, 16 Aralık 2017
Asifa Quraishi-Landes ile Çalışmaları ve ABD'de Müslüman Olmak Üzerine

1076

Asifa Quraishi-Landes ile Çalışmaları ve ABD'de Müslüman Olmak Üzerine

Asifa Quraishi-Landes, İslam hukuku ve Amerikan anayasa hukuku üzerine karşılaştırmalı çalışmalar yapan Amerikalı bir profesör. Dilara Yabul, kendisiyle, bir sempozyum vesilesiyle bulunduğu İstanbul'da bir söyleşi gerçekleştirdi.

Asifa Quraishi-Landes, İslam hukuku ve Amerikan anayasa hukuku üzerine karşılaştırmalı çalışmalar yapan Amerikalı bir profesör. Akademik kariyeri oldukça parlak; lisans eğitimini Kaliforniya Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra yüksek lisansını Kolombiya Hukuk Okulu’nda, doktorasını da Harvard Hukuk Okulu’nda yapmış. Halihazırda Wisconsin Hukuk Okulu’nda profesör olarak görev yapan Quraishi-Landes, burada Amerikan anayasal hukuku ve İslami hukuk hakkında dersler veriyor. Şu sıralar çalışmalarını modern İslami anayasa teorisi üzerine yoğunlaştırmış olan Quraishi-Landes’in İslam’da kadın hakları üzerine de pek çok yazısı mevcut. En yeni çalışmalarının isimlerini zikredersek daha iyi fikir edinilebilir: “Müslüman Hükümet Geleneğinde Güçler Ayrılığı”, “Ya Şeriat Düşman Değilse: Uluslararası Kadın Hakları Aktivizmini ve İslam Hukukunu Yeniden Düşünmek” ve “21. Yüzyıl için İslami Anayasa: Seküler Değil. Teokratik değil. İmkansız Değil.” Özellikle zikrettiğimiz son çalışma, hem şer’i temelli hem de insan haklarına saygılı yeni bir anayasal çerçeve çizmesi bakımından oldukça önemli.

Sabahattin Zaim Üniversitesi geçtiğimiz günlerde ‘Uluslararası İslam Dünyası Sempozyumu: Yeni Bir Paradigma Oluşturmak ve Modern Problemleri Analiz Etmek’ isimli bir sempozyum düzenledi ve alanlarında uzman akademisyenleri Müslüman toplumların günümüzde karşılaştığı sorunlar üzerine konuşmak için bir araya getirdi. Asifa Quraishi-Landes de bu sempozyumda bir konuşma gerçekleştirdi ve sonrasında kendisi ile bir söyleşi yapma fırsatımız oldu.

Siz İslam hukuku ve Amerikan anayasa hukuku çalışıyorsunuz. Amerikalılar sizin şeriat hakkında akademik çalışmalarınız olduğunu öğrendiklerinde nasıl tepkiler veriyorlar? Amerika’da şeriat hakkındaki en yaygın önyargılar ve mitler neler?

Aslında bu, kiminle konuştuğuma göre değişen bir şey. İslam ve şeriat hakkında olumsuz herhangi bir şey duymamış sıradan Amerikalılar, çalıştığım konuyu duyduklarında çok merak ediyorlar ve bu konu hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorlar. “Şeriat nasıl bir şey? Sadece İslami hukuk mu demek, yoksa Amerikan yasaları gibi mi?” gibisinden sorular soruyorlar.

Medyadan olumsuz bir şekilde etkilenmeyenler de var yani… 

Evet, çoğu kişi medyada çıkan yayınlar sebebiyle olumsuz bir şekilde etkilense dahi, çok az kişi olsalar bile, medyadan etkilenmemiş ve bu konuyu merak eden insanlar da var. Bunun dışında, Amerikalı Müslümanlarla karşılaştığım zaman, onlara çalıştığım alanı söylediğim zaman herhangi bir olumsuz tepki almıyorum. Ama onlar da bu konu hakkında çok fazla bilgi sahibi değiller. Pazar derslerine katılıyorlar ve burada İslam hakkındaki temel bilgileri öğreniyorlar ama şeriat hakkında derinlikli bilgi edinmiyorlar. Dolayısıyla onlar da çalıştığım konuyu duyduklarında merak ediyorlar ve öğrenmek istiyorlar.

Medyada olumsuz şeyler duyan Amerikalılara gelirsek, onlar şeriatın ve İslam’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne bir tehdit olup olmadığını öğrenmek istiyorlar. Tabii şeriat çalıştığımı ilk duyduklarında gözleri büyüyor ve çok şaşırıyorlar. Ama ben zaten sadece İslam hukuku değil, aynı zamanda Amerikan anayasa hukuku da çalıştığımı söylüyorum. Bu yüzden çok da önyargılı olmuyorlar.

Sorulara gelince genelde hep aynı sorular geliyor; aynı soruların tekrarı diyebiliriz o yüzden. “Şeriat, kadınların zararına değil mi? Biz bununla ilgili çok kötü şeyler duyduk…” ya da “Müslüman olarak yaşadığınız ülkenin yasalarına bağlı kalamıyor musunuz, sadece şeriata mı uymak zorundasınız?” Onlara diyorum ki gayrimüslim bir ülkede yaşasan bile kişisel hayatında İslami kuralları takip ediyorsun, kamuda da yaşadığın devletin yasalarına uyuyorsun. Bunu daha önce hiç duymamış oluyorlar. Kafalarında kötü bir imaj olduğu için, duydukları her şey olumsuz olduğu için benim söylediklerim karşısında çok şaşırıyorlar ve rahatlıyorlar. Soru sormaları bile bir şeyler öğrenmek istediklerinin bir göstergesi.

Bir de hiç soru sormayanlar, sadece şeriatın ve İslam’ın çok kötü bir şey olduğuna “inananlar” var. Bu kişiler benim söylediklerimi dinlemiyorlar, ben konuşmaya devam edersem benim yalan söylediğimi ya da onların beynini yıkamaya çalıştığımı söylüyorlar. Onlara şeriatın kadınlarla ilgili kurallarının diğer toplumlara kıyasla ne kadar gelişmiş olduğunu söylediğimde çok ilginç tepkiler alıyorum ve tabii ki çok şaşırıyorlar. Bazen bana “Belki sen farklı bir Müslüman’sın, senin İslam’ı yorumlama şeklin farklı.” diyorlar. Yani benim söylediklerimi duyuyorlar ama İslam hakkındaki düşünceleri değişmiyor; aynı düşünceye sahip olmaya devam ediyorlar. Kendi zanlarının doğruluğunu sorgulamak yerine benim istisnai bir örnek olduğumu farz ediyorlar.

Bir de şunu da göz ardı etmemek gerek, Trump’ın Müslümanlara karşı çok fazla olumsuz yargıda bulunması ters tepti. Artık daha fazla Amerikalı Müslümanlara karşı olumlu yargıya sahip. Bu bizim işimize yaradı açıkçası. Trump bu konuyu dile getirmeden evvel, insanlar medyada duydukları her şeye inanıyordu. Ama Trump Müslümanlara karşı bir tavır takınınca, insanlar da “Acaba Müslümanlar denildiği kadar kötü değil mi?” demeye başladılar. Bu yüzden daha fazla şey öğrenmek istiyorlar. Bu anlamda Trump ulusal bir koalisyon yarattı. Trump’ın karşı olduğu tüm gruplara, Meksikalılara, Müslümanlara vs. destek için insanlar birleşti ve ortaklaşa eylemler düzenlemeye başladılar. Daha önceden böyle eylemlere Müslümanlar davet bile edilmezdi; bu eylemlerin içinde yer almak için çok çaba sarf etmek, adeta savaşmak gerekirdi. Ancak şimdi durum değişti. İronik bir şekilde, Trump durumu bizim için daha kolay bir hale getirdi.

Siz aynı zamanda İslam’da kadın hakları üzerine de çalışıyorsunuz. Uluslararası kadın hakları aktivizmine ve Müslüman feministlere dair ne söylemek istersiniz? Bu ikisinin birbirine yaklaştığı alanlar nelerdir?

Öncelikle seküler feminizm ve İslami feminizm kavramları da sorgulanmaya değer kavramlar ama şimdilik, anlaşılır olmak adına, bu şekilde kullanalım. Seküler feminizm ile İslami feminizmin tüm konuları olmasa da pek çok konusu ortak. Seküler feministlerin ve Müslüman feministlerin ortak hedefleri var: Kadınlara boşanma konusunda daha fazla alan açmak, çocuk yaşta evliliklerin engellemesi gibi. Bu tarz konularda aynı hedeflere sahibiz. Ancak bazı seküler feministler bu konular hakkında yazdıkları ya da konuştukları zaman problemin asıl kaynağı olarak İslam’ı gösteriyorlar. Ya da şeriatı üstesinden gelinmesi gereken bir şey görüyorlar. Şeriatı Müslüman kadınlara bu konularda yardım edebilecek bir araç olarak algılamıyorlar; özellikle bu konuda eğitilmeleri gerekiyor.

Seküler feministler Müslüman ülkelerdeki kadınların hakları için çalıştıklarında, bu ülkelerdeki kadınların haklarını İslam’a karşı bir şekilde savunduklarında bir çatışma oluyor. Kadın hakları için çabalıyorsan, İslam’a karşı olmalısın gibi bir algı oluşuyor. Ya da sen İslam’ı savunuyorsan, kadın haklarına karşı olmalısın gibi… Seküler feministler yardım etmek istedikleri Müslüman kadınlara aslında zararlarının dokuduğunun farkında dahi olmuyorlar. Yardım etmek istediklerini dile getiriyorlar ama aslında yardım etmeye çalıştıkları Müslüman kadınlara zarar veriyorlar. Çünkü sanki bu kadınların içinde bulundukları toplum, yani kendi toplumları onları reddediyor, onları istemiyor gibi bir algı yaratılıyor. Halbuki kadın hakları da İslam’ın bir parçası. Yine de bazen seküler feministler diyalog kurmayı öğreniyor ve sağlıklı bir ortam oluşuyor; diğer zamanlarda ise yaptıkları bu tahribatın farkında bile olmuyorlar.

Ben bazen çeşitli toplantılarda konuşmalar yapıyorum ve benden kadın hakları konusunda bir şeyler duymak onları çok şaşırtıyor. İslam’ın kadın haklarının genişletilmesi konusunda yardımcı bir unsur olabileceğini daha evvelden hiç düşünmemiş oluyorlar; onlara göre İslam sadece bir engel. Bu yüzden çok daha fazla çalışmak lazım. Daha fazla Müslüman kadının seküler feminizm ile bir köprü oluşturması ve diyalog kurması lazım. “- Eğitim mi? - Evet, Müslümanlar olarak biz de eğitimi savunuyoruz!” Bunu bile daha önceden duymamış oluyorlar ve sadece propagandaya maruz kalıyorlar; doğrudan Müslümanlardan bilgi edinmiyorlar. Maalesef Müslümanlara sadece ‘kurban’ken tanık oluyorlar ve bunu değiştirmek için bizim çaba harcamamız gerekiyor.

 

Röportaj: Dilara Yabul






İlgili Konular