banner17

Akif'e mektup var!

Kamil Yeşil, Mehmed Akif'e bir mektup yazdı. Milli Gazete'den ç-alıntılıyoruz..

Akif'e mektup var!

Kamil YeşilMehmed Akif’e son mektup

15 Mart 2010
Pzt 03.00

Üstadım, Efendim,

12 Mart 2010 günü, Türk milleti olarak İstiklâl Marşı'nın Kabulü'nün 89. yılını kutladık; aynı gün vefatınızın 74. yılı vesilesi ile de sizi andık, hatıratınızı yaşattık. Orta öğretimde öğrenci olduğumuz yıllarda bu günler için ayrı ayrı program yapardık. İlkinde sevinir, coşar, bir yerlere bağırır, tehdit ederdik; diğerinde üzülürdük, yakamıza vesikalık boyda çoğaltılmış sakallı fotoğraflarınızı asardık. İstanbul'da olanlar Edirnekapı Şehitliğine gelir, mezarınızı ziyaret eder, üç İhlâs bir Fatiha okurdu. Uzaktan gıyabınızda Fatiha ve mevlit okutanlar da olurdu. Şimdi günler yetmiyor anmaya ve kutlamaya. Her günümüz dolu. Bundan dolayı sizinle ilgili olan günleri birleştiriverdik. Yüzümüzün bir yanını -öldüğünüz için- hüzne; diğer yanını da millî marşımızı yazdığınız için- sevince ve gurura ayırdık.

İki gözüm, üstadım,

İyi ki Çanakkale Şehitleri destanını yazmışsınız. İnanınız üstadım, Çanakkale Şehitleri destanını yazmasaydınız 18 Mart'lar kuru bir törenden öteye geçemeyecek; savaşa dair hiçbir duyguyu yaşamayacaktık.

Malûmunuzdur ki kutlama günleri coşkulu geçer. Biz de milli marşımız coşkuyla söylensin diye 12 Mart'ı sana ayırdık. İyi ki 1921'in soğuk günlerinde ceketinizle dolaşmayı da göze alarak o mükâfatı almamışsınız. Çünkü hakkınızda söyleyecek söz bulamayanlar veya özünüzle ilgili söz söylemeye cesaret edemeyenler, hep bunları tekrar ediyor. Kimsenin dili bu adam Mısır'a neden gitti, cüda kaldığı vatanına niçin ölmeye geldi, sorusunu sormuyor. Bazı mahfillerde kısık sesle Kur'an mealini yaktığınız söyleniyor da niçin buna mecbur kaldığınız üzerinde hiç mi hiç durulmuyor. Söz ayağa düştü fakat Safahat'ınız çok değerlendi. Yaldızı, işlemeli cildi, Kur'an boy, kuşe kâğıt, özel kapağı ile çok para ediyor kitabınız. Çok para kazandırıyor. Safahat'ınızı resmi kurumlara satmak için altın yaldızlı sayfalara basanlar, gözyaşlarınızı belediye seçimlerine malzeme yapanlar, geçim kaynaklarından biri kılanlar, üniversitede akademik unvan kazananlar, el yazınızı okuyamamasına rağmen kitabınızı yayına hazırlayanlar, eserinizin başına koydukları tercüme-i halinizde hayat maceranıza dair bütün olayları ve soruları es geçiyor, hiç yokmuş gibi davranıyor.

Efendim,

Artık Müslümanlık, İslamcılık'ı kapsamıyor. İslamcı olmadan da Müslüman olunabildiği günlere geldik. Bazı İslamcılar sizin arkanıza saklanıp İslamcılık yapıyor; ama İslamcı olduklarını bir türlü söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. İstiklal Marşı'na sahip çıkmalarının en büyük sebebi zihniyetiniz. Her yıl dört-beş yaşındaki çocuklara ezberlettikleri İstiklal Marşı'nın önünde -bu esnada kamera da çekiyor oluyor- ağlıyorlar da oğlunuz Tahir'in, Emin'in başına neler geldi; kızlarınız Feride ve Cemile'ye ne oldu, Suad nasıl yaşadı sorusunu bir türlü sormuyorlar. Sizinle Birinci Meclis'e gelen bazılarının mahdumları yurt dışında el bebek gül bebek okutulup yüksek yüksek yerlere getirilirken; Safahat sayesinde keselerini "kasa" yapanlar, yoksulluk ve sefalet içinde ömür geçiren çocuklarınıza bile yer vermediler kitabınızda. Harim-i ismetiniz İsmet Hanım da aldı nasibini bu cezalandırmadan Cemile, Feride, Suad, Emin ve Tahir de. Sizin adınıza aileniz çekti cefayı. Oğlunuz Emin Ersoy'u askerken, koğuştaki arkadaşlarına Kur'an okuyup tefsir ettiği gerekçesiyle Divan-ı Harbe verdiler. Bunalım içinde yaşadı ve bir kamyon kasasında ölü bulundu Emin. Kızınızı evinden atmaya kalktılar.

Üstadım,

Safahat'ınızla, İstiklal Marşınızla İslamcı olduğumuzu söylerken biz; Abdülhamit konusunda farklı düşünüyoruz sizinle. O, -hâşâ- ne alçak ne kızıl sultandır; bizim için o, "ulu hakan"dır. İslam'ı asra uydurmanıza ve Bedir ashabını Çanakkale şehitlerine eş tutan fikrinize de katılmıyoruz. Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin sizi Mısır'da sigaya çekmesini doğru buluyor; cevaplarınızı da yetersiz görüyoruz.

Üstadım,

Gözyaşlarım dediğiniz Safahat'ınız Türkiye'de en çok satanlar listesinde. Sizin zamanınızda bu tabir yoktu "best seller" oldu kitabınız. Dediği anlaşılmaz bulunsa, okunmasa ve anlaşılmasa da kitabınız çok satıyor. Hulasa, hayranlarınız çok; anlayanınız yok. Bir küçük kasaba belediyesinden tutunuz, büyükşehir belediyelerine, devlet yayınlarından özel yayın evlerine kadar herkes mir-i malı edindi Safahat'ınızı. Kimi özetleyerek bastı, kimi sadeleştirerek. Safahat'ınızın yayımcısı olmak için artık Osmanlı Türkçesi, el yazısı bilmeye gerek kalmadı. Ortaokul mezunu, bir yayın evi ortağı veya bir dergi çalışanı olmanız, sözlüğe bakmanız yeterli Safahat yayıncısı olmak için. Safahat'nızı sözlüksüz okuyamayan yayıncılarınız ve editörleriniz var. Bunları görünce; bu kitap benim mi diyeceğinizden eminim.

Üstadım,

Aruz öldü, İslamcılık ise yasta. Çocuklarına, caddelere, sokaklara, okullara, üniversitelere Mehmet Âkif adını koyanlar; tek dişi kalmış canavarın adını değiştirip "medeniyet" dediler; şimdi o "medeniyet" adına yürüyor bütün işler. Bazısı sizin için "Arap milliyetçisi" bile dedi. Sözlerinize itiraz edemeyenler, İstiklal Marşı'nın bestesini değiştirelim diyorlar, onun yerine de Onuncu Yıl Marşı çalıyorlar. Ama İstiklal Marşı, stadyumlardan camilere; okullardan meclislere, büyükelçiliklerden devlet başkanları arenasına kadar her yerde yine söyleniyor. Ancak iki kıtasıyla. Diğer sekiz kıtası ders kitaplarında ve şiir okuma seanslarında görülüyor sadece.

Üstadım,

Adınıza dernekler, araştırma merkezleri ve vakıflar kuruldu. İnanmayacaksınız belki; ama İstiklal Marşı Derneği diye bir derneğimiz bile var. Başkanı sizin gibi bir "inanmış adam ve büyük şair."

Üstadım, efendim,

Safahat'ınızdan para kazanmadınız, kazanamadınız. En yakın dostlarınız Eşref Edip, Mahir İz, Süleyman Nazif ve Hasan Basri Çantay'ın yazdıklarını aşan yok hakkınızda söylenenler içinde. Safahat'ınızı mir-i malı sayanlara, günde bir fatiha, haftada bir Yasin, yılda bir hatim okuyup ruhunuza hediye etmelerini hatırlattım/hatırlatıyorum. Şahit olun.

Onlara izninizle bir beytinizi değiştirerek şöyle diyorum: "Yazılmamıştır Safahat bunu hakkıyla bilin / Ne yayınevlerine para kazandırmak ne prestij sağlamak için..."

Lütfen hürmetlerimi kabul ediniz efendim.

Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.


Milli Gazete düşünce sayfasından (ç)alınmıştır

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2010, 23:49
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20