, 21 Kasım 2017
Hüseyin Kerim Ece Kur an ı Okur-Yaşar Olmak Gerek

Hüseyin Kerim Ece

1083

Hüseyin Kerim Ece: Kur’an’ı Okur-Yaşar Olmak Gerek

''Kur'an, kendisini okuyana her okuduğunda farklı açılımlar, anlamlar, umutlar, güzellikler, ufuklar sunan bir kitaptır. Bunlara sahip olmak isteyen, her zaman Kur’an okumalı, ama Kur’an ona yeniden iniyor gibi okumalı ve her okuduğunu anlamaya çalışmalı.'' Hüseyin Kerim Ece, Kur'an'dan Eskimez Ölçüler kitabının etrafında Fatih Pala'nın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Her bir ayet tefekküre açılan birer kapı
Her bir ayet tefekküre açılan birer kapı

Hüseyin Kerim Ece’nin Âyetler ve İşâretler kitabı, Kur’an’la yol alışın en açık ve en güzel örneklerinden birini temsil ediyor..
29/06/2013 08:08
Sahih-i Buhari deki hadisler nasıl derlendi
Sahih-i Buhari’deki hadisler nasıl derlendi?

Hüseyin Kerim Ece, ilk baskısı Kasım 1984’te yapılan Buharî isimli biyografik eserinde Buhari’nin el-Camiu’s Sahih adlı devasa eserini hazırlarken, hadisleri toplayıp sınıflandırırken büyük bir titizlik örneği sergilediğine özellikle değiniyor..
30/08/2013 10:10
Takvayı ve muttaki olmayı uzaklarda arama
Takvayı ve muttaki olmayı uzaklarda arama

Hüseyin K. Ece’nin “Takva Bilinci” adlı eseri, takvaya ve takvalı olmaya yönelik enine boyuna pek çok hususu bizlere açıklıyor, okuyucuyu başladığı haliyle bitirdiği halinden farklı kılıyor..
03/05/2013 10:10
Kur'an-ı Kerim'in insan modeli nasıldır
Kur'an-ı Kerim'in insan modeli nasıldır?

Hüseyin Kerim Ece'nin 'Kur'an'ın İnsan Modeli & İyiler ve Daha İyiler' kitabıyla keramet, velayet, Allah korkusu, darü's selam kavramları benim zihnimde daha farklı bir yer etti. Funda Tuğba Emişen yazdı.
05/03/2015 12:12
H Kerim Ece hem şair hem mütevazi
H. Kerim Ece hem şair hem mütevazi!

Şiirleri, dinî konuları irdelediği kitapları, denemeleri olan, hayatına ve sohbetlerine Hollanda’da devam eden bir abimiz.
21/10/2011 16:04
Ece Karnıma taş bağlamıştım
Ece: Karnıma taş bağlamıştım!

Şair Hüseyin K. Ece'ye bir Ramazan anısını sorduk.
25/08/2010 15:03

Hüseyin Kerim Ece, pek çok edebiyat, düşünce ve araştırma kitabına imza atmış Müslüman bir yazarımız. Son kitabı olan “Kur’an’dan Eskimez Ölçüler”, Beyan Yayınları’nın 631. ürünü olarak Mayıs 2016’da okuyucusuna ulaşmıştı. Son yıllarda özellikle kerim kitabımız Kur’an üzerine yaptığı çalışmalarla, Müslümanlar için önemli bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum.

Kendisiyle son çalışmasını dikkate alarak bir söyleşi gerçekleştirmek istedim. Sorularımda ara ara diğer kitaplarına da atıfta bulunmaya çalıştım. Güzel fikir ve önerilerin satır aralarında ilgilisine sunulduğu ve faydalı bir muhabbet olduğunu düşündüğüm bu söyleşimi istifadenize sunuyorum.

Kur’an’dan eskimez ölçüler… Kitabınıza niçin bu başlığı seçtiğinizi sorsak evvela?

Kur’an’ın ölçüleri evrenseldir. Zamanlar üstüdür. Bir devre, bir kültüre, bir ülkeye, bir siyasî oluşuma ait değildir. Allah’ın insanlar için uygun gördüğü, insana dünya mutluluğunu, dünya hayatı imtihanını ve ahiret saadetini kazandıracak ölçülerdir. Bunlar; eskimez, ölmez, pörsümez ilkelerdir. İlk insandan beri insana layık hükümlerdir. Sosyal olaylar, uygarlıklar, âdet ve gelenekler, hayat tarzları veya fikirler ne kadar değişirse değişsin, bu ölçüler değişmez. Bunlar, dogma değildir ama ölümsüzdür. Dogma, bir anlamda saplantıdır. Hakikate uygun olmasa da körü körüne savunulan iddialardır. Ancak Kur’an’ın ölçüleri bir iddia değil, hükümdür, son karardır.  

Bir şeyin hüküm olması, hem bir durum tespitidir hem de mükelleften istenen bir şeydir. Mesela; “İyilik etmek İslâm’da farzdır” deriz. Bu, hem iyiliğin çok önemli ve güzel olduğunu tespit etmektir hem de muhataptan iyilik yapmasını istemektir.

Birileri tarafından, dinî alandaki eserlerin “dinin altını oymak” ya da “dinin anlaşılmasını ve yaşanmasını zorlaştırmak” anlamına geldiği söyleniyor. Sizin eseriniz de böyle algılanabilir mi? 

Birileri, ülkemizde İslâm adına yazılan ve piyasaya sürülen pek çok kitabın, ötekileri tekrar ettiğini, aynı konuları biraz değiştirerek anlattıklarını ileri sürüyorlar. Bu yolla akıldânelik yaptıklarını, okuyucuya akıl vermeye veya hükmetmeye çalıştıklarını, kendi yapmadıkları şeyleri okuyucudan beklediklerini iddia ediyorlar. Bunun da ötesinde pek çok kitabın İslâm’ı yanlış anlayıp yanlış açıkladıklarını söylüyorlar. Onlara göre bu da İslâm’ın anlaşılmasını ve yaşanmasını zorlaştırıyor.  

Bazı kitaplar da Allah’ın, Kur’an ve Peygamberle gönderip öğrettiği dini değil, tarih boyunca din adına uydurulan anlayışları din diye anlatıyorlar. Din adına çok kolay fetva veriyorlar. Bu, bir anlamda dinin altını oymaktır, dini hayattan dışlamanın bir başka yoludur. Çok kolay, herkes tarafından anlaşılıp uygulayabilecek İslâm’ı zorlaştırmaktır.  

Bizim kitabımız da böyle algılanır mı? Eğer “en doğrusunu ben biliyorum” diye okuyucuya yüksek perdeden akıl vermeye kalkıyorsa, büyük lâflar ediyorsa, sahasının biricik kitabı olduğunu ileri sürüyorsa, bilinenleri bilgiç bir eda ile tekrar ediyorsa, kafadan fetva veriyorsa böyle algılanabilir. (Buna hakşinas okuyucu karar verecektir.)

Ama ilâhi hükümleri Kur’an ve Sünnet ışığında anlama çabasını paylaşma iddiası varsa, hoş görülebilir, bu yargılamadan kurtulabilir. Ya da bir işe yarayabilir.

Bu kitabınız bir önceki kitabınız olan “Kur’an’ın İnsan Modeli”nin devamı gibi. Yanılıyor muyum?

Kur’an’ın İnsan Modeli”nde, sâlih amellerden hareketle Kur’an’ın övdüğü insan tiplerinden örnekler vermiştik. Bunlar, Kur’an’ın yetiştirmek ya da görmek istediği insan tipidir. Tümevarım metodunu kullanarak, iyi insanların Kur’an’a göre sıfatlarını tespit etmeye, model insan tipini ortaya koymaya çalıştık. Böylece bir taraftan insanı iyi yapan dinamikleri, ölçüleri ve ilkeleri tespit ederken, bir taraftan da iyi insanların özelliklerinden hareketle güzel davranışlara vurgu yapılmıştır.

Kur’an, bazı insan tiplerinden veya gruplarından bahsediyor. Bunlar, olumlu veya olumsuz tiplerdir. İyiler ve kötüler. Kim hangi davranışı sergilerse, neler yaparsa iyi veya daha iyi olur? Kim nasıl hareket ederse kötü veya daha kötü olur? Biz, bu kitabımızda Kur’an’ın iyi dediği ve övdüğü insan tiplerinden bir kısmını anlatmaya çalıştık. İyilerin özelliklerine, onlara bu sıfatı kazandıran sâlih amellere ve bunların insan eğitimindeki rolüne işaret ettik. Kur’an’da hayata yansıması gereken tasavvur, bilinç, ahlâk, anlayış ve eylemleri sıraladık. Sonunda, bütün bunları “Kur’an’ı okur-yaşar olmak gerekir” diye özetledik. “Kur’an’dan Eskimez Ölçüler” de biraz buna benziyor.

Bundan önceki kitabımız “Âyetler ve İşaretler”de, bazı âyetlerin işaret ettiği gerçekler üzerinde düşünmeye, onların ortaya koyduğu ölçüleri tespit etmeye çalıştık. Aynı zamanda âyetlerdeki uyarıları ve sakındırmaları yakalamaya çalışarak onları gündeme taşımayı düşündük. Âyetlerin tarif ettiği bazı tiplemelere, tavır ve anlayışlara, verilen örneklere dikkat çekmeye, o örnekler ile kendi durumumuz arasında bağ kurmaya çalıştık. Bu açıdan “Kur’an’dan Eskimez Ölçüler”, bu kitabın da devamı sayılabilir.

“İman, ameli gerektirir” ilkesi var. Ameli nasıl anlamak gerekiyor, amelin başlangıcı ahlâk mı yoksa emredilmiş ibadetler midir, diye bir soru sorsak?

Doğru, “İman, amel etmeyi gerektirir.” Dahası, iman ile amel bir bütündür. Hem birbirlerini tamamlarlar hem de beslerler. İman güçlendikçe ameller daha ihlaslı olur ve çoğalır; ameller ihlaslı yapıldıkça iman güçlenir, kemâle erer. İslâm tarihindeki “Amel, imandan bir cüz müdür?” tartışması konumuz değil tabi.

Kur’an’daki her bir âyet, zahirî her hüküm, her haber aynı zamanda bir iman ilkesidir. İmanın şartları Âmentü’nün açılımı olan âyetler sayısı kadardır. Mesela namazın farz olduğuna, Kur’an’da her mü’mine Allah’ın bunu emrettiğine, Peygamberin bunu uygulayıp ümmete öğrettiğine inanmak imandır. Bir kimsenin, “Ben, namazın Müslümanlara farz olduğuna iman ediyorum” demesi yeterli midir? Namazın veya diğer ibadetlerin farz olduğuna inanmak, aynı zamanda onları elden geldiği kadar yerine getirmeye söz vermektir. Hırsızlığın haram olduğunu kabul etmek, imandır. Ama Müslüman, bunu hırsızlık yapmamak üzere kabul eder.

Söz ile “inanıyorum” demek, asıl maksat değildir. Mü’min imanın ilkelerine, onların gereğini yapmak üzere inanır.

Amel, kişinin niyet ederek yaptığı bütün eylemlerin, hareketlerin, davranışların adıdır. İslâm’ın insandan istediği, bu amel değil. Zira bunu herkes yapar. Canlı olan her insanın yaptığı her türlü faaliyet, onun amelidir. Ancak Kur’an’ın iman edenlerden istediği sâlih ameldir. Kur’an’da iman ve sâlih amel, genellikle yan yana gelir. Hem de pek çok âyette. İman etmek önemli olduğu gibi, imanın gereği olan sâlih amel işlemek de istenendir.

Sâlih amel Türkçeye, “yarayışlı işler” diye aktarılıyor. Bu, eksik bir ifadedir. Sâlih amel, yarayışlı olmanın yanında, isabetli, yani imana uygun, sağlam bir delile dayalı, sonuç açısından kendisinden zararın uzaklaştığı ıslah edici eylem demektir. Allah rızasına uygundur, sahibine sevap kazandırır. Aynı zamanda yerine getirildikçe Müslümanı dinî anlamda ıslah eder, tezkiye eder, terbiye eder.

Bu açıdan Kur’an’da ister ahlâk, ister emredilmiş ve ibadet adıyla kategorize edilmiş olsun, bütün eylemler sâlih ameldir. Değil mi ki Kur’an’da veya sahih sünnette yer alıyor, değil mi ki eskimez ölçüdür; fark etmez. Bu noktada Kur’an ahlâkı ile Kur’an’ın emrettiği sâlih ameller arasında fark yoktur. Değil mi, hepsi de Allah’ın emri, faydalı ve Müslümana sevap kazandırıcıdır.

Çalışmanızda, Kur’an her gün bize inzâl olmalı/inmeli, diyorsunuz. Burada neyi kastettiğinizi biraz açıklayabilir misiniz?

Kur’an okumak güzeldir. Hem de çok güzel. Bir Müslüman için “okumak”, Kur’an kıraatiyle başlamalı. Ama Kur’an’ı anlayıp yaşamak daha güzeldir. Çünkü Kur’an, kıraat (okuma) kitabı değil, hayat kitabıdır. Yirmi üç yılda inzal oldu. Allah dileseydi onu bir defada indirirdi. Câhiliye toplumunun üyeleri olan sahabelerin vahiyle eğitilmeleri, vahyin amaçlarının gerçekleşmesi için Kur’an’ın parça parça indirilmesi isabetli idi. Kur’an, sahabe neslini, imandan ahkâma doğru evrilen bir vahiy süreciyle inşa etti.  

Kaynakların anlattığına göre sahabeler, bir veya bir kaç âyeti öğrenirler, sonra evlerine gider, bu âyetleri iyice sindirdikten ve uyguladıktan sonra gelip başka âyetleri de öğrenirlerdi. Kur’an’ın nüzûl süreci, aynı zamanda sahabenin inşa/yetişme sürecidir.  

Peygamberden sonra Kur’an toptan elimizde. Bugün biz de Kur’an’ı nüzûl sürecine uygun okuyup anlayabiliriz. Öğrendikçe de uygulamaya çalışırız. Böylece Kur’an’ın bizi tıpkı sahabeler gibi inşa etmesine izin veririz.

Kur’an’a kim inanıp okuyorsa, o, ona hitap eder. O muhatap da okuduğundan sorumludur. Kur’an, bir sefer okunup bir kenara bırakılacak ya da hükmü geçen bir kitap değildir. O, bir ders kitabı değildir ki “geçen sene okumuştuk” diyelim. O, her dem yenidir. O, kendisini okuyana her okuduğunda farklı açılımlar, anlamlar, umutlar, güzellikler, ufuklar sunan bir kitaptır. Bunlara sahip olmak isteyen, her zaman Kur’an okumalı, ama Kur’an ona yeniden iniyor gibi okumalı ve her okuduğunu anlamaya çalışmalı. Yani Kur’an, her Müslümana, her dem inmeli. Ki Kur’an, onun hayatını ihya ve inşa etmeye devam etsin.

Kendisinden çokça istifade edilen “İslâm’ın Temel Kavramları” kitabınız var. Bu çalışmanıza da bir çeşit kavram çalışması diyebilir miyiz?

Hayır, bu kavram çalışması değil. Buna, Kur’an araştırması diyebiliriz. Kur’an’ın eskimez, evrensel ve hayatı inşa eden ölçüleri; tasavvurdan kulluk bilincine, olgun ahlâktan toplum içerisindeki tavra, sağlam bir kişiliğe doğru anlama ve hayata taşınabilirliğini açıklama çabası.

Kitabınızda, Kur’an’dan eskimez ölçüler dediğiniz ölçüler, günümüzün modern hayatına muhatap olanlar için bir anlam ifade eder mi? Bunların şu içinde bulunduğumuz hayatta karşılığı var mı?

Kur’an’ın eskimez ölçülerinin bugün değil, her devirde ve her yerde karşılığı var. Zira Kur’an, insana, yani fıtrata hitap ediyor. Fıtrat ile bu ölçüler arasında bir zıtlık veya bir uyuşmazlık yok. Yukarıda söylediğimiz gibi Kur’an’ın ölçüleri evrensel ve çağlar üstü. İnsanın her zaman hakikate, güzel ahlâka, eskimez değerlere ve uymakla hayatına istikamet ve anlam vereceği prensiplere ihtiyacı vardır.  

Günümüzde Müslümanlar, dünyaya teknoloji, yeni icatlar, devasa makinalar ve onları yapacak fabrikalar, uzayın fethini sunamıyorlar. Buna karşın, Kitab’ın öngördüğü güzel ahlâkı, fıtrata uygun ve insanın değerini yücelten ölçüleri, insanlığın muhtaç olduğu manevi dinamikleri, insan haklarını sağlama alabilecek ve adaleti sağlayacak, insana insanca muameleyi esas alan ilkeleri sunabilirler. Yaratıcıyı, ölümü, sorumluluğu hatırlatabilirler. Allahsız bir hayat anlayışının anlamsız ve amaçsız, vahşi ve değersiz olacağını anlatabilirler. Eşyaya, maddeye, çıkara, lükse, üretip tüketmeye, kullara kulluk yapılmaması gerektiğini uygun bir dille duyurabilirler.

Son olarak, “çalışmanızdaki iddialarınızın; Kur’an’ı, sadece yüzünden okumakla yetinen ve maalesef bazı özel günlerle ve olaylarla ilgili bir kitap haline getiren bir anlayışın hâkim olduğu insanlarımız için ne anlam ifade edeceğini” sorarak tamamlayalım söyleşimizi inşallah.

Tabidir ki her kitap, aynı zamanda bir iddiadır. Ama asıl sorunlardan biri, insanımızın az kitap okuması ve Kur’an’la ilişkisinin azlığıdır. Doğru, Kur’an’ı belli günlerin ve törenlerin aracı sayan, Kur’an’ı anlama diye bir derdi olmayan, ne yapsın bizim kitabımızı.  

Kitabımız, hiç kitap okumayanların eline geçmeyecek ve onlar için bir işe yaramayacak. Tıpkı Kur’an’ı anlatan diğer kitaplar gibi.  

Ancak Allah’a kulluk yapmak için dünyaya geldiğini ve bu kulluğu da Kur’an’dan ve onu tebliğ edip hayat haline getiren Hz. Muhammed’den öğrenebileceğini bilen Müslüman, bir çaba içinde olur. İnandığı kitabı daha iyi öğrenmeye, anlamaya, hayatlaştırmaya çalışır. Bizim kitabımız bu kardeşlerin eline geçerse, belki onların Kur’an’ı ve onun ölçülerini tanımalarına yardımcı olur diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.  

Hüseyin K. Ece, Kur’an’dan Eskimez Ölçüler, Beyan Yayınları

 

Röportaj: Fatih Pala