Anılardan tefekküre: Ya nasip!

O an, taze dinlediğim tefsir dersinden şu sözler aklıma düştü: “Allah, senin rızkını başkasına vermez. Başkasının rızkını da sana yedirmez. Çünkü o Rezzak’tır ve Alim’dir.” Şura Karahan yazdı.

Anılardan tefekküre: Ya nasip!

Dayımın kızı Zehra, beş altı yaşlarındayken dayımlar sık sık bize gelirdi. Zehra ile oyunlar oynar bazen saatlerce sohbet ederdik. Ara ara boyama kitapları, kalemler ve yapbozlar alırdım eve beraber yapmak üzere. Bir gün, aynı niyetle kırtasiyeden bir tane kitap ve bir boya kalemi aldım. Attım çekmeceye. Zehra gelince sürpriz yapmak niyetindeyim.

O yaz, memlekete gittiler. Çok uzun kaldılar. Yaz bitti, Eylül geldi derken bizim kız ilkokula başladı. Ödevleri yapması, okul düzeni vesaire  derken gelgitlerimizin iyice arası açıldı. Aradan ne kadar zaman geçti de dolabı temizlerken kitap ile kalemi gördüm. Hayret!  Öylece unutmuşum çekmecede. Şimdi götürsem ilkokul biri bitirdi, yaşı geçti. oynamaz bunlarla.  Zayi olmasın başkasına vereyim diyorum ama kimse de yok yakınımızda. 
Birden, aklıma Yusuf geldi. Anne tarafından  akrabamızın oğlu, tam bu yaşlarda. Önümüz Kurban Bayramı, mis gibi bayram hediyesi olur. Kitap ile kalem, yeşil kurdelelere sarıldı, hediye paketimiz hazır. 
Bayram geldi. Yusuflar, anneanneme gelmedi. Yarın gelirler, dursun dedim. Koyduk çekmeceye. Bayramın ikinci günü, üçüncü günü, dördüncü günü geçti. Gelen giden olmadı. Oysa her bayram muhakkak görüşüyoruz. Köye gitmişler. Bir ay dönmeyeceklermiş. Eh dedim ya nasip! Bizim hediyeler beklesin çekmecede,  zaten alışıklar bir yıldır.
Dört ay, bekledi.  Ne biz gidebildik onları görmeye, ne onlar gelebildi. Anlaşıldı, Yusuf’un  da nasibi değilmiş. Ne yapmalı peki? Bir iyilik yapalım dedik, elimde kaldı. Canım sıkıldı.  Bir arkadaşım vardır liseden. Ara ara telefonlaşıyoruz. Bir akşam neredeyse gece yarısı, mesaj attı; yarın eski bir arkadaşa gidiyoruz, sende gel. Hayda! Gece gece ani planda hiç yapamam. Yapasım tuttu, gittim. 
Kızlarla öpüştük koklaştık. Kaynattık. Kapıda tembihler edildi, gene bekleriz. Peki dedim, geleceğim. Ev sahibi arkadaşın küçük bir kızı var. Üç dört yaşlarında,  sevimli bir cimcime. İçimden bir ses: heh bizim kitap yerini buldu, bir daha ki gelişimde onu bu cimcime hediye edeceğim, diyorum. 
Hafta bitmeden ailede sürpriz gelişmeler yaşandı.  Her gün başka koşturmacamız var. Bir yere gitmem mümkün değil.  Kitap gene bana kaldı.
Yıl, değişti. 2020, geliverdi.  Bir mesaj ve bir akrabamızın kızının 'Bed-i Besmele'sine yani Kurana geçiş törenine davet edildik. Bir hediye ayarlamak lazım. Aklıma bizim kitap geliyor ama temkinliyim. Kısmet olacak mı acaba teslim etmek? 
Gittik. Doğu Türkistanlı bir hafızdan Kur'anımız'ı dinledik.  Yedik, içtik, sıra hediyelere geldi. Ben hala tereddütlüyüm. Unutur da eve geri döner miyim, bu sefer teslim edebilecek miyim bakalım derken verdim gitti. Annesi şaşırdı hediyeyi görünce ve dedi ki:  "Ahsen’inde boya kalemi yoktu, üzülüyordu ağabeyleri oynatmıyorlar diye. Çok sevindik. Teşekkür ederiz.
O an, taze dinlediğim tefsir dersinden şu sözler aklıma düştü: “Allah, senin rızkını başkasına vermez. Başkasının rızkını da sana yedirmez. Çünkü o Rezzak’tır ve Alim’dir.”*
Dört buçuk yaşındaki kızın ihtiyacı olan boya kalemini iki sene önce aldırır, aylarca unutturur, çekmece çekmece gezdirir de, gene de sahibinden şaşırtmaz imiş. İşte böyle ya nasib!
***

*Bismillahirrahmanirrahim

“Allah, Rezzak’tır ve Alim’dir.” der Ali İmran Suresi. Allah rızkı verendir ve her şeyi bilendir. Allah sana vereceği rızkı başkasına, başkasına vereceği rızkı sana vermez."

Ali Küçük, Ali İmran Suresi 26-27.Ayetleri Tefsir Dersi

Şura Karahan

Yayın Tarihi: 29 Temmuz 2021 Perşembe 15:00 Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2021, 22:28
banner25
YORUM EKLE

banner26