, 26 Nisan 2018
Başak Sayan Okumayı Seven Bir Gençlik Var

Başak Sayan

1625

Başak Sayan: Okumayı Seven Bir Gençlik Var

''Yazı yazmak benim için ilginç bir süreç, eşim buna çok şaşırıyor. Kafamda başı ve sonu olan bir fikir oluyor, fakat onların ortasını doldurmakla alakalı aklımda en ufak bir fikir olmuyor. Yazı masasına oturduğum zaman hikâye kendisini yazdırmaya başlıyor.'' Başak Sayan, yazma süreci, annelik ve ‘Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk’ kitabı üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Betül Zarifoğlu Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum
Betül Zarifoğlu: Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum

''Babamın bana imzaladığı kitapta bir hayali vardı; “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum.” Bu kitabı imzaladığında okuma ve yazmayı bilmiyordum. Yazdığım ilk kitabın bir masal oluşu da nasip oldu.'' Cahit Zarifoğlu’nun kızı Betül Zarifoğlu, yazdığı Muga Zıp Zıp kitabı ve Cahit Zarifoğlu’nun pek bilinmeyen yönleri üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapaldı.
14/04/2018 11:11
Dünyanın En İyi 10 Öğretmeni Arasında Bir Türk
Dünyanın En İyi 10 Öğretmeni Arasında Bir Türk

''Kendi öğretmenliğinizi büyütürken projenizi de büyütüyorsunuz. Bu proje neredeyse benim öğretmenliğim ile aynı yaşta. ‘Bana Bir Masal Anlat Baba’ projesini sihirli bir değnek olarak görüyorum, dokunduğu hayatlarda değişimler yaratıyor.'' Küresel Öğretmen yarışmasında ‘Yılın En İyi 10 Öğretmeni’nden biri seçilen Nurten Akkuş, projelerini, yarışmanın detaylarını ve o süreçte yaşadıklarını anlattı.
22/04/2018 12:12
Yavuz Bahadıroğlu Osmanlı İnsana İnsan Olduğu İçin Değer Verdi
Yavuz Bahadıroğlu: Osmanlı, İnsana İnsan Olduğu İçin Değer Verdi

''Bugün Afrin’e giren Mehmetçik tankın üzerinde Kızıl Elma’yı hatırlıyor ve söylüyorsa Osmanlı ile gönül bağlarımız hâlâ kopmamıştır. Hâlâ o idealizmimiz var.'' Tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı’da toplum hayatı ve Kanuni Sultan Süleyman devri üzerine Leyla Başaran'ın sorularını cevapladı.
21/04/2018 11:11
Mizah Aklın Sanatıdır Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü
Mizah Aklın Sanatıdır: Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü

İki kitaptan hareketle antik çağlardan Selçuklu dönemindeki mizah kültürüne, oradan da Osmanlı’ya ve günümüzde mizah algısına uzandık. Dosya içerisinde Osmanlı’da çıkan ilk mizah dergisi olan Diyojen de olmak üzere Akbaba ve Gırgır dergilerine de değindik.
15/04/2018 10:10
Anjelika Akbar İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter
Anjelika Akbar: İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter

''Doğu eserlerini Batı enstrümanlarına, Batı eserlerini Doğu enstrümanlarına uyarlıyorum zaman zaman. Ama bunun nasıl bir çalışma olduğunu tam olarak ben bile anlatamam. Bu daha çok iç keşif, bilinç ve kalbin birleştiği bir yerden gelen bir silsile... Batı’nın rasyonalizmi ile Doğu’nun gizemli duygu dünyası bir noktada buluşuyor.'' Anjelika Akbar, müzik yolculuğu üzerine Sevinç Şatıroğlu'nun sorularını cevapladı.
06/04/2018 11:11
Sert Eleştirel ve Derinlikli Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı
Sert, Eleştirel ve Derinlikli: Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı

1931-1989 arasında yaşayan Thomas Bernhard, yaşamının son on yılı içerisinde, hayatının ilk yirmi yılını kaleme alır. Beş ciltlik otobiyografik anlatısında çocukluk ve ilk gençlik yıllarına Nazizm’in nasıl tesir ettiğini, savaşın insan hayatını nasıl tarumar ettiğini ortaya koyar.
09/04/2018 11:11

Başak Sayan ile yazma sürecini, anneliği ve ‘Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk’ kitabını konuştuk.

2010 yılında çıkardığınız ‘Bağlanma Korkusu’ kitabındaki karakterlerle Azra Kohen’in çıkardığı “Fi, Çi, Pi” serisindeki karakterler ve isimleri çok benzer. Twitter’dan benim kitabımdan intihal yapıldı diye tweetler atmıştınız. Daha sonra bu konu hakkında başka bir açıklama olmadı, neden?

Evet olmadı. Çünkü ben bunun üzerinden bir reklam yapıyor veya bu konu üzerinden bir gündem oluşturmaya çalışıyor imajı oluşturmak istemedim. Olay artık yargı sürecinde, bu konu hakkında açıklama yapmam doğru değil. Süreç başladı. Yargı ve bilirkişiler, intihal yapıldı mı yapılmadı mı diye karar verecek, ancak yargı süreci bittikten sonra bir açıklama yapabilirim.

Twitter’dan yapmış olduğunuz açıklamalar gündemde tutulmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bir şeye bağlamıyorum, sonuçta ne olursa olsun benimki sadece bir iddia, kanıtlanmış bir durum değil. Bu durum ancak mahkemeden sonra kanıtlanacak, bilirkişi heyeti atanacak. Şu an bilirkişi heyetinin kim olacağını bilmiyoruz. Onları bekliyoruz, onlar okuyacaklar, değerlendirecekler, sonra hâkim karar verecek. Ben yargıya güveniyorum. Sonucu bekliyorum.

Peki, Azra Hanım’ın size açmış olduğu tazminat davasındaki son durum nedir? O da 2-3 yıl sonra mı belli olacak?

Önce bizim mahkememiz var, kitaptan intihal yapıldı mı yapılmadı mı diye… Bu belirlendikten sonra diğer dava görülecek. Bizim davamızda karar verilmeden, hâkim tazminat kararı veremez. İlk önce ortada bir suç var mı yok mu bunun belirlenmesi ve ortaya çıkarılması gerekiyor.

Azra Kohen ile sizin kitaplarınızın çıktığı yayınevi aynıydı. Yayınevini bu sebepten ötürü mü bıraktınız?

Evet, çünkü yayınevi hiç etik olmayan bir tavır takındı. Benim romanımı okumadığı halde, iki roman arasında hiçbir benzerlik yoktur diye ile bir yayınevine yakışmayan üslupla açıklama yaptı. Olayın yargıya intikal edeceğini söyledim.

Hâlbuki bir yayınevine yakışacak etik davranış, yargı sürecinin bitmesini ve sonucu beklemeleriydi. Çünkü senin iki yazarın arasında böyle bir durum yaşanıyor. Bir yayınevi olarak yapman gereken şey, etik bir duruş takınmak ve yargının sonucunu beklemek, öyle değil mi? O süreç benim için çok üzücüydü, beklemediğim bir süreçti. O açıklamalardan sonra işbirliğimi bitirdim. Avukatım yayınevine ihtarname çekti. Bütün kitaplarımın haklarını aldım. Artık yeni yayınevindeyim.

Türk Edebiyat Tarihinde Böyle Bir Dava Yok

Türkiye’de yazarların emeklerini korumak için intihalleri kontrol edecek bir mekanizma yok mu?

Ne yazık ki yok. Aslında Türk edebiyat tarihine bakıldığında böyle bir dava da yok. Bu dava da bizim için bir ilk olacak. Mesela akademik yazılarda, intihali ortaya çıkarmak çok kolaydır. Bunun bir takım kıstasları vardır. Şöyle; bir metnin şu kadarını alırsan veya bu kadar paragrafını kullanırsan bu intihale girer gibi. Fakat konu edebiyat olduğu zaman, yapılan intihali belirlemek çok meşakkatli bir iştir. Herhâlde daha önce bu yüzden böyle bir dava olmadı. “İntihaller hiç yapılmadı, şu an ilk defa yapıldı” demiyorum, sadece şu ana kadar bu konuyu yargıya kimse taşımamış diyorum.

Annelik Dünyanın En Güzel Duygusu

Bizler sizi yazar ve sanatçı kimliğinizle tanıyoruz. Şimdi çocuk kitaplarını da konuşurken, annelik sizin için nasıl bir deneyim oldu?

Annelik dünyanın en güzel şeyi. Bu duygunun bu kadar güzel olabileceğini hiç bilmezdim. Anne olmak benim en büyük korkumdu. Bütün dünyam değişecek ve altüst olacak diye korkuyordum. İnsanoğlu garip bir varlık, kötü bile olsa şartları, eğer o şartlara uyum sağlamış ve alışmışsa, o şartların değişmesini asla istemez. Hâlbuki bilemezsin yeni şartların daha iyi olmayacağını. Hakikaten de öyleymiş. Bütün korkularım boşunaymış.

Mart ayında yeni bir çocuk kitabı çıkardınız: Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk. Kitabınıza dair neler söylersiniz?

Çocuk kitabı yazmak gibi bir fikrim yoktu. Fakat çocuklar doğduktan sonra onlara öğretmek istediklerimi bir hikâye ile anlatabileceğim fikri gelişti. Kitapta, çocuklarıma ne anlatmak istiyorsam onu anlattım. Bizler çocukluğumuzdan başlayarak, bize empoze edilen bir dünya tasviri ile büyüyoruz. Annemizin, babamızın, büyüklerimizin, öğretmenlerimizin ve okuduğumuz romanlardaki hikâyelerin bizlere verdiği bir mesaj var. Bu mesajları bir inanç kalıbına dönüştürüyoruz. Mesela muhafazakâr camiada yetişen bir çocuğun dünyaya bakışıyla, Batı ekolüyle yetişmiş çocuğun dünyaya bakışı ve inançları farklı oluyor. Hâlbuki ikisi de dünyaya aynı masumiyetle gelen varlıklardır.

Bazen doğru bildiğimiz yanlışları çocuklarımıza empoze ediyoruz. İşte bir şey yapıyoruz annemiz kızıyor, bir şey yapıyoruz arkadaşlarımız gülüyor. Demek ki davranışım doğru değil, diye algılıyorlar. Böyle yaparak onları inandıkları şeylerden uzaklaştırıyoruz. O yüzden çocukken hayallerimiz çok büyüktür, büyüdükçe hayallerimiz küçülür. Hâlbuki hayal ettiğimiz her şeyi elde edebilecek yeteneğe ve cevhere sahibiz.

‘Rüzgâr Olmak İsteyen Çocuk’ta kahramanın adı Milo, en büyük hayali rüzgâr olup dünyayı gezmek. Kitapta, hayalini gerçekleştirmek üzere çıktığı serüvende karşısına çıkan engeller, durumlar ve nihayetinde o hayalin nasıl gerçekleşeceğini kaleme alıyorum. Milo, hayalini gerçekleştirmek için çıktığı serüvende yaşadığı hayal kırıklıklarıyla, çıkarttığı dersler ile sonuca varıyor.

Peki, kitap kaç yaş grubu için uygun?

+6 yaş grubu. Onun öncesinde de anne ve babalar çocuklarına çok rahat bir şekilde okuyabilirler. Sayfa sayısı 180 kadar. Kitap çok içime sindi, kendi çocuklarımın öğrenmesini istediğim ve onlara öğretmek için çabalayacağım her şeyi o hikâyelerde anlattım. Kitabımda, çocuklara hayallerini gerçekleştirmeleri için gerekli olan tek şeyin inanmak olduğunu anlatıyorum.

Yeni bir roman hazırlığında olduğunuzu da biliyoruz. Biraz detaylarını alabilir miyiz? Roman ne zaman çıkıyor?

Yayınevi romanı sonbahara yetiştirmemi istiyor. Ama emin olamıyorum. Eğer çocuklar olmasaydı, günde 10 saat kadar çalışmayla bir kitabı 6-8 ayda tamamlayabiliyordum. Ama şimdi çift bilinmeyenli bir denklem gibiyim, iki tane bebeğim var. Öngöremediğim durumlar olduğu için, romanın çıkış zamanı için tarih veremiyorum.

Roman hakkında biraz daha detay verebilir misiniz?

Romanda biraz tasavvufi içerik var. Bu konu hakkında araştırmalar yapıyorum. Doğu ve Batı’nın iç içe geçmişlik halini çok seviyorum. Doğu ve Batı birbirinden etkileniyor. Çok güzel bir roman olacak. Ben romanlarımda spiritüel öğeler kullanmayı severim. Heyecan dozu yüksek bir roman geliyor, diyebilirim.

Bir yazar olarak, kitap yazma sürecinizi çok merak ediyorum. Nasıl kurguluyorsunuz? Bir yazar gözüyle dünyaya bakış açınız daha farklı. Bu süreç nasıl oluyor?

Yazı yazmak birden gelen bir durum, kalbinizde bir arzu ve düşünce beliriyor. Daha sonra onu takip ediyorsunuz. Mesela yeni roman için 6 aydır ne yazacağımı bilmiyordum. Bir sabah saat 4 buçuk civarıydı, çocukları yatırdıktan sonra aklıma birden bir fikir geldi.

Yazı yazmak benim için ilginç bir süreç, eşim buna çok şaşırıyor. Kafamda başı ve sonu olan bir fikir oluyor, fakat onların ortasını doldurmakla alakalı aklımda en ufak bir fikir olmuyor. Yazı masasına oturduğum zaman hikâye kendisini yazdırmaya başlıyor. Her bölümü yazarken, kafamda yeni bölüm için bir sayfa açılıyor. Karakterleri oluştururken o karakterler birdenbire benim içimde kendilerini anlatmaya başlıyorlar. Sanki başka bir kanala bağlanıyorsunuz. Ve size oradan bilgiler akıyor gibi.

Şu anda yeni roman için araştırmalar yapmam lazım. Tarih okumaya başladım. Ortadoğu tarihi, İran tarihi, Çin tarihi, İslâm tarihi…

Kitap yazmak hiç kolay değil gibi…

Değil, çok araştırma yapmanız lazım. Fakat bazı kitaplarda öyle değil. Mesela ‘Kelebeğin Kaderi’ kitabımı yazmak benim için zor değildi. Çünkü benim bildiğim bir dünya ve her an etrafımda olan, gördüğüm, tanıdığım, şahit olduğum karakterlerdi. Kitapta; hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlattım ve özgür irade kavramlarını irdeledim. Ama ‘Ölü Kuşların Sessizliği’ romanını yazmak kolay değildi, çünkü içinde hem psikoloji hem felsefe hem de spiritüel taban vardı. Psikoloji ile ilgili psikiyatristler ile saatlerce görüşmeler yaptım. Psikolojik durumlarla ilgili çok kitap okudum. Bunların hepsi bir araştırma süreci. Bir de polisiye tarafı vardı, bu nedenle polislerden de yardım aldım. Polisiye ile psikoloji, felsefe ve spiritüeli bir araya getirmek ayrıca zordu. Ama çok güzel bir kitap ortaya çıktı. Şimdiki roman için de çok kitap okumam gerekecek. Tarih, mitoloji, tasavvuf, fizik okuyup, derinlemesine araştırma yapmam gerekiyor.

Okumayı Seven Bir Gençlik Var

Bir yazar olarak Türkiye’deki okuma oranını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baktığınız zaman Avrupa ile mukayese edilemez. Küçücük ülkelerde neredeyse okunma oranı yüzde yüz. Türkiye’de durum böyle değil. Ama yine de okumayı seven yeni bir gençlik var. Okudukları kitaplara iyi edebiyat diyemem fakat okuma alanında bu da bir başlangıçtır. Okuma, gelişme isteyen bir süreç; kendini geliştirdikçe, okuduğun eserlerin türü ve içeriği de değişiyor. Hepimiz ilk önce daha rahat okuyabileceğimiz kitapları tercih ettik. İlk okumaya başladığında belki Umberto Eco okuyamayabilirsin ama aradan yıllar geçer, sen onu okuyabilecek düzeye gelirsin.

Doğu Hikâyelerini Seviyorum

Peki, sizin okumaktan keyif aldığınız yazarlar kimler?

Orhan Pamuk, Amin Maaouf kitaplarını çok severim, Doğu hikâyelerini seviyorum. Klasikler zaten benim için bambaşka ama Tolstoy ve Dostoyevski’nin yeri çok ayrıdır.

Ben asker bir baba, Almanca öğretmeni bir annenin çocuğuyum. Benim hayatım lojmanda geçti. Çok güzel bir çocukluktu. Çok disiplinli bir evde büyüdüm. Anne öğretmen, baba asker olunca, her şey saatliydi. Babamın kütüphanesinde hangi kitap varsa onu okurdum. Benm ilkokuldayken klasikleri okumaya başlamıştım. Hatta Rus edebiyatında okuduğum ilk kitap Gorki’nin kitabı Çocukluğum’du.

Kitabın Ortası dergisi, Mart 2018, sayı 12.

Röportaj: Ezgi Aşık

Fotoğraflar: Eren Uğur