Ahsenü’l-Halikîn: “Yaratanların en güzeli” Allah

Arapça’da, sıfatlarda karşılaştırma ve üstünlük belirten kelimelere “ism-i tafdîl” denir. Bunların bir kısmı Türkçe’de de kullanılmaktadır. Bazı örnekler verirsek, “Alî (yüce)- A’lâ (en/daha yüce)”, “Azîm (büyük)-A’zam (en/daha büyük)”, “Câhil- Echel (en/daha câhil)”, “Hasen (güzel)-Ahsen (en/daha güzel)”, “Kebîr (büyük)- Ekber (en/daha büyük)”, “Kesîr (çok)-Ekser (en/daha çok)”, “Nâdir-Ender (en/daha nâdir)”, “Sağîr (küçük)-Asgar (en/daha küçük)”, “Sahîh (sıhhatli)-Esahh (en/daha sıhhatli)”, “Sefîl-Esfel (en/daha sefîl)” demektir. Asgarî ücret (en düşük ücret), azamî tarife (en yüksek tarife), echel-i cühelâ (câhillerin en câhili) ve esfel-i sâfilin (aşağıların en aşağısı) akla gelen kullanımlardan bazıları… Bir şeyin doğru olup olmadığını sorarken kullanılan “essah mı?” ifadesindeki “essah”, aslında “esahh”ın Türkçe’de halk ağzındaki söyleniş şeklidir. Hem hasen (Hasan), hem de ahsen Türkçe’de isim olarak kullanılmaktadır. Her zaman “en iyiyi” yapmak, “en iyi” davranış yöntemi midir? Hayır, “bazen olur hasen, ahsenden ahsen”.

Kur’an-ı Kerîm’de de Cenâb-ı Hakk için “Ahsenü’l-Halikîn (Yaratanların en güzeli)”, “Allah-u Ekber (Allah en büyük)”, “Hayru’l-Fasilîn (İşleri çözüme kavuşturanların en hayırlısı)”, “Hayru’l-Muhsinîn (İhsanda bulunanların en hayırlısı)”, “Erhamürrahimin (Merhametlilerin en merhametlisi)” gibi ism-i tafdîl içeren tabirler bulunmaktadır. Baştan başa bize tevhidi ders veren Kitabımızda bu tamlamaların kullanılmasının nasıl bir hikmeti olabilir? Özellikle “Ahsenü’l-Halikîn (Yaratanların en güzeli)” ifadesi ne anlama geliyor olabilir? Konuya üç farklı yönden bakabiliriz:

1) İsim/sıfatların farklı derecelerinin olması: Sıfatların sonsuz sayıda dereceleri vardır. Örneğin, ılık su, soğuk suya göre sıcaktır; ancak kaynar suya göre de soğuktur. Bilmenin dereceleri açısından bakarsak, üniversite mezunu olan bir kişi okuryazar olmayana göre bilgili, ancak bir profesöre göre bilgisizdir. Buna mukabil, Hz. Hızır’ın Hz. Mûsâ’ya “Al­lah’ın il­mi ya­nın­da se­nin, be­nim ve bütün mahlûkâtın ilmi, şu ku­şun denizden ga­ga­sıy­la al­dı­ğı su kadardır.” demesinde olduğu gibi, bırakın profesörü, tüm mahlûkatın ilmi Allah’ın ilmi yanında bir anlam ifade etmemektedir. Peygamberimiz, bir hadîsinde “Allah, rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acırlar. Hatta hayvanlar, yavrusunun üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır.” buyurmaktadır. Canlılar içinde en merhametli varlıklar anneler olduğu halde, hadisten Rabbimiz’in rahmetinin anneler de dahil olmak üzere tüm varlıkların merhametinden ne derece üstün olduğunu anlıyoruz.

İşte Kur’an’da geçen ve karşılaştırma/kıyaslama ifade eden bu gibi tabirler, Cenab-ı Hakk’ın bahsi geçen isim veya sıfatın mümkün olabilecek bütün derecelerinin en mükemmelinde ve en güzelinde olduğunu anlatmaktadır. Kâinat, yaratılışındaki mükemmellik ile bu hakikate şahittir. “En güzel isimler O’nundur. (Taha, 6)” ayetinde, O’na ait bütün isimlerin “güzel” olarak vasıflandırılması da bu anlamı teyit etmektedir. Bu anlamda, “Yaratanların en güzeli olan Allah’ı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz? (Sâffât, 125)” ve “Sonra o su damlasını bir embriyo olarak yarattık, ardından o hücre topluluğunu da bir çiğnem et şeklinde yarattık, ardından bu bir çiğnem eti kemikler olarak yarattık, ardından da kemiklere et giydirdik, sonra onu bir başka yaratılışla inşa ettik. Yaratanların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Mü’minun, 14)” ayetlerinde geçen “Ahsenü’l-Halikîn” tamlaması, “yaratıcılığı en güzel derecede olan bir Yaratıcı” anlamına gelmektedir. Nitekim, yukarıdaki âyette, önce insanın yaratılış safhalarına yer verilmekte ve ayetin sonunda “Yaratanların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” buyrularak, “O ki yarattığı her şeyi güzel yarattı… (Secde, 7)” âyetinde de işaret edilen yaratılıştaki mükemmelliğe/güzelliğe dikkat çekilmektedir.

2) Gaflete düşenlere hatırlatma yapılması: Gerçek anlamda Allah’a övgüde bulunması ve şükretmesi gereken insanlar, ne yazık ki gaflete düşerek, nimetlere aracı olanlara hakettiklerinin çok üzerinde bir derece verebiliyorlar. Örneğin, bir süre işsiz kalmış fakir bir kişi, kendisine iş imkânı sağlayan bir fabrikatörün tüm isteklerini ömrü boyunca yapmak durumunda hissedebiliyor. Burada kastettiğim, vefa çizgisi içinde kalan meşru istekler değil elbette, masum birisi için verilen ölüm emrinin gözünü kırpmadan yerine getirilmesini kastediyorum. Tam tersine, bazı işverenler de “ekmeklerini ben veriyorum” düşüncesi ile işçilerin haklı taleplerini redderek, kendilerini “nimet veren” konumunda görebiliyorlar. Kur’an’da geçen “Ḣayru-rrâzikîn” ismi, hem işçiye hem de işverene rızık verenlerin en hayırlısının Allah olduğunu, yani “hakiki rızık verenin Allah” olduğunu hatırlatıyor. Şu’arâ suresi 18 ve 19. âyetlere baktığımızda, Firavun’un, sağladığı imkânları Hz. Musa’ya sayarak “sen nankörün birisin” suçlaması yapması, tam da Firavun’un “Hayru’l-Muhsinîn-ihsanda bulunanların en hayırlısı” sırrını anlayamamış olduğunu gösteriyordu. Günümüzde de insanlar siyasi, dini vb. nitelikteki liderlere “bu milleti sen yarattın, senin her yaptığında bir hikmet var, sen olmasan biz de olmazdık” şeklinde bir büyüklük ve sorgulanamazlık atfettiklerinde, “Allah-u Ekber” tabiri, büyük olarak bilinen kim varsa, ondaki büyüklüğün Rabbimiz’in büyüklüğünün zayıf bir tecellisi olduğunu kulak veren gönüllere hatırlatıyor, onları şirke düşmemek konusunda ikaz ediyor. Burada yine güzel iş yapan önderleri tebrik ve takdir etmek yasaklanmıyor, tam aksine lidere bağlılıktan dolayı onun meş’um icraatlarının alkışlanması, şahıslarının ilahlaştırılması ve kitlelerin şirke düşmesi engellenmiş oluyor. Gaflet ehlinin; nimetin, gücün ve rızkın kaynağı zannedilen zahirî sebeplerin Allah’a perde olmaması gerektiğini ve Allah’ın kudret ve azametin gerçek sahibi olduğunu görmesini sağlıyor.

3) İnsana göre karşılaştırma: Bazı ilim insanlarına göre ise, “Halk (yaratma)”, “yoktan var etme” anlamında kullanıldığı gibi, “takdir etme, planlama, olana şekil verme” anlamında da kullanılabilmektedir. İkinci anlamıyla, “yaratma” kelimesi hem Allah hem de insanlar için kullanılabilir. Nite­kim “…Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey halkediyordun… (Maide, 110)” âyetinde, Hz. İsa için, “halkediyordun” ifadesi kulla­nılmıştır. İnsan, eşya ve hadiselere müdahale edebilme yeteneği açısından Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzünde tam bir halifesidir. Allah’ın “olana şekil verme” anlamında yaratabilen bir varlığı yaratması da nihayetsiz kudretinin delillerinden biridir. İnsan kendisine verilen ve bir ölçü birimi işlevi gören “benlik bilinci” ile, “Ben oturduğum evi nasıl yaptıysam, canlıların oturduğu şu dünya evini de elbette birisi yapmıştır.” diyerek, kendindeki vehmi/zahiri yaratıcılıktan hareketle, “en güzel Yaratıcının” Rabbi olduğunu daha iyi idrak etmektedir. Buna göre âyeti; “Allah, takdir eden ve bi­çim verenlerin en güzelidir.” şeklinde anlamak da mümkün­dür.

Her şeyin doğrusunu O bilir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Bünyamin Bozok
Bünyamin Bozok - 2 ay Önce

Dilinize bilginize emeğinize yüreğinize sağlık teşekkür ederiz Allah razı olsun

Halenur
Halenur - 2 ay Önce

Güzellikleri yaratması ve yaratmasının güzel olması yanında, o güzellikleri anlayabilecek bir varlık yaratması da O'nun delillerindendir.

banner19

banner36