Akdeniz'in incisi, gönlümün birincisi: Adana

Adana, Toroslar’ın koynunda uyur her gece. Bulutlar emzirir Çukurova’nın bereketli toprağını. Masum gözbebeklerinin duruluğunda yıkanır. Bir simitçinin sesiyle sokaklar uyanır derin uykusundan. Sabahın tenhasında içilen demli bir çayın huzuru hiçbir şeye değişilmez. Çayla simidin dostluğu, sofraların ağır misafiri Adana kebabını bile kıskandırır. Kentin sokakları doğan güneşe selam durur kristal bakışlarıyla. Kül rengi bulutlar göz kırpar asırlık çeşmelere. Toroslar’a sıkıca tutunan sisler, örter tüllerin ardında saklanan emsalsiz güzelliği. Şehrengizler hasedinden dört parçaya bölünür kelimelerin billur fanusunda. Vaktin tenhasında uyur geçmişe dair düşler ve sükûtu öğüten gülüşler... Dümdüz ovalar çiçeklerle bezenir mor şafakların uykuya daldığı dönemlerde.

Kaldırımlarında zamanın ayak sesleri saklıdır Adana’nın. Hüzün sarmaşıkları çepeçevre sarmıştır hatıraların eşiğini. Zamanın beşiğinde sallanır mâzi. Uçsuz bucaksız göklere karışır Çukurova’da akıtılan terlerin misk ü amber kokusu. Gökkuşağının yedi rengi siner cumbalı evlerin bahçelerine. Ölümü dipdiri kılar soğuk mermer taşlarının ihtişamı. Hicran bir hüzün demeti bırakır yürek kapılarına. Karşılıksız kalır uzaklara gönderilen gül kokulu, hasret yüklü mektuplar… Düşler hüzün elbisesini kuşanır, arz-ı endam ederek süzülür geçmişin kapı aralığından. Yitik güneşler ansızın belirir ufkun ardından. Yara almış hatıralara merhem olur yarına dair düşlerimiz. Koca çınarların gölgesinde soluruz dünün siyah beyaz duygularını. Sebillerden akan berrak sular, ruhların kirini süzer kuşatılmış zaman imbiğinden. Esrik duygular, gölgelerin eteğine tutuşur vaktin derinliklerinde. Büyük Saat Kulesi’nde zaman hüzünkârdır alabildiğine. Kuşatır sonsuzluğu denizin mavisi, ovanın yeşili…

Adana hiç uyanmak istemediğimiz bir uykuda gördüğümüz doyumsuz düştür

Çukurova’nın yeşilini, Akdeniz’in mavisini genç bir kız edasıyla giyinir Adana. Ölüm çalar ruhların kilitli kapısını. Tozlu albümlerdeki fotoğraflar, yaşama dair tek tanığınız olur. Soluğu kesilir, kesme taşlara sinen küllenmiş kadim tarihin…. Yeşiloba’da toprağın kara bağrında sonsuzluğu solur yeşil sarıklı şehitler… Mermerlerin nabzından ve âminler yankılanan kubbelerden bir el uzatılır yaşayan fanilere. Zamana tanıklık etmiş Ulu Cami, salâtsız felâh ol(a)mayacağını haykırır günde beş kez süngü misali minarelerinden. Ruhlar kıyama durur servilerin zikre daldığı aydınlık seherlerde.

Adana hiç uyanmak istemediğimiz bir uykuda gördüğümüz doyumsuz düştür. Bu rüyanın yorumu hayra delalet eder şüphesiz. Yarınlarımız bu rüyada canlanır; uyanır derin uykusundan. Şehir okşar başınızı bir anne şefkatiyle. Geceye dağılan şehrayinler çocuk yanımızı emzirir. Yarısı yırtık bir siyah beyaz resimde tebessümü donmuş silik hatıralar, kalan hüzün artığı ömrün dibacesi olur. Şehre dair düşler ve düşünceler yeknesak hissiyatı kanatlandıran bir barış güvercini gibi süzülür zamanın sonsuzluğunda. Zamana tanıklık eder şehrin cadde ve sokakları. Kuytularında yankılanan ses, sessiz çoğunluğun gül renkli avazı olur. Düşler filizlenir geleceğin şafağında. Umutlar yaprak yaprak açar.

Duygu ve düşünceleri kar beyazlığındadır Toroslar’ın. Gelinliğini kış boyunca çıkarmaz üzerinden. Her seherde buz gibi sularla yıkar esmer tenini. Karlar bile söndüremez yüreğindeki hasret ateşini. Sızım sızımdır denizlere karışan özlemi. O dimdik duruşu bir delikanlı saflığındadır. Zemheri sularına karışmıştır kahırlar…  Bağrında yaşanmıştır aşkların en güzel(ler)i. Sonra da isyan etmiş sevgiye pusu kuran ihanetlere. Yaz gelince bağrında açar türlü çiçekler. Cemreler peşi sıra düşünce, buram buram toprak kokusu genzimizde hissedilir. Rüzgâr taşır selâmını yüreklerden yüreklere... Selâm rüzgârdan evvel gider. Bir genç kızın gergefinde dokunur yarınlara dair umutlar. Hasret ateş olur dağların doruğunda. Kim istemez Toroslar gibi dik durabilmeyi ve hep dik kalabilmeyi?

İstanbul’un Eyüp Sultan’ı neyse Adana’nın Ulu Camii de odur bence.

İstanbul’un Eyüp Sultan’ı neyse Adana’nın Ulu Camii de odur bence. Adana’nın ve insanlığın kalbi atar burada. Taş, taşlığını unutturup ancak bu kadar gizli bir ruha bürünebilir. Burada gök boşluğuna açılır mabed… İrşad goncaları iri güllere dönüşür bahçelerde. Sonsuzluğa bir nur kapısı açılır seherlerde… Ulu Cami’de dualar kuşatır gök boşluğunu. Hakk dostlarının şefkat eli değer üzerinize. Teslimiyete zincirlenen gönüller huzurla dolar; arınır kirlerinden. Ruhların ateşini ancak ezanların manevi esintisi söndürebilir. Batıdan doğuya doğru esen meltem, gönülleri ısıtır.  O rüzgâr ki, Hakk ve hakikat yiğitlerinin kokusunu getirir bize. Ulu Cami’nin kumruları andıran minarelerinden yükselen ezanlar kabrin mermer taşlarına çarparak gönüllerde yankılanır. Bir yanda çınarların azameti, öbür yanda servilerin hüznü, fanilikle bâkiliği remzeder aynı karede. Burada mihrabın duvarlarına sinmiştir çağların hükmünü elinde bulunduran Kur’an sesi… Bu ses bizi Hakk’a çağırmaktadır her dem… Adana, yüreklerden kopup gelen bu lahûtî sese kulak vererek yollara düşmektedir seherlerde.

Çağları aşıp gelen esrarengiz bir masaldan fırlamış vakur bir bilgedir Adana. Yüreklerin kasvetine merhemdir. Koca bir medeniyetin hülasasıdır bu şehir... Burada atılmıştır sevgi tohumları… Çekirdek, bu mümbit topraklarda çınara dönüşmüştür. Sokaklarında bir canlı tarih arz-ı endam eder. Kent, zamanın altın beşiğinde henüz çocukken bir yağız delikanlı olmuştur zamanla. Nice gül yüzlü insanları bağrına basmıştır Karacaoğlan’ın dolaştığı bu topraklar… Gönül dostlarının ruhaniyeti kuşatmıştır bu şehrin her bir zerresini. Yürekler sevgi tomurcuklarıyla bayram yerine dön(üş)müştür zaman fanusunda. Zihniniz bu demlerdeyken, zaman ırmağında arınırsınız esrik düşüncelerden.

Adana’yı anlatmak zordur bu kifayetsiz kelimelerle.

Adana’nın gül yüzlü insanları direnir hayatın zorluklarına. Torosların eteklerinde solmayan bir tebessüm karşılar sizi güneş doğarken.  Düşler ve düşünceler beyaza boyanır umudun gölgesinde. Adalet terazisinin en ağır taşı olur hak ve hakikat… Yalan ve talanın adı silinir yüreklerden. Güzellik çirkinliği, aşk nefreti, barış savaşı, cesaret korkuyu, inanç isyanı, sessizlik çığlığı, su ateşi, mâzi metalik çağın suretini kovar mekânından. Kanaat dolar heybelere. Güvercinler ‘hû’ sesleriyle doldurur camilerin avlularını. Kıldan ince rahmet damlalarıyla bulutlanır masmavi gözler… Ezanların uhrevî tınısı günde beş vakit emzirir pörsümüş iştiyaklarınızı. Geçmişe dair her şey tarihin ihtişamına şahitlik eder burada. Asırlar boyunca helal bir ekmek kapısı olur Çukurova’nın pamuk tarlaları, sicim sicim ter akıtan işçilere. Sabrın çardağı altında kanaat dantelleri örülür pamuktan daha beyaz sevgi ipliğiyle.

Adana’yı anlatmak zordur bu kifayetsiz kelimelerle. Adana, rüyalarımı süsleyen şehir!.. Karanlığıma doğan güneş… Acılarımın panzehiri…  Yolların kavşağında kılavuzum, en zor zamanlarımda umudum, azgın sularda can yeleğim… Sözlerimi şereflendiren belde, dünya cennetim, yaralarıma merhem, masallarımın iyi yürekli prensesi, alınterim, ekmeğim, tarlamda sararmış tütünüm, ak pamuğum… Bir küçük fidanın çınara dönüştüğü belde, zemherilerde içimi ısıtan güneş, hicret duygularımın menzili, şiirim, bin yıllık bestem, dudaklarımdan düşmeyen terennüm, gönlümdeki ateş bahçelerini sulayan şehir, karanlık gecelerime doğan mehtap, adıma ve aşkıma düşen kutlu pay, huzurun gölgesi, uçarı gönlümün akıl hocası, hicran ateşimin dumanı, sekerat vaktindeki son nefesim, azgın dalgalara karşı sığınacağım en güvenli liman… Dar vakitlerde elimden tutan (sım)sıcak bir dost… Adana aydınlık geleceğim benim… Buz gibi gecelerde içimi ısıtan güneşsin sen.

Gönül pervazlarında arz-ı endam eden bir üveyiktir Adana.

Gönül lügatimdeki sözler ne kadar da kifayetsiz…Seni başka nasıl anlatabilirim ki!... Dilerim son nefesin sende olsun. Gözümün nuru, kalbimin sürûru aziz şehir!... Beni de al o müşfik kollarına, beraber uyuyalım son uykumuzu. Beraber dirilelim bir mahşer sabahı seninle… Dünyaya bir kez daha gelsem inan ki senin toprağında açardım yumuk gözlerimi. Son nefesimi şahitliğinde vermektir arzum.

Anadolu’yla Ortadoğu arasında tarihî bir köprü vazifesi gören Adana, bir iyi niyet elçisidir. Zifiri gecenin koynunda uyuyan bir peri suretlidir. Masmavi bakışları toprağın karasına karışır. Toroslar’dan ak düşmüş saçlarına, Çukurova’dan almış gözlerinin yeşilini. İnsanlık tarihi kadar eskidir altın kıymetindeki bu topraklar. Bereketin simgesidir göz kamaştıran uçsuz bucaksız Çukurova.

Gönül pervazlarında arz-ı endam eden bir üveyiktir Adana. Beyaz altının memleketidir.  Dört bin yıllık kadim tarihiyle Anadolu’nun en eski ve köklü şehirlerinden biri olan Adana, nice esrarengiz gizemler taşır rengârenk gönül heybesinde. Derin bir tarih soluklanır kadim zamanın akciğerlerinde. Nice uygarlık(lar) burada uyum içinde yol alır sonsuzluğa. Mâzi, hâl ve istikbal can cana, kol koladır.

Eski Adana, siyah beyaz resimlerden fırlamış bir peri misalidir. Zamanın zamansızlıkta donmuş hâlidir. Büyük Saat Kulesi, Küçük Saat Kulesi, Ulu Cami, Yağ Camii, Ramazanoğlu Konağı ve Taş Köprü mâziden hâle uzanan şefkat eli hükmündedir. Diline, dinine ve ırkına bakmadan herkesi Yunusça ve Mevlânaca kucaklayan bir şehirdir Adana. Bu topraklarda Çukurova’nın yeşili, Akdeniz’in mavisi, pamuğun beyazı, narenciyenin turuncusu gökkuşağı misali ahenk içindedir.

Seyhan Nehri, Adana’nın kalbi hükmündedir.

Bir sevdadır Adana. Parkları, bahçeleri ve mesire yerleriyle gönülleri okşamaktadır. Bir ömür sevilmeye değer cennet köşemizdir. Pamuk gibi aktır yüreği. Roma döneminden Osmanlı’ya dek, nice medeniyetler burada arz-ı endam etmiştir. Burada her medeniyet kendi rengini, miras olarak bıraktığı eserlerine yansıtmıştır. Çağların şahididir her köşe başında bize tebessüm eden zamanın yadigârları.

Seyhan Nehri, Adana’nın kalbi hükmündedir. Bu nehir, şehrin basiretli bir mimarı gibidir. Zira bu nehir, usta bir mimarın elindeki bir kalem misali şehre şekil vermiştir. Günde beş vakit kutlu çağrıyı gönüllere taşıyan ve şehrin her noktasından görülebilen Sabancı Camii şehrin yeni simgesidir.

Sözün özüdür, gönül gözüdür şirin Adana… Geleceğe umutla bakmaktadır bu güzel diyar… Herkes bugünlerin şehrini yarına taşıma telaşındadır. Gül yüzlü şehir, özüne sadık kalarak geleceği kuşanıyor geçmişten aldığı hızla ve hazla. Miş’li geçmiş zamanlardan şimdiki zamanlara yansıyan yekpare bir rüyadır bu şehir... Heykeli dikilmiştir yürek meydanlarına. Kalpler onunla atmaktadır günün her saatinde. Gönül tahtındaki fermanlar ve hükümler onundur. Hülyalarımızın bahçesinde açan nazenin bir güldür, sevdaya tutulanların kalp çarpıntısıdır. Güvercinlerin yarınlara taşıdığı zeytin dalıdır. Adana hayatın ta kendisidir, duyguların şahlandığı yürek menzilidir. Adana candır, canandır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Orhan
Mustafa Orhan - 7 ay Önce

Elinize sağlık...