, 18 Temmuz 2018
Hayrullah Cengiz Çok Kitap Değil Nitelikli Kitapları Defalarca Okumak Daha

1559

Hayrullah Cengiz: Çok Kitap Değil, Nitelikli Kitapları Defalarca Okumak Daha Faydalı

''Haddim olmayarak bazen Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar isimli hikâye kitabı içinde yer alan 'Turhan Nasıl Çıldırdı' hikâyesindeki Turhan; bazen de Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer kitabındaki Kerim gibi olduğumu düşünmüşümdür. Sonra kafamı iki elimin arasına alıp 'oğlum sen kim, Turhan kim, Kerim kim' deyip haddimi bilir hale gelirim.'' Dünyabizim Kitap Söyleşilerinin bugünkü misafiri Ayasofya Müzesi Müdürü Hayrullah Cengiz.

İlgili Yazılar
Mustafa Ulusoy İlim Ehli Seyahat Etmeli
Mustafa Ulusoy: İlim Ehli Seyahat Etmeli

‘’Yazarlığın yanında psikiyatristim ve psikiyatride çalıştığım konuların başında benlik/ego geliyor. Psikiyatrinin benlik tanımları beni asla tatmin etmedi. Benliğin insanın varoluş amacı ile ilişkisine dair bilgi bulamazsınız psikoloji ve psikiyatride.’’ Dünyabizim Kitap Söyeleşileri’nde bugün Mustafa Ulusoy’u ağırlıyoruz.
13/07/2018 11:11
Gökhan Özcan Ya Tahammül Ya Sefer Kitabı Türkiye'nin İnsan Tarihinin
Gökhan Özcan: Ya Tahammül Ya Sefer Kitabı Türkiye'nin İnsanî Tarihinin Önemli Bir Sayfası

‘’Kitap seçmeyi kitap okumaya dahil bir arayış olarak görür ve öğretici bulurum. Sezgilerimi de önemserim, bazı kitapların beni çağırdığını hissederim, bunu önemser, peşlerine düşerim. Bazen bir kitap beni götürüp başka bir kitabın kapısına bırakır.’’ Bugün Dünyabizim Kitap Söyleşileri'nde Gökhan Özcan’ın dingin dünyasına misafir oluyoruz.
12/07/2018 11:11
Bülent Ata Yolculuklarda Okumak Güzel Bu Yüzden Tren Yolculuğunu Tercih
Bülent Ata: Yolculuklarda Okumak Güzel; Bu Yüzden Tren Yolculuğunu Tercih Ediyorum

''Yaşlarına uygun kolay okunabilir kitaplardan başlayarak ve giderek öğretmenlerinin de aklına gelmeyecek cins bazı yazarları keşfetmeleri için çocukların masalarına bırakıyorum. Severlerse okuyorlar, sevmezlerse ısrar etmiyorum.'' Bugün Dünyabizim Kitap Söyleşileri için Bülent Ata’nın kapısını çaldık.
04/07/2018 12:12
Mehmet Sabri Genç Kendisine ve Yurduna Saygı Duymayan Biri Sanatçı
Mehmet Sabri Genç: Kendisine ve Yurduna Saygı Duymayan Biri Sanatçı Olamaz

‘’Döne döne okuduğum kitaplar elbette var. Bu kitaplar genelde çok göz önünde olmayan; yalnız ve sahipsiz bırakılmış eserler oluyor. Sanki onların o ihtişamlı ve asil duruşlarını, kaldıkları huzurevlerinde ziyaret ediyormuşum gibi bir şey.’’ Dünyabizim Kitap Söyleşileri'nde bugün Mehmet Sabri Genç’i ağırlıyoruz.
10/07/2018 12:12
Bertan Rona Bence Roman Dilden Ziyade Görsellikle İlgili
Bertan Rona: Bence Roman, Dilden Ziyade Görsellikle İlgili

‘’Bir edebî eseri okurken, ne kadar etkilenirsem etkileneyim, ‘bunu ben yazmalıydım’ gibi bir düşünceye kapılmıyorum. Zira onların o yazarın hayatı, düşünceleri ve duyguları olduğunu biliyorum.’’ Dünyabizim Kitap Söyleşileri’nin bu haftaki ilk misafiri Bertan Rona.
09/07/2018 07:07
Hasan Kaçan Keşke Böyle Yazabilsem Dedirten Bir Sanatçı Hüseyin Rahmi
Hasan Kaçan: Keşke Böyle Yazabilsem Dedirten Bir Sanatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar

''Öyle kitaplar vardır ki, okurken bir taraftan hikâyeyi takip etmek istersiniz. Ama bir paragrafı alır sizi bambaşka bir dünyaya götürür. Kitabı okumayı bırakır o hayalin içinde bulursunuz kendinizi.'' Dünyabizim Kitap Söyleşileri’nde bugün hem mizah hem kitaplar var. Çünkü Hasan Kaçan’ı misafir ediyoruz.
06/07/2018 11:11

Bugün, Dünyabizim Kitap Söyleşilerinde misafirimiz Ayasofya Müzesi Müdürü Hayrullah Cengiz. Yüksek lisansını ve doktorasını Cumhuriyet Tarihi üzerine yapan Hayrullah Cengiz, 2006’da Atatürk Kültür Merkezi Müdürü oldu. 2007 yılında Yıldız Sarayı Müze müdürlüğüne atandı ve kendisine İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi kuruculuğu görevi verildi. Yine aynı müzenin ilk müdürü de kendisi oldu.

Şu an Ayasofya Müzesi’nde görevine devam eden Hayrullah Cengiz’in Cumhuriyet dönemi, kültür ve şehircilik tarihi üzerine kaleme aldığı makale ve yazıları farklı dergilerde yayınlandı. Ayrıca İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde “İstanbul Efsaneleri” başlığını taşıyan dersler verdi.

Şu an başucu kitaplarınız hangileri? Döne döne okuduğunuz kitaplar var mı? Tabii niçin bunlar?

Çoğu zaman aynı anda birkaç kitabı beraber okumayı tercih ederim. Ancak bunlardan bir tanesi mutlaka roman veya edebî nitelikte bir eser olmalı. Şu an okuduğum dört kitap var. Birincisi, Chin-tao Wu’nun Kültürün Özelleştirilmesi -1980’ler Sonrasında Şirketlerin Sanata Müdahalesi-, ikincisi Ali Fuat Bilkan’ın Osmanlı Zihniyetinin Oluşumu: Kuruluş Döneminde Telif ve Tercüme, üçüncüsü Hanefi Avcı’nın Erken Uyarı: Devlet Bilgisi ve dördüncüsü de Mustafa Kutlu’nun İlmihal Yahut Arzuhal isimli kitabı.

Bazen bu kitaplar birbirini tamamlayan veya yakın ilgisi bulunan eserler de olabiliyor. Bazen kendime soruyorum; niçin aynı anda birden fazla kitabı okuma ihtiyacı duyuyorum diye. Galiba elimdeki okuma listesini bitiremeyeceğim diye korkuyor ve çalışma masamın üstünde veya kütüphanemin raflarında bana mahzun mahzun bakmalarından etkilendiğimi düşünüyorum. Çünkü gerek lisede gerekse üniversite ve hatta akademik hayatımda böyle bir alışkanlığım mevzu bahis değildi.

Aslında son zamanlarda çok kitap okumak değil de, nitelikli bazı eserleri defalarca okumak zannımca daha faydalıdır diye düşünmeye başladım. Bu minvalde sorunuzun ikinci kısmına cevap vermek gerekirse, Erol Güngör’ün eserlerini birkaç kez okuduğumu ve halen de ihtiyaç duydukça okumaya devam ettiğimi söyleyebilirim. Eğer bunların arasına romanları da katacak olursak Mehmed Niyazi’nin Çanakkale Mahşeri isimli romanını her ümitsizlik içine düştüğümde yeni baştan okuyor; bunun devamına Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer hikâyesini katmayı da unutmuyorum. Eğer biraz daha duygu yükümü artırmak, yeniden ruhumu ateşlemek istiyorsam Ömer Lütfi Mete’nin Gülce ve Dilaver Cebeci’nin Asra Yemin Olsun Ki… isimli şiir kitaplarını elime alıyorum ama son şiirler olarak hep “Gülce” veya “Sitare”yi okuyorum.

Çalışırken, yolculuk yaparken veya okurken ne tür müzikler dinlersiniz?

Tek kelime ile türkü diyebilirim. Ancak bu başkaca bir tercihimin olmadığı anlamına gelmesin. Aslında türkülerimiz bile kendi içinde, başta yöreleri olmak üzere, birçok çeşide ayrılır malumunuz. Çalışırken dinlediğim müzik, bu çalışmanın türüne göre değişir sanırım, vazgeçilmez müziğim genelde türküdür. Ama ara sıra bu, Yeşilçam müziklerinden örnekler de olabiliyor. Bazen, bizim zamanımızdaki ismi ile, Türk hafif müziğinden Erol Evgin, Barış Manço, Kayahan, Sezen Aksu, Nilüfer gibi sanatçılar da çalışma anlarıma eşlik ediyorlar. Böylece ne kadar eskilerde kaldığımız anlaşılmış olsun! Yolculuk yaparken de aslında bu tercih hakkım değişmiyor. Ama unutup yanıma gerekli teçhizatımı almamışsam artık ilgili otobüs firmasının zevkine kalmışız demektir. Ama aramızda kalsın, ekseriyetle müzik zevklerimiz pek uyuşmadığından kendimi okumaya veriyor veya uyumayı tercih ediyorum.

Okurken müzik dinlemediğimi söylemem daha doğru olur. Çünkü nadiren söz içermeyen müzik çalgılarından müteşekkil müzikleri dinleyebiliyorum. Ama yine de ifade ettiğim gibi kitap okurken bütün dikkatimi okuduğum şey üzerinde yoğunlaştırmayı tercih ediyorum. Öyle ki, evde bile elden ayaktan kesilmiş zamanları okumaya veya yazmaya ayırıyorum. Yani sessiz ortam tercihim, kısaca.

Nasıl okumayı severseniz? Sizin için ideal bir okuma biçimi ve ortamı var mı?

Yukarıda ifade ettiğim gibi sessizlik ilk tercih ettiğim şeydir. Ama bazen öyle kitaplar vardır ki, bir fabrikanın veya bir stadyumun en gürültülü yerinde bile sizi o ortamdan çekip alır. Kitabın içinde kaybolur gidersiniz. Genelde bu tür eserler romanlar veya diğer edebi eserler oluyor. Ama bazen bunu mesela otobiyografik eserler de destekleyebiliyor.

Ama derseniz hadi kendinizi ideal bir ortam içinde düşünün, hayal edin. Galiba şöyle bir ortam olsa hiç de fena olmaz (olmayacağını bile bile): Kâgir, en fazla iki katlı bir mesken içinde, arkası çok sık olmayan bir ormanlığa bakan ve her tarafından kuş sesleri gelen, uzaklarda ama uzaklarda deniz gözüken ama mutlaka yakınlarınızda küçük de olsa bir dere akan ve mümkünse cep telefonunuzu sadece siz istediğiniz zaman kullanabileceğiniz bir ortam. Ancak sizin arzu ettiğiniz kişilerce aranabileceğiniz bir iletişim ortamında ve tabi mümkünse sevdiklerinizle birlikte…

Evet, dedim size, olmayacağını bile bile bir hayal kurdum. Ama olsun, insan hayal ettiği sürece mutlu yaşarmış. Efendim bana kısa da olsa bu mutluluğu tattırdığınız için teşekkür ediyorum.

Arayıp da ulaşamadığınız veya çok zor bulduğunuz kitaplar var mı?

Bazı zamanlar oldu. Mesela iki üç sene evvel Ha-Joon Chang’in Sanayileşmenin Gizli Tarihi isimli eserini tüm aramalara rağmen bulamamıştım. Sağ olsun bir can dostum bana fotokopisini çektirip kitap halinde hediye etti. Mesela daha eskiden, üzerimde çok etki etmiş ki unutamamışım, Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın tercüme ettiği Cemiyet İçinde Fert isimli kitabın birinci cildini okuduktan sonra ikinci cildini, İstanbul’da bildiğim her yerde aradığım halde temin edememiştim. Bir gün Ankara-Kızılay’da sergi usulü yerde kitap satan bir şahsın tezgâhında gördüğümde şaşırmıştım. Muhtemelen satan kişi kitabın kıymetinden haberdar olmadığı için –belki de benim için çok kıymetliydi- uygun bir fiyata almıştım. Bu kitabı bulmam için yardımcı olmalarını istediğim kişilere de hemen coşkuyla haber verdim.

Bazen yukarıda söylediğim eser gibi bulmakta zorlandığım kitaplar oluyor ama artık her şey o kadar değişti ki, istiyorsanız bir şekilde temin ediyorsunuz veya halinize acıyan bir dostunuz bakıyorsunuz size bir iyilik yapabiliyor.

Okurken “bunu ben yazmalıydım” ya da “tam da beni anlatıyor” dediğiniz kitaplar oldu mu?

Bunu ben yazmalıydım” demeyi doğrusunu isterseniz çok uygun bulmam. Yanlış anlamayın, bunu hem esere hem de eser sahibine haksızlık olarak değerlendiririm.

"Tam da beni anlatıyor" bahsine gelince… Haddim olmayarak bazen Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar isimli hikâye kitabı içinde yer alan “Turhan Nasıl Çıldırdı” hikâyesindeki Turhan; bazen de Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer kitabındaki Kerim gibi olduğumu düşünmüşümdür. Sonra kafamı iki elimin arasına alıp “oğlum sen kim, Turhan kim, Kerim kim” deyip haddimi bilir hale gelirim.

Filmi yapılsaydı mutlaka izlerdim dediğiniz roman, hikâye, tarihi olay ve şahsiyet var mı?

Bizde tarihi olay ve şahsiyet o kadar çok ki. Bunları işlemeleri için Hollywood’un o anlı şanlı senaristlerinin eline versek… Böylece içinde bulundukları kısır döngüden ve kabızlıktan kurtulmuş olurlar. Ama heyhat, onların esas işi bu olmadığından yakınına bile yanaşacaklarına ihtimal vermiyorum.

Esasında ben yakın dönem Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi hususunda ihtisas yaptım. Bunu daha sonra, kültür tarihi genelinde olmak üzere, İstanbul kültür tarihi üzerinde devam ettirdim. Netice olarak Mehmed Niyazi’nin Çanakkale Mahşeri, Plevne, Yemen Ah Yemen, Kanije ve Yazılamamış Destanlar isimli romanlarının hepsi film haline getirilebilir. Ancak doğru senarist ve yeterli imkânlar içinde olması şartıyla.

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinden yola çıkarak bir Evliya Çelebi filmi görmek de isterdim. Ama benim en çok arzu ettiğim, ismi az bilinen veya hiç bilinmeyen kahramanlarımızın Türk milletine yeniden hatırlatılmasını sağlayacak filmlerin yapılmasıdır. Sadece Çanakkale Savaşı’ndan ve oranın kahramanlarından bile yüzlerce film çıkar ortaya.

Ailece okuduğunuz veya bilhassa çocuklarınıza okuttuğunuz kitapları soralım bir de?

Eşim tarih öğretmeni, büyük kızım sınıf öğretmeni, en küçük kızım bu sene eski hesapla lise ikiye geçti. Ailece hatırı sayılır bir kütüphaneye –üç bini biraz geçen- sahibiz. Kimi zaman eşim benden daha fazla kitap okur. 4 sene önce gözünden ciddi bir ameliyat geçirdikten sonra okumaya biraz ara verdiyse de, halen beni imrendirecek bir kitap kurdudur. Bilhassa İstanbul kültür tarihi üzerine okumalar yapıyor.

Çocuklarıma şimdiye kadar özellikle şu kitapları okuyun demedim. Onları kütüphane ile baş başa bıraktım. Laf aramızda nasıl olsa, benim seçtiğim kitapları okuyacaklardı. Ama bir süre sonra baktım onlar kendi kulvarlarını oluşturmuşlar. Büyük kızım eğitim ağırlıklı kitaplar okurken, küçüğü bilimkurguya merak sardı. Benim dahi bilmediğim, okumadığım kitapları ellerinde görünce seviniyorum. Ama her ikisini de nedense benim de ilk okuduğum ciddi eserlerden biri olan Ali Fuad Başgil’in Gençlerle Başbaşa isimli kitabını okutma ihtiyacı duydum. Şimdilik su akar yolunu bulur diyerek, onları uzaktan izlemeye devam ediyorum.

Genellikle tatil nazarıyla bakılan yaz ayları başladı, siz nasıl dinlenmeyi tercih edersiniz?

Tatil, tatil, tatil… Bana çok yakın bir kelime gelmedi. Aşinası olduğum bir şey değil sanırım. Ancak tamamen de cahili değiliz. İnşaallah bundan sonra.

Kitaplarınızı nereden temin edersiniz?

Bu soru yaramı kanattı. Ne desem? Bizim Cağaloğlu’nda bir Mehmet Varış abimiz vardı. Kitabevi isimli bir yayın kuruluşu vardı. İyi bir mevkide idi. Aynı zamanda kitap dağıtım işi yapıyordu. Dikkat ettiyseniz –di’li geçmiş zaman eki kullanıyorum. Bizler birçok kez olduğu gibi bu değerli varlığımıza da sahip çıkamadık. Şimdi yine yayıncılık yapıyor ama eskisi gibi değil. İşte ben uzun zaman birçok kitabımı oradan temin ettim. Şimdi Dergâh Yayınları’nın da dağıtım kuruluşu olan Ana Dağıtım’ı uğrak yeri edindik. Tabii kitapyurdu.com en büyük başvuru kaynağım.

 

Ropörtaj: Munise Şimşek