banner17

Afet Ilgaz'dan oruç ve Ramazan'a dair

'Ramazan değişmiyor, her yıl bütün ihtişamı ve heybetiyle gelip duruyor. Değişen biziz; zaman!' Afet Ilgaz'ın Ramazan'a dair yazdığı bir yazıyı ç-alıntılıyoruz.

Afet Ilgaz'dan oruç ve Ramazan'a dair

Bana Ramazanlarda Ramazan hatıralarımı sorarlar, bir de eski Ramazanlarla yeni, Ramazanları mukayese etmemi isterler. Ben de, o kadar düşündüğüm halde, dişe dokunur bir Ramazan hatırası bulamam. Ondan sonra da derim ki: “Değişen biziz. Ramazanlar değil.”

Eğer bendeki değişiklikleri sorarsanız, işte meydanda, yaşlandım. Sokakları, caddeleri, evimi sorarsanız, önce bir, sonra iki katlı iken, şimdi apartman oldu. Babamın ekip diktiği meyve ağaçlarının bulunduğu bahçe de çöplük. Ne yaparsınız, apartmanlardan atıyorlar. Gene de babam zamanından kalma bir incir, bir hünnap, bir ıhlamur, her ne kadar sonradan bitme aylondoz ağaçlarının arasında kayboluyorlarsa da hepsi bir olup arka civarlara nefis bir yeşil perde çekiyorlar. Hele sarmaşıkları hiç sormayın. Onlar, bıraksanız ikinci bir perde olacaklar. Ama neme lazım, doğruyu söylemek gerekirse, o sarmaşıkların kızaran yaprakları, sonbaharın en tabii, sade ve munis süsüdür. Neden munis diyorum biliyor musunuz, onlardan bir dalı yaz ortasında laf olsun diye toprağa batırmıştım. Şimdi duvarları ondan nasıl temizliyeceğimizi düşünüyoruz. Böylelerine halk “arsız” der ama o kızıl yaprakların hatırı için, ben munis dedim işte.

Bayramlıkları yetiştirmeye çalışan anneler

Ramazan konuşurken botanik konuşmaya başladık. İşte o zamanlar tramvaylar vardı, hep anlatırlar ya, biz de tramvaylarla geceleri teravihe giderdik. Sultanahmet Camii’ndeki bir teravih namazını, sanırım imam da Sadettin Kaynak’tı, hikayeleştirmiştim. "Başörtülüler" adlı ismi var cismi yok kitabımda bu hikaye vardır. Hatta galiba kitaba adını veren hikaye de budur. Eyüp Sultan’a giderdik, Hırka-i Şerif'e giderdik, Sünbül Efendi, Ramazan Efendi zaten yanımızda. Hatta o zamanlar Ramazan gezileri listesinde bu son yazdığım Evliyaullah yoktu. Kadınlar sabah namazlarını bu yakınımızdaki camilerde kılmaya giderlerdi. Sonra da kapıların önünü sular, süpürürlerdi: Evet yanlış anlamadınız. Kapıların önündeki kaldırımları annelerimiz, komşu kadınlar süpürürdü.

Evimiz tek katlıyken malta taşı döşeli holünde gaz ocağında iftar ve sahur yemekleri hazırlar, bulaşıkları bu holdeki (buna, aralık denirdi. İki oda bir aralık, mesela) kuyudan çektiğimiz suyla yıkardık. Evlerin tabanları da tahta idi ve bayrama yakın bu tahtalar fırçalanır, ayakla (ayağın altında elbette tahta bezi var) ovularak temizlenirdi, sapsarı bir renkleri olurdu ve çok hoş, şimdi burnumda adeta tüten tahta kokusu yayılırdı bütün eve.

İşte, elde çamaşırlar yıkanırdı, tatlı hazırlanırdı, börek açılır ve komşu fırına pişmesi için götürülürdü. Arife akşamında üstleri gazeteyle örtülmüş tepsiler geçirilirdi fırınlardan evlere doğru.

Ha, bir de evde dikişler dikilirdi, onu unutuyordum az daha. Bayramlıkları yetiştirmeye çalışan anneler, arife geceleri ya çok geç yatarlar yahut hiç uyumazlardı.

İslam ülkeleri güle oynaya iftarlar yapacaklar mı?

Şimdi bu “tad”lar yok gerçekten, ama onun yerini başka tadlar aldı. Bayram geceleri artık ibadetin değeri daha iyi anlaşıldığından galiba ev temizliği kısa kesiliyor ve ibadet ediliyor. Televizyonlardaki iftar programları da yeni Ramazanların tadlarından.

Allah, bir kapıyı kaparsa ötekini açıyor. O eski, tabii, halis tadlar yerine şimdi işte bu teknolojik imkanları verdi bize. Eskisinden daha çok bilgileniyoruz. Zekat, sadaka, infak konularında mesela, daha bilgili, bilinçli ve sorumluyuz. Öğren öğren bitmiyor; bilginin, bilgilenmenin sonu gelmiyor ve bu, yaygınlaşıyor. Bununla birlikte, bir yanıyla da bozulmalar başlıyor. Gösteriş, şaşaa, israflar artıyor, bilhassa bu mali ibadetlerdeki samimiyetlere halel geliyor. Ee bunlar da herhalde “kader” iktizasından. Öyle olacak da, böyle olacak! Neyse işte bir yere doğru koşup duruyoruz.

Şimdi, aklıma hiçbir yerde bahsini etmediğim bir Ramazan hatırası geldi. Hatıra da denmez ya, işte bana ilişkin bir şey. Ramazanlar kısa geliyordu gene. Ben hem öğretmenlik yapıyor, hem üniversiteye gidiyordum. Yıl sanırım 1958 falan. Hem de nereye ve ne öğretmeni olarak biliyor musunuz? Üsküdar Kız Lisesi’ne, müzik öğretmeni olarak. Ne yapayım, ben başvurana kadar bütün ücretli öğretmenlikler bitmişti, bana ise o kalmıştı. Ben vapurdayken iftar saati olurdu.

İşte, diyeceğim, Ramazan değişmiyor, her yıl bütün ihtişamı ve heybetiyle gelip duruyor. Değişen biziz; zaman! Allah’ın takdir ve tayin ettiği bir zamana doğru sürüklenirken, önceleri çocukluğumuzdan, gençliğimizden veya iletişim araçlarının yokluğundan kaynaklanan sadelik, sükunet, şimdi kana bulandı. Ramazan. Ramazan’dır ama insanoğlu kendine göre bir şeyleri değiştirmeyi aklına koymuş, kesip biçiyor. Bu sene Ramazan’da Iraklılar, Filistinliler ne yapacaklar? İslam ülkeleri güle oynaya iftarlar yapacaklar mı? Yapacaklar zahir?

Bir hikaye vardır, hangi Allah dostundan gelmiştir hatırlamıyorum ama yangın çıktığı haber verildiğinde kaygılanıp kendi dükkanının yanmadığını duyunca şükreder de onun tevbesini ede ede bitiremez.

Hiç olmazsa, evet hiç olmazsa bu şer düzenine dur diyecek kuvvetlerin yanında olmak, tevbe hesabına geçer mi dersiniz?

Afet Ilgfaz, Milli Gazete / Ramazan Günlüğü

 

M. Murtaza Özeren ç-alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 04 Temmuz 2015, 10:24
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20