250 kelimede Reynold A. Nicholson’ın Tasavvufun Menşei Problemi kitabı

Müsteşriklerin İslam araştırmalarına katkıları -eleştirilerimizi saklı tutarak- müsellem bir vâkıa. Bunlarında başında ise tasavvuf araştırmaları geliyor. Bazı kayıp metinlerin keşfi, yazma eserlerin tahkikli neşri/tercümesi gibi faaliyetlerle tasavvufun erken dönemine dair katkılarının halen dahi meyvelerini yiyoruz desek, ancak bir hakkı teslim etmiş oluruz. Tasavvuf tarihi alanında ilk akla gelecek müsteşriklerse Hallâc’a (ö. 309/922) dair muhalled eseriyle bir çığır açan Massignon’la (ö. 1962) beraber Mesnevî’nin ilk İngilizce çevirisini gerçekleştiren Nicholson’dır (ö. 1945).

Nicholson’ın Tasavvufun Menşei Problemi başlıklı bu çalışması esasen farklı zamanlarda yayımladığı üç makalesi ve konferanslarından müteşekkil bir risalenin, öğrencisi Afîfî (ö. 1966) tarafından bir araya getirilmesiyle ilk kez Arapça olarak yayımlanmış. Elimizdeki kitap bu eserin Türkçeye çevrilmesiyle ortaya çıkmış. Eserde tasavvufun menşeine dair artık savunanı pek kalmamış, fakat o dönemde belki de ilk defa kendisinin dile getirdiği tasavvufun Hint mistisizminden etkilendiğinden tutun da Bilâdü’ş-şam Hıristiyanlığından ya da Mısır Koptik geleneklerinden etkilendiğine dair bazı teoriler serdediyor Nicholson. Bunları ilk kaynağından okumak mevcut noktaya nerelerden gelindiğini anlamak açısından manidar. Dikkate değer noktalardan biri de Nicholson’ın farklı zamanlarda kaleme aldığı bu makaleler arasında bazı görüş ayrılıklarının olması ve ilerleyen süreçte İslamî menşe teorisine yaklaşmasının bu kitapta izlenebilir olmasıdır.

Kitapta en ilgi çekici bölümünse ilahî şahsiyet teorisine ayrılan son bölüm olduğunu söylemeliyiz. Nicholson burada yer yer Hıristiyanlıkla karşılaştırmalar yaparak tasavvuftaki “Zât-ı Hak” düşüncesini anlamaya çalışmaktadır.

Yazarın nihai kertede ulaştığı sonucu gösteren bir cümleyle bitirelim: “… Hıristiyan tasavvufu Hıristiyanlığa ait olduğu gibi İslam tasavvufu da İslam’a bağlıdır. Hiç kimse nihai huzuru arayan derin bir dinî duygunun farkında olmaksızın tasavvuf üzerine araştırma yapamaz.” (s. 128)