, 21 Temmuz 2018
Başak Sayan Okumayı Seven Bir Gençlik Var

Başak Sayan

2682

Başak Sayan: Okumayı Seven Bir Gençlik Var

''Yazı yazmak benim için ilginç bir süreç, eşim buna çok şaşırıyor. Kafamda başı ve sonu olan bir fikir oluyor, fakat onların ortasını doldurmakla alakalı aklımda en ufak bir fikir olmuyor. Yazı masasına oturduğum zaman hikâye kendisini yazdırmaya başlıyor.'' Başak Sayan, yazma süreci, annelik ve ‘Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk’ kitabı üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
60 Yılda Tamamlanan Eser Faust
60 Yılda Tamamlanan Eser, Faust

Tüm hayatını adadığı ve aslında bir ömür süren insana has buhranları Faust’la anlatır Goethe. 575 sayfadan, iki bölümden ve binlerce dizeden oluşan bu manzum tragedyayı okuduğunuzda sayfalardan yükselen Dante’nin kokusu sizde aşinalık hissi uyandırır. Şeyma Kısakürek Sönmezocak yazdı.
19/07/2018 07:07
Hayri Turgut Uyar Matematik Sanat Hissi Veriyor
Hayri Turgut Uyar: Matematik, Sanat Hissi Veriyor

Hayri Turgut Uyar, Tomris Uyar-Turgut Uyar çiftinin mühendisi oğlu. Kendisiyle Türk edebiyatının iki usta kalemiyle aynı evde yaşamanın ve onların çocuğu olmanın kendisine neler kattığını konuştuk. Onlarla ilgili hatıralarını dinledik. Ezgi Aşık’ın röportajı.
14/07/2018 13:01
Estetik ve Mahremiyetin Herc-ü Merci Klasik Türk Evi
Estetik ve Mahremiyetin Herc-ü Merci Klasik Türk Evi

Türklerde oda kavramı tarihteki ataları¬nın yaşadığı çadır ile aynı misyonu üstlenir. Nasıl ki çadır tek başına oturma, dinlenme, yemek hazırlama, yemek yeme, ısınma gibi tüm eylemleri karşılayabilecek donatıya sa¬hipse; odalar da olabildiğince düzgün geo¬metrik formlarla bu işlevlerin hepsini birden yerine getirir. Hacer Yeğin yazdı.
15/07/2018 13:01
İbn Haldun'un Kendi Dilinden Hayatı ve Hatıraları
İbn Haldun'un Kendi Dilinden Hayatı ve Hatıraları

et-Ta’rîf bir otobiyografi olmasından başka İbn Haldun’un içinde yaşadığı siyasi, toplumsal, kültürel ve tarihi olaylara da yer veren bir eser olma özelliğine sahip. İbn Haldun’un buraya aldığı 380 beyitlik kendisine ait olan şiirleri ile de et-Ta’rîf bir bakıma edebî bir eser konumunda. Yusuf Sami Kamadan yazdı.
12/07/2018 10:10
Devrim Erbil İstanbul un Her Köşesi Benim Farklı Bir Şiirsel
Devrim Erbil: İstanbul’un Her Köşesi Benim Farklı Bir Şiirsel Yanımı Kucaklar

''Her yeni sanat eseri, yeni bir gün gibidir. O yeni gün başladığı zaman, sizin o güne yeni bir cevap vermeniz gerekli. Bir satranç oyunu gibi düşünün, her yeni başlayan günde karşı taraf size bir hamle yapmış, siz ona bir hamle yapacaksınız. Sanat böyle bir şeydir.'' Ressam Devrim Erbil, sanatın dününü, bugününü ve resimlerinin detaylarını Ezgi Aşık'a anlattı.
08/07/2018 07:07
Kitabın Ortası Dergisi 16 Sayısıyla Raflarda
Kitabın Ortası Dergisi 16. Sayısıyla Raflarda

Kitabın Ortası dergisinin Temmuz sayısı raflardaki yerini aldı. Derginin 16. sayısı yine birbirinden değerli dosyalarla, ilim ve sanat dünyasından kıymetli isimlerle yapılmış söyleşilerle ve kitap tanıtımlarıyla bizi yaz sıcağının rehavetinden kurtulup okumaya davet ediyor.
04/07/2018 16:04

Başak Sayan ile yazma sürecini, anneliği ve ‘Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk’ kitabını konuştuk.

2010 yılında çıkardığınız ‘Bağlanma Korkusu’ kitabındaki karakterlerle Azra Kohen’in çıkardığı “Fi, Çi, Pi” serisindeki karakterler ve isimleri çok benzer. Twitter’dan benim kitabımdan intihal yapıldı diye tweetler atmıştınız. Daha sonra bu konu hakkında başka bir açıklama olmadı, neden?

Evet olmadı. Çünkü ben bunun üzerinden bir reklam yapıyor veya bu konu üzerinden bir gündem oluşturmaya çalışıyor imajı oluşturmak istemedim. Olay artık yargı sürecinde, bu konu hakkında açıklama yapmam doğru değil. Süreç başladı. Yargı ve bilirkişiler, intihal yapıldı mı yapılmadı mı diye karar verecek, ancak yargı süreci bittikten sonra bir açıklama yapabilirim.

Twitter’dan yapmış olduğunuz açıklamalar gündemde tutulmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bir şeye bağlamıyorum, sonuçta ne olursa olsun benimki sadece bir iddia, kanıtlanmış bir durum değil. Bu durum ancak mahkemeden sonra kanıtlanacak, bilirkişi heyeti atanacak. Şu an bilirkişi heyetinin kim olacağını bilmiyoruz. Onları bekliyoruz, onlar okuyacaklar, değerlendirecekler, sonra hâkim karar verecek. Ben yargıya güveniyorum. Sonucu bekliyorum.

Peki, Azra Hanım’ın size açmış olduğu tazminat davasındaki son durum nedir? O da 2-3 yıl sonra mı belli olacak?

Önce bizim mahkememiz var, kitaptan intihal yapıldı mı yapılmadı mı diye… Bu belirlendikten sonra diğer dava görülecek. Bizim davamızda karar verilmeden, hâkim tazminat kararı veremez. İlk önce ortada bir suç var mı yok mu bunun belirlenmesi ve ortaya çıkarılması gerekiyor.

Azra Kohen ile sizin kitaplarınızın çıktığı yayınevi aynıydı. Yayınevini bu sebepten ötürü mü bıraktınız?

Evet, çünkü yayınevi hiç etik olmayan bir tavır takındı. Benim romanımı okumadığı halde, iki roman arasında hiçbir benzerlik yoktur diye ile bir yayınevine yakışmayan üslupla açıklama yaptı. Olayın yargıya intikal edeceğini söyledim.

Hâlbuki bir yayınevine yakışacak etik davranış, yargı sürecinin bitmesini ve sonucu beklemeleriydi. Çünkü senin iki yazarın arasında böyle bir durum yaşanıyor. Bir yayınevi olarak yapman gereken şey, etik bir duruş takınmak ve yargının sonucunu beklemek, öyle değil mi? O süreç benim için çok üzücüydü, beklemediğim bir süreçti. O açıklamalardan sonra işbirliğimi bitirdim. Avukatım yayınevine ihtarname çekti. Bütün kitaplarımın haklarını aldım. Artık yeni yayınevindeyim.

Türk Edebiyat Tarihinde Böyle Bir Dava Yok

Türkiye’de yazarların emeklerini korumak için intihalleri kontrol edecek bir mekanizma yok mu?

Ne yazık ki yok. Aslında Türk edebiyat tarihine bakıldığında böyle bir dava da yok. Bu dava da bizim için bir ilk olacak. Mesela akademik yazılarda, intihali ortaya çıkarmak çok kolaydır. Bunun bir takım kıstasları vardır. Şöyle; bir metnin şu kadarını alırsan veya bu kadar paragrafını kullanırsan bu intihale girer gibi. Fakat konu edebiyat olduğu zaman, yapılan intihali belirlemek çok meşakkatli bir iştir. Herhâlde daha önce bu yüzden böyle bir dava olmadı. “İntihaller hiç yapılmadı, şu an ilk defa yapıldı” demiyorum, sadece şu ana kadar bu konuyu yargıya kimse taşımamış diyorum.

Annelik Dünyanın En Güzel Duygusu

Bizler sizi yazar ve sanatçı kimliğinizle tanıyoruz. Şimdi çocuk kitaplarını da konuşurken, annelik sizin için nasıl bir deneyim oldu?

Annelik dünyanın en güzel şeyi. Bu duygunun bu kadar güzel olabileceğini hiç bilmezdim. Anne olmak benim en büyük korkumdu. Bütün dünyam değişecek ve altüst olacak diye korkuyordum. İnsanoğlu garip bir varlık, kötü bile olsa şartları, eğer o şartlara uyum sağlamış ve alışmışsa, o şartların değişmesini asla istemez. Hâlbuki bilemezsin yeni şartların daha iyi olmayacağını. Hakikaten de öyleymiş. Bütün korkularım boşunaymış.

Mart ayında yeni bir çocuk kitabı çıkardınız: Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk. Kitabınıza dair neler söylersiniz?

Çocuk kitabı yazmak gibi bir fikrim yoktu. Fakat çocuklar doğduktan sonra onlara öğretmek istediklerimi bir hikâye ile anlatabileceğim fikri gelişti. Kitapta, çocuklarıma ne anlatmak istiyorsam onu anlattım. Bizler çocukluğumuzdan başlayarak, bize empoze edilen bir dünya tasviri ile büyüyoruz. Annemizin, babamızın, büyüklerimizin, öğretmenlerimizin ve okuduğumuz romanlardaki hikâyelerin bizlere verdiği bir mesaj var. Bu mesajları bir inanç kalıbına dönüştürüyoruz. Mesela muhafazakâr camiada yetişen bir çocuğun dünyaya bakışıyla, Batı ekolüyle yetişmiş çocuğun dünyaya bakışı ve inançları farklı oluyor. Hâlbuki ikisi de dünyaya aynı masumiyetle gelen varlıklardır.

Bazen doğru bildiğimiz yanlışları çocuklarımıza empoze ediyoruz. İşte bir şey yapıyoruz annemiz kızıyor, bir şey yapıyoruz arkadaşlarımız gülüyor. Demek ki davranışım doğru değil, diye algılıyorlar. Böyle yaparak onları inandıkları şeylerden uzaklaştırıyoruz. O yüzden çocukken hayallerimiz çok büyüktür, büyüdükçe hayallerimiz küçülür. Hâlbuki hayal ettiğimiz her şeyi elde edebilecek yeteneğe ve cevhere sahibiz.

‘Rüzgâr Olmak İsteyen Çocuk’ta kahramanın adı Milo, en büyük hayali rüzgâr olup dünyayı gezmek. Kitapta, hayalini gerçekleştirmek üzere çıktığı serüvende karşısına çıkan engeller, durumlar ve nihayetinde o hayalin nasıl gerçekleşeceğini kaleme alıyorum. Milo, hayalini gerçekleştirmek için çıktığı serüvende yaşadığı hayal kırıklıklarıyla, çıkarttığı dersler ile sonuca varıyor.

Peki, kitap kaç yaş grubu için uygun?

+6 yaş grubu. Onun öncesinde de anne ve babalar çocuklarına çok rahat bir şekilde okuyabilirler. Sayfa sayısı 180 kadar. Kitap çok içime sindi, kendi çocuklarımın öğrenmesini istediğim ve onlara öğretmek için çabalayacağım her şeyi o hikâyelerde anlattım. Kitabımda, çocuklara hayallerini gerçekleştirmeleri için gerekli olan tek şeyin inanmak olduğunu anlatıyorum.

Yeni bir roman hazırlığında olduğunuzu da biliyoruz. Biraz detaylarını alabilir miyiz? Roman ne zaman çıkıyor?

Yayınevi romanı sonbahara yetiştirmemi istiyor. Ama emin olamıyorum. Eğer çocuklar olmasaydı, günde 10 saat kadar çalışmayla bir kitabı 6-8 ayda tamamlayabiliyordum. Ama şimdi çift bilinmeyenli bir denklem gibiyim, iki tane bebeğim var. Öngöremediğim durumlar olduğu için, romanın çıkış zamanı için tarih veremiyorum.

Roman hakkında biraz daha detay verebilir misiniz?

Romanda biraz tasavvufi içerik var. Bu konu hakkında araştırmalar yapıyorum. Doğu ve Batı’nın iç içe geçmişlik halini çok seviyorum. Doğu ve Batı birbirinden etkileniyor. Çok güzel bir roman olacak. Ben romanlarımda spiritüel öğeler kullanmayı severim. Heyecan dozu yüksek bir roman geliyor, diyebilirim.

Bir yazar olarak, kitap yazma sürecinizi çok merak ediyorum. Nasıl kurguluyorsunuz? Bir yazar gözüyle dünyaya bakış açınız daha farklı. Bu süreç nasıl oluyor?

Yazı yazmak birden gelen bir durum, kalbinizde bir arzu ve düşünce beliriyor. Daha sonra onu takip ediyorsunuz. Mesela yeni roman için 6 aydır ne yazacağımı bilmiyordum. Bir sabah saat 4 buçuk civarıydı, çocukları yatırdıktan sonra aklıma birden bir fikir geldi.

Yazı yazmak benim için ilginç bir süreç, eşim buna çok şaşırıyor. Kafamda başı ve sonu olan bir fikir oluyor, fakat onların ortasını doldurmakla alakalı aklımda en ufak bir fikir olmuyor. Yazı masasına oturduğum zaman hikâye kendisini yazdırmaya başlıyor. Her bölümü yazarken, kafamda yeni bölüm için bir sayfa açılıyor. Karakterleri oluştururken o karakterler birdenbire benim içimde kendilerini anlatmaya başlıyorlar. Sanki başka bir kanala bağlanıyorsunuz. Ve size oradan bilgiler akıyor gibi.

Şu anda yeni roman için araştırmalar yapmam lazım. Tarih okumaya başladım. Ortadoğu tarihi, İran tarihi, Çin tarihi, İslâm tarihi…

Kitap yazmak hiç kolay değil gibi…

Değil, çok araştırma yapmanız lazım. Fakat bazı kitaplarda öyle değil. Mesela ‘Kelebeğin Kaderi’ kitabımı yazmak benim için zor değildi. Çünkü benim bildiğim bir dünya ve her an etrafımda olan, gördüğüm, tanıdığım, şahit olduğum karakterlerdi. Kitapta; hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlattım ve özgür irade kavramlarını irdeledim. Ama ‘Ölü Kuşların Sessizliği’ romanını yazmak kolay değildi, çünkü içinde hem psikoloji hem felsefe hem de spiritüel taban vardı. Psikoloji ile ilgili psikiyatristler ile saatlerce görüşmeler yaptım. Psikolojik durumlarla ilgili çok kitap okudum. Bunların hepsi bir araştırma süreci. Bir de polisiye tarafı vardı, bu nedenle polislerden de yardım aldım. Polisiye ile psikoloji, felsefe ve spiritüeli bir araya getirmek ayrıca zordu. Ama çok güzel bir kitap ortaya çıktı. Şimdiki roman için de çok kitap okumam gerekecek. Tarih, mitoloji, tasavvuf, fizik okuyup, derinlemesine araştırma yapmam gerekiyor.

Okumayı Seven Bir Gençlik Var

Bir yazar olarak Türkiye’deki okuma oranını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baktığınız zaman Avrupa ile mukayese edilemez. Küçücük ülkelerde neredeyse okunma oranı yüzde yüz. Türkiye’de durum böyle değil. Ama yine de okumayı seven yeni bir gençlik var. Okudukları kitaplara iyi edebiyat diyemem fakat okuma alanında bu da bir başlangıçtır. Okuma, gelişme isteyen bir süreç; kendini geliştirdikçe, okuduğun eserlerin türü ve içeriği de değişiyor. Hepimiz ilk önce daha rahat okuyabileceğimiz kitapları tercih ettik. İlk okumaya başladığında belki Umberto Eco okuyamayabilirsin ama aradan yıllar geçer, sen onu okuyabilecek düzeye gelirsin.

Doğu Hikâyelerini Seviyorum

Peki, sizin okumaktan keyif aldığınız yazarlar kimler?

Orhan Pamuk, Amin Maaouf kitaplarını çok severim, Doğu hikâyelerini seviyorum. Klasikler zaten benim için bambaşka ama Tolstoy ve Dostoyevski’nin yeri çok ayrıdır.

Ben asker bir baba, Almanca öğretmeni bir annenin çocuğuyum. Benim hayatım lojmanda geçti. Çok güzel bir çocukluktu. Çok disiplinli bir evde büyüdüm. Anne öğretmen, baba asker olunca, her şey saatliydi. Babamın kütüphanesinde hangi kitap varsa onu okurdum. Benm ilkokuldayken klasikleri okumaya başlamıştım. Hatta Rus edebiyatında okuduğum ilk kitap Gorki’nin kitabı Çocukluğum’du.

Kitabın Ortası dergisi, Mart 2018, sayı 12.

Röportaj: Ezgi Aşık

Fotoğraflar: Eren Uğur