5 taş sanat atölyesi

Sanat seste arar kendini gelenin kim olduğuna bakmadan. Sokakların rengine bürünüp gözlerde kaybolmak ister. Sanat, şehirlerin içinde kendini bulmak ister bir tutam gülüşte. Gece ile gündüzün içinde saklar kendini insan adım adım tepeleri aşar, düz ovaları geçer sanat için. Ihlamur ağaçları renk katar insanın bakışına bazen. Bazen kendi başına kalmak istese de bırakmaz sanat. Sorulan tüm cevapsız sorular toplanır etrafında, anlamsız bir odanın penceresinden bakar geçtiği tüm yollara. Yağmur sesi ile kendine gelir, camdan elini uzattığında avuçlarına dolan yağmur tanelerini tuval üstüne sürdüğünde yüreğindeki çiçeğe can olur.

İnsan minik elleri ile yaptığı resimleri tek tek asar gökyüzüne, güneş ile kurutur. Patika yollardaki çimenlerin rengini takip ederek adım adım özlenmiş günlere gider. Derelerin sesinde dinlediği insanların sesi kulaklarında çınlar. Köyün çeşmesinden doldurur genç kızlar sohbetlerini, ekmeğin kokusu bulut olur. Masmavi gökyüzü, dağların eteklerinden çiçekler toplar. Genç kızların tülbentindeki işlenmiş oyalar gibi güzeldir tuvale yansıyan renkler, tüm el emeği göz nuru güzellikler gibi.

Atölyesinde şiir işlemeli bavulunun içinde sakladığı tüm anıları, tüm hatıraları ve özlemleri yarım kalmış sohbetleri Derya Özalp bizim için açtı.

Derya Özalp, 23 Nisan 1979 tarihinde İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Seramik-Cam Bölümü’nden mezun oldu. Özel bir sanat evinde seramik ve resim öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda resim ve heykel çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Özgün boyama tekniği ile yaptığı dekoratif ürün tasarımlarını dekorasyon firmaları ile iç mimariye kattı. 2003 yılında Almanya’nın Köln şehrine yerleşti. Düsseldorf Heinrich Heine University’deki eğitiminden sonra çalışmalarına Almanya’da devam etti. Sanatçı resim, heykel ve seramik alanındaki tüm eserlerini soyut sanat tarzında betimledi. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli sergiler açtı. Özalp şu an kariyerine İstanbul'da, kendi atölyesi olan Tuval Sandık Sanat Atölyesi’nde devam etmekte olup, seramik ve ahşap formlar üretmektedir. Aynı zamanda güzel sanatlar fakültelerine de öğrenci hazırlamaktadır.

Bugün atölyesine konuk olduk ve Derya Özalp ile dersimize başlıyoruz. Kendisine hemen birkaç soru yöneltiyoruz:

Sanat insana ayna olduğu zaman, insan sanatta kendini nasıl görür?

Eğer ki insan ihtiyaç görmeye başladıysa ve buna estetik katabiliyorsa yaptığı da söylediği de sanat oluverir. Mesele, doğruyu güzel yapabilmektedir. Doğruyu güzel yaptığında bu zaten fark oluşturur.

O zaman sen resim yaparken de yemek yaparken de çocuk yetiştirirken de ticaret yaparken de gerçekten sanatçı olursun. Oysa günümüzde farklı olmak adına fayda ve estetikten tavizler veriyoruz çünkü farklıyım demek egonun sevdiği bir stil. Egonun sevdiği bu stil sebebiyle farklı olmak adına manadan yoksun metaya dönüşen bireyler oluyoruz.

Bunun çözümü var mı?

Elbette var; ki bu da farkındalık! Farkındalık çok kıymetli bir kavram. Merak duygusu ile doğar ve gelişir. Merak etmeyi bıraktığımızda hareketi de durdurmuş oluruz. Hareket durunca üretim de durur üretim durunca da tüketim başlar. İnsanın bana göre en büyük sorusu; “ne uğruna neyden vazgeçtiğidir”. Ben üretim için tüketimden vazgeçmeye meyledenlerdenim.

Sandık boyamaya başlamadan evvel onun öyküsü bana bir kutu olmadığını öğretti. Kimilerinin “çeyiz” diyerek umutlarını sakladığı, kimilerinin de naftalin kokulu güzel anılarını bir yerdi. Geçmişin ve geleceğin saklandığı bu kutu benim için bir tuvale dönüştü. Ve ben de kalan en güzel metaforu ise zamanı bitmeyecek sandık olmasaydı.

Herkesin bir mücadelesi var, benim mücadelem dünyayı güzelleştirmek daha çekilir hale getirmek adınadır. Bu mücadele için bana yarenlik eden boyalarıma, fırçalarıma, çömleklerime ve ahşap sandıklarıma şükürler olsun.

Aynadaki kişi benim gerçek düşmanımdır ama ne zaman ki sanat o aynaya yansımaya başlar işte o zaman benim gerçek dostum oluverir. Aynadaki kişilerin zaman bitmeden güzel anılar biriktirmesi dileğiyle…

*

Derya Özalp ile bugün yaptığımız bu kısa sohbetten sanatın insandaki duruşunu okuduk.

İşinin mecnunu olmuş bir insanın, hayata bakışı ve duruşu, insana dair çizgileri çok net olur. Tahta bavula sığar tüm mutluluklar, tüm özlemler, tüm gurbet, tüm anılar; hatta tüm insanlar, tüm şehirler, tahta bir bavul insana eşlik eder. Derya Özalp’e çok teşekkür ediyorum. Öğrencileri ile beraber iyiliği, merhameti, yardımlaşmayı, dostluğu, güzellikleri sanat ile anlatmaya devam edecekler.

Son söz Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a olan aşkının zerafeti ile bakarsak sanatın bize yansıyan güzelliklerini çok net görürüz.”