Akif’i anlatan etkili bir yapım şart!

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, hangi tarihi anacak olsak Mehmet Akif’e değinmeden geçemiyoruz. Önceki gün 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümüydü. Ondan öncesinde 12 Mart, 27 Aralık, 29 Ekim, 13 Eylül, 11 Eylül, 30 Ağustos, 23 Nisan ve daha nice önemli tarihi andığımızda Akif’i de hatırlıyoruz. Akif’in dünyasına ve düşüncesine muhalif olanlar bile bunun böyle olduğunu itiraf ederler.

Akif söz konusu olduğunda hemen herkes fikir birliğine varır: “O tam bir ahlak abidesiydi.”, “Akif inanmış bir adamdı.”, “Akif dürüstlükten ve doğruluktan asla ayrılmayan; makama ve şöhrete değer vermeyen sıra dışı bir vatanseverdi.”, “Akif gibi bir adam bu dünyaya bir kere gelir.”, “Akif’in vefası, sözüne olan sadakati adeta bir darb-ı mesel haline gelmiştir.”, “Akif, İstiklal Harbinin görünmeyen kahramanlarındandır.”

İstiklal Marşı gibi dünyanın en güzel metnini, hiçbir millete nasip olmayan böylesi muhteşem bir sembolü ancak Akif gibi yüzünü göklere çevirmiş abide bir şahsiyet kaleme alabilirdi. Kimilerinin Akif için “Allah’ın şairi” demesi de bundan ileri gelir. Akif hangi konuya eğilmişse onu hissederek, yaşayarak yazmıştır. Bu sebeple olsa gerek “Ben yazmadım, bana yazdırıldı” diyerek İstiklal Marşı’nı ayrı bir yere koymayı tercih etmiştir.

Akif’in bir diğer özelliği de Sultan Abdülhamid, Balkan Savaşları, Çanakkale Savaşları, I. Dünya Savaşları, mütareke dönemi ve İstiklal Harbi gibi birbirinden zorlu dönemlerin tam göbeğinde yer almış olmasıdır. Hem yayıncı olarak hem de Teşkilat-ı Mahsusa’nın istihbarat subayı olarak Hint alt kıtasından Almanya’ya kadar uzanan coğrafyada etkili işlere imza atmıştır. Bizler yayıncılığının dışındaki görevleri hakkında çok az bilgiye sahibiz. Lakin Kuşçubaşı Eşref’in mektuplarından anladığımıza göre Akif’in Hicaz bölgesindeki faaliyetleri birer kahramanlık hikâyesidir. Fakat Akif yaptıklarını anlatmayı sevmeyen, bunların bilinmesini de istemeyen bir karaktere sahipti.

Münevver, yazar, şair, hoca, yayıncı, istihbaratçı, mütercim gibi pek çok sıfatı bulunan Akif’in hayatı derinlemesine incelendiğinde tam bir kahraman profili ortaya çıkar. İman, şecaat, ahlak, merhamet ve dostluk bu profilin öne çıkan yönleridir. Ne yazık ki böylesi muhteşem bir şahsiyetin hayatını anlatan etkili yapımlara imza atamadık. Bu biraz da Akif’in hayatının çok kapsamlı ve ayrıntılarının az biliniyor olmasından ileri gelir. Buna rağmen eldeki farklı isimlere ait mektuplar, hatıratlar dikkate alındığında aradaki boşlukların senaristler tarafından her şekilde doldurulabileceği ortadadır.

Akif’i anlatan tiyatro oyunları sergilendi. Bazı filmlerde kısa da olsa değinildi. Hatta önceki yıl müstakil bir filmi de yapıldı ancak bunların yeterli olmadığı aşikârdır. Özellikle Akif’in Hicaz bölgesindeki faaliyetleri ile İstiklal Harbinde cephe gerisindeki faaliyetleri tüm yönleriyle ele alınmalıdır. Mevcut yapımların daha çok istiklal Marşı’nın yazılış sürecini temel aldıklarını görüyoruz. Oysa Akif’i bir gecede İstiklal Marşı’nı yazmaya götüren önceki süreçleri anlamadan onu tanıyamayız. Çünkü Akif’ten İstiklal Marşı yazması istendiğinde o zaten ruhunda yazılmış halde duruyordu. Akif’e düşen sadece onu kaleme almaktı.

Geçtiğimiz yıl İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin 100. yılını kutladık. Sene boyunca Akif’e dair etkili bir dizi projesi haberini bekledim. Hatta TRT tarafından bir proje gündeme gelmişti fakat sonucu ne oldu bilmiyoruz. TRT’nin tıpkı Diriliş, Payitaht, Uyanış, Yunus Emre yapımlarında olduğu gibi uzun soluklu bir Akif dizisine imza atmasını bekliyoruz. Çağımıza en yakın örnek kahraman profilini Akif’te bulabiliriz. Şu hâlde Akif’in insani, ahlaki, vicdani tüm hallerini hakkıyla yansıtacak bir dizi filmle milyonlarca gencimize Akif’in vatan sevgisini, imanını ve mücadele ruhunu aşılayabiliriz.

Akif’i klişelerden kurtararak hakiki yönleriyle ele almalıyız. Babası vefat edince genç yaşta ailenin yükünü omuzlaması, evlerinin yanması, en yakın arkadaşının kızlarını evlat edinmesi, verdiği sözde durması, çalıştığı iş yerinde görevden alınan arkadaşına destek vermek için istifa etmesi, İttihat Terakki’nin “kayıtsız şartsız biat”  yeminine itiraz etmesi, Almanya’daki esir Müslümanlarla aylarca ilgilenmesi ve onları ikna etmesi, Arap çöllerinde kabile reislerine Hilafetin önemini anlatması, Çanakkale’den binlerce kilometre ötede bir çölün ortasında “Çanakkale Şehitlerine” şiirini kaleme alması, İstiklal Harbi için Anadolu’ya geçişi, cami vaazları ve son olarak Mısır günlerinde yaşadığı sıkıntılar ve hicran Akif’in hakiki yönlerini ortaya koyan yaşantılarıdır. Bir dizi yapılacaksa Akif’i bir bütün olarak görmeli, başını sonunu tutarlı bir zeminde birleştirerek izleyiciye sunmalıdır. Böylesi bir yapım için geç kalınmış olsa da Akif’in hatırasına yakışacak en güzel hediyenin bu olacağı düşüncesiyle bir an evvel yola çıkılmalıdır.

Tüm şehitlerimizin ve Akif’in ruhu şad mekânı cennet olsun.

Diriliş Postası’ndan alıntılanmıştır.

 

YORUM EKLE

banner19

banner36