, 21 Temmuz 2018
Sibel Eraslan Rumeli Bizim Serhat ve İstinat Hisarımızdır

3360

Sibel Eraslan: Rumeli Bizim Serhat ve İstinat Hisarımızdır

''Üç kırılışı üç büyük ideal olarak okumak taraftarıyım: Endülüs, Rumeli ve Kırım. Bizim izmihlal ve çöküş olarak hüznümüzü ifade etse de, simge ve temsil olarak da yol haritası mesabesindedir bu üç kulvar...'' Sibel Eraslan, '4 Defter: Rumeli Rüzgarı' kitabı etrafında Gülsün Uçar'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
60 Yılda Tamamlanan Eser Faust
60 Yılda Tamamlanan Eser, Faust

Tüm hayatını adadığı ve aslında bir ömür süren insana has buhranları Faust’la anlatır Goethe. 575 sayfadan, iki bölümden ve binlerce dizeden oluşan bu manzum tragedyayı okuduğunuzda sayfalardan yükselen Dante’nin kokusu sizde aşinalık hissi uyandırır. Şeyma Kısakürek Sönmezocak yazdı.
19/07/2018 07:07
Hayri Turgut Uyar Matematik Sanat Hissi Veriyor
Hayri Turgut Uyar: Matematik, Sanat Hissi Veriyor

Hayri Turgut Uyar, Tomris Uyar-Turgut Uyar çiftinin mühendisi oğlu. Kendisiyle Türk edebiyatının iki usta kalemiyle aynı evde yaşamanın ve onların çocuğu olmanın kendisine neler kattığını konuştuk. Onlarla ilgili hatıralarını dinledik. Ezgi Aşık’ın röportajı.
14/07/2018 13:01
Estetik ve Mahremiyetin Herc-ü Merci Klasik Türk Evi
Estetik ve Mahremiyetin Herc-ü Merci Klasik Türk Evi

Türklerde oda kavramı tarihteki ataları¬nın yaşadığı çadır ile aynı misyonu üstlenir. Nasıl ki çadır tek başına oturma, dinlenme, yemek hazırlama, yemek yeme, ısınma gibi tüm eylemleri karşılayabilecek donatıya sa¬hipse; odalar da olabildiğince düzgün geo¬metrik formlarla bu işlevlerin hepsini birden yerine getirir. Hacer Yeğin yazdı.
15/07/2018 13:01
İbn Haldun'un Kendi Dilinden Hayatı ve Hatıraları
İbn Haldun'un Kendi Dilinden Hayatı ve Hatıraları

et-Ta’rîf bir otobiyografi olmasından başka İbn Haldun’un içinde yaşadığı siyasi, toplumsal, kültürel ve tarihi olaylara da yer veren bir eser olma özelliğine sahip. İbn Haldun’un buraya aldığı 380 beyitlik kendisine ait olan şiirleri ile de et-Ta’rîf bir bakıma edebî bir eser konumunda. Yusuf Sami Kamadan yazdı.
12/07/2018 10:10
Devrim Erbil İstanbul un Her Köşesi Benim Farklı Bir Şiirsel
Devrim Erbil: İstanbul’un Her Köşesi Benim Farklı Bir Şiirsel Yanımı Kucaklar

''Her yeni sanat eseri, yeni bir gün gibidir. O yeni gün başladığı zaman, sizin o güne yeni bir cevap vermeniz gerekli. Bir satranç oyunu gibi düşünün, her yeni başlayan günde karşı taraf size bir hamle yapmış, siz ona bir hamle yapacaksınız. Sanat böyle bir şeydir.'' Ressam Devrim Erbil, sanatın dününü, bugününü ve resimlerinin detaylarını Ezgi Aşık'a anlattı.
08/07/2018 07:07
Kitabın Ortası Dergisi 16 Sayısıyla Raflarda
Kitabın Ortası Dergisi 16. Sayısıyla Raflarda

Kitabın Ortası dergisinin Temmuz sayısı raflardaki yerini aldı. Derginin 16. sayısı yine birbirinden değerli dosyalarla, ilim ve sanat dünyasından kıymetli isimlerle yapılmış söyleşilerle ve kitap tanıtımlarıyla bizi yaz sıcağının rehavetinden kurtulup okumaya davet ediyor.
04/07/2018 16:04

Sibel Eraslan’la son kitabı 4 Defter Rumeli Rüzgârı üzerine bir söyleşi yaptık. Eser, Rumeli’den İstanbul ve Anadolu’ya yapılan göçü dört kuşak üzerinden ele alıyor. Kitaptaki karakterlerin anneannesi, babaannesi, annesi ve kendisi olduğunu belirten Sibel Eraslan, hikâyelerin aslına sadık kaldı. Eraslan, ailesindeki dört kuşağın defterini bu sayede okura açmış oluyor.

Öte yandan Rumeli ve Osmanlı ilişkisine değinen Eraslan, Rumeli tarihini kadın belleği üzerinden yazmak istediğini belirtiyor. Rumeli’yi Osmanlı’nın idari ve anayasal beyni olarak tanımlıyorr, Rumeli’nin kaybedilişini İkinci Endülüs olarak, mübadeleyi ise hicret… Yazar 1924 sonrası redd-i miras, inkâr politikaları, zorunlu suskunluk siyaseti uygulandığını ve dolayısıyla bunların Rumeli’ye dair unutkanlığa ve köksüzlüğe yol açtığını belirtmekte. Eraslan’ın hayatına ve aile ilişkilerine dair samimi bir anlatıma sahip olan eser, Türkiye’deki tüm mübadillerin geçmişine, hikâyelerine ve bugünlerine dokunarak, okuru kitaptan bir karakter haline getiriyor. Aşinalık hissini uyandırıyor.

‘‘4 Defter Rumeli Rüzgârı’’ ismini açıklayabilir misiniz?

Kitap, büyük annelerimin hatıraları ve tanıklıkları üzerinden kaleme alındı. Üç nesil bir arada Rumeli'yi ve İstanbul’u anlatıyoruz. Anneannem 1903 İstanbul doğumlu Zeynep Hanım ile 1910 İzmit doğumlu babaannem Fatıma Yaşar Hanım'ın işgal günleri, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye'nin kuruluşu günlerinde yaşadıklarıyla... Annem 1942 İstanbul doğumlu Refika Hanım’ın izlenimleriyle ve benim bunları hülasa edişimle kotarıldı kitap...

Dört Defter anasır-ı erbaa'ya işaret ediyor. Yaradılış usaresini; toprak, rüzgâr, ateş ve su... Rumeli Defterleri’ne de atıf var kitabın isminde. Rumeli Beylerbeyliği, Osmanlı teşkilat hukukunda devlet deyince merkezin ne olduğunu anlayabileceğimiz büyük bir idari ahengin ismi. Tarih, resmi arşivler ve tutulan defterler üzerinden vesikalandırılmış ve Osmanlı bu konuda çok titiz ve çok ileride, istif ve tasnif konusunda dünyaya numunedir adeta.

Ve fakat bir de bu tür resmi evraka girmemiş, daha çok sözde, sanatta, kültürel birikimde kalmış olan sivil bir tarih var. Ben biraz da kadın belleği üzerinden yazmak istedim Rumeli tarihini. Annelerimizin dilinden... Muhacirliği, göçü, tenkili, mübadeleyi bir de resmi olmayan kaynaklardan, mesela bir ninniden, bir ağıttan, yolda unutulmuş bir yemeniden, eski yırtık bir mektuptan, bir kurdeleden, solgun bir fotoğraftan okumak...

Hikâye ve edebiyat bu noktada sosyolojinin ve tarihin eksik bırakacağı veya uğramayacağı kılcal damarlarda gezinirler. Rumeli Rüzgârı, bu dört defterin sayfalarını karıştırmış bir kitaptır. Toprağa vedadır, denizleri aşmıştır hicreti, hasret ateştir ve hayatı rüzgârlardır taşıyan... Bunun gibi.

Sizi bu kitabı yazmaya iten şeyler neydi? Hangi hislerle kaleme aldınız?

Annemin rahatsızlığı ve vefatı beni ve kardeşlerimi derinden etkiledi. Ardından benim de sağlık sorunlarım ve tıbbi operasyonlar eklenince kendimi ölümün pervazlarından hayatıma bakarken buldum. Hukuki ve siyasi mücadeleyle geçmiş otuz yılımı nerdeyse bir solukta içmişim. Rüzgâr gibi eserek geçmiş yıllarım... Hatıradan hafızaya ancak yazı ile geçiliyor. Bilgiden bilince de sözü kitabete dönüştürerek geçebiliyoruz.

Ve ölüm... Öyle zannediyorum ki ölümlü oluşumuzla ilgili olarak yaşadığım deneyimdir bu kitabı yazdıran temel içgüdü. Hicretimiz unutulup gitmesin istedim ve yakalayabildiklerimi zaman denizi içinden tutup sizlerle paylaştım.

Kitap içeriğindeki karakterlerin gerçekle ilişkisi nedir? Gerçeğe birebir bağlı kaldınız mı? Siz neresindesiniz?

Kitaptaki tüm karakterler ve olaylar gerçek... Kitap büyük ninelerim, bizim hitabımızla haminnelerim, ananem, babaannem, annem, halalarım, kuzenlerim, kız kardeşim üzerinden kaleme alındı. İstanbul’un işgalini anneannemin gözüyle, İzmit'in işgalini babaannemin gözüyle kaleme aldım mesela. 70'lerin İstanbul’unu erken çocukluk günlerimiz olarak izlenimler şeklinde kaleme aldım sözgelimi. Anneannem Halide Edip Hanım’ı, Şukufe Nihal Hanım’ı, Piraye Hanım’ı biliyor mesela. Babaannem Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmit'e gelişinde ona çiçek veren kız çocuklarından ve babaannemin babası Çakır Hüseyin Çavuş Çanakkale şehitlerimizden… Hepsi gerçek anlayacağınız.

Rumeli’den Türkiye'ye gelişi hicret olarak değerlendiriyorsunuz. Köklerinizi, ailenizin hicretini ve Türkiye'deki yaşamınızı göz önünde bulundurarak Türkiye vatandaşı olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Aidiyet konusunda bir farklılık hissediyor musunuz?

Rumeli'nin peyderpey kaybedilişi 1699 Karlofça Antlaşması’yla başladı. 1912'de Selanik'in kaybedilişi kırılmanın doruğuydu. Lakin 1924 mübadelesine kadar Rumeli, Osmanlı nüfusu itibariyle tam olarak kapatılmış bir sayfa değildi. 1924 sonrası redd-i miras, red ve inkâr politikası, zorunlu suskunluk ve ardından zaten unutkanlık ve köksüzlük...

Rumeli’ye dair bilinçsizliğimizi, özensizliğimiz ve yabancılığımızı Aytmatov'un 'Mankurt' efsanesine benzetiyorum ben. Çinlilerin bir işkence yöntemiymiş bu. Türk esirlerin başlarına hayvan derisi geçirilirmiş; sıcakta bu deri büzüştükçe kafatasını da sıkıştırır, beyni büzüştürürmüş. Bir tür işkence altında hafıza kaybı. Ardından beyin felci yaşayan bu zavallılar annelerini bile tanıyamazmış, sahiplerinin kontrolünde birer trol şeklinde fiziki güçlerince kullanılırlarmış.

Maalesef Rumeli Beylerbeyliği de Osmanlı'nın idari ve anayasal anlamda beyniydi. Toprak kaybedişimizden bahsetmiyoruz burada. İslam’ın Avrupa'daki istikbaliyle ilgili ciddi bir eksen çöküşüdür bu. Rumeli’nin kaybedilişi ikinci Endülüs gibi bir şey... Yani burada göç veya vatandaşlık hadiselerinden çok daha temel bir problematik var; var olup olamamakla ilgili ağır bir gündemi var Rumeli’nin...

4 Defter Rumeli Rüzgârı’nda Üsküdar imgelerine çok rastlıyoruz. Üsküdar’ın sizdeki yeri nedir?

Üsküdar, Anadolu'nun Rumeli’yi gören gözleridir. Dolayısıyla kız kardeşim ve ben nasıl ki Rumeli'nin yani ninelerimizin son şahitleriysek, Asya'nın ve Mezopotamya'nın aktüel son tanığıdır Üsküdar. Benim memleketimdir. Doğduğum yerdir. Üsküdar benim için apsis'tir, yatay yeryüzü belleğim... Mekândır, imkândır, sakini olduğumuz kenttir. Benim soyumun, nice muhacirlik, şehadet ve göç sarsıntılarından sonra sükûnete ve sekinete kavuştuğu temkin yeridir Üsküdar.

“4 Defter tavır olarak tüm sonraki kuşaklara da sirayet etmiş bir ruh halini işaret eder” cümlesini biraz daha açıklayabilir misiniz?

4 Defter Rumeli Rüzgârı kitabının tavrı, içten bağlılığı esas alır. Sadakatle bağlı oldukları milletimizin bir ferdi, ihtiramla intisap ettikleri Ümmet-i Muhammed'in bir unsuru olarak ''ya şehit ya gazi'' fedakârlığını, her şart ve zaman altında dirençli tutmak ideali, nesilden nesile aktarılan bir ruh halidir bizim için...

Rumeli Rüzgârı’nın Türkiye’deki etkilerini nasıl hissediyorsunuz? Türkiye’deki Rumeli kökenli nüfusun hâlâ yaşattığı geleneklerden örnekler verebilir misiniz?

Rumeli Rüzgârı'nda resmi tarih içinde yer alamamış ama tüm bu göç hicranında savrulan insanların tutundukları bilinç anlamıyla yaslandığımız kültürel ritimler var. Şarkılar, ilahiler, mevlitler, ziyaretler, türbeler, bayramlaşmalar, tekerlemeler, bilmeceler ve tabi ki mutfak. Bir kültürün koruyucusu ve taşıyıcısıdır mutfak. Ben imkân bulduğumca, tüm bu kültür ceplerini de kitaba yansıtmayı tercih eden bir yol tutturdum.

Yorumlar açısından değerlendirirsek bu hicrete aşina olanlar ile olmayanlar arasında bir ilgi farkı oldu mu?

Rumeli meselesi güncelliğinden hiçbir şey kaybetmez bizim için. Biz 1071'de Anadolu'ya girdiğimiz günlerde de gözü ve atının burnu hep Batı'ya bakan bir millettik. Üç kırılışı üç büyük ideal olarak okumak taraftarıyım: Endülüs, Rumeli ve Kırım. Bizim izmihlal ve çöküş olarak hüznümüzü ifade etse de, simge ve temsil olarak da yol haritası mesabesindedir bu üç kulvar... Yiğit düştüğü yerden kalkar derler Rumeli'de... Rumeli bizim serhat ve istinat hisarımızdır.

Kitabın Ortası dergisi, Haziran 2017, sayı 3.

 

Röportaj: Gülsün Uçar





Yorum
Eski Zara Müftüsünün Hatıralarının 5.nesil anlatımı gibi
Okuyucu
Gümülcine'de iken Durhasanlar'a vardığımda köyde Şehitler Anıtı görmüştüm.Bulgar çetesi köylüyü bir eve toplayarak evi ateşe vermiş. Bilahare "Yazılmamış Destanlar" kitabında E.Kuşçubaşı'nın Sudanlı Musa ile birlikte çete reisi Domuzcuyan'ı bir köy meydanında gece baskını ile yakalayarak idam ettiğini okuyunca azıcık rahatlamıştım.Balkanlarda her köyde benzer zulümlere dair anılar var.Kimse bunları kayıt altına almamış. Umarım Sibel Hanımın eseri eli kalem tutanlara enmuzec olur.Ellerine sağlık
29/03/2018, 00:53