir konudur.

Dergiler için de aynı şeyler söylenebilir. Bizde özellikle edebiyat dergileri bir veya iki kişinin fedakârlıkları sayesinde yaşar; editör istihdam etmeleri imkânsızdır. Dergi yöneticisi aynı zamanda hem yazar, hem editör, hem musahhih, hem tasarımcı, hatta hem de paketleyici ve dağıtımcıdır. Bir süre sonra yorgunluk ve bıkkınlık, dergiyi asıl mânâsında yönetip gündeme hâkim olma kaygısını gölgeler; her sayı gelen yazı ve şiirlerle -neşredilmeye değer olup olmadıklarına bakmaksızın- doldurulmaya başlanır.

“Hür tefekkürün kalesi” olmaları beklenen dergilerin çoğu sonunda bu hazin akıbeti yaşarlar. Ortak bir dil ve duyarlığın oluşmamasının en önemli sebeplerinden biri budur.

Dergilerin Kültür Bakanlığınca ciddiye alındığına dair bir işaret de görmüyorum

Dergiler bir yandan bünyelerinde bir araya getirdikleri şair ve yazarlarla ortak bir dil ve duruş geliştirirken, idarehanelerini de mübtedilerin, yani edebiyatla yeni yeni ilgilenmeye başlamış meraklıların yetiştikleri bir çeşit mektep veya dergâha dönüştürürlerdi. Dergi idarehanelerinin ne kadar feyizli mekânlar olduğunu buralarda yetişerek şair ve yazar kimliği kazanmış kişilerin hatıratlarından okuyoruz. İdarehaneye hiç uğramamış bile olsa, bir dergide imzasıyla görünen birçok edebiyat adamının takip ettiği yolu o dergi şekillendirmiştir. Böyle dergilerden alınan sembolik telif ücretlerinin bile ne kadar önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu bilenler bilir.

Günümüzde telif ücreti ödeyebilen edebiyat dergisi de yok gibidir; ödeyebilen dergilerin arkasında, mutlaka, sizden nasıl bir dergi istediğini daha baştan söyleyen bir finans kaynağı vardır. Finansal bağımlılık, “hür tefekkür”ün önündeki en büyük engeldir.

Türkiye’de 1980 sonrasının edebiyat tarihini yazacak olanlar, dünün edebiyat tarihçileri gibi Servet-i Fünun, Genç Kalemler, Dergâh, Meş’ale, Varlık, Kültür Haftası, Büyük Doğu, Pazar Postası, Hisar gibi önemli dergilerden, bu dergiler etrafında toplanan şairlerden, yazarlardan ve onların etkilerinden söz edemeyecekler.

Elbette bugünkü dergi tirajlarıyla basım ve dağıtım masraflarını karşılamak mümkün değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı fikir ve kültür hayatının nefes alıp verdiği edebiyat dergilerine yeterince destek olmuyor. Dergilerin Bakanlıkça ciddiye alındığına dair bir işaret de görmüyorum. Türkiye’de binlerce kütüphane var; bu kütüphaneler için rüşdünü ispat etmiş dergilere -yayın politikalarına asla müdahale etmeden- abone olunsa, bu dergiler hiç değilse ayakta durmayı başarırlar.

Türkiye'de ilk vazgeçilen "meta"

Dergilerin çokluğu, sanat, edebiyat ve düşünce hayatındaki canlılığa işarettir. İyi bir derginin kapanması, kültür hayatımızda bir damarın tıkandığı anlamına gelir. Bu, aslında bir çeşit örtülü sansürdür.

Edebiyat okuyucuları dergilerine sahip çıkmalıdırlar. En ufak bir krizde dergi almaktan vazgeçen, üç beş paket sigara parası tutan yıllık aboneliklerini yenilemeyerek krizi atlatacağını zanneden bir okuyucu, zaten iyi okuyucu değildir. Dergi ve kitap, Türkiye’de ilk vazgeçilen “meta”dır maalesef.

Beşir Ayvazoğlu, http://www.karar.com/yazarlar/besir-ayvazoglu/dergiler-hala-hur-tefekkurun-kalesi-mi-1942#

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2019, 17:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26