16. yüzyılda Osmanlı casusları

Casusluk her zaman ilgi çeken bir konu olmuştur.  Gerek kurgu metinlerde gerek gerçek hayat hikâyelerinde. Casusluğun devlet bünyesinde gerçekleşmesi ise daha da ilgi çekicidir. Zira casusluk gizemlidir. Ona dair bilgiler azdır. Bu bilinememezlik durumu casusluğu daha cazip hale getirmiştir tarih boyunca.

Casusluğun Osmanlı Devleti döneminde nasıl tezahür ettiğini, devletin bunu nasıl kullandığını anlatan bir kitap yayımlandı: Sultanın Casusları, 16 Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları. Kitap, Kronik Yayınları arasından çıktı. Yazarı Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan.

Yazarımız Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu. Georgetown Üniversitesi’nde doktorasını vermiş, halen 29 Mayıs Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.

Yazar kitabının giriş kısmında şu önemli soruları soruyor: Kurumsallaşmış bir Osmanlı istihbarat teşkilatından söz etmek mümkün müdür? Osmanlı casusları sahada nasıl operasyonlar gerçekleştirmişlerdir? Bu casuslar nasıl bir geçmişe sahiptirler?

Yazar kitabını oluştururken Avrupa arşivlerini kullandığını, bu arşivler sırasında istihbarat konusunda belgenin az olduğunu, var olanların da farklı arşivlerle kıyaslandığında anlamlı olacağını belirtiyor.

İstihbarat insani ilişkiler üzerinden sağlanmış

Yazara göre 16. yüzyıla kadar istihbarat çalışmaları kurumsallaşmış değil. Coğrafi keşifler, yeni ticaret yollarının bulunması, matbaanın yaygınlaşması vb. teknolojik gelişmelerin yaşanması ile dünyanın küçülmesi ve komşu ülkelerin daha yakından fark edilmesinin ardından istihbarat çalışmaları artmıştır. Osmanlı Devleti’ne dönersek Yeniçağ’da Osmanlı tarihinde istihbarat anlamında pek bir şey üretilmemiştir. Devletin bu istihbarat ağının kurumsal bir yapı üzerinden değil de insani ilişkiler üzerinden yürüdüğünü görüyoruz.

Kitabın da belirttiği gibi, Osmanlı Devleti 16. yüzyılda casuslarını o bölgenin insanları arasından seçmeye dikkat etmiş. Meslek olarak da özellikle tüccarlar seçilmiş. “Bu tüccarların arasında özellikle esir ticaretiyle uğraşanlar istihbarata en yakın olanlardır.” (s. 72)

Osmanlı casusları faaliyet alanı olarak Roma, Napoli, Messina ve Viyana gibi sınırlarına yakın bölgeler seçmekle birlikte Fransa, İspanya gibi uzak ülkelerde de bilgi peşinde koşmuştur. Bu casusların bazıları iki taraflı olarak çalışmış. “1577’de bir zamanlar Habsburglar adına casusluk yapmış olan Esteban, Napoli’den kaçıp ihtida etmiş ve Osmanlı hizmetine girmiştir.” (s. 85)

Yazar, Batılı devletlerin Osmanlı’daki elçilerinin istihbaratçı olarak da çalıştığını, Osmanlı’nın bu konuda geride kaldığını belirtiyor. “Avrupa’da daimi Osmanlı elçilerinin olmaması aslında bir dezavantajdır; ancak gene de belirli görevlerle giden elçilerin istihbarat yapmadığını da düşünmemek gerekir. Venedik boşu boşuna Osmanlı elçilerinin bütün hareketlerini takip etmek ve temaslarını kısıtlamak için bin takla atmamaktadır; elçinin kalacağı ev bile onun muhbirlerle görüşmesinin ve gözlem yapmasının önlenebilmesi için özel seçilmektedir.” (s. 135) Yazar bu noktada Osmanlı istihbaratının diplomatları Avrupalı ülkeler kadar iyi kullanmadığının altını çiziyor.

Mühtedi ve Hristiyan casuslar

Osmanlı istihbaratının özellikle kuşatmalar sırasında aktif bir şekilde faaliyet gösterdiğini ve kale içinde birçok casus bulundurduğunu öğreniyoruz. Balkanlarda yayılmaya başladığı dönemlerde sınır boylarında askerlik yapan Hristiyan voynuk ve martoloslardan da istihbarat adına faydalanmıştır.

Osmanlı Devleti mühtedi ve Hristiyanlara casusluk yaptırmakla birlikte Hristiyan din adamlarını nadiren olsa bu anlamda kullanmıştır. Örneğin dönemin Selanik metropoliti Macharius Chiensis adlı Ortodoks din adamından Habsburg hanedanının Balkanlardaki fetihlerine dair bilgilerini Rüstem ve Sinan Paşalar ile paylaşmıştır.

Peki, bu istihbarat elemanları ve casuslar yakalandığında başlarına neler gelmiştir? Öncelikle casus olup olmadığının anlaşılması için sünnetlerine bakılırmış. “1559 yılında II. Felipe’ye verilen bir raporda, Osmanlı casusu olup olmadıklarının anlaşılması için Napoli limanlarına gelen Rum denizcilerinin sünnetli olup olmadıklarının kontrol edilmesi tavsiye edilecektir.” (s. 67) Bu durum netleştikten sonra tahmin edileceği üzere işkenceler yapılarak Osmanlı’ya hangi bilgilerin taşındığı ve Osmanlı’nın durumu hakkında bilgiler elde edilmeye çalışılmış.

Emrah Safa Gürkan’ın yazdığı Sultanın Casusları kitabı, 16. yüzyılda Osmanlı Devleti dönemindeki casusluk ve istihbarata dair önemli bilgiler paylaşıyor okurla. Kitap fazla isim paylaşıp, okuru yormakla birlikte bu alandaki boşluğu doldurduğu kanaatindeyim.