, 16 Aralık 2017
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler Hüseyin Kitapçı ile İkbal Kütüphanesi Üzerine

837

1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler: Hüseyin Kitapçı ile İkbal Kütüphanesi Üzerine

''Mesleğe 1901’de başladım. Babıâli caddesinde Şems Kütüphanesi vardı, orada bir sene kadar çalıştım, gördüm ki kitapçılık iyi meslektir, bu sanatta iyi, temiz, terbiyeli insanlarla temas ediliyor; bu yüzden kitapçılığa heves ettim.'' 1936'da Kitap ve Kitapçılık dergisinde İkbal Kütüphanesi sahibi Hüseyin Kitapçı ile yapılan röportajı M. Murtaza Özeren alıntılıyor.

İlgili Yazılar
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler Ahmet Halit Yaşaroğlu ile Muallim Ahmet
1936 Yılından Yayıncılarla Söyleşiler: Ahmet Halit Yaşaroğlu ile Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi Üzerine

''Bizim meslek yalnız hatıradan ibarettir. Büyük ümitlerle basıp da elliden fazla satamadığımız kitapların hatırasından tutunuz da hiç ummadığınız bir kitaptan binlerce satışımız bizim acı ve tatlı hatıralarımızdır; hele okka ile satılanlar…'' 1936 tarihli Kitap ve Kitapçılık dergisinden alıntıladığımız yayıncı röportajlarına bu sefer Ahmet Halit Yaşaroğlu’yla devam ediyoruz.
06/12/2017 11:11
1936 Yılından Yayıncılık Üzerine Söyleşiler 'İbrahim Hilmi Meşihat Yasak Ediyor
1936 Yılından Yayıncılık Üzerine Söyleşiler: 'İbrahim Hilmi: Meşihat Yasak Ediyor!'

Kitap ve Kitapçılık, 1936 yılında Hakkı Tarık Us ve Ahmet Refik Sevengil yönetiminde 15 günde bir çıkan bir dergi imiş. Almanca, Fransızca ve İngilizce yeni çıkan kitapların tanıtımları ve incelemelerinin yanında dönemin kitapçıları ve kitapseverleri ile yapılan röportajlar da oldukça kıymetli. O döneme tanıklık eden söyleşilerden biri de Ankara Caddesinin en eski Türk kitapçısı Tüccarzade İbrahim Hilmi [Çığıraçan] ile yapılmış. M. Murtaza Özeren bu röportajı alıntılıyor.
13/11/2017 12:12
Yazı Hayatının 50 Yılındakilere Eşsiz Bir Jübile
Yazı Hayatının 50. Yılındakilere Eşsiz Bir Jübile

Türk Basın Birliği İstanbul Bölge Başkanı Hakkı Tarık Us, 16 Mart 1942 tarihi itibariyle yazı hayatında elli yılı tamamlamış olan yazarlar için bir jübile hazırlamaya karar verir. Devamında gelişen olayları İsmail Alperen Biçer aktarıyor.
11/12/2016 08:08
Yolcu dergisinin 86 sayısı çıktı
Yolcu dergisinin 86. sayısı çıktı

Yolcu dergisinin Aralık 2017 tarihli 86. sayısı çıktı.
13/12/2017 13:01
Okur dergisinin 4 sayısı çıktı
Okur dergisinin 4. sayısı çıktı

Okur dergisinin Aralık 2017-Ocak-Şubat 2018 tarihli 4. sayısı çıktı.
11/12/2017 10:10
Umran'dan 'Neo-Kemalizm' dosyası
Umran'dan 'Neo-Kemalizm' dosyası

Umran dergisinin Aralık 2017 tarihli 280. sayısı “Post-Kemalizm’den Neo-Kemalizm’e” kapağıyla çıktı.
08/12/2017 10:10

Hüseyin Kitapçı Bey, Osmanlı’nın son devrinin ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinin önemli kitapçı ve yayıncılarından biridir. 1901’de ilk olarak Zafer adı ile kurduğu kitapçısı sonradan İkbal adını alır. Hüseyin Kitapçı, aynı zamanda Necip Fazıl Kısakürek'in Kaldırımlar kitabının ilk yayıncısıdır da.

1943’ün Ağustos’undaki vefatından sonra İkbal Kütüphanesi, Kitapçı’nın çocukları tarafından bir süre idare edilir. Ardından başkasına devredilen İkbal Kütüphanesi, kısa zaman sonra da kısıtlayıcı sebepler dolayısıyla kitap satımı ve yayıncılığını bırakarak kırtasiye ürünleri satmaya başlar. İkbal Kütüphanesi bugün, kırtasiye ürünleri satan Kalemkutusu firmasında, en azından aldığı kök itibarıyla yaşamaktadır.

Alıntıladığımız röportaj Hüseyin Kitapçı ile 1936 yılında yapılmış ve o dönem çıkan Kitap ve Kitapçılık dergisinde yayınlanmıştır. Birçok önemli bilgiyi ve ayrıntıyı barındıran bu röportajı istifadenize sunuyoruz.

İkbal Kütüphanesi sahibi Bay Hüseyin ile şöyle konuştuk:

Mesleğe gireli ne kadar oluyor?

Otuz beş yıldır… 1901’de başladım. Babıâli caddesinde Şems Kütüphanesi vardı, orada bir sene kadar çalıştım, gördüm ki kitapçılık iyi meslektir, bu sanatta iyi, temiz, terbiyeli insanlarla temas ediliyor; bu yüzden kitapçılığa heves ettim. Beyazıt’ta Hakkâklar Çarşı’sında bir dükkân açtım, kendi başıma kitapçılığa başladım. Bu kütüphaneme Zafer adını koymuştum; sonra köprü başında İstanbul tarafında yeni dükkânlar yaptırıldı; bunlardan birisini kiralayıp taşındım ve bu sefer kütüphaneye İkbal ismini koydum; bu dükkân o zamanki ahşap köprünün üstünde idi; bir gün büyük bir İtalyan vapuru köprüye çarpmış, tahribat yapmış; mühendisler bizim dükkâna da baktılar; “Merak etmeyiniz, bir şey yok, oturabilirsiniz!..” dediler. Akşam olunca dükkânı kapayıp evimize gittik, ertesi sabah gelince dükkânı yerinde bulamadık; tahtalarla beraber kitaplarımız da denizin üstünde yüzüyordu.

Ondan sonra bu şimdiki yerimizi aldık, buraya taşındık, yirmi beş yıldır işte buradayız.

Mesleğinizden memnun musunuz?

Memnunum, temiz bir iştir; ben kazandım, geçindim. Gayet kesîr bir aile besliyorum. Eskiye nazaran son zamanlarda kitap satışları çok artmıştır, sebebi okuyucuların gitgide artmasıdır. İlk zamanlarda bir kitaptan 2000 nüsha basınca pek çok zamanlar elimizde kalırdı. Bugün iyi kitaplar, halkın istediği eserler çıkartılırsa tekrar tekrar bitip basılıyor.

İlk bastığınız eser nedir?

Şimdi üniversitede profesör olan Bay Şerafettin’in bir eseridir: İbni Esir hakkında yedi-sekiz formalık bir kitaptı. İkinci bastığım eser Bay Hasan Tahsin’in Gülzar-ı Musiki kitabıdır.

Neşriyatınız bilhassa hangi sahalarda olmuştur?

Mühim bir kısmı mektep kitaplarıdır, bir kısmı askerî eserlerdir, hukukî eserler ve kanun metinleri de mühim bir yekûn tutar. Benim kütüphanemin bir hususiyeti de tıbbî eserler tab’ı ve neşretmesi ve umumiyetle tıbbî kitaplar bulundurmasıdır. Tarihî eserler, edebî eserler, haritalar, ecnebi dillerine ve Türkçeye ait lügat kitapları ve mükâleme kitapları bastım. Bir de halk kitapları adını verdiğimiz neşriyatımız çoktur. Aynı zamanda din kitapları da tab ve neşrettik. Piyes neşriyatımızın da mühim bir yekûn tuttuğunu bilirsiniz.

Bastığınız kitaplar arasında belli başlı hangilerini hatırlıyorsunuz?

Ahmet Rasim’in dört ciltlik Osmanlı Tarihi mühimdir. Bunları önce beher ciltten onar bin nüsha basmaya başlamıştık; üçüncü cilt basılırken birincinin mevcudu bitti. Tekrar on bin nüsha bastık; dördüncü cilt basılırken ikinci cildin birinci on bini bitti, ondan da tekrar on bin bastık. Sonra harp araya karıştı, öteki ciltlerin tab’ılarını tekrarlamadık. Fakat hepsi satıldı. En çok sattığım eserler arasında bu kitabı ve Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’nu sayabilirim. Çalıkuşu romanından on dört bin nüsha bastık. Mektep kitaplarını mevzuu bahsetmiyorum. Halk kitapları arasında çok sattıklarımız vardır; Velet Çelebi’nin hazırladığı Nasrettin Hoca kitabı bu ardadır. Kerem ile Aslı hikayesinden eski ve yeni harflerle pek çok defalar bastık sattık; yekûnu yetmiş seksen bin kadar olmuştur. En çok sattığım kitap budur.

Neşrettiğim eserler arasında Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlarromanları, Reşat Nuri’nin muhtelif romanları, Nedim Divanı vardır. Ömer Hayyam Rubaiyyatını bastık ki biri Abdullah Cevdet tercümesi, biri Hüseyin Daniş tercümesi olmak üzere iki ayrı kitaptır. İhtifalci Ziya’nın Kariye Camii, Mehmet Zeki’nin Maktul Şehzadeler, Ali Rıza Seyfi’nin Barbaros Hayrettin, Turgut Reis isimli eserleri, Bulgurluzade Rıza’nın Bedayi-i Edebiye’si, Enis Behiç’in şiir mecmuası, Abdullah Ziya’nın eski Türk hayatını canlandıran romanları, Dr. Tevfik Salim’in, Galip Ata’nın, İhsan’ın tıbbî eserleri şimdi hatırıma geliyor.

Tercüme vadisinde Hasan Bedrettin’in, Ragıp Rıfkı’nın, eski gazetecilerden mütercim Halid’in, Hamid Nüzhet’in eserlerini bastık; bilirsiniz Hamdi Nüzhet şimdi İzmir’de eczacılık ediyor; burada Sabah gazetesinde idi, Salime Servet imzasıyla yazardı. Mişel Zevako’nun bütün eserleriyle Şarlok Holmes, Natpinkerton, Nik Karter gibi cinaî romanlar da bastık; neşrettiğim kanun metinleri o zaman müstantik olan Tevfik Tarık tarafından hazırlanmıştı. Piyes neşriyatımız arasında Reşat Nuri’nin, Mahmut Yesari’nin Halit Fahri’nin, Ahmet Nuri’nin eserleri vardır; yenilerden M. Kemal Küçük’ün Çınarisimli piyesini neşrettik.

Yeni harflerle neşriyatımız da çoktur; bunlar bilhassa halk kitaplarıdır, edebî ve içtimaî eserler de vardır. Eski eserlerimize ait kataloglarımız kalmamıştır, maalesef birçok kıymetli muharrirlerin bastığımız eserlerini şimdi bir hamlede isimleriyle hatırlayıp size söyleyemiyorum.

Mesleğe ait bazı hatıralarınızı söyler misiniz?

Üç tanesini söyleyeyim: Lügatçı Baha’nın Türkçe Lügat isimli eserini Trablusgarp harbi sırasında basmıştık; muharrir bu esere o zamanki Osmanlılık gürültüsü içinde bilhassa bu unvanı koymuştu. Bu kitabı çıkarıp gönderdiğimiz birçok yerlerden birtakım gafiller bize “Osmanlıca lügat isteriz!” diye mektuplar yazdılar; kendilerine ayrı ayrı cevap vererek dilin Türk dili olduğunu anlattık.

Eski bir hatıram da Nasrettin Hoca’ya aittir. Bu eseri neşrettiğimiz zaman ilanını dercettirmek için Karagöz gazetesi idarehanesine gittim; Allah rahmet eylesin, o zaman Mahmut Bey’le Ali Fuat Bey Karagöz’ü çıkarıyorlardı. İkisiyle de tanışır, sevişirdik.

Mahmut Bey beni karşıladı; “Size Nasrettin Hoca için reklam yaptırmak istiyorum” dedim. “Hay hay buyurun, bir kahve için; size hem reklam yapacağız, hem de sizi dava edeceğiz!” dedi. “Öyle ise reklamdan vazgeçtim, dava ediniz, o bizim için çok reklamdan daha faydalı olur, demek ki birçok defa aleyhimizde yazacaksınız; bu eserden bahsetmiş olacaksınız!” dedim. Kahveyi içmedim, reklamı da vermedim. Dava ettiler. Meğer Koca Nasrettin diye bir mecmua imtiyazı almışlar, bizim Nasrettin Hoca isimli kitabı neşretmemizin kendilerini 889 lira 60 kuruş zarara soktuğunu iddia ettiler; Mahkemede Servet Yesari reis idi, avukatsız gittim, kendimi müdafaa ettim. Onlarınki mecmua, bizimki kitap. Onlarınki henüz çıkmamış, bizimki intişar etmiş, isimleri bile başka… İddiaları esassızdı; tabiî davayı kaybettiler. Aleyhimize birçok kitap yazıp çizdiler, eserimiz bu yüzden şöhret buldu; sonra Ali Fuat merhum geldi. “Mahmut yaptı, benim haberim yoktu” dedi, özür diledi; “estağfurullah” dedim.

Bir de umumi harp yıllarında Haşim Nahid’in Sahipzuhur isimli eserini basmıştık; o zaman memleketimizi hemen hemen istila etmiş gibi olan Almanlar aleyhinde bir eserdi; matbuat müdürü Hikmet Bey beni çağırttı, gittim. “Siz ne yapmışsınız? Bütün Almanya yerinden oynamış, Alman gazeteleri bu eserden bahsediyorlar; Almanlar Türkiye’den gitsin demişsiniz. Bu ne demek? Bunlar müttefikimiz değil mi?” dedi. “Doğru değil mi? Elbette gitmeleri lazım! Burası Türkiye değil mi, Almanlar niçin yerleşiyor?” dedim. Yanındaki memurlar dışarı çıktıktan sonra Hikmet Bey kapıyı kapadı; “Hüseyin Efendi pek iyi yapmışsın, Almanlar gitmelidirler, bu eseri neşrettiğinize memnun oldum, resmî ihtarlarımıza bakmayınız!” dedi.

Şimdiye kadar neşrettiğiniz eserler kaç çeşittir?

Beş yüz olmalı.

Kaç yaşındasınız?

Altmış dört.

Kitapçılığın bugünkü halini nasıl görüyorsunuz?

Kitapçılık nokta-i nazarından yeni harfin istikbalini daha çok parlak görüyorum. Eski harf zamanında neşriyat mahduttu; şimdi fen, edebiyat, ilim sahasında türlü bilgilere ait eserler çıkıyor. Memleket terakki ettikçe ilim ve irfan sevgisi ve irfan yolundaki mesai artmaktadır. Ben kendim kitap basmasam yalnız muhtelif bahislere dair çıkan kitapları alıp satsam geçinebilirim; hepsinin alıcısı vardır. Fikir hayatının ilerisi parlaktır.

 

Alıntılayan: M. Murtaza Özeren