, 25 Eylül 2017
Cezaevi Söyleşileri 3 - Ahmet Şat ile röportaj

3054

Cezaevi Söyleşileri 3 - Ahmet Şat ile röportaj

Mehmet Ali Başaran'ın sürdürdüğü Cezaevi Söyleşileri dizimizin konuğu Ahmet Şat. Başaran, Ahmet Şat ile Düşün Yayıncılık'dan çıkan Vahiy Öğretisi ve İslam kitabı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

İlgili Yazılar
Necdet Yüksel ile 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler'i Konuştuk
Necdet Yüksel ile 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler'i Konuştuk

''Acılarımı, neşelerimi ilahi vahiy mikroskobu altında tetkiklerden geçirdikçe, ortaya yeni anlam katmanları, dolayısıyla da meyveler çıkıyor. Binlerce sayfayı çoktan aşan mektuplarımda da hep bu yeni tespitlerimi açmaya koyuldum.'' Necdet Yüksel, 'Bedeli Zindanda Ödenen Sözler' kitabı üzerine Mehmet Ali Başaran'ın sorularını cevapladı.
15/09/2017 08:08
Cezaevinde Bir Fantastik Yazar Abdülselam Durmaz
Cezaevinde Bir Fantastik Yazar: Abdülselam Durmaz

25 yıldır siyasi tutsak olarak cezaevinde bulunuyor. Kendisi henüz çıkmadan kitapları çıkıyor cezaevinden bir bir: 'Son Nişanlı', 'Lanetli Duvar', 'Dunah’ın Terazisi'… Dört ciltten oluşacak 'Evrenin Kitabı & İlma' eseri 'Türk Edebiyatının öncü epik fantastik roman dizisi' olarak tanımlanıyor. Abdülselam Durmaz, cezaevi hayatı ve yazarlığı üzerine Mehmet Ali Başaran'ın sorularını cevapladı.
21/06/2017 11:11
Atavi Osman Erdemir Şiiri Şiir İçin Değil Bir Dava İçin
Atavi Osman Erdemir: Şiiri Şiir İçin Değil Bir Dava İçin Yazmalı

Mehmet Ali Başaran, 25 yıldır siyasi tutsak olarak cezaevinde bulunan ve geçen yıl ''Etibe’ye Mektuplar'' adlı kitabı yayınlanan şair Atavi Osman Erdemir’le mektup üzerinden kısa bir röportaj gerçekleştirdi.
13/04/2017 10:10
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Aralık 2016
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Aralık 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Aralık-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/01/2017 10:10
Şehidlik ölümün zirvesidir bu hayatta
Şehidlik, ölümün zirvesidir bu hayatta

Müslümanların tarihinde unutamadıkları, unutmamaları gereken adamlar vardır. Bu adamlar ki, şahadet yolunun neferleridirler. Onların adlarını Rableri koymuştur: Şehidler. Asla ölmez onlar; Rableri katında diridirler ve bizim anlayamayacağımız şekilde rızıklandırılırlar.
22/02/2014 12:12
Darağacındaki iki gülden biri Ali Rıza Efendi
Darağacındaki iki gülden biri Ali Rıza Efendi

Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi adlı eser, Ali Rıza Efendi’nin biyografik bilgilerini, ilmî donanımını, mahkeme edilme sürecini ve idam edilerek şehid edilmesi konularını içeriyor..
30/07/2013 14:02

90’lı yıllardan bu yana cezaevlerinde pek çok Müslüman siyasi tutsak bulunuyor. Onlarda biri de Ahmet Şat. 25 yıldır bulunduğu cezaevini ilim ve irfan yurduna dönüştürdüğü, eseriyle ortada. Düşün Yayıncılık etiketini taşıyan “Vahiy Öğretisi Ve İslam” adlı eseri Mart ayında okurlarla buluştu. Cezaevindeki Yazarlar Serisinin 3. Röportajında kendisine kitaba ve hayata dair temel sorular sordum.

İslami düşünce ve yaşayışa dair pek çok meselenin ele alındığı, 615 sayfalık, kapsamlı bir kitap sundunuz okura. Cezaevi koşulları içinde bulunduğunuz hesaba katılınca, “kitabın ardında nasıl bir gaye ve gayret yatmakta” sorusu, ister istemez önem kazanıyor.

F tiplerinin açılıp bizim de Bolu F tipine sürgün edildiğimiz (2002) dönemde tam bir tecrit hayatı yaşıyorduk. Bu tecridi en azından zihin dünyamızda kırmak için düzenli yazı yazmaya başladım. Ele aldığım konular daha ziyade İslam geleneğinde tartışma konusu olan ve bugün de geleneğin etkisi ile hareket edildiği için sorun yaratmaya devam eden konuları kapsamaktadır.

Eser uzun bir zaman diliminde oluştu. Elbette bunda cezaevinin şartları, uygulanan yasaklar ve kaynaklara ulaşmadaki problemler belli oranda etkili oldu. Tabi bu sıkıntıların olumlu faydaları olduğu zamanlar da oluyor. O da özgür bir insanın eldeki kaynaklarla çok kolay temin edebileceği bir bilgiyi içerde biz, uzun bir zaman diliminde ve bir düşünce girdabına girerek ulaşmaya çalışıyoruz. Nakilde bulunmak yerine düşünce üretmek, bir yandan zihinsel tembelliğimizin kırılmasına diğer yandan vicdanımızın onay verebileceği sonuçlara varmamıza vesile olabiliyor.

Eseri yazmadaki gayeye gelince, bugün yaşadığımız en önemli problem, vahyi öğretinin oluşturduğu “dini algımız”daki problemlerdir. Ve bu problemin doğal sonucu olarak yaşanan her alandaki ahlaki çöküntüdür. Bu problemin en önemli nedenlerinde biri de dinimizin temeli olan vahyin nasıl bir öğreti olduğu, hayatımıza nasıl ve neden müdahil olması hususunda yaşadığımız sorunlarıdır. Bu amaçla din algımızın doğru bir zemine oturtulması için bilgi kaynaklarımızın ve kültürel alt yapımızın sorgulanma ihtiyacı kendini dayatmaktadır. Amacım, bu sorgulama sürecine bir oranda katkı sağlamaktır, diyebilirim. 

Vahiy öğretisine sıhhatli bir yaklaşım için olmazsa olmaz niteliğine sahip gördüğünüz ilkeler nelerdir?

Somut ilkeler ortaya koymak yerine şöyle bir perspektifle sorunuza yanıt vermeye çalışmak daha doğru olacağı kanaatindeyim. Vahyi öğretiye karşı sıhhatli bir bakış açısı için öncelikle sıhhatli bir din algısına sahip olmamız gerekiyor. Diğer yandan sıhhatli bir din algısı için de yine vahyi öğretinin sağlıklı bir şekilde anlaşılmış olması gerekiyor. Görüldüğü üzere bunlar iç içe girmiş ve bir birbirine bağımlı iki konuyu teşkil etmektedir. Bu sebeple din algımızın temelini oluşturan Allah, insan ve evren (eşya/kainat) tasavvurlarımızı vahyin ortaya koyduğu şekliyle oluşturmamız zorunludur. Bunun için de insanın muhatabı olan varlıklara karşı (Allah-insan-evren) hukuksal ilişkisini varoluşsal (ontolojik) olarak yeniden tanımlamamız icap ediyor. Böylece bütün konusu bu muhataplarla olan ilişkilerini düzenleyen Kur’an ayetlerini daha iyi anlamış olacağız. Bunun içi asli kaynaklarımız ışığında doğru bilgiye ve bu bilginin ürünü olan doğru eyleme ihtiyaç duymaktayız.

Doğru bilgi ve doğru eylem arasında mekik dokuyarak, ulaştığımız her doğru bilginin son olmadığını ve bunun ötesinde daha doğru bir bilginin olabileceği rezervini de koruyarak, hakikat arayışımızı son nefesimize kadar sürdürmeliyiz.

 Diğer yandan, vahyi öğretinin doğru anlaşılması için insana yeryüzü için verilmiş egemenlik statüsünün (halife) ne anlama geldiği ve insanın irade sınırlarının doğru anlaşılması da büyük önem taşımaktadır. Böylece muhatap olduğumuz her vahyi buyruğu bu egemenlik sınırları içinde anlamamız ve yorumlamamız mümkün olacaktır.

Müslümanların bugün içinde bulundukları süreci “vahiy öğretisine karşı yabancılaşma” olarak tanımlıyorsunuz. ‘Bir diğer sorun, geleneğin akıl fonksiyonları üzerine kurduğu ambargolardır’ diyorsunuz. Gelenekle hesaplaşma veya helalleşme sorunu varlığını olduğu gibi koruyor. Bu sorunun üstesinden gelmeyi nasıl başarabiliriz?

Batı toplumunda dine karşı yabancılaşma, seküler bir hayat tarzı ile birlikte modernizmi doğurmuştur. İslam geleneğinde vahyi öğretiye karşı yabancılaşma ise Kur’an’dan uzak ve hurafelerle dolu eklektik bir dini inanış ve yaşamı önümüze koymuştur. Muhammed İkbal yaşadığı dönemi “İslam dininin mezarlığı” şeklinde tasvir etmektedir. Bu sebeple bu eklektik dinin veya bu mezarlığın İslam olmadığını bilmekle işe koyulmalıyız

Peygamberimizin rıhletinden sonra özelliklede tedvin asrıyla birlikte hadisin otoritesinin aklın otoritesine tercih edilmesine yönelik bir yaklaşım görüyoruz. Bu sürecin bir uzantısı olarak bir mitolojiye dönüşen içtihat kapısının kapanması ile aklın fonksiyonları devre dışı bırakılmıştır. Bu süreçte yeni düşünce üretmek yerine nakillerle veya kıyas yoluyla mevcut sorunlar çözülmeye çalışıldı. Bu durum İslam geleneğinde ortaya konan düşüncelerin sürekli birbirini tekrarlamasına yol açmıştır. Tabi bu da yeni sorunları tetiklemesi ve bir kısırdöngünün yaşanması anlamına geliyor.

Ortada kimin tarafından kapatıldığı bilinmeyen bir kapı durmaktadır. Oysa ilk dönem Müslümanların hikmet odaklı içtihatlarda bulunduklarını biliyoruz. İçtihat; Kur’an ve peygamberin otoritesi ışığında hikmetle hareket etmek ve çözüm sunmaktır. Bu açıdan Kur’an tüm zamanların kitabı iken, hikmet ise zamanın Kur’an ruhuyla hareket etmektir. Ve bu da ancak, kaynağı Kur’an ve peygamber olan “İslami bir akıl”la olur. Bu nedenle mutlak olarak tekrardan aklın otoritesini tahkim etmek gerekiyor.  

Diğer yandan, bugün yaşadığımız ahlaki yozlaşmamızın temelini, tevhitten sapma olarak görüyorum. Bunun için Allah’ı hayatımıza dâhil etmeliyiz. Yine, din algımızın temeli olan Allah, insan ve evren tasavvurlarımızı yeniden inşa etmeli, Kur’an ve peygamberi aracısız olarak bilgi kaynaklarımıza dönüştürmeliyiz. En önemlisi de Kur’an’da, peygamberin “Rabbim! Kavmin bu Kur’an’ı terk edilmiş halde bıraktı”(25/30) şikayetinin muhatapları olduğumuzu da hiç unutmamalıyız. 

Cezaevindeki yazarlara sorduğum soruyu size de sormak istiyorum. Dışarıdaki hayata dair en çok nelerin özlemini duyuyorsunuz?

Özlemini çektiğimiz şeyleri sıralamak galiba uzun bir liste oluşturacaktır. Ama kısaca özgürlüğe dair her şey diyebilirim. Yaşadığınız esaret nedeniyle mahrum bırakıldığınız her şeyin özlemini çekiyorsunuz. Öncelikle aileniz ve sevdiklerinize karşı duyduğunuz özlem ve hasret hem hayallerinizin hem de dualarınızın başını süslemekte… Sonra önünüzde bir duvar olmadan sınırsız bir şekilde yürümek ve koşmak… Birde ağaçlar, çiçekler, hayvanlar, dağlar ve deniz…  Anlayacağınız hayata dair her şeyin özlemini çekiyorsunuz… 

 

Röportaj: Mehmet Ali Başaran

Ahmet Şat, Vahih Öğretisi ve İslam, Düşün Yayıncılık





Yorum
Bilgiye erişimin sınırlı olduğu bir yerde böyle bir düşünce sistemi
Ünzile
Sanırım bu yazıyı okuyunca, düşünmek için kaynaklardan ziyade önemli olanın akıl olduğunu bir kez daha anladım. Güzel bir mantık silsilesi var Ahmet Bey'in. En kısa zamanda özgürlüğüne kavuşması için de duacı olacağım.
20/07/2017, 00:48
Ahmet Şat
Yüksel sezgin
Allah bir an önce özlemini duyduğumuz özgürlüğe ulaşmanızı nasip etsin inşallah.
17/07/2017, 18:32
F tipi tecrit böyle aşılır
Abdullah
Ahmet Şat Ağabeyin, zımnen "Asla pes etmek yok" dediği "...F tiplerinin açılıp bizim de Bolu F tipine sürgün edildiğimiz dönemde tam bir tecrit hayatı yaşıyorduk. Bu tecridi en azından zihin dünyamızda kırmak için düzenli yazı yazmaya başladım..." cümeleleri bana meşhur bir alimin sözlerini anımsattı: "Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir"
17/07/2017, 14:24