Ahlak toplumsal olanın bir mukavelesi gibidir

Bir ahlak düzeninin içinde doğarız. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğu sanki biz dünya yüzüne çıkmadan belirlenmiştir, biz onu hazır bulmuşuzdur. Bize düşenin bütün bunlara uymak olduğu telkin edilir. Kendimizi genel geçer bir ahlaki çerçevenin içinde buluruz.

Ailemiz ahlak der ahlak işitir, mahalle davranışlarımızın sıkı takipçidir. Evde anne ve babamızın, okulda bizi evire çevire inşa eden öğretmenlerimizin, sokakta bizi gözüne kestirenlerin dikkatinden kaçmayacak tek şey ahlaki standartlara olan sadakatimizin nasıl işlediğidir. Ondandır her daim ahlakımızla biliniriz, onunla sınanır onunla keyfiyet kazanırız. Kanaatlerin oluşumunda, önyargıların şekillenmesinde, hakkımızda bir karara varılmak istendiğinde yaşımıza başımıza bakılmadan aranan tek şey bizim ahlaki duruşumuzdur. Duruş, dilden eyleme, karakterden düşünmeye kadar pek çok alanda bizim hakkımızda bir fikir veren envanter olarak dikkat çeker.

Ahlak kişiden kişiye toplumdan topluma değişen bir çeşitliliğe sahip görünse de herkes için geçerli bir değerler alanı olarak kuşatıcı bir çerçevenin var olduğu gerçeği gözlerden kaçmaz. İzafiliğinden dem vurulduğu her seferinde bile birlikte yol aldığımız insanlarla hemen hemen aynı kıstaslara tabi bir ahlaki yapıya dahil olduğumuz açıkça vurgulanır. Ahlaki olan eskiden beri güven verici bir alan üretir. Ancak bununla beraber ahlaki olanın ne olduğuna ilişkin olarak şimdikilerde geçmişte yaşanılanlarından daha fazla bir şekilde sorgulama ve tartışma hissedildiği de göz ardı edilemez.

Ahlak, ortak bir aidiyet ve kültürden beslenir

Ahlaklı olmak değerli sayılır; ahlaksız olmak her durumda damgalanmaya yeter bir sebep gibi görünür. Ahlaki olanla olmayan arasındaki farkı gözeten bir hassasiyetin varlığı ortak bir aidiyet, kültür ve söylem dünyasından beslenen toplumsalla ilişkilidir. Gerçekten de ahlakiliğimizi sorgulama cesareti aynı referans dünyasında yaşayanların göze alabileceği bir değerlendirme biçimidir. Son tahlilde ahlak toplumsal olanın bir mukavelesi gibidir, bu bağlamda yaşamak isteyen birisi için bu ölçütlere, sınır ve limitlere itibar etmek bir mukabele gereği olarak önem kazanmaktadır.

Ahlaksız olana ilişkin kaygıların ortaya çıkaracağı sonuçlar acıtıcıdır. Ahlaksız diye nitelenmeyi hak eden biri için dünya olağanüstü daralır, hayat çekilmez olur. Ona herkesin bir söyleyeceği vardır. Geleneksel cezalandırma biçimleri öfkeden nefrete, fiilî müdahaleden yok saymaya kadar pek çok alanda kendi haklılığını üretecek mekanizmalardan destek alır. Ahlaksız olanla kimse beraber olmak istemez, onunla anılmak zordur, ondan uzak kalmak hep tercih edilir.

Bir ahlaki sistematik içinde dünyaya geliriz. Değerler dünyasının gündelik hayat içindeki pratik yansımaları ahlak sayesinde gün yüzüne çıkar. Ahlak, tercihlerimizin, maddi ve manevi yönelişlerimizin, istek ve arzularımızın üzerine oturduğu davranış örüntülerini ifade eder. Birine iyilik yapabiliriz ve pekâlâ bu çabamızın ahlaki derecelendirme yanı zayıf olabilir. Birinden yana tavır alabiliriz ancak bu tercihimiz ahlaki açıdan onaylanması güç bir tarafgirliğe sahip bir şekilde cereyan eder. Çok kere eylemlerimizin ancak manevi boyutuna odaklanarak ve ancak onunla ahlaki bir disiplin içinde bir yerde durabildiğimizi, müstakil bir şekle ve bir forma hatta bir duruşa sahip olduğumuzu fark eder, idrak ederiz.

Uyum ve huzur grafiğinin esaslı bir göstergesi

Ahlak bize öğretilir, biz onu hayat içinde kavrar, sahiplenir ve öylece kendimize bir tutarlılık ararız. Bizim bir ahlaksal davranışla bütünleşmemiz türlü yollarla gerçekleşir. Verili müfredat bize ahlaki olanın belli başlı formlarını gösterir. Ebeveynlerin bizimle olan ilgisinin belki de en somut göstergesi ahlaki olanın öğretilmesiyle vücut bulur. Neyin ahlaki olduğu sorusunu sormaya cesaret ettiğimizde etik imdadımıza yetişir. Ahlaki diye tutturduğumuz yolun, bilumum davranış tercihlerimizin kendi içindeki tutarlılık zemini etiğin sorumluluğunda işlenir. Peşine takılıp meşru olduğunu düşündüğümüz ahlaki tercihlerimizin belki de çoğunda vicdanımızı yaralayacak bazı acı noktalara denk gelmek için dinin, felsefe ve merhametin devreye girmesi beklenir. Bazen ahlak merhametsiz bir ölçüt bazen de bir uyum ve huzur grafiğinin esaslı bir göstergesidir. Böylece ancak emek vererek günah ve sevap, doğru ve yanlış, iyi ve kötü, sefihlik ve erdem, suç ve meşruiyet arasındaki farkları da öğrenmiş oluruz.

Dinle ahlak arasındaki yer yer ortaklık yer yer de birbirinin yerine geçebilen roller aslında iyi insan olma konusundaki bilinen standartların devamlılığını sağlamaya yönelik vurgulardır. Ahlaki olanın tarihsel bir devamlılık içinde bize kadar ulaşan içeriği, yer yer kişiliğimizle yer yer de dahil olduğumuz kültürel müktesebatla bütünleşerek kendini her daim yeniden inşa eder. Ahlakın, süreklilik ve devamlılık içinde gündelik hayat ekseninde aramızda kabul görmekte zorlanmaması toplumsalın, tarihselin, kültürün ve dinin birbirini besleyen yanları etkili olur.

Hayat boyu belli bir ahlak tercihiyle yerimizi alırız. Kimliğimiz ve kişiliğimiz bizi toplumsalla, tarih ve kültürle, din ve maneviyatla çelişmeyen bir davranış pratiğinde karar kılmaya zorlar. Bu ilişkisellikteki aşınma, yarılma ve parçalanma hepimizi huzursuz eder.