, 21 Nisan 2018
Cansu Canan Özgen Konu Çok Ama Yeterli Uzman Yok

Cansu Canan Özgen

2780

Cansu Canan Özgen: Konu Çok Ama Yeterli Uzman Yok

''Kendi tarihimiz üzerine büyük bir ilgim var. Kendi tarihimizi bilirsek dostumuzu ve düşmanımızı biliriz. Bu nedenle kendi tarihimiz üzerinde daha çok yoğunlaşmamız gerektiğine inanıyorum.'' Cansu Canan Özgen, Habertürk'te hazırlayıp sunduğu Öteki Gündem programı ve 'Türklerin Tarihi' kitabı üzerine Büşra Sönmezışık'ın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Mizah Aklın Sanatıdır Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü
Mizah Aklın Sanatıdır: Geçmişten Günümüze Mizah Kültürü

İki kitaptan hareketle antik çağlardan Selçuklu dönemindeki mizah kültürüne, oradan da Osmanlı’ya ve günümüzde mizah algısına uzandık. Dosya içerisinde Osmanlı’da çıkan ilk mizah dergisi olan Diyojen de olmak üzere Akbaba ve Gırgır dergilerine de değindik.
15/04/2018 10:10
Anjelika Akbar İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter
Anjelika Akbar: İnsanlar İç Barışa Kavuştuklarında Dünyadaki Savaşlar Biter

''Doğu eserlerini Batı enstrümanlarına, Batı eserlerini Doğu enstrümanlarına uyarlıyorum zaman zaman. Ama bunun nasıl bir çalışma olduğunu tam olarak ben bile anlatamam. Bu daha çok iç keşif, bilinç ve kalbin birleştiği bir yerden gelen bir silsile... Batı’nın rasyonalizmi ile Doğu’nun gizemli duygu dünyası bir noktada buluşuyor.'' Anjelika Akbar, müzik yolculuğu üzerine Sevinç Şatıroğlu'nun sorularını cevapladı.
06/04/2018 11:11
Sert Eleştirel ve Derinlikli Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı
Sert, Eleştirel ve Derinlikli: Thomas Bernhard ve Otobiyografik Anlatısı

1931-1989 arasında yaşayan Thomas Bernhard, yaşamının son on yılı içerisinde, hayatının ilk yirmi yılını kaleme alır. Beş ciltlik otobiyografik anlatısında çocukluk ve ilk gençlik yıllarına Nazizm’in nasıl tesir ettiğini, savaşın insan hayatını nasıl tarumar ettiğini ortaya koyar.
09/04/2018 11:11
Betül Zarifoğlu Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum
Betül Zarifoğlu: Çocuklar İçin Yazarak Babamın Hayalini Gerçekleştiriyorum

''Babamın bana imzaladığı kitapta bir hayali vardı; “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum.” Bu kitabı imzaladığında okuma ve yazmayı bilmiyordum. Yazdığım ilk kitabın bir masal oluşu da nasip oldu.'' Cahit Zarifoğlu’nun kızı Betül Zarifoğlu, yazdığı Muga Zıp Zıp kitabı ve Cahit Zarifoğlu’nun pek bilinmeyen yönleri üzerine Ezgi Aşık'ın sorularını cevapaldı.
14/04/2018 11:11
Melike Günyüz Kütüphanesiz Okul Kurulmamalı
Melike Günyüz: Kütüphanesiz Okul Kurulmamalı

Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, Türkiye’deki çocuk kitapları yayıncılığını ve mevcut okuma kültürünü değerlendirdi.
10/04/2018 11:11
Mehmed Kısakürek Üstad Yaşıyor Olsaydı Hiçbir Şey Bugünkü Gibi Olmazdı
Mehmed Kısakürek: Üstad Yaşıyor Olsaydı Hiçbir Şey Bugünkü Gibi Olmazdı

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in oğlu Mehmed Kısakürek; Büyük Doğu Yayınları’nı, Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı’nı ve hayata geçirmeye çalıştığı projeleri Kitabın Ortası dergisine anlattı.
09/04/2018 12:12

Cansu Canan Özgen, 4 sezondur Haber Türk’te yayınlanan Öteki Gündem’in sunuculuğunu üstleniyor. Her bölümde tartışmalı ve gizemli konuları ele aldığı programda, Türk izleyicisini yakalamayı başaran Özgen’in son kitabı “Türklerin Serüveni” de işte bu çalışmaların meyvesi. Özgen ile hem son çıkan kitabını hem de Öteki Gündem’i konuştuk.

Öteki Gündem’de birbirinden farklı, yeri geldiğinde konuşulması güç konulara yer veriyorsun. Merak duygusunu sürekli diri tutarak, bu konuları canlı yayında işlemeyi nasıl başarıyorsun?

Doğru. Canlı yayın başlı başına bir risk, sen de biliyorsun. Ama bence şu çok önemli: Amacın ne? Sen o soruyu, konuğu manipüle etmek için mi soruyorsun, yoksa samimiyetinle merak ettiğin için mi? Yer yer politik mesaj vermeye çalışan konuklarım da oluyor. Ancak buna izin vermem, izleyicimi korurum. Çünkü bence Öteki Gündem, izleyicinin kendine ayırdığı kaliteli zamandır. Siyaset isteyen siyaset programlarını izler.

Propaganda yapmaya çalışanlara tavrın ne oluyor?

Onlara “Siyasi mesajlarınızı kendi mecralarınızda verin” diyorum. Programımda kimseye saygısızlık, propaganda yaptırmam, devlet büyüklerine laf söylemem. Ama kazara olabilir çünkü hepimiz insanız.

Öteki Gündem’in gerçeği ortaya çıkartmak gibi bir misyonu var mı?

Evet, böyle bir misyonu var. Programda, doğru bilinen yanlışları ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

Komplo Teorilerine Merak Arttı

Asla yapmam dediğin bir şey var mı?

Konuğa yayın öncesi soruları asla göstermem. Çünkü diğer türlü konuk ilk soruyu sorduğum an bütün soruları cevaplamış oluyor. Sonra ne soracağım diye kara kara düşünüyorum. Âmâ yayın öncesi istişare elbette yapıyorum. Konu başlıklarını paylaşıyorum ve konuktan fikir alıyorum.

Programın nasıl bir hazırlığı oluyor?

Genel olarak başlıkları çıkarıyorum. Konuyla ilgili okumalar yapıyorum. Eskiden bir kitabı ayrıntılı okurdum ama şimdi öyle yapmıyorum. Çok ayrıntılara takılmadan kitabın önemli bölümlerinin altını çiziyorum. Böylelikle üç veya dört kitap okuyabiliyorum. Ortalama bir konuyla ilgili sekiz kitap karıştırırım. 300 sayfalık bir kitabı bir günde okuyabiliyorum. Programda işleyebileceğim gündem oluşturacak bir konu var mı ona bakarım. En az benim kadar ekibim de çalışıyor. Biraraya gelip fikir alışverişinde bulunuyoruz.

Konuların bir mevsimi var mı?

Yok. Dinleyicinin çok merak ettiği defalarca konuşulmasına rağmen izlenen konular oluyor. “Türklük” bunlardan biri. Dini meselelerde tartışmalı mevzular var, onlar da çok dikkat çekiyor. Uzaylılar da seyircinin merakla beklediği konulardan biri. İzleyicinin merak duygusu gündeme göre değişebiliyor.

İşlenecek Çok Konu Var Ama Uzman Yok

İkna olmadığın veya sana inandırıcı gelmeyen konulara karşı tavrın ne oluyor?

Buna inanan izleyici kitlesi var. Ben onların da sesi olmak zorundayım. İnanmadığımı belli etsem bile soruyorum. Objektif olmak bu işte çok zor. Mesela uzaylılara inanmadığınızda suçlanıyorsunuz. İnanmayanlar da benim bu konu hakkında program yapmamı eleştiriyor.

Var mı öyle programa alamadığın ama çok merak edilen bir konu?

Yok. Aslında işleyecek çok fazla konu var. Fakat Türkiye’de bu konuları konuşabileceğim çok fazla uzman yok. Güvenilirlik açısından bir konuyu işlerken konuk aldığım bir kişinin uzman veya akademik unvanı olmasına dikkat eidyorum. Dolayısıyla her konuyu işleyemiyorsun. Bir de hocaların bazıları programda gerçekte olduğundan farklı konuşuyor.

Nasıl yani?

Uzaylı örneğinden gidecek olursak, hoca yayın öncesinde uzaylıların olduğuna inandığını söylüyor ama yayında aynı soruyu sorduğumda inkar ediyor. Yayın sonrasında “neden böyle dediniz?” diye sorduğumda cevap “akademik saygınlığım var” oluyor. Akademik saygınlıkları zedelenmesin diye ekrana çıkmayan akademisyenler biliyorum.

Sosyal medyadan eleştiriler alıyorsun. Bu eleştiriler karşısında tavrın nasıl oluyor?

21 yaşında küçük bir kızdım ilk ekrana çıktığımda. Ekranda büyüdüm ve büyümeye devam ediyorum. Tabi ki hata yapacağım, tabi ki kusurlarım olacak ama önemli olan izleyicinin şunu bilmesi: Cansu çalışıyor, özverili...

Sence biliyorlar mı?

Bu samimiyeti kurduğuma inanıyorum. Ben ekranda spikerlik veya sunuculuk oynamıyorum. Şimdi seninle nasıl konuşuyorsam ekranda da öyleyim. Bütün tepkilerim doğal. Bazen akış değişikliği yüzünden yayın saati sarkabiliyor. Twitter üzerinden hakaret geldiğinde çok üzülüyorum ama yine de ekranın karşısına geçtiğimde özür diliyorum. Yayın kazası olduğunda da özür dilerim. Çünkü izleyici ile aramda kurduğum bağ bu.

Konuklarım ‘‘Kızım” veya “Kardeşim’’ Diye Hitap Ediyor

Memnun olmadan programdan ayrılan konuk var mı?

Yok, severler beni. Zaman uzun olduğu için hepsi yeteri kadar söz alabiliyor. Bir süre sonra aile gibi oluyorsunuz. Normal hayatta da “kızım” veya “kardeşim” diye hitap ediyorlar.

O ailenin sınırı nerede başlar, nerede biter?

Burada sınırı sunucu belirlemeli. Yeri geldiğinde beni koruyan bir izleyicim var. Bunu oluşturan şeyse bana duydukları güven. Her güvendiklerinde karşılığını verirsem izleyiciyle de o kadar güçlü bağ oluyor. Eleştiriler de oluyor. Formülü şu: Çok büyük iltifat geldiğinde şımarmamak, eleştirildiğinizde de modunuzu düşürmemek. Dengeli olmak lazım.

Ekran herkesi sevmiyor. Ne kadar bilgili, kültürlü veya güzel olursan ol, bir de ekranın sevmesi durumu var. İzlenen bir program yapıyorsun. Kendini başarılı buluyor musun?

Çok doğru... Şükrediyorum ve kendim için çok dua ediyorum. Dualarımda hiç pazarlık yapmadım şimdiye kadar. Sadece şöyle dedim: “Allahım ben başarılı olmak istiyorum, sen benim hakkımda hayırlısını ver”. Allah’a çok güveniyorum. Allah beni görüyor ve sıkıntılarımı biliyor. Ben de çalışıyorum ve elimden geleni yapıyorum. Şans faktörü çok önemli. “Çalışın sizin de olsun” gibi beylik bir cümle kuramam. Herkesin yetenekli olduğu bir nokta var. Ben yeteneğimi bulup efor sarf ettim ve başarılı oldum.

Her Geçen Gün Bilmediğimi Farkediyorum

Bu program sana ne kattı, ne biliyorsun?

4 sezondur bu programı sunuyorum. Onun öncesinde de ayda en az iki kitap bitiriyordum. Belki bini aşkın kitap okudum. İnan bana hiçbir şey bilmiyorum. Laf olsun diye söylemiyorum bunu. Okudukça ne kadar bilmediğimi anlıyorum. Bir kitabı okurken içindeki on farklı konuyu bilmediğimi öğreniyorum.

Rol model olduğunu düşünüyor musun?

Evet, 28 yaşında genç bir sunucuyum. Ekranın önündeki kişiler topluma rol model oluyor. Ben bilgi ve kültür programı sunuyorum. Dolayısıyla sadece soru sormam yetmez, aynı zamanda bunları bilmem gerekiyor. Bilmiyorsam da öğrenmek zorundayım.

Tarihimize Yoğunlaşmalıyız

Bu zamana kadar farklı başlıklarda kitapların oldu. Neden Türklerin tarihi?

Kendi tarihimiz üzerine büyük bir ilgim var. Herkesi olduğu gibi kabul ediyorum. Kimseyi dili, dini ve ırkı yüzünden ayırt etmiyorum. Ancak ben Türküm ve Türk olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Kendi tarihimizi bilirsek dostumuzu ve düşmanımızı biliriz. Bu nedenle kendi tarihimiz üzerinde daha çok yoğunlaşmamız gerektiğine inanıyorum.

Bu bir savunma mekanizması mı?

Kendimize “suni düşmanlar” yaratmayalım tabi ki. Kinci bir politika izlemeyelim ama neyin ne olduğunu bilmek gerekiyor. Türk genci olarak, bize vurmaya çalışanlar karşısında dimdik durmam için öğrenmem gerektiğini düşünüyorum. Kimse benim tarihim üzerinden vurmamalı, vuramaz. Yazılmamış, eksik yazılan veya korkutan bir tarihimiz var.

Niye korkutuyor?

Çünkü biz çok güçlü bir milletiz. Bizim bir mayamız var.

Biraz açar mısın?

Başka bir millet kolay manipüle olabilir. Ancak Türkiye’de bu maya tutmaz diye düşünüyorum. Biz bozuyoruz oyunları ve bu korkutucu oluyor. Algı operasyonlarıyla yoruluruz belki ama devrilmeyiz. Bunu biliyorlar ve bu dışardan bakıldığında korkutan bir şey. Çünkü karakter sahibi bir insanı kolay etkileyemezsin. Millet olarak da tarihten bu yana böyle olduğumuzu düşünüyorum.

Az önce “yazılmamış, eksik yazılan...” ifadesi kullandın. Nedir tarihimizde eksik yazılan şey?

Her dönemi kendi şartlarıyla okumak gerekiyor. Çok değerli büyüklerimden de öğrendiğim tarih anlayışı bu yönde. Mesela;bir imparatorluk savaş kazandıktan sonra o dönemin savaş kuralları içinde üç veya dört gün yağma izni vardı. O dönemde yağmacılık vardı, dolayısıyla Türkler de yağmacılık yapıyordu. Dünya genelinde olmuş bir olayı sadece Türklere indirgersen ciddi bir algı operasyonu yapmış olursun.

Doğrunun Peşindeyim

Türk tarihine karşı merak var mı sence?

Evet, kendi tarihimizi çok merak ediyoruz.

Kitabı yaparken neyi önceledin?

Mesela bir dönemi ele alırken, o dönemle ilgili tartışmalı konulara eğiliyorum ve doğrusunun ne olduğunu soruyorum. Amacım tartışmalı ve netameli konuları masaya yatırmak.

Bu kitaba çalışırken seni etkileyen şey ne oldu?

Bütün bu olaylar olmuştu ama amaç neydi? Türkler her zaman bir davanın peşinden gitmişler. Her zaman hedefleri olmuş. İslamiyet öncesinde de sonrasında da sözüne güvenilen bir topluluk. Fatih Sultan Mehmet ve Alparslan’ı çok seviyorum. Alparslan Malazgirt ovasında, “Ben sizinle burada bir komutan olarak değil, Allah’ın bir kulu olarak ölmeye geldim” diyor. Bu aslında durumu çok güzel özetliyor. Ortada bir dava var ve kimin hangi pozisyonda olduğu önemli değil. Bunu yaparken de mazlumların yanında olan bir millet.

Söz konusu tarih olduğunda görüş ayrılıkları çok olur. Eleştirilmek gibi bir endişen var mı?

Dönemleri konuşurken alanında en iyi kişileri seçmeye çalıştım. Osmanlı’da casusluk sistemi denilince ilk akla gelen isim Emrah Safa Gürkan. Fatih dönemi denildiğinde bütün oklar Feridun Emecen hocayı gösterir. Osmanlı tarihi denilince İlber Ortaylı bir numaradır. Eleştiriler elbette olacaktır. Beğenmeyen de okumaz.

“Çok Güçlü Bir Milletiz”, Kitabın Ortası dergisi, Aralık 2017, sayı 9.

 

Röportaj: Büşra Sönmezışık

Fotoğraflar: Eren Uğur