, 23 Mayıs 2018
Ulvi Alacakaptan Göbekten Güldürmek Başka Kafadan Güldürmek Başka

Ulvi Alacakaptan

2073

Ulvi Alacakaptan: Göbekten Güldürmek Başka, Kafadan Güldürmek Başka

'Biraz sahne tozu yutmuş birisi, seyirciyi nasıl tavlayacağını, nerede güldüreceğini, ağlatacağını veya heyecanlandıracağını bilir. Bizler bunu yapmıyoruz çünkü buna esnaflık deriz. Artık bu tartışma bitti çünkü sanat bitti.' Ulvi Alacakaptan, tiyatroculuk hayatı, sanat dünyası ve halkın sanata ve sanatçıya bakışı üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Sevmediğinizi Sevdiremezsiniz Önce Biz İslam'ı ve Kur'an'ı Seveceğiz
Sevmediğinizi Sevdiremezsiniz; Önce Biz İslam'ı ve Kur'an'ı Seveceğiz

''Kur’an; Allah Teâlâ’nın biz kullarına bir 'cennet davetiyesi'dir. Bu davetiyenin içinde bizim nasıl cennetlik hale gelebileceğimiz yazılıdır. Dosdoğru bir hayat rehberidir.'' Gençler tarafından çok sevilen Aziz Mahmud Hüdâyi Camii’nin imamı Hafız Mustafa Efe, Ramazan ayına dair İbrahim Dizbay'ın sorularını cevapladı.
22/05/2018 08:08
Ahmet Güneştekin Sanatın İyileştirici Gücüne İnanıyorum
Ahmet Güneştekin: Sanatın İyileştirici Gücüne İnanıyorum

''İşlerimin kökenine baktığınızda gördüğünüz şey mitoslar olur. Mitoslar, benim için sadece renklendirilmiş grafik formlarla ifade edilebileceğim olağanüstü subjektif tarihselliklerdir. Mitolojilerden ele geçirdiğim ve dönüştürdüğüm her bir öğe, alegorik ve sembolik katmanlar üzerinde yoğunlaşarak bana özgü bir geometri oluşturuyor.'' Ahmet Güneştekin, sanat dünyası ve resimleri üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.
20/05/2018 11:11
Dergi Fuarı Dolu Dolu Geçiyor
Dergi Fuarı Dolu Dolu Geçiyor

Kültür, sanat, çocuk, mizah, tarih, edebiyat, ekonomi, gençlik gibi alanlarda Türkiye'den yaklaşık 500, yurt dışından ise 25 ülkeden 150'den fazla derginin katıldığı 9. Uluslararası Dergi Fuarı’nın ilk iki günü oldukça yoğun geçti. Fuara dair izlenimlerimizi paylaşırken; fuar katılımcılarından Kadın dergisi yayın yönetmeni Kübra Sönmezışık'a, Kitabın Ortası dergisi yayın yönetmeni Ezgi Aşık ve Makas dergisinin yayın yönetmeni Deniz Ersoy'a fuar hakkındaki görüşlerini sorduk.
10/05/2018 13:01
Yeditepe Bienali ile Dünyada Bir İlki Gerçekleştirdik
Yeditepe Bienali ile Dünyada Bir İlki Gerçekleştirdik

''Vakıf, hizmet amacıyla kurulmuştur, dolayısıyla yaptığı bütün çalışmalarda birinci önceliği hizmet, güzeli ortaya koymak, muhafaza etmek ve geleceğe aktarmaktır. Amaç ve gaye budur. Yeditepe Bineali de bu kapsamda yaptığımız bir çalışmadır.'' Klasik Türk Sanatları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Muhammed Emin Demirkan, klasik Türk sanatının ilk defa bienal şeklinde sergilendiği Yeditepe Bienali ve vakfın diğer çalışmaları hakkında Leyla Başaran'ın sorularını cevapladı.
06/05/2018 10:10
İslam Davetçileri Sıhhatli Bir Mantığa ve Ruhi İnceliğe Sahip Olmalı
İslam Davetçileri Sıhhatli Bir Mantığa ve Ruhi İnceliğe Sahip Olmalı

''İnsanları İslâm'a çağırma metodumuz 'ameli' ve 'ahlâki' olmalıdır. 'Ameli' olmasıyla kastettiğimiz insanların İslâm'ı pratiğimizde görmeleri, 'ahlâki' olmasıyla kastettiğimiz ise davetçilerin güzel bir ahlâka sahip olmaları ve davetlerini bu güzel ahlâka dayandırmalarıdır. Müslüman, amel ve ahlâkıyla temeyyüz ettiği gibi; sağlam, güvenilir, sarsılmaz akidesi ve müsbet anlayışıyla da ön plana çıkar.'' Fatıma Leyal, Ebu’l Hasan En-Nedvi’nin hayatı ve fikirleri üzerine yazdı.
03/05/2018 12:12
Kitabın Ortası Dergisinin On Dördüncü Sayısı Çıktı
Kitabın Ortası Dergisinin On Dördüncü Sayısı Çıktı

Kitabın Ortası dergisinin Mayıs 2018 tarihli 14. sayısı çıktı. Dergide kitap tanıtımlarının yanında Ahmet Ağırakça, Mustafa Efe, Semah Alhalak, Muhammed Emin Demirkan, Melih Altınok, Ece Üner ve Ahmet Güneştekin ile yapılan röportajlar da geniş yer tutuyor.
01/05/2018 17:05

Usta tiyatrocu Ulvi Alacakaptan ile sanat dünyasını, tiyatroculuğu ve halkın sanata bakışını konuştuk. Alacakaptan, sinemanın tiyatrodan daha çok ilgi görmesini Amerikan film dağıtım şirketlerinin Türkiye’ye girmesine bağladı. Aynı zamanda sanatçı kavramının yanlış tanımlandığını belirterek tiyatro sanatı üzerine bilmemiz gereken püf noktaları bizimle paylaştı.

Tiyatroyu konuşmak istiyorum, bu sanatı icra etmek nasıl bir duygu?

Tiyatro, sanatlar arasında biricik bir yere sahiptir. Çünkü seyircisi ile aynı zaman dilimini paylaşan başka bir sanat yoktur. Hatta tiyatroda seyirci edilgen, pasif değildir. Bir oyunun tiyatro olabilmesi için oyunu en az bir kişinin izlemesi gerekir. Seyirci tarafından izlenmeyen tiyatro tamamlanmamış sayılır.

Bizim inancımıza yani İslâm’a göre tebliğin aslı yüz yüze olandır. Bir kişinin diğer kişiyle direkt iletişimi; ne televizyonla ne de internet ile sağlanır. Tiyatro ise İslâm’ın tebliğ metoduna benzer, kişiler önemlidir. Çeşit olarak çoktur mesela; metin olan, müzik olan, dans olan veya olmayan, dekor olmayan hatta oyuncusu olmayan tiyatro bile vardır. Absürt tiyatronun başyazarı Samuel Beckett’ın ‘Soluk’ oyununda oyuncu yoktur, oyun boyunca sadece bir soluk sesi gelir…

Dayım Benim İdolümdü

Tiyatroya yöneliminiz nasıl oldu, mesleğe nasıl başladınız?

Şişli’de asma bahçeli bir evimiz vardı. İkinci katta iki atkestanesi ağacı vardı, onlara ip gerer, üstlerine battaniye atar ve onlarla oynardım. Büyük dayım Muammer Karaca benim idolüm olan bir tiyatrocuydu. 5 yaşımdan beri tiyatro oyunları izlerdim. Mesela, ilk tiyatro oyunumu ilkokul ikinci sınıftayken Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nda oynamıştım. Daha sonra ortaokulda, lisede sahneye oyunlar koydum.

Şunu söylemem lazım ki babam da tiyatroyu çok severdi. Benim dersler bozulunca ‘seni Muammer’in yanına verip tiyatrocu mu yapsak’ demeye başladı. Buna çok kızardım, çünkü torpil olayından nefret ederim. Tiyatrocu olmaya karar verdiğimde, Dostlar Tiyatrosu “amatör oyuncular arıyoruz” diye bir sınav açmıştı. Ben de sınavı kazanıp iki sene orada eğitim gördüm.

Oyun Salondaki Yirmi Kişiye Oynanır

Peki, tiyatroda sahnedeyken yapılan hata nasıl tolere ediliyor? 

Hataları seyirciler düzeltir, bu tiyatronun bir parçasıdır. Seyirci hataları bazen kabullenir bazen de kabullenmez. Tiyatroda seyirci faktörü çok önemlidir; iyi bir seyirci oyunu kaldırabilir, köyü bir seyirciye ise laf bile anlatamazsınız.

Şunu itiraf etmeyelim; bir tiyatro oyununda diyelim ki salonda beş yüz kişi var fakat oyun o salondaki yirmi kişiye oynanır. O yirmi kişi o oyunun metnini, oynanışını, dekorunu, kostümünü, her şeyini içine sindirerek yüzde yüz anlar ve yüzde yüz sever. Bu demek değildir ki diğerleri hiçbir şey anlamaz. Hayır, onlar da oyundan kendi kültürleri ve eğitimlerine göre bir parça alırlar. Ama hedeflediğiniz, iyi seyircidir, kötü seyirci değil.

Tiyatroya yönelimi nasıl buluyorsunuz, sizce de bu konuda biraz eksik miyiz?

Üniversiteye giriş sınavlarından dolayı orta öğretimdeki tiyatro faaliyetleri sıfıra indi. Türk tiyatrosunu besleyen esas kaynak burasıydı. İnsanlar oyuncu olmasalar bile seyirci oluyorlardı, tiyatroyla tanışıyorlardı. Şimdi maalesef yok. Çocuklar tiyatro yapmak istese de veliler sınavlardan dolayı buna müsaade etmiyor. Peki, bu iş bu kadar gereksiz ise neden her sene Galatasaray Lisesi, Robert Koleji, Amerikan Kız Lisesi; ikişer, üçer oyunlar sahneye koyuyor?

Amerikan Sineması Sektörü Öldürdü

Sinema neden tiyatrodan daha önce geliyor?

Rahmetli Özal döneminde iki tane Amerikan film dağıtım şirketi Türkiye’ye girdi. Sinemaları aldılar, kiraladılar veya kredi verdiler. Salonları gümüş perde ve ışıklarla donattılar. Tiyatro oynanamaz hale geldi. Tiyatro, Anadolu’da daha çok sinemalarda oynuyordu. Sinemaların salonlarını küçülttüler. Türkiye 2000’lerin başlarına kadar sadece Amerikan filmi izledi. Daha sonra “Ben Amerikan filmini Paris’le aynı zamanda seyrediyorum, global dünyanın parçasıyım” diyen bir kuşak doğdu. Türk sineması ortadan kalktı. Tiyatroyu da öldürdüler, şimdi ise Türk-Amerikan sineması var.

Dünyadaki Herkese Hitap Eden Oyun

Bu zamana kadar oynadığınız oyunlar arasında “benim için yeri farklı” dediğiniz bir oyun var mı?

Tabi var, hâlâ da oynuyorum. ‘Başkasının Ölümü’nü 1989’da oynamaya başladık, şu an 5. versiyonunu oynuyoruz. 6. versiyonunu da yapacağım. Dünyadaki herkese hitap edecek bir oyun; İslâm kelimesi geçmeden İslâm’ın ölüm hakkındaki düşüncesini anlatıyor. Herkesin çok beğendiği bir oyun, çok trajikomik hikâyeler var. Dünyada kesin olan bir tek şey var; ölüm. Fakat konuşmaktan hiç hoşlanılmıyor.

Kafadan Güldürmek Zordur

Peki, mizah oynamanın zorluğu nedir?

Zorluğu, insanları kafadan güldürmeye çalışmamızdan geliyor. Mesela; adamın altından sandalyeyi çekin, buna herkes güler. Bizler buna göbekten gülme diyoruz. Kafadan güldürmek için ise belli bir ön bilgi gerekir. Bir olayın aslını bilmeniz ve buna eleştiri katarak insanları düşündürürken güldürmeniz zor.

Televizyonlardaki mizah programları hakkında düşünceniz nedir, göbekten mi güldürüyorlar?

Onlar, ikisinin arasında fakat bunların tiyatro olmadığı bilinmelidir. İnsanlar her şeyi televizyondaki kadar bildiği için tiyatroyu da öyle zannedip tiyatroda onu görmek istiyorlar. Yapılan çalışmaların bazıları güzel skeçlerden oluşuyor. Mesela; Ali Sunal’ın yaptığı güzel, oyuncuları arasında en çok Çağlar Çorumlu’yu beğeniyorum.

“Gece”ler Kitlelerin Enerjisini Boşaltıyor

Siz dönem dizilerini de pek beğenmiyorsunuz. Bunun sebebini biraz açar mısınız?

Dönem dizilerindeki yaklaşımları beğenmiyorum. İnsanların heyecanlarına hitap ettiğiniz zaman, o heyecan salondan çıkarken biter. Ben bir günde böyle düşünmeye başladım. 1990’larda tiyatroların geriye düşmesiyle geceler meşhur olmaya başladı: Şehadet geceleri, Karanfil geceleri, Sümbül geceleri, Gül geceleri… Tiyatro olarak hiçbirisine katılmadık, çünkü bunların zararlı olduğunu, komünist olduğumuz zamanlardan biliyoruz. Bunlar kitlenin enerjisini ve kafasını boşaltıyor, başka hiçbir işe yaramıyor.

Bant Tiyatrolarının Dünyada Bir Örneği Yoktu

Bant üzerinden tiyatroculuk da yapmıştınız. Onun hikâyesini alabilir miyiz?

Hiç unutmuyorum, 1985-1986 yılında Kenan Yabanigül ile namaz kıldıktan sonra ofise doğru giderken “abi ben bir kaset yaptım, radyo tiyatrosu gibi fakat iyi olmadı” dedi. Daha sonra bandı biz aldık, içine sazla çalınan 3 tane şarkı ekledik. O zamanlar kimse böyle bir şeyi bilmiyordu, dünyada da örneği yoktu. Her bant içinde 10-15 dakika vaaz veriyorduk. Sonra Kenan Yabanigül “bantlardan sazı çıkaralım, çok eleştiri alıyoruz” dedi. Biz de sazı çıkarıp yerine sesler ekledik.

Bu kasetlerden çok yaptık, bizler için çok önemliydi çünkü bunun bir örneği yoktu.

Kapitalizmi Ayakta Tutan Yoksul Yığınlardır

Türkiye’de katıldığı yarışma programından sonra oyuncu olan çok insan var. Oyuncu olmak bu kadar kolay mı? 

Dizi sektöründe yönetmen oyunculuğa bakmıyor. Bir erkek, bir kadın genç oyuncunun arkasına iki tane yaşlı tiyatrocu koyuyor; onlara 60 bin veriyor, sana 2 bin… Bunlar kapitalizmin ‘çok satan şey doğrudur’ anlayışından geliyor.

Ben aynı zamanda işletme mezunuyum, kapitalizmi hem Keynes’ten hem Marx’tan okudum. Kapitalizm sanıldığı gibi üç beş tane zenginin hırsı yüzünden değil, kendileri kapitalist olmadıkları halde kapitalist tüketim biçimine şartlanmış yoksul yığınlar sayesinde ayakta durur. Onlar almasalar ayakta kalamaz. Yoksul yığınların alımını nasıl sağlayacaksınız? Televizyon, sinema, tiyatro; bu noktada devreye giriyor işte… Diyecek ki ‘Sen hâlâ bu telefonu mu kullanıyorsun! Sen insan bile değilsin. Bak herkeste şu model var?’ Bunun sonu gelmez ki... Tüketerek mutlu olacağını sanan insan çok acıklı bir durumdadır. Ben mesela öyle Müslüman oldum.

Ne zaman Müslüman oldunuz?

1984 yılında Müslüman oldum. Beni Din İşleri Yüksek Kurulu’na yönlendirdiler. Aynen tiyatrolardaki gibi siyah kolluklu memurlar vardı, şimdi yok öyle bir memur. “Ben Müslüman oldum” dedim. Memur bana “Müslümandınız, şimdi Müslümanlığı yaşamaya başladınız” dedi. İşte doğru düzgün Müslüman olmamamızın nedeni; bizim zaten Müslüman olmamız.

“Yanlış Yaşıyorum” Gibi Bir His…

Siz Marksisttiniz. Daha sonra İslâm’a yöneliyorsunuz. O süreç nasıl gerçekleşti?

Ben inandığı şeyi ciddiye alan bir adamdım. Solcuydum; bizim gibilere ‘ÇBS’ derlerdi, ‘çizgisi belirsiz solcu’ demektir. O dönemde meslek hayatımda en başarılı dönemimi yaşıyordum. Çok para kazanıyordum. Fakat içimde hep yanlış yaşıyorum gibi bir his vardı. Doğum günüm yaklaşıyordu. Aklıma ‘Senin şimdiye kadarki huzursuzluğunun sebebi inkârcılığındı, Allah’ı tanı ve kurtul, çok az vaktin var’ diye bir düşünce yerleşti. Çok korktum, hiç öyle şeyler düşünen bir adam değildim.

Tarık Papuççuoğlu ve Rasim Öztekin ile aynı odada kalıyorduk, oteli değiştirdim. Çünkü onlara anlatmam mümkün değildi, bir gün önce farklı bir gün sonra farklı olmamı… Bir Kur’an-ı Kerim meali ve Namaz Hocası aldım. Akşam oyun oynuyordum, eve geldiğimde onları okuyordum. Herkes anlamıyor ama Marksistlere bunun ‘sıçrama noktası’ olduğunu söylüyorum.

Herkese Sanatçı Denmez

Sanatçı olmak her şeye karşı olmak mıdır?

Türkiye’de en yanlış kullanılan laflardan birisi de ‘sanatçı’ lafıdır. Heykeltıraş, ressam, grafikçi ve fotoğrafçı; sanatçıdır. Ben tiyatrocuyum, bu benim için güzel bir nişanedir. Tiyatrocu işin tarihini ve dramatolojisini de bilir.

Toplum, günümüzdeki sanatçı ve ünlüleri Yunan Tanrıları yerine koyuyor. Sanatçıya sanat sorulur, onlarla gündem pek konuşulmaz. Halk, insanların sıkıldığı ve rahatsız olduğu şeylerin sahneden dile getirilmesini seviyor, fakat bunu abartıyor. Sanatçıdan da çok fazla şey beklemek sanatçıya haksızlık olabiliyor. 15-16 yıllık tiyatro hayatımda oynadığım en az oyunu bu dönemde oynadım.

Süregelen bir tartışma sorusu; ‘Sanat sanat için mi yoksa sanat toplum için mi?’ Bu konuda sizin yorumunuz ne olur?

Sanatçıların sorumluluğu izleyiciye mesajı anlatmaktır. Biraz sahne tozu yutmuş birisi, seyirciyi nasıl tavlayacağını, nerede güldüreceğini, ağlatacağını veya heyecanlandıracağını bilir. Bizler bunu yapmıyoruz çünkü buna esnaflık deriz. Artık bu tartışma bitti çünkü sanat bitti. Necip Fazıl da sanat Allah için diyordu.

“Ulvi Alacakaptan: Bizim Amacımız Kafadan Güldürmek”, Kitabın Ortası dergisi, sayı 13.

 

Röportaj: Ezgi Aşık