Aranızda selamı yayınız

Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş'ın 3 Temmuz 2015 tarihinde Yenişafak gazetesinde yayınlanan "Aranızda Selamı Yayınız" başlıklı yazısını alıntılıyoruz. "Selamın Müslümanlar için evrensel bir özelliği de vardır. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar iki Müslüman karşılaştığı zaman ağızlarından çıkan ilk tanışma cümlesidir selam. Hem de öylesine söylenmiş değil, dua özelliği taşıyan bir cümle."

Aranızda selamı yayınız

Başlık esasında bir hadis-i şerifin son kısmının mealidir. Akıllarda daha iyi kalsın diye yazıya başlık yaptık. Zira İslam'ın en büyük alâmet-i fârikalarından birisi olan “selâm”a toplumumuzda hak ettiği değerin verilmediği kanaatindeyiz. İlk önce kelimenin tahlilini yapalım. İslam gibi Selam da “silm” kökünden gelmektedir. “Barışmak, sulh, barışıklık” anlamlarına gelen “silm” Kur'an'da (Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe –silme- girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır (Bakara, 208) ayetinde geçen “silm” kelimesini “barış ve güvenlik” diye çevirenler olduğu gibi “İslam” diye anlayanlar da vardır. Bu takdirde İslam ve silm'in aynı anlamda kullanıldığı görülmektedir. O zaman “selam” da “barış”, “kurtuluş”, “esenlik” gibi anlamlara gelir. Yani iki Müslüman selam alıp verdiği zaman “barış, huzur, kurtuluş, esenlik” üzerine olsun diye birbirlerine dua etmiş olmaktadırlar.

Selam aynı zamanda esmâ-i hüsnâdandır (Haşr, 23). Buna göre Allah'ın 99 isminden birisidir ve “esenlik kaynağı”, “selam ve selametin ta kendisi”, “kurtuluşun tek kaynağı”, “selametbahş olan” gibi anlamlara gelmektedir.

“Yâ Selâm” şeklinde bir zikir ifadesi olarak da kullanılan selamın Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmasının önemine işaret eden ayet ve hadislerden örnekler vermeye çalışalım: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermeden girmeyin. Orada kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar girmeyin. Eğer size geri dönün denilirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha temiz bir davranıştır” (Nur, 27, 28).

Cahiliye döneminde birinin evine vardıkları zaman mahremiyete saygı göstermez, dünya ve âhiret saadetini temenni etmek olan selamı da bilmezlerdi. “Sabahınız hayat olsun”, “akşamınız hayat olsun”, “aydın olsun” gibi sözler söylerlerdi. Bizde bazı kimselerin kullandığı “günaydın”, “tünaydın” ifadelerine benzer ifadelerdi bunlar. Selam vermekle ilgili ayetler geldikten sonra artık Müslümanlar birbirlerine dua etme amaçlı selamlaşmaya başladılar. “Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir hayat sürdürme dileği ile birbirinize selam verin (Nur, 61)" ayeti ile de Müslümanların kendi evlerine girdiklerinde de aile fertlerine selam vermeleri gerekliliğine işaret edilmektedir. Zira insanın başkaları için dilediği dünya ve âhiret mutluluğunu kendi ailesinden esirgemesi doğru değil, hatta daha da önemlidir. Esasında bu ayete göre evde kimse olmasa bile giren kimsenin kendi kendine selam vermesi gerekir. Bu durumda verilecek selamın tıpkı namazın tahiyyâtında olduğu gibi “esselâmü aleynâ ve alâ ibadillahissâlihîn” şeklinde olması gerektiği belirtilmektedir (bkz., Riyazü's-Sâlihîn, terc. Y. Kandemir ve heyet, 4, 499).

Kur'an'da selama mukabele konusuna da değinilmekte, “bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selam verin veya verilen selamı aynen iade edin” (Nisa, 86) buyurulmaktadır. Selamın en kısa olanı “selamün aleyküm” ya da “esselamü aleyküm” dür. Kendisine bu şekilde selam verilen kimse “ve aleykümüsselam verahmetüllahi” şeklinde karşılık vermelidir. Kendisine “esselamü aleyküm verahmetüllahi” şeklinde selam verilen kimse “ve aleyküm selam verahmetullahi veberakatühü” demeli ya da ilave yapmadan aynıyla karşılık vermelidir. İlave yapmak daha sevaptır. Bu ayetlerden hareketle selam vermenin sünnet, selama karşılık vermenin farz-ı kifaye olduğu hükmüne varılmıştır.

Selamın yeri konusunda bazı sınırlar çizilmiş, örneğin oyun oynayana, şarkı söyleyene, abdest bozmakta olana, hamamda veya başka bir yerde çıplak bulunana selam verilmeyeceği, hutbe, sesli olarak Kur'an okuma, ezan ve kâmet esnasında da selam alınmayacağı ifade edilmiştir.

Abdullah b. Amr ibni Âs Peygamberimiz'e İslam'ın hangi özelliğinin daha güzel olduğunu sordu; Allah Rasulü buna şöyle cevap verdi: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermendir” (Buhari, İman 20). “Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız” (Müslim, İman 93-94).

Selamın Müslümanlar için evrensel bir özelliği de vardır. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar iki Müslüman karşılaştığı zaman ağızlarından çıkan ilk tanışma cümlesidir selam. Hem de öylesine söylenmiş değil, dua özelliği taşıyan bir cümle. Hangi ülkeden, hangi ırktan olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun Müslümanlar arasında ortak iletişim dilidir selam. Bunun için yolda karşılaşınca, ayrılırken, bir mekana girince ve çıkarken büyük, küçük her Müslümanın birbirine selam vermesi gerekir. Selam Arapça diye “merhaba” demeyi tercih edenlere, merhabanın da Arapça olduğunu, ancak selamın yerini tutmayacağını, selamlaştıktan sonra merhaba demenin daha uygun olacağını bu vesileyle hatırlatmış olalım.

Kaynak: Yenişafak - 03 Temmuz 2015

Yayın Tarihi: 18 Eylül 2021 Cumartesi 12:33 Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2021, 13:08
banner25
YORUM EKLE

banner26