, 17 Ağustos 2017
Meleklerin Kanatları Var mı

5346

Meleklerin Kanatları Var mı?

Geçtiğimiz 8 senede, elimizden geldiğince, hem en anlaşılan şekliyle Kültür-Sanat’a hem de en geniş manasıyla kültüre dair binlerce haber yaptık. Çabamız kimi zaman 'meleklerin kanatları var mıdır?' sorusu muamelesi gördü, kimi zaman da büyük bir ilgiyle takip edildi. Mehmet Erken yazdı.

Sürekli bir savaş söylemi içinde yaşıyoruz. Sürekli mücadele... Sürekli etrafa köpürmek, birilerine laf yetiştirmek, bir şeyler söylemek, cevaplar vermek, “hayır o işler öyle değil” demek, ya da küfretmek... Twitter ve Facebook gibi araçlar bütün bu sürekliliği on, yüz, bin, milyon kat artırmış durumda. Sürekli bir diyalog, sürekli bir savaş...

Tabi siyaseten yaşananlar da bu durumdan farksız. Türkiye’nin doğusundan başlamak üzere, Suriye'de, Irak’ta, Filistin’de, Pakistan’da, hatta Avrupa’da, Amerika’da sürekli bir savaş hali. Bir de dış düşmanlar, Türkiye’ye saldıranlar, muhtelif yerlerde patlamalar, terör örgütleri, terör örgütü denilen cemaatler, cemiyetler, vs. Özellikle Gezi Parkı olaylarından sonra artan bir “düşmanlar ile mücadele” diskuruna muhatap ve aynı zamanda bu diskurun üreticisi bir Müslüman topluluk var artık. Sosyal ağlar vesilesiyle, bu kavgalara dahil olmayan vatandaş da kalmadı, entelektüel de kalmadı, âlim de kalmadı. İlk çıktığında Taraf gazetesinin sloganıydı: “Taraf olmayan bertaraf olur”. Şimdi bizim camia eskisi kadar Taraf okumuyor ama bu söz yine herkesin dilinde, gönlünde. Hatta insanlar arası ilişkilerde en belirleyici söz belki...

Ertelenenler kültür-sanata dair şeyler

- “Taraf olmak mecburiyetindeyiz.” - “Neyin tarafı?” – “Mücadelenin tarafı.” – “Hangi mücadele?” – “Süregiden mücadele”. – “Peki tamam. O zaman ne yapmalıyım?” – “Söylenen her şeyi” – “Ama ya söylenmeyenler varsa?” – “Onları şimdilik önemsemeye gerek yok...”

Bu sorular zımnen dahi olsa soruluyor mu bilmiyorum fakat bu cevaplar zımnen veriliyor. Bazı konular ile ilgileniliyor, bazı konular ile ise ilgilenilmiyor, erteleniyor, sonra ertelendiği için pişman olunuyor ama olsun, her zaman yine erteleniyor. Bu ertelemeler özellikle siyasi gerginlikler döneminde oluyor; ertelenenler ise Kültür-Sanat'a dair şeyler....

Bu “savaşlar” ve “mücadeleler” içinde Kültür’e yer yok. Çünkü bizleri yetiştiren bir anlayış var. Bizler derken, Türkiye’de yaşayan herkesi kastediyorum; yani hem en müslümanlar, hem en Batıcıları aynı oranda etkileyen bir anlayış bu. Fatih’in İstanbul’u fethi bazıları için kutlu bir gün, bazıları için çok da önemsenmeye gerek olmayan bir günü ifade etse de, fethe dair anlatılan şu kıssa herkesin kafasına aynı hissiyatla yerleşmiş durumda: Fatih İstanbul’u kuşatmışken, Bizanslı papazlar “Meleklerin kanatları var mı yok mu” sorusunu düşünüyorlardı!

Batıcılar bu kıssayı yobazlık ve orta çağ karanlığına örnek olsun diye benimsiyor, Müslümanlar kafirin bir açığını bulduğu için inceden sırıtıyor. Ama kimse bunun sırrını düşünmedi, düşünmüyor: Belki gayret ve meseleye odaklanmışlık, belki savaşı kazanacaklarına olan inanç, belki kendi itikatları üzere Allah’a duydukları sevgi ve onun yolunda, onun ilmine mütevazı bir katkı dahi olsa sunmak için savaşta ve barışta, en zor anlarda dahi önemli gördükleri zeminde gayret göstermek.... Bunları çoğaltabilirim. Yapacağım her çıkarım, bu davranışın sathi bir bakışla değerlendirilmesi gibi aptalca olmadığını anlatacaktır.

Kültür, hayatın, hayatlarımızın ta kendisidir

Kültür’ün yerini yüceltmek değil amacım. Göstermek aslında. Kültür’ü ve sanatı tarif etmem kolay değil; yediğimiz yemeğin içindeki zeytinyağı-tereyağı farkından, sabah yediğimiz kahvaltının şekline; yolda yürürken esnafı selamlamak ile ekmeğin şekline ve hatta kendisine; herhangi bir eşyayı algılayış tarzımızdan, konuştuğumuz dilin içindeki ince nüanslara kadar çok geniş bir çerçeveden, edebiyata, sanata, ilme, dillere, insanlara kadar herşeyi kapsayan bir dünya. Bu nedenle de herkes ile, her şey ile ilgili, herkese temas eden ve bu nedenle yüzlerce tanıma sahip bir kavram Kültür.

Evet Kültür, hayatın, hayatlarımızın ta kendisidir ve hayat devam etmektedir. Ölüm döşeğinde, öleceğini her tarafıyla bilen bir âlimi, kafasına takılan bir ilmi meseleyi bir başkasına sordu diye tahkir edebilir miyiz? Hayır! Tüm kitaplar bunu, imrenilecek bir ilim aşkı olarak ortaya koyar. Savaştayız diye yemek yemek ihtiyacını yok edebilir miyiz? Aşk duyduğumuz herhangi bir şeye aşkımızı söndürebilir miyiz?

Dunyabizim.com'da yeni bir tasarım ile aynı gayretleri sürdürmeye devam etmek niyetindeyiz

Dünya sistemi, gelişen teknolojiler, siyasi tartışmalar, yaşamın farklı farklı mecburiyetleri, vs. bizleri tek tip düşünmeye itse de, hayatın her alanına temas eden bir dil de, düşünce de mümkün. Geçtiğimiz 8 senede, elimizden geldiğince, hem en anlaşılan şekliyle Kültür-Sanat’a hem de en geniş manasıyla kültüre dair binlerce haber yaptık. Çabamız kimi zaman “meleklerin kanatları var mıdır?” sorusu muamelesi gördü, kimi zaman da büyük bir ilgiyle takip edildi.

Şimdi Dunyabizim.com'da yeni bir tasarım ile aynı gayretleri sürdürmeye devam etmek niyetindeyiz. Sizlerin de desteklerini (ve tabi ki eleştirileriniz de desteğe dahildir) yanımızda görmekten onur duyarız.



Mehmet Erken yazdı

 





Yorum
Bütün mesele...
osman
Meleklerin kanada ihtiyacı yok...
09/04/2016, 06:53
7 Milyar hücresiyle vucüt bulsun diye dünya bizim
Necmi kombak.
Yaratılmışların aklı ve fikri olanına insan denmiştir Ademden beri. İnsanlığa faydası olmayan insanı ölülerden say gitsin demiş hz.Ali. İnsan vücudunda ki hücreler gibi organize olarak organları harekete geçirecekseniz. Yağmur damlacıklarıyla okyanus olmaya talip milyonlarca damlacık size katılır.
02/04/2016, 02:14