, 22 Haziran 2018
Bangladeş in Cemaat-i İslami Üyesi Direnen Kadınlarıyla Konuştuk

Abdülkadir Molla

2956

Bangladeş’in Cemaat-i İslami Üyesi Direnen Kadınlarıyla Konuştuk

Şu an parti olarak faaliyetlerine devam eden ama Bangladeş yönetimi tarafından seçimlere girmesine izin verilmeyen Cemaat-i İslamî büyük bir halk desteğini arkasında taşıyor. Kadınların aktif rol aldığı partilerin başında da Cemaat-i İslami geliyor. Bangladeş’e giden ve hükümet yetkililerinin tüm engelleme girişimlerine rağmen Bangladeş’in direnen Müslüman kadınları ile konuşmayı başaran Cahide Hayrunnisa Çiçek izlenimleri ve kısa röportajları...

İlgili Yazılar
Sen Yine de Ağla Miranda
Sen Yine de Ağla Miranda

Elindeki bu gücü kaybetmemek için sahip olmak zorunda olduğu bu “erkeksi” duygusuzluk, çıkarcılık, kötülük ve bencillik, bu mekanik yaşam, uygarlığın ve kapitalizmin Miranda’nın ruhundan aldığı intikam olsa gerek.
10/06/2018 15:03
Sen Kimin Neyin Reklamısın
Sen Kimin, Neyin Reklamısın?

Önce kendimizdeki mensubu olduğumuz bu dine yakışmayan her türlü yanlışı temizlemeye gayret etmeliyiz. Buraya gelen Müslüman Türkler, yemeğe götürdüğümüzde yemekte domuz eti olup olmadığını soruyorlar ama sipariş verirken ünlü markaların kopyalarını yapmamızı istiyorlar; sizin dininizde domuz eti yemek yasak ancak sahtekârlık helal mi diyen bir Çinli’ye yapmış olduğunuz reklam nasıl bir reklamdır?
10/06/2018 13:01
Ne Kadınlar Gördüm Zaten Yoktular
Ne Kadınlar Gördüm Zaten Yoktular

Reklamlardaki metalaşmış kadın imgesi hepimizi rahatsız eden bir konu. Peki ya reklamların içinde hiç kadın kullanılmasaydı? Ya da reklam sahibi kadın yerine bu sefer de kutsalımızı bir satış aracı olarak kullansaydı, yine rahatsız olur muyduk?
10/06/2018 12:12
Ev Hanımlığından Distribütörlüğe
Ev Hanımlığından Distribütörlüğe

Geçen zamanlarda kulağıma gelen şeyler pek hayra alamet değildi. Kâbusum olan ABD kaynaklı firmaların kiliseye yaptığı hatırı sayılır yardımlar, İsrail için ayırdığı fonlar… Hakeza bu finansal desteği sağlayanların mahallemdekiler gibi Müslüman çoğunluk olduğunu hatırladıkça daha da şaşırıyordum.
10/06/2018 11:11
Reklam Figürleri 'Ben Ürün Satmak İçin Tasarlandım'
Reklam Figürleri: 'Ben Ürün Satmak İçin Tasarlandım'

Artık geniş omuzlu Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger gibi koruyan, gerektiğinde geyik avlayıp getiren, fetheden, mütehakkim erkek tipi satmıyor. Onların yerini David Bechamlar, Carlos Martinler aldı. Artık Biscolata erkekleri de Pirelli kadınları kadar popüler.
09/06/2018 13:01
İbn Sina Felsefesinde Haz Kavramı
İbn Sina Felsefesinde Haz Kavramı

İbn Sina: ''Nefs bedendeyken söz konusu haz alma her bakımdan yitirilmiş değildir. Aksine, ceberut âleminin düşüncesine dalanlar, meşgul edenlerden yüz çevirenler (bedenin süflî çağrılarına kulak vermeyenler), bedenlerde oldukları halde bu hazdan bol bir paya ulaşırlar. Bu pay onlara yerleşir ve böylelikle kendilerini her şeyden meşgul eder.''
11/06/2018 14:02

Birçoğumuzun sadece adını duyduğu, haritada yerini dahi gösteremediği, hakkında çok az şey bildiği ülke olan Bangladeş’e düştü yolum. Yaklaşık 8 saat süren uçak yolculuğunun ardından, bir Güney Asya ülkesi olan Bangladeş’in başkenti Dakka’ya ulaştık.

Bangladeş, 170 milyonu bulan nüfusu ve sınırlı yüzölçümü ile dünyanın nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık ülkelerinden biri. Biz de bu karmaşayı havalimanına ayak bastığımız andan itibaren yaşamaya başladık. Tabii buna bir de ülkenin son dönemlerde yaşadığı siyasi baskılar, ardı arkası kesilmeyen idamlar ve bu idamların oluşturduğu olumsuz hava eklenince de işimiz hayli zorlaştı. Çünkü nüfusunun yüzde 90’ı Müslüman olan Bangladeş, son yıllarda Türkiye’nin yaşadığı 28 Şubat darbesinden çok daha zorlu bir süreçten geçiyor. Özgürlük isteyen gruplara, özellikle de ülkenin ikinci büyük siyasi partisi olan Cemaati İslamî’ye yönelik baskı ve ayrımcılık politikaları her geçen gün daha da artıyor. Öyle ki; Cemaati İslamî liderleri dünyanın gözü önünde hukuksuzca yargılanarak idam ediliyor, yöneticileri başta olmak üzere binlerce üyesi de hapse atılıyor. Peki, neden ülkenin en güçlü ikinci partisi böyle acımasız bir muamele ile karşı karşıya kalıyor? İşte bu sorunun cevabını vermek için Bangladeş’in darbeler ve savaşlarla yazılan siyasi geçmişine bir göz atmak gerekiyor.

Bangladeş’in siyasi tarihi ilginç yakınlık ve ayrılıklarla dolu. Ülke, Pakistan’ın kuruluşunda, aralarında 3 bin km olmasına rağmen Hindistan’ın değil Pakistan’ın yanında yer aldı ve Doğu Pakistan adıyla Pakistan’ın eyaleti oldu. Ancak Batı Pakistan’da artan milliyetçi akımlar ve Devlet Başkanı Cinnah’ın iki bölgenin de ana dilinin Urduca olacağını ilan etmesi, yüzde 90’ı Bengalce konuşan Doğu Pakistan halkının huzurunu kaçırdı. Böylece ayrılığın ilk tohumları atıldı. Dil meselesi ve 2. Dünya Savaşı sonrası pompalanan milliyetçilik akımı, toplumun bakış açısının değişmesine yol açtı. Devam eden süreçte dünyadaki ‘68 kuşağının benzeri olan ‘69 kuşağı, ‘Demokrasi için sokakta’ adı ile bir kampanya başlattı. İşte tam da cunta rejiminin seçime karar verdiği sırada, Doğu Pakistan’da tarihin en büyük kasırgalarından biri yaşandı ve 500 bin insan hayatını kaybetti.

Oluşturulan Pakistan nefreti sayesinde, 1970 yılında yapılan seçimlerde, Bengal halkı, Avami Ligi’ni, yüzde 90’lık bir oranla iktidara taşıdı. Ve böylece İslamcı temeller üzerine kurulan ülkede, ilk kez laik sistemli bir siyasi partiye koltuk devredilmiş oldu. Ancak olaylar durulmak bilmedi Doğu Pakistan’da. 1947 yılında Doğu ve Batı Pakistan olarak kurulan ülke, 1971 yılında çıkan iç savaşla bölündü. Aynı yıl Doğu Pakistan bağımsızlığını ilan ederek Bangladeş adını aldı.

Cemaati İslamî vatana ihanetten yargılanıyor!

Ve yıllar süren bu karışıklıkların merkezinde yer alan, Bangladeş'teki siyasi partilerin en önemlilerinden biri olan, 1941’de kurulan ve tarihi Bangladeş tarihinden daha önceye dayanan Cemaat-i İslamî... 1947’de Hindistan’ın Pakistan’dan ayrılmasıyla, çalışmalarını Cemaat-i İslamî-Doğu Pakistan olarak sürdürdü. Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılması için 1971'de çıkarılan savaşta Pakistan’ın siyasi olarak parçalanmasına karşı çıktı. Bu yüzden de ayrılıktan sonra Bangladeş Cumhurbaşkanlığına getirilen Muciburrahman, Cemaat-i İslamî'nin bütün faaliyetlerini yasakladı. Bu yasak 1980 yılına kadar devam etti.

1980 yılında Bangladeş çok partili rejime geçti ve Cemaat-i İslamî tekrar siyasi arenada yerini aldı. 2009’a kadar her yıl güçlenerek siyasi varlığını sürdürmeye devam etti. Bu hızlı yükseliş, 2009’da Başbakan Hasina tarafından durdurulmak istendi. Bangladeş, 1971’den bugüne kadar çeşitli askeri darbeler, geçiş yönetimleri, olağanüstü hal ve vesayet uygulamalarına sahne oldu. Başta Cemaat-i İslamî olmak üzere bölünme karşıtı diğer muhaliflerin siyasi arenadan uzaklaştırılması amacıyla “ihanet-i vatan” dosyası tedavüle sokuldu. Buna göre, Cemaat-i İslamî yöneticilerine 40 yıl önceki savaş bahane edilerek savaş suçu davaları açıldı.

Seçmen sayısının 70 milyonu bulduğu Bangladeş’te ciddi bir oy potansiyeline sahip olan Cemaat-i İslamî Partisi yöneticileri, Bangladeş Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından halen yargılanıyor. Sözde uluslararası hukuk standartlarındaki bu mahkemelerde hâkimler, savcılar ve tahkikat komisyonu üyeleri hükümet tarafından atanıyor ve mahkemelerde hiçbir uluslararası gözlemci bulunmuyor. İşte bu şartlarda uluslararası vasfı bulunmayan bir mahkemede, Bangladeş kanunlarına da aykırı bir şekilde hukuksuzca yargılanan Cemaat-i İslamî liderleri, 44 yıl önce işledikleri iddia edilen savaş suçları nedeniyle birer birer idam ediliyor. Mahkemenin adil olmadığına yönelik olarak en büyük eleştirilerden biri de Pakistan askerlerinin yargılanması için kurulan mahkemenin kendi vatandaşlarını yargılaması oluyor.

Yüzde 90’ı Müslüman olan Bangladeş’te Hindistan’ın gölgesinde siyaset yapan ve ‘Hint kültürünün bir yansımasıyım’ diyen Avami Lig Partisi’nin kadın lideri Başbakan Hasina, Cemaat-i İslamî üye ve gönüllülerine karşı büyük bir savaş veriyor. Hasina’nın 2008 seçimlerinde en önemli vaadi savaş suçlularının yargılanacağı taahhüdü ve de idamlar oldu. Askeri olarak Bangladeş’e girmese de kültürel ve politik olarak etkisini sürdüren Hindistan’ın tehlike olarak gördüğü Cemaat-i İslami, her türlü olumsuzlukla karşı karşıya bırakılıyor.

İki kadının kin siyaseti

Günümüzde Bangladeş’te olup biteni en iyi anlamanın yolu Bangladeş siyasetini doğru okumaktan geçiyor. Aslında Bangladeş, bugünlerde iki ‘kökten’ siyaset kadınının uzun yıllardır devam eden rekabetinin gölgesinde korkunç bir hesaplaşmaya, insan hakları ve hukuk ihlaline sahne oluyor. Başbakan Şeyh Hasina Wacid (1975’te suikaste kurban giden Bangladeş Cumhurbaşkanlarından Şeyh Muciburrahman’ın kızı) ve Bangladeş Ulusal Partisi Başkanı ve Eski Başbakan Halide Ziya (1981’de öldürülen Bangladeş Cumhurbaşkanlarından General Ziyaürrahman’ın karısı) bu mücadelenin değişmeyen ama artık oldukça eskiyen iki yüzü…

Bugün, ülkenin siyasetine de dört parti hakim. Bunlar; Şeyh Hasina Vecid yönetimindeki iktidar partisi Awami Parti (AL), Begüm Halide Ziya liderliğindeki ana muhalefet partisi Bangladeş Halk Partisi (BNP), Muhammet Erşad liderliğindeki Jatiya Parti (JP) ve Gulam Azzam isimli lideri idamla yargılanan Cemaat-i İslami (JI). Bangladeş’te AL ve BNP partileri, halkın çoğunluğunun oyunu alan ve hükümeti kuran partiler. JP ve JI ise halk tarafından kabul gören ve hükümet koalisyonlarının anahtarı konumundaki partiler.

Bangladeş’in ikinci büyük partisi Cemaat-i İslamî ise, hükümetin tüm yasaklama ve baskılarına rağmen bütün ülkeye yayılmış durumda. Bangladeş’in tüm il ve ilçelerinde teşkilatları var. Konferanslar, sempozyumlar, açıkoturumlar düzenliyor. Ülkede yaşanan doğal felaketlerde sistemli yardım çalışmaları yürütüyor ve felaketlerden zarar görenlere yardım ulaştırıyor. Şu an parti olarak faaliyetlerine devam eden ama Bangladeş yönetimi tarafından seçimlere girmesine izin verilmeyen Cemaat-i İslamî büyük bir halk desteğini arkasında taşıyor.

Cemaat-i İslamî’nin direnen kadınları

Karmaşık bir siyasi tarihe sahip olan Bangladeş ilginç bir coğrafya. Onca yaşanan sıkıntı ve baskılara rağmen, kadınların siyasette en güçlü olduğu ülkelerden biri olması beni oldukça şaşırttı. Hindistan’ın gölgesinde kin siyaseti yürüten Başbakan Hasina dışında, baskı altında olup da İslam’ı yaymak adına çalışma yürüten, ülkenin tamamında aktif siyasetin içinde olan kadınların sayısı da oldukça fazla. Cemaat-i İslamî de kadınların aktif rol aldığı partilerin başında geliyor. Cemaat-i İslamî’nin kadın yapılanması Bangladeş’in tamamında etkin. Eyaletlerde bölge bölge teşkilatlanan yapının başında bir başkan ve yönetim kurulu bulunuyor. Yapısı; şura heyeti ve alt komisyonlardan oluşan kadın teşkilatı, eğitim, tebliğ, sosyal yardım, kültür sanat, sosyal farkındalık gibi komisyonlara da ayrılarak pek çok alanda faaliyetlerini sürdürüyor.

Bu başarıların ardından 2012 sonrası baskılar, Cemaat-i İslâmî kadınlarına da yöneldi ve kadınlara yönelik toplu tutuklamalar başladı. Her platformda aktif rol alan Cemaat-i İslamî’nin kadınları, partiye yönelik baskılar nedeniyle Bangladeş’te rahat çalışma alanı bulamıyor ve yaptıkları faaliyetlerden dolayı sürekli soruşturmalara tâbi tutuluyor. Teşkilatın tutuklanmayan kadınları, toplantılarını yatak odalarında ve gizli mekânlarda gerçekleştirmek zorunda kalıyor. Ve bu kadınlar dünyaya seslerini duyuramıyor. Yaşadıkları zulümleri, işkenceleri anlatamıyor.

İşte bu yüzden Bangladeş’e gittik ve hükümet yetkililerinin tüm engelleme girişimlerine rağmen Bangladeş’in direnen Müslüman kadınları ile konuşmayı başardık. Bangladeş’e ayak bastığımız andan itibaren istihbarat servisi bizi de takibe aldı. Cemaat-i İslamî kadınlarıyla görüşmemizi engellemek için türlü yöntemler denediler ancak bize engel olamayınca, görüşme yapacağımız kadınları hedef aldılar. Röportaj yerine gelen kadınlar, yolda teker teker gözaltına alındı. Deşifre olmamış tek bir evde ve o eve ulaşmayı başaran kadınlarla, yaşadıklarını konuştuk.

“Bunlar iman yolunda birer imtihandır”

Abdulkadir Molla’nın eşi ve kızı, Cemaat-i İslamî Partisi yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları başkanı, inançları ve özgürlükleri uğruna mücadele veren güçlü kadınlar yaşadıkları zulümleri, ölümleri ve işkenceleri anlattı. Adeta köşe kapmaca oynayarak gittiğimiz evde ilk olarak 90 yaşında işlemediği suçlardan dolayı hüküm giyen ve idam edilen Cemaat- î İslamî Partisi Genel Sekreteri Abdulkadir Molla’nın eşi Sanowar Jahan ile ilk defa ben konuştum. Şehadet şerbeti içen eşinin ardından omuzlarına binen yükü sabırla taşıyan ve ettiği şükürle her Müslüman kadına örnek olacak kadar büyük bir kadındı Sanowar Jahan. Zaman zaman titreyen eli ve sesi ile belli etse de hüznünü, hep dik duran cümleleri ile verdi mesajını…

Benim adım Sanowar Jahan, Abdulkadir Molla’nın eşiyim. Dört kız ve iki oğlum var. Cemaat-i İslamî Kadın Kolları şura üyesi, teşkilatın karar alma ve yürütme kurulu üyesiyim. Aynı zamanda idam edilen Cemaat-i İslamî Genel Sekreteri Abdulkadir Molla’nın eşiyim.

Cemaat-i İslamî Bangladeş’te sadece sözde değil özünde İslamî yaşamak ve yaşatmak isteyen, tek hedef ve gayesi İslam’ı yüceltmek olan, Allah’ın ve Resulünün (sav) kurmuş olduğu hilafeti yeniden hayata geçirmeyi hedefleyen, adaleti ve güvenilir bir toplumu geliştirecek düzeni isteyen bir kurumdur. Biz Kur’an’ı anlamı ile okumanın ehemmiyetini anlatmak ve her bir ferdin Kur’an okuyup onu gerçek hayatta uygulayan birer Müslüman olabilmesini sağlamak için çalışıyoruz. Bizim anlatmak istediğimiz şey ise şu: Cennete gitmek için sadece Müslüman olarak doğmak yetmez. Kuran’ı tam anlamı ile okumak, anlamak ve uygulamak lazım. Hatta aileden ve kendi hayatından başlayıp devlet düzeyine kadar Kuran’ı uygulamak ve onun kanunlarını hayata geçirmek vazifemizdir.

İşte bu ulvi vazifeyi kadınlara anlatmak bizim esas görevimiz. Biz hâlâ bu işi yapmaya devam ediyoruz. Ancak Hasina Hükümeti geldikten sonra birçok engellerle karşılaşıyoruz. Bir yerde 5-10 kız ya da kadın artık Kuran okumak için bile toplanamıyor. Bizim bütün ofislerimizi kapattılar. Düzenlediğimiz programlara istihbarat tarafından baskınlar düzenleniyor. Ardından işkenceler ve hapis cezaları uygulanıyor. Bizi dünyaya radikal bir terör örgütü gibi göstermeye çalışıyorlar. Eşim de kendi hayatını bu idealler uğruna ortaya koymuştu. Ancak onu Savaş Suçları Mahkemesi’nde işlemediği suçlardan dolayı idama mahkûm ettiler. Suçladıkları dönem olan savaş zamanında kendisi 23 yaşında üniversite öğrencisiydi. Hazırladıkları iddianamede o dönemde Mirpur’da 9 ay kaldığını iddia ederek, cinayet, tecavüz ve ev-iş yerleri yakma gibi olaylara karıştığını iddia ettiler. Kendi köyünden şahitlik etmek isteyenler oldu ancak hepsini tehdit edip kimseyi mahkemeye çıkarmadılar. Savcı, Momena Begum adına bir kişiyi şahit olarak mahkemeye çıkartmıştı. Ama yasak olmasına rağmen o şahidi perdenin arkasından konuşturdu. Ve bu aslı olmayan suçlarla onu idama götürdüler. Şehit olmadan önce de 4-5 yıl hapiste kaldı ve o dönemde insanlık dışı muamele gördü.

Peygamberler de zulüm ve baskılara maruz kalmışlar. Biz de aynısını yaşayacağız. Sadece Bangladeş’te değil bütün dünyada Müslümanlara yönelik bir sindirme politikası var. Bunlar iman yolunda birer imtihandır. İnşallah zafer bizim olacaktır. Yüzde 90’ı Müslüman olan bu ülkede bazı güçlerin uğraştığı İslam’ı Bitirme Projesi hiçbir zaman başarıya ulaşamayacak.”

Yaşananların boyutunu Sanowar Jahan ile konuştuklarımız kadar konuşamadıklarımız da açıklıyordu aslında. Arada susması, bakışları, yutkunması; eşini inancı uğruna şehit vermiş, bu yolda bedel ödemiş ve hâlâ ödemeye devam eden bir kadının gerçek duygularını yansıtıyordu. Ve bunlar kurmuş olduğu cümlelerden daha çok şey anlatıyordu.

‘Babam bana bir tokat dahi atmamıştı’

Abdulkadir Molla’nın eşinin ardından kızı ile başladım görüşmeye. Şehidin en büyük kızı olan Emetullah Perwin, oldukça güler yüzlü ve mütevazı tavrıyla dikkat çekiyordu. Kendisi ile babasının son anlarını konuştuk. Anlatırken gözyaşlarını tutamayınca röportaja birçok kez ara verdik çünkü yaşananlar çok tazeydi, çünkü babası inancı uğruna yıllarca türlü işkencelere maruz kalmış, ardından da idam edilmişti. Bir evlat için kolay değildi bu. ‘Babam bana bir tokat dahi atmamıştı’ derken gözlerinden yaşlar süzülen şehit kızı, babasının idam edilmeden önce son kez içtiği yeşil çayı bile unutmamıştı. Emetullah Perwin’in en büyük hayali ise babası ile birlikte yurt dışında çıkmaktı. Ama O bunu gerçekleştiremedi!

Ben Emetullah Perwin. Abdulkadir Molla’nın en büyük kızıyım. İki tane çocuğum var. Ticaret ile uğraşıyorum. Hayatıma yön veren adam babamdı. O benim için çok özeldi. Onu çocukluğumdan beri adeta gözümden bile sakınırdım. Babam seyahate çıkacağı zaman onun çantasını hep ben hazırlardım ve o eve gelmeden asla uyumazdım. Balkonda onu bekler, geldiğini görünce de koşa koşa gider kapıyı açardım. Biz 6 kardeştik ve babam bize hiçbir zaman ayrımcılık yapmadı. Babam hepimizin okuması ve eğitim alması için elinden geleni yaptı. Özellikle kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söylerdi. Kendisi eğitimli ve modern düşünceli bir âlimdi. Son dönemlerde yaşamış olduğumuz sıkıntılar artınca kendisinin tutuklanabileceğini söylemişti. Hatta içinde günlük bir kaç kıyafet ve ilaçlarının da olduğu bir çantayı hazır tutuyordu. Şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu vardı. Ama babam tutuklanınca biz ona o çantayı hiç ulaştıramadık. Buna bile izin vermediler..! Yemeklerden sonra yeşil çay içerdi. Bir gün onu ziyarete gitmiştim. Çok bitkin görünüyordu. ‘Yeşil çayını içtin mi baba?’ diye sordum. ‘İçmedim kızım’ dedi. Ertesi gün de idam ettiler babamı. Bu onu son görüşüm oldu.

Yaşadığı son süreci yakından takip ettiğim, idamının ardından sokağa çıktığım, ‘Suçum Allah’tan başkasına kulluk etmemekti. Bize kulluk et dediler, ben de asın dedim..!’ diye gönlümüzü titreten şehit lider Abdulkadir Molla’nın ailesi beni içten etkilemişti. Yaşanan acının büyüklüğü imanın gücüne yenik düşmüştü.

Kur’an dersi yaparken tutuklandılar

Ertesi gün yine aynı evde Cemaat-i İslamî Kadın Kolları Güney Bölge Sorumlusu olan Doktor Sümeyye Bübeşşira Tamanna ile görüştüm. Daha önce defalarca gözaltına alınan ve tutuklanan Sümeyye’nin bizimle görüştükten sonra bir kez daha tutuklandığını öğrenince yaşadığım üzüntüyü tarif edemiyorum.

İlk tutuklandığımda ofisimizde 19 arkadaş ile Kuran dersi yapıyorduk. Aramızda üniversite öğrencisi de vardı, 6 aylık hamile olan da. Yaklaşık 60 kişilik bir polis ekibi daha önceden hiçbir uyarı yapmadan ofisimize baskın düzenledi. Kur’an-ı Kerimler dâhil olmak üzere tüm kitaplarımızı alıp, bilgisayarlarımızdaki çeşitli veri ve bilgileri imha ettiler. Daha sonra ofisi mühürlediler. Hiçbir suç unsuru bulunmadığı halde hepimiz tutuklandık. Gerekçe olarak ise, hükümete karşı gizli toplantı, sabotaj planları ve devlete karşı eylem hazırlığı gibi asılsız iftiraları öne sürdüler. Bunların hiçbiri gerçek değildi. Bizi ilk önce karakola götürdüler. 2 gün boyunca tuvaleti dahi olmayan minik bir hücrede bırakıldık. Mahkemede 30’a yakın avukat bizi savunmaya çalıştı. Ama lehimize çıkan hiçbir söz ve delil dikkate alınmadı. Ardından tutuklandık.

Hapiste kaldığımız süre boyunca ailemiz ile görüştürmediler, psikolojik işkenceye maruz bırakıldık. Orada hep beraber şunu hissettik. ‘Aslında bu bir sünnetti. Peygamberler de bu yollardan geçmişti. Kimi sürgün yemiş, kimi terk edilmiş ve kimi de hapse atılmıştı. Demek ki doğru yoldaydık. İnancımızdan dolayı hapse atılmıştık. Tek suçumuz buydu. İşte bu yüzden hiç endişelenmiyorduk bile. Allah içimizden o korkuyu def etmişti..!

İçteki korku gitse de nihayetinde bu insanlar bir kadındı ve bir anne! Sonu idama kadar giden bir sindirme politikasının içinde çektikleri zulüm ve işkenceler kolay değildi.

“Sakın ağlamayın. Anneniz masum, bir suç işlemedi!”

Doktor Sümeyye’den sonra oldukça naif bir hanımefendi geldi aynı eve. Geldiği andan itibaren gözleri dolu doluydu. Belli ki bir şeyler onu çok incitmişti. Alo Begum, 2 çocuk annesi bir ev hanımıydı. Daha röportaja geçmeden çocuklarının arkasından nasıl ağladığını anlatmaya başladı. Evinden apar topar vatan haini olarak götürülen kadın, bir anneydi. Gözleri dolu bir şekilde dedi ki bana; “Kızlarım ağlamaya başladı. Onlara baktım ve ‘neden ağlıyorsunuz’ diye sordum. Anneniz bir suç işlemedi ki!” Tüm sözcükler boğazımıza düğümlenmişti. İşte o an evlatlarının karşısında dimdik ayakta duran anne, o anı hatırlayarak gözyaşı akıtıyordu!

Dakka’nın Khilkhet şehrinde oturuyorum. Şu an oturduğum ilçenin Cemaat-i İslamî Kadın Kolları Sorumlusuyum. Akşam saatleriydi. Eve yeni girmiştim. Kapı çaldı, eniştem ile birlikte sivil polisler kapıda bekliyordu. Hakkınızda şikâyet var dediler. Etrafımdaki insanlara rahatsızlık veriyormuşum. ‘Siz Cemaat-i İslamî’densiniz değil mi?’ diye sorduklarında ‘Ben, Allah ve O’nun Resulü (sav) hakkında bildiklerimi insanlara anlatmaya çalışıyorum. Eğer bunu yapmak Cemaat-i İslamî’den olmak ise, evet ben onlardanım.’ diye yanıt verdim. Bunun üzerine evimizi köşe bucak aradılar. Bu sırada evde çok şiddetli tartışmalar yaşandı, sürekli bağırıyorlardı. Her tarafı kırıp döktükten sonra birkaç kitabı delil olarak aldılar ve karakola gittik.

Kızlarımın arkamdan ağlamasını hayatım boyunca unutmayacağım..! Onlara ‘Sakın ağlamayın. Anneniz masum, bir suç işlemedi!’ diyebildim ancak. Yapılan sorguların ardından kurmaca bir şekilde düzenledikleri mahkemeye çıktım ve tutuklandım. Hapishanede kaldığım sürece bana sürekli ‘hain’ diye bağırdılar. Orada yaşadığım olaylar bana Allah’ın ayetlerini dünyadaki herkese ulaştırmamız gerektiğini gösterdi. Biz İslam yolunda daha fazla çalışmasak bu insanlar daha da kötü yollara düşeceklerdi.

Hapishanede benim gibi (siyası tutuklu) kimse yoktu. Herkes çeşitli suçlardan mahkûm edilmişti. Bu kadınları düştüğü ve bulaştığı yollardan ancak İslam kurtarabilirdi. Bizim bir hedefimiz vardı. O hedefe ulaşmak için de ne feda etmem gerekiyorsa hazırdım. Allah bu yolda bize mutlaka yardım edecektir. Bu ülkede kadınlar arasında direnişçi olarak çalışacağız. Bunun için Allah’tan tevfik niyaz ederiz.
Bakın binlerce kilometre uzaklıktan kalkıp buralara kadar geldiniz. Yaşadığımız zorlu günlerde Türkiye’de yapılan protesto eylemlerini medyadan görüyoruz. Bizi Allah yolunda yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bizlere dua edin ki, biz hak yolundan hiç sapmayıp o yolda dosdoğru ilerleyebilelim. Herkese dua nasip olmaz. Bu da yaşadığımız zorluklar karşısında Allah’ın bize bahşettiği bir lütuftur. Rabbim bize hep beraber bu dünyada Allah için çalışabilmeyi ve ahirette hep birlikte olabilmeye nasip etsin.”

Evet. Ne baskılar, ne hapis, ne en sevdiklerinin idamı, ne de haksız yere ödetilen ağır bedeller… Bangladeş’in direnen Müslüman kadınlarını hiçbir güç yollarından geri çeviremiyor. Onlar, ölümü bile göze alarak, insanlık onurunu ayakta tutmaya çalışıyor. Her konuştuğumuz kadın yaşadığı zorluklara rağmen yolundan geri dönmüyor. Allah rızası için hayatlarını ortaya koyarak çalışmaya devam ediyorlar.

Biz de onların yaşadıkları bu zulme şahitlik ederek, onların sesini bir nebze olsun duyurmaya çalışarak haklı davalarında yanlarında olduk. Çünkü aynı yolda ilerliyoruz. Çünkü bir olan Allah’a iman ediyoruz. Ve diyoruz ki, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, kimliğimiz, inancımız ve ideallerimiz için ortaya koyulan direniş ve mücadele bütün insanlık onurunu ayakta tutacaktır..!

 

Cahide Hayrunnisa Çiçek