, 20 Haziran 2018
Ahmet Güneştekin Sanatın İyileştirici Gücüne İnanıyorum

Ahmet Güneştekin

1577

Ahmet Güneştekin: Sanatın İyileştirici Gücüne İnanıyorum

''İşlerimin kökenine baktığınızda gördüğünüz şey mitoslar olur. Mitoslar, benim için sadece renklendirilmiş grafik formlarla ifade edilebileceğim olağanüstü subjektif tarihselliklerdir. Mitolojilerden ele geçirdiğim ve dönüştürdüğüm her bir öğe, alegorik ve sembolik katmanlar üzerinde yoğunlaşarak bana özgü bir geometri oluşturuyor.'' Ahmet Güneştekin, sanat dünyası ve resimleri üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Selma Ersoy ile Dedesi Mehmet Akif Ersoy'u Konuştuk
Selma Ersoy ile Dedesi Mehmet Akif Ersoy'u Konuştuk

İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Ersoy, dedesinin vatan ve millet sevgisi, nasıl bir baba olduğu, şiire nasıl başladığı ve etkilendiği şahsiyetler üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.
19/06/2018 11:11
Hasan Aycın Hitap Muhatabına Özeldir
Hasan Aycın: Hitap Muhatabına Özeldir

‘Çizgilerin bilge adamı’ veya ‘Çizgilerin şairi’ olarak bilinen sanatçı ve karikatürist Hasan Aycın ile çocukluğunu, çizmeye nasıl başladığını ve neler okuduğunu konuştuk. Ezgi Aşık’ın röportajı.
16/06/2018 07:07
Şefika Kutluer Müzik Hayatımın Ayrılmaz Bir Parçası
Şefika Kutluer: Müzik Hayatımın Ayrılmaz Bir Parçası

Sihirli Flüt olarak bilinen ve Mozart’ın 239 yıldır hiç çalınmayan “Wendling Flüt Konçertosu”nu çalarak dünyanın dikkatini çeken sanatçı Şefika Kutluer ile müzik hayatını konuştuk. Ezgi aşık’ın röportajı.
14/06/2018 13:01
Ebru yu Resimle Birleştiren Bir Sanatçı Garip Ay
Ebru’yu Resimle Birleştiren Bir Sanatçı Garip Ay

Ebru sanatını resimle buluşturan Van Gogh’un 'Yıldızlı Gece' ve 'Sessiz Çığlık' tablolarını ebruya taşıyan ressam Garip Ay’a sanatının inceliklerini sorduk. Leyla Başaran’ın röportajı.
13/06/2018 13:01
Kitabın Ortası Dergisinin Haziran Sayısı Raflarda
Kitabın Ortası Dergisinin Haziran Sayısı Raflarda

Kitabın Ortası dergisinin Haziran 2018 tarihli yeni sayısı raflardaki yerini aldı. Bu ay 15. sayıya ulaşan dergide her ay olduğu gibi kitap tanıtımlarının yanı sıra ufuk açıcı söyleşilere ve dosyalara da yer verilmiş.
04/06/2018 11:11
Büyük Hayaller Peşinde Koşturan Bir Adamın Hikayesi
Büyük Hayaller Peşinde Koşturan Bir Adamın Hikayesi

33 yıllık gazeteci Rıdvan Akar, Hüsnü Özyeğin’in başarılarla dolu hayatını Bir Dünya Kurmak adıyla kitaplaştırdı. Eser, Platin Dergisi, İş Kitapları, ‘En İyi Otobiyografi/Biyografi’ kategorisinde ödüle layık görüldü. Deniz Ersoy yazdı.
05/06/2018 12:12

Sanatçı Ahmet Güneştekin ile sanat dünyasını ve tasarımlarını konuştuk. Güneştekin, sanatın herkes için bir hak olduğunu düşündüğünü ve yaşamımızda dönüştürücü ve iyileştirici gücüne her şeyden çok ihtiyacımız olduğunu söyledi.

İlk resminizin bir güneş olduğunu okumuştum. Neden güneş, bir hikâyesi var mı?

Yaşadığımız evrende birden fazla güneşleri olduğu için ışığa boğulan, hiç güneşi olmadığı içinse karanlığa gömülen, yaşamın oluşamadığı gezegenler var. Dünyada yaşamın oluşması, bölünmez ve sürekli ışıyan tek bir güneşi sayesinde. Bu tek olan güneşin mitsel çağrışımlarının benimsediği bir dünyada büyüdüm. Çocukluğun o evrensel, sorgulayan ve meraklı düşünceleri, beni renk ve formların nasıl oluştuğu sorusuna iterken güneş hem iç dünyamda hem de dış dünyamda bir çekim noktası olarak belirmeye başladı.

Renk ve formların, bölünmez, sürekli olan bu güneşimizin yaydığı ışığının, yeryüzündeki toz zerrecikleriyle ilişkisinden doğduğunu biliyoruz. Bu ilişkinin bizim renk ve formları görme, algılama, bir bağlama yerleştirme ve ifade etme biçimlerimizle de yakın bir ilişkide olduğunu düşünüyorum. Çünkü gökyüzünün mavisini gördüğümüzü söylediğimizde, aslında, ışığın giremeyeceği boşluğun mutlak karanlığını gördüğümüz karanlıktan söz edebiliriz. Ama mavi bir gökyüzü görüyoruz yine de... Güneş tarafından aydınlatılan en ince toz zerrecikleri sayesinde görüyoruz. Renk ve formları oluşturan da bu korelasyon, bu geçişli durum.

Eserlerinize adlarını çalışmaya başlamadan önce mi bitirdikten sonra mı veriyorsunuz?

Eserlerime adlarını, tamamladıktan sonra veririm. Bazen hemen bitirdiğimde veriyorum bazen de bir süre bekliyorum. Ama her iki durumda da konusunu bildiğimden bu içeriğe göre isimlendiriyorum.

Kültür Melezleşmeye Dayanıyor

Antik dönemde Mezopotamya adını verdiğimiz bu özel coğrafyada doğmuş ve büyümüş olmanın sizin için avantajları nelerdir? Sanat alanında bu avantajlar nasıl çalışıyor?

Kültürler kendiliğinden özgün olarak tahayyül edilir, radikal bir şekilde farklı oldukları düşünülen komşu kültürlerle karşıtlık içinde tanımlanır. Ancak durum böyle olmaktan çok uzaktır. Çünkü kültürün kendisinin oluşması, mübadeleye, uzlaşmaya, adaptasyona ve melezleşmeye dayanıyor. Bu, diyalog ve karşılıklı ilişkiyle tanımlanan bir süreçtir. Antik dönemde Mezopotamya adını verdiğimiz coğrafyayı da aynı durum açıklıyor.

Böyle bir kültürel kaynağın benim için sanat alanında nasıl çalıştığına gelince: Mitolojilere içkin süreklilikler ilgimi çekiyor. İşlerimi üretirken kullandığım materyallerin ve yöntemlerin seçimini de etkiliyor bu süreklilikler, melez yöntemler kullanabilme özgürlüğünü bana veriyor. Kullandığım materyallerin çeşitliliğinde ve yeniden yorumladığım mitosların birbirine geçmiş yapısında bu melez karakterin izlerini bulabilirsiniz. Örneğin, ayna ve metal gibi farklı materyalleri, optik yanılsamalarla ve renklerin degrade kullanımlarıyla birleştirerek resim ile heykel arasındaki sınırda gezinmek bu yöntemlerden biri. Kültürlerin birbirlerinden ödünç aldıkları öğeler, birbirlerini dönüştürmeleri ve etkilemeleri, ürettiğimiz yaşamların nasıl çalıştığını anlamamız için doğru bir zemin olabilir.

Uluslararası sanat dünyasında bilinen bir sanatçısınız. Doğu ile Batı sanatının fark lılıkları konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Doğu, Batı, Kuzey, Güney gibi ayrımlar üzerinden düşünce üretmenin yapay bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu yaşamlarımızdaki süreklilikleri, benzerlikleri ya da kopuşları göz ardı eden bir yaklaşım olur. Coğrafi anlamları hafifletecek, duyguların ve kavramların bu tip kutupların kontrolünü ele geçireceği bir sanat hayal edebilirsiniz. Sanatın kendisinden çok onu üreten sanatçılara bakmak ve onları anlamak daha doğru bir pusula olabilir. Çünkü sanatta siz de değişiyorsunuz. Amaçları bu olmasa da sanatçılar kendimizden emin dünyaya bakışımızı sarsabiliyorlar; bazen içimizdeki açık deliğe sesleniyorlar bazen de kendimizi tamamlamamıza yardım ediyorlar.

Mitoslar Olağanüstü Subjektif Tarihselliklerdir

Her sanatçının ilham aldığı bir şehir, bir obje ya da konu oluyor. Sizin ilham aldığınız bir şey var mı? Bizimle paylaşabilir misiniz?

İşlerimin kökenine baktığınızda gördüğünüz şey mitoslar olur. Subjektif olmak, varoluşun bir gereği olarak şüphesiz bütün şeylere içkindir ve bütün şeyler esasında tersyüz edilmiş öznelerden başkası değildir. Şeylerin her biri subjektif doğalarını ifade edebilecek sonsuz sayıda çoğul biçimler kurabilir, bu kurguyu var olan kimliklerini sürdürerek de yapabilirler.

Mitoslar, benim için sadece renklendirilmiş grafik formlarla ifade edilebileceğim olağanüstü subjektif tarihselliklerdir. Mitolojilerden ele geçirdiğim ve dönüştürdüğüm her bir öğe, alegorik ve sembolik katmanlar üzerinde yoğunlaşarak bana özgü bir geometri oluşturuyor. Mitoslar uydurulmuş hikâyeler değil; olayların fantastik yansıması, subjektif bir kavrayışın sonucu. O yüzden benim için mitoslar, bilincin mantığı ve diyalektik bir zorunluluk, dolayısıyla da subjektif biçimlerdir.

Başlayıp yarım bıraktığınız bir eseriniz var mı?

Tamamlayamadığım bir eser olmadı şimdiye kadar.

Resim yaparken müzik dinler misiniz?

Çalışırken müzik dinlediğim de oluyor, sessizliği tercih ettiğim de, o an içimden nasıl geliyorsa. Tüm dış gürültünün bastırıldığı bir sessizliğe ulaşmak pek mümkün olamasa da sessizlik mekânı genişletip zamanı yavaşlatıyor gibi geliyor.

Kültür ve sanat alanına özellikle gençlerin son dönemlerde daha ilgili olduğunu gözlemliyoruz. Bu konuda sizin görüşleriniz neler?

Bu yönelimin yaratıcı teknolojilerin gelişimiyle ilgisi olabilir. Teknoloji, bugün sanatı yenilikçi ve oldukça ilginç yöntemlerle yeniden tanımlıyor. Teknoloji gençlere arzuladıkları şeyi veriyor: Tümüyle kendilerine ait bir şeyleri keşfetmelerini sağlayacak bir zemin, geleneksel olan her ne varsa onunla bağlarını kopararak, kabul edilmiş sınırları sorgulamak ve zorlamak. Sokak lambasının keşfi resimde ışığın kullanımını ne şekilde etkilemişse, renkli resim tüpleri dış ortamların resmedilmesini nasıl etkilemiş ve sonrasında da empresyonizme yol açılmışsa, Niepce fotoğrafı icat ettiğinde, kendisinden sonra yaşıyor olduğumuz 200 yıllık bir zamanı nasıl etkilemişse, şimdi modern zamanımızın da yaratıcılığa yön veren ve etkileyen, içinde olduğu zamanın bir yansıması olan, sanatın doğasındaki özü asla değişmeyecek olan yenilikleri ve icatları var.

On yıl önce mümkün olmayan özgün teknikler deneyen, fırçayı ve yontmayı kullanmamayı tercih eden, cesaretle bilinmeyene atlayan yaratıcılar üretti, modern zamanlarımız. Sanatta değişmez değerler yoktur. Van Gogh’un Ayçiçeği Tarlaları çağının doğacı yaklaşımını en iyi vermiş olabilir. Fakat bugün bu anlayıştaki bir eserin sanatının, modern zamanlara ait değerleri yansıtması pek mümkün olamazdı.

Mitoslar ve Modernizm

Çalışmalarınızda mitolojik öğeler egemen, size özgü bir geometri anlayışı görüyoruz ve üç boyutlu yöntemler kullanıyorsunuz. Aynı zamanda gelenek ile modernizm kavramlarını vurguluyorsunuz. Bu yaklaşımları ve kavramları işlerinizde bu kadar incelikli bir şekilde bir araya getirmeyi nasıl başarıyorsunuz? Ürettiğiniz eserlerde sizin için önemli olan nedir?

Görebileceğimiz formlar, ışığın ve karanlığın birleşmesinden oluşuyor; sadece ışık ya da karanlık var olmuş olsaydı görebileceğimiz formlar var olamazlardı, çünkü karanlık ancak diğeri ile olan karşıtlığından dolayı oluşabiliyor. Benzer şekilde, varlık ya da hiçlik de sürekli oluş halinde olanda birleşirler. Diyalektik sentez olarak tanımladığımız bu durumun can alıcı noktası, karşıtlıkların yeni bir kavram oluşturması ve oluşan bu yeni kavram içinde izlerinin tümüyle yok edilmiş, silinmiş bir şekilde asimile edilmesi değil de her ikisinin aşılma yoluyla korunabilmesidir. Böyle bir düşünme biçimini benimsiyorum, karşıtlıkları ve çelişkileri mitoloji anlayışımı inşa etmek için kullanıyorum.

Bu düşünme biçimi iki farklı kavramın birbirine geçmesini sağlıyor: Mitoslar ve modernizm. Bu iki kavramın bileşiminden her iki kavramın hem korunup hem de aşıldığı farklı bir kavram daha oluşuyor. Burada mitos ve modern olana ait evrenler katı bir biçimde birbirlerinden izole edilmiş olmuyor, her ikisi de tek başlarına anlamsız olurlardı. Güncel ve doğru anlamları karşılıklı karşıtlıklar içinde gözlemlendiğinden oluşuyor ki bu her ikisinin varlığının korunması ve sürdürülmesi demektir. Bu düşünme biçimi, mitoslara içkin subjektif esasları tahayyül etmemi sağladığı gibi malzemeleri/materyalleri seçme, uygulama ve düzenleme yöntemlerinde istediğim denemeler yapmama olanak veriyor. İşleri olağandışı bir dinamizm ile saran da materyal düzenlemelerinin çeşitliliği kadar bu dinamizm.

Motivasyonum Kaynağı Mekânsal Yücelik Değil

Düz tuvaller, optik kafesler, boşluklu tuvaller, optik degrade gibi birbirinden farklı serilerde işler üretiyorsunuz. Farklı yöntemlerle ürettiğiniz bu işlerin çoğunlukla boyutlarının da devasa olduğunu görüyoruz. Büyük işler üzerinde çalışmak ve sergilemek zor olmuyor mu?

Çalıştığım işlerin boyutları ile sergilendikleri mekân arasında uyumlu bir ilişki kurgulanabildiği ölçüde sergilemek zor olmuyor. İşleri çalışırken parçalanabilir bir yapı hazırlıyorum. Son yıllarda büyük olanın iyi olduğu düşüncesi ekonomik pazarın genişlemesiyle birlikte yaygın hale geldi. Ekonomik pazarın ve kültür ekonomisinin genişlemesi büyük ölçekli sanat işlerini destekliyor. Ancak bu anlayışın aksine sanat eserlerine ait değerin onların boyutları ile ölçülemeyeceğini düşünüyorum. Benim motivasyonum bu mekânsal yücelik değil. Kurguladığım içeriğin çalışırken yüzey üzerinde gelişen iç sınırları.

Pietà’daki Milion Taşı” adlı sergim üzerinden bu sorunuzu detaylı anlatabilirim:

Pietà tarihi bir kilise, aslında içerisinde sanat eserleri sergilemek üzere kurgulanmamış. Üstelik iç mekânın fiziksel yapısı itibariyle daralan ve genişleyen alanlar, bir serginin yerleştirilmesini çok zor hale getiriyor. Özellikle de benim işlerim gibi geniş boyutlu ve kütlesel işlerin sergilenmesi için Pietà pek de elverişli bir mekân değildi. Bunlara ilaveten bu mekân, yüzyıllar boyunca tarihin sayısız temsili katmanlarının birikimi ve aşınma sonucu şekillenmiş belirgin bir zemin patinasına sahip. Geçmiş dönemlerde burada gerçekleşen pek çok sergide binanın iç kısmı, karakterinin süreç içerisinde nötürleştirilmesi amacıyla neredeyse tamamen örtülerek gizlenmiş.

Bu yaklaşımın aksine Pietà’nın üzerimizde yarattığı ilk izlenimin etkisiyle sergi esnasında bu mekânın eşsiz ruhunu korumaya büyük özen gösterdik. Bu yaklaşımdan yola çıkarak, hem sanatın hem de mekânın doğaları sonucu ortaya çıkan gerilimi, her ikisinin de kendilerine has etkilerini kısıtlamaksızın ve birbirlerini engellemelerine veya müdahalede bulunmalarına izin vermeksizin sistemli bir şekilde kullanarak, alanın aurası ile eserleri ilişkilendirmeye çalıştık. Her ikisinin de hem birlikte var olmaları hem de aynı zamanda birbirlerinden bağımsız olmaları gerekiyordu. Bu noktada ışık, mekânın esrarlı gücünü vurgulayan önemli bir unsur olarak devreye girdi. Görsel açıdan birbirleri ile etkileşime geçmeyecek iki farklı renk tonu katmanı kullanarak özgül bir sistem tasarladık. İzleyiciyi orada bulunduğu tüm süre boyunca “mekân” ile “ilişki” halinde tutmak amacıyla, heykelsel alandan ziyade ışık üzerinde yoğunlaşarak Pietà’nın sadece bir nesne/mekân olarak değil, bir algı deneyimi olarak hissedilmesini hedefledik. Bu doğrultuda, Pietà’daki algı ortamına müdahalede bulunmak için malzeme olarak daha yoğun bir renk sıcaklığına sahip bir ışık kullandık.

Sanatın İyileştirici Gücüne İnanıyorum

Bir sanatçı olarak sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz. Çocukların sanata yönelmesi konusunda destekleyici projelerde yer aldınız. Daha sonra engellileri resme yönlendirme projesi içerisindeydiniz. Yakın gelecekte sizi başka hangi projelerde göreceğiz?

Sanatın herkes için bir hak olduğunu düşünüyorum. Yaşamımızda sanatın dönüştürücü ve iyileştirici gücüne her şeyden çok ihtiyacımız var. Bunun olumlu bir gelecek kavrayışı getireceğini düşünmek istiyorum. Yakın geçmişte bu amaçla Türkiye genelinde birçok şehirde, orada yaşayan çocuklarla resim atölyeleri düzenlemiştim.

Çocuklara ancak onlarla birlikte bir şeyler üreterek ulaşabilirsiniz. Sanatın yaşamıma çocukluğumdan başlayarak yavaş yavaş girmesinin dünyamı nasıl genişlettiğini düşündüğümde, çocuklar için bir şeyler yapmak ama onlarla birlikte ve onların seslerini ve özgünlüklerini bastırmadan, yaşamlarına sızmama izin vermelerini istiyorum. Yakın dönemde çocuklar için Uniq İstanbul’da 2 Haziran’da Yaratıcı Çocuk Festivali kapsamında gerçekleşecek bir resim atölyesi düzenliyorum. Diğer taraftan bu sızmanın da tek yönlü olmadığını söylemeliyim, çocukluğun sınırlarla ve önyargılarla sertleşmemiş hayal dünyalarının bizi yenilemesine de izin vermeliyiz.

Ahmet Güneştekin, “Sanatta Değişmez Değerler Yoktur”, Kitabın Ortası dergisi sayı 14.

 

Röportaj: Ezgi Aşık