Ahlâk dinin neresinde?

Bir doktora tez takip jürisinde ahlâk üzerine akademik bir tartışma sürüp giderken değerli bir akademisyen arkadaşımız “Samimiyet işin ahlâkıdır, bu nedenle inancın da ahlâkı vardır” şeklinde arayıp da bulamadığım türden bir cümle kuruverdi. Epey bir zamandır günümüz Müslümanlarının ahlâkla çetin bir imtihanı olduğu kanaatindeyim. “Ahlâka dair kimi zaman lakaytlığa varan bu tavır nereden besleniyor?” sorusu bende hâlen cevabını arayan bir soru. Bu soru üzerine düşünürken bulduğum ancak açıklamakta zorlandığım yanıtlardan biri, dinin temel boyutları ve bunların sıralanışıyla ilgili. İman, ibadet, ahlâk şeklinde formüle edilen bu boyutların kendi içindeki sıralaması ahlâkla ilişkili bir zaafiyet meydana getiriyor olabilir mi acaba? Benim kanaatim bu sorunun cevabının “evet” olduğu yönünde.

Şimdi bunu biraz açmaya çalışayım. Din denildiği zaman akla gelen ilk üç madde inanç, ibadet ve ahlâk. “İbadet, inanç, ahlâk” ya da “ahlâk, ibadet, inanç” gibi bir sıralama hemen hiç kimsenin aklına gelmez. Bu sıralama bizim için son derece önemli. Genelde bunun izahı şu şekildedir: Bir insanın Müslüman olabilmesi her şeyden önce bir olan Allah’a iman ile başlar. İmanın şartlarının kabulü dine girmek için yeter şarttır. İnanç olmadan ibadetin ve ahlâkın bir değeri olmaz. İman etmek, mümin[1] olmak için yeterli olsa da Müslüman[2] olabilmek için başta namaz olmak üzere İslam’ın şartları içinde yer alan temel ibadetlerin yerine getirilmesi gerekir. Ahlâk ise bunların taçlandığı bir alandır. Ahlâk en son zikredilerek en üst paye ona verilmiş gibi düşünülebilir; ancak bu sıralama ve bu izah şekli ahlâkın üçüncü düzeyde öneme sahip bir madde olduğu algısını da besliyor olamaz mı? Benim kanaatimce bu ikinci yorum bugün gözlenen duruma daha uygun düşüyor.

Ortalama bir dindar durumu genelde şu şekilde yorumlar: “İman ettik mi Allah’ın rahmeti geniş, bizi bir şekilde er ya da geç cennet ile ödüllendirecek. Bu imanın yanına başta namaz olmak üzere birkaç tane de ibadet koyduğumuzda bu iş daha garanti. Ahlâk bunlardan sonra ilgilenilmesi gereken bir alan”. İman ve biraz da ibadetle kendini dindar olarak görmeye başlayan kişi için ahlâk kısmen göz ardı edilebilir bir alan hâline geliyor anlaşılan. Din böyle bir şey demiyor tabi ki; bu bahsettiğim kolektif bilincimizde, daha doğrusu kolektif bilinçdışımızda kendini gösteren bir yanılsama.

Belki da hatayı bu üç boyutu birbirinden ayırıp sıraya koyduğumuzda yapıyoruz. Aslında bu üç boyut vücudumuzda hayati görevleri olan uzuvlar gibi birbirine derinden bağlı; birinde kendini gösteren sorun diğerini de işlevsiz kılıyor. Daha da somutlaştıracak olursak akıl, kalp ve akciğeri düşünelim; hayatiyet açısından bunlardan birinin diğerine bir önceliği yok esasında. Her ne kadar bu üçünü ifade ederken birini diğerinden önceye alıyorsak da bu gerçek bir öncelik ifade etmiyor. Akciğer iflas etmişse kalbin çalışması; kalp gitmişse aklın yaşaması mümkün olmuyor. Tıpkı bunun gibi iman, ibadet ve ahlâk üçlüsünden biri gitmişse Müslümanca bir yaşantıdan bahsetmek de esasında imkânsız hâle geliyor. Ahlâkı problemli bir insanın inancının ve ibadetlerinin sıhhati de tartışmalı bir hâl alıyor.

Hani başta demiştik ya “Samimiyet işin ahlâkıdır, bu nedenle de inancın da bir ahlâkı vardır” diye, evet, inanmak ahlâki bir duruşu gerekli kılar; zira samimiyet olmadan iman ortaya çıkmaz. Samimiyetsiz bir iman münafıklara özgü bir haslettir ki zaten orada ahlâktan bahsetme imkânı yoktur. İman kelimesi “güven” anlamına gelir ve hem bir Yaratıcı’ya güvenmek ve bağlanmak hem de etrafa güven vermekle çok yakından ilişkilidir. Müslüman güven vermek durumundadır ki bu da çok temel bir ahlâki haslettir. Güven vermeyen birinin imanı da bu açıdan bakıldığında şüphelidir.

Konuyu bu mesele üzerine kafa yorduğumuz bir başka sohbet halkasından edindiğim çok kıymetli bir değerlendirme ile bitirmek istiyorum. Burada bir dostum, merhum Haluk Nurbaki Hoca’nın İhlas Sûresi’nin ismine dikkat çektiğinden bahsetti.  Allah’ın varlığı ve birliğinden bahsedilen ve içinde “ihlas” ifadesi geçmeyen bu Sûre’ye “İhlas” ismi verilmesini Nurbaki Hoca’nın, samimiyetin iman için ne ne denli önemli olduğuna yapılan bir vurgu şekli yorumladığını aktardı. Bu değerlendirme gerçekten dikkate şayan ve inancın bir ahlâkı olması gerektiği noktasındaki tespitle oldukça uyumlu. Netice olarak şunu söylemek gerekir ki ahlâk bir Müslüman için öyle göz ardı edilebilecek bir alan değil; tam dersine inanca bile zemin hazırlayan bir kıymet. Bugünün Müslümanı’nın ahlâk sorununu çözebilmek için ahlâkı iman ile yan yana getirmek lüzumu var.

Dipnot:

[1] İman eden kişi

[2] İman eden ve bunun gereğini yerine getiren/getirmeye çalışan kişi.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Uslu
Ahmet Uslu - 3 hafta Önce

Çok çarpıcı bir tespit.Okuyunca sarsıldım ve şuanki halimizi daha iyi anladım.

banner19

banner36