Barat Hacı Azadlık İstiyor

Süleyman Çobanoğlu yıllar evvel yazmıştı Barat Hacı'yı. Bu metni yeniden hatırlatalım istedik. Aziz Şehidlerimizin anısına...

Barat Hacı Azadlık İstiyor

O’nu bayram zamanı haberlerde gördümdü. 

Yüzyıllık bir hüznün fışkırdığı gözlerinde iki iri yaş ırmağı, gür ve beyaz sakallarına doğru devrilirken, bir elini bir yumrum yapmış hıçkırıyordu.

Diğer bileği, kızıl cin konsolosluğunun demir parmaklıklarından kelepçeli…

Başında Uygur takkesi ayağında mesler ve lastik ayakkabılar.

Diyebilirsiniz ki, başı Türkistan, ayağı Makedoncaya…

İşte öyle bir adam.

Barat hacı.

              ***

Televizyonlarda bir çala görünüp kayboldu.

“Çin konsolosluğunda eylem varmış”diye koştur koştur giden kameralar, baktılar ki bunlar dünyanın yeni süper gücüne kafa tutmaya uğraşan maceracı ve cılız bir cemaattir, yüz geri kışlalarına döndüler. 

Zaten gazeteleri de bu meseleyi Peru krizi kadar önemsemedi. Apoletli medya, demeğe getirdi ki “bu dost ve kardeş ülke Çin’in içişleridir. Geçiniz.”

Geçtik biz de.

Nasılsa bizler avanaklardık.

Mesela adamlar bir pompalı tüfeği on metre ileriye atıp iki ellerini çırparak “hadi Türkiye juniour, getir!”diyorlardı; ağzımızda tüfekle koşa koşa geliyorduk.

“muma bakın muma”diyorlardı, mumlara bakıyorduk.

En salakça nümayişlerin yapıldığı, eceliyle ölen mütekaid Mehmet efendinin cenazesinde bile “kahrolsun şeriat” diye bas bas bağırılan memlekette, Kudüs şöyle bir hatırlandı diye az kalsın altta yağız yer delinip üstte mavi gök çöküyordu.

 Bütün bunlar olurken seksen yaşındaki bir adam ağlaya ağlaya bileğine kelepçe vuruyordu.

Barat hacı, azatlık istiyordu.

Barat hacı.

 Seksen yedi yıllık ömrünün tam yirmi iki senesini, kızıl çinin zindanlarında geçti.

Yirmi iki yıl boyunca şu meşhur Çin işkencesinin en damıtık örnekleriyle tanıştı.

Bir buçuk metre uzunluğunda, seksen santim genişliğinde bazik bir hücrede iki yıl boyunca çıldırmaya ve ölüme direndi.

Gün ışığını, günde yalnızca beş dakika görebiliyordu. 

O da birinden su içip yemek yediği diğerine abdest bozduğu iki toprak kaseyi cellatlarına uzatmak için…

 Elleri, ayaklarına zincirliydi; tam on altı okkalı zincirle.

Ne et ne yağ.çeyrek asır boyu, her gün bir parça mısır ekmeği.. “eğer” diyordu. “bir gün oruç tutup bir gün yememiş olsaydım, çoktan ölürdüm”

Saçı ve sakalı beline inmişti. Tırnaklarını taşlara sürterek kısaltabiliyordu. Öyle kirlenmiştiler ki pantolonları çıtır çıtır kırılıyorlardı.

“Yirmi iki yıl boyunca” diyor Barat Hacı, “geceleri kuran okuyup namaz kıldım, gündüzleri de idman yaptım. Öyle olmasaydı…”

 

Her cümlesini “Allah beni sakladı” diyerek bitiriyor.

Yirmi iki yıl böylece bitiyor. 

                              * * *

Nihayet Türkiye…

Şu bizim yapma bir top gibi teptiğimiz şu bütün Müslüman-Türklerin rüyası Türkiye…

Çinliler, burnuna acı biberle kaynamış sirke karışımı döktükleri için gözleri biraz zayıf. öyle işkenceler görmüş ki, bağırsaklar bendinde yer değiştirmiş. Bir operasyon ve böbreği de yok artık.

Ama Barat Hacı dimdik ayakta!

 Öyle ayaktaki, Türkiye de görmeye başladığımız gök bayrağı sallıyor. “namazdan sonra uyku tutmadı, dolaşmaya çıktımdı” diyor, sabah vakti gizlice sızdığı Rum kesiminde askerlere…

Hacca gidip orda bayrak acıyor, eylem yapıyor…

“ben ayaktayım” diyor Barat hacı. 

                           * * * 

En gayretlilerimiz bile, nihayet haritaları acık petrol boru hatlarının üzerine kırmazı işaretler koyuyoruz. Oysa Müslüman direncinin ne olduğuna, bireysel cehdin neye teabul ettiğine gelince, orda sözü Barat hacı alıyor.

“komünist” derken sanki tükürüyor. Ve sanki tükürürken gözetim altında tutulduğu üç yıl boyunca, sırtında “vatan haini” göğsünde “panislamist-pantürkist” yazalı beyaz mintanıyla temizlediği komünist helâlarına tükürüyor.

“ya istiklal ya ölüm” diyor yumruklarını sıkarak.

Barat hacı, bizim oyunumuzdaki eksik taşı tamamlıyor. Barat hacı bir yaşamak dersi veriyor.

Onun yumruğu bol füzeli çini bol petrollü rusu ve bol çeşitli İngiliz’i tuz buz edecek.

Onun elleri yeni doğan doğu Türkistan’ın ceviz beşiği…

Çünkü onun adı Barat Hacı.

Yani Barat

Yani kurtuluş…

 

Süleyman Çobanoğlu, Milli Gazete

 

Videosu için;

//www.dunyabizim.com/video.php?id=26

Yayın Tarihi: 09 Temmuz 2009 Perşembe 14:03 Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010, 18:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmet burak
ahmet burak - 12 yıl Önce

çin malı alma mal olma !..

banner26