, 25 Kasım 2017
Herkes İçin Masal Masal Kervanı ve Oyun Çalışmaları

Necdet Ömer Özer, Efruze Esra ve Oyun Çalışmaları ekibi ile

2994

Herkes İçin Masal: Masal Kervanı ve Oyun Çalışmaları

Masal Kervanı, Oyun Çalışmaları (OÇA) bünyesinde İstanbul'da pek çok etkinlik yapan bir masal gurubu. Grubun kurucusu Efruze Esra, masallar üzerine ve OÇA’nn etkinliklerine dair Necdet Ömer Özer'in sorularını cevapladı.

Masal Kervanı, Oyun Çalışmaları (OÇA) bünyesinde İstanbul'da pek çok etkinlik yapan bir masal gurubu. Grubun kurucusu Efruze Esra ile masallar üzerine ve OÇA’nn etkinliklerine dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Merhabalar! Sizin çok iyi masal anlattığınıza yaptığınız etkinliklerden şahidim. Masala olan merakınız nasıl başladı? Etkilendiğiniz biri oldu mu?

Merhaba! Çok iyi masal anlattığımı söylemek, masal anlatıcılarına ve henüz başında olduğum masal yolculuğuna haksızlık olur. Sadece çok iyi masal dinlediğimi söyleyebilirim. Mesellerle, türküyle büyüyen şanslı insanlardanım. Şimdi hatıramda bir masal gibi canlanan köy bayramlarımızda her akşam fasıl yapılırdı. Dayımlar saz çalar, ninem veya dedem mesel anlatırdı. Hâlâ daha bu geleneği gayri ihtiyari devam ettiriyoruz. Bu geleneğin beni ne kadar derinleştirdiğinin, zenginlik kattığının çok sonradan farkına vardım. Bizimkilerde evveli var bu geleneğin. Annemler de böyle büyümüşler. Onlar çocukken onlardan daha büyük olanları çocukları etrafına toplar, hikâye anlatırmış. Gençler de bu hikâyeleri oturdukları sofralarda büyüklerden dinlermiş. Hikâyeler böylece sofra sofra büyükten küçüğe gezermiş.

Ailemde esas masalcı diye sırlanan ve benim için önemli bir eşik olan ise; Safiye ninemin babası Molla-âşık dede. Hayatı zaten masal gibi. Adı Molla Süleyman. Kapı kapı gezerek masal anlatırmış. İnsanlar da ona peynir ekmek verirlermiş. Geçim kaynağıymış bu onun. 95 yaşına geldiği zaman artık başka bir yere gidip masal anlatamıyormuş. Diğer köyden gençler Molla dedeyi küfeye koyup diğer köye götürüp getiriyorlarmış, sırf anlatsın diye. Molla-âşık dedenin bu yaşanmışlığı sayesinde masal bu kadar güçlü olarak işlemiş ailemize diye düşünüyorum. Tabii ben bunun farkına yeni yeni varıyorum. Masalın içinde büyüdüğümüz için benim nimet olarak fark ettiğim bir şey değildi. Herkeste olduğunu düşündüğüm bir şeydi. Balığın deryayı bilmemesi gibi.

Masalın kıymetini ve işlevselliğini ise tamamen tevafuk eseri fark ettim. Bu yoldaki ilk hocam Nazlı Çevik Azazi benim için büyük bir eşik oldu ve bana masal anlatıcılığı kapısını açtı. Nazlı ile beraber masala ve kendi aile soframa farklı bir boyuttan bakmaya başladım. O boyuttan bakınca her gün masalın başka bir zenginliği ile karşılaşıyorum. Nazlı ile başlayan hikâye anlatıcılığı merakım Beyza Akyüz’ün cesaretlendirmesi ile devam etti. Ondan sonra her an bir eşik, her rüzgâr bir kapı açar oldu. Arkadaş ortamında bile bir şey konuşurken heyecanlanan, kalp atışı civar köylerden duyulan, birçok şeyi kendi kabuğuna saklayan ben, nasıl olduysa anlatır, paylaşır oldum. Hâlâ çok heyecanlıyım, hâlâ yaralarım var ama fark ettim ki anlatmak bana iyi geliyor. Daha çok ve daha iyi anlatmak, dinlemek arzusu ile doluyorum her seferinde. Ve herkes nasiplensin bu şifadan istiyorum; anlattıkça, dinledikçe iyileşeceğimize inanıyorum.

İlk hangi masalı anlattığınızı hatırlıyor musunuz? Neler hissettiniz?

Bağ kurarak anlattığımız ve insanları büyülü bir dünyaya davet ettiğimiz her anlatı bir masal. O zaman ilk anlattığım masal bunu en iyi yapabildiğim zamana, çocukluğuma uzanır. O yüzden bu soruyu ilk hangi masalı anlattınız olarak değil de, hangi masalı anlatırken benzersiz şeyler hissettiniz olarak çeviriyorum müsaadenizle. Nazlı Çevik Azazi hikâye anlatıcısının anlatırken “yok olması”ndan bahseder hep; işte ben o yok olmayı, başka bir âlemde var olmayı ilk Şehrazat’ı anlatırken hissettim. Daha önce ve daha sonra masal anlatmama rağmen Şehrazat’ın öyküsünü anlatırken değişik bir hâl oldu, o hâl bana öyle güzel tatlar verdi ki anlatmaktan korksam dahi sırf bir kere daha o hissi bulmak ümidiyle anlatıyorum, arıyorum.

Daha çok hangi tarz masallardan hoşlanırsınız? Anlattığınız masalları neye göre seçiyorsunuz? 

Şehrazat’tan devam edelim. Masal Gecesi düzenleyeceğiz, masal ekibimizi oluşturduk ama hiçbir masal içime sinmiyor. Arıyorum, okuyorum, tarıyorum, yok! Kendimi anlatırken hayal edeceğim, okuyunca anlatmak için sabırsızlanacağım bir şey olması lazım. Birçok güzel hikâye okuyorum ama “Hayır!” diyorum, bunlar değil, beni bekleyen bir masal var. O duygu ile hareket ederken, hiç aklımda yokken Şehrazat düştü önüme, onu başka masal gecelerine saklamış, hiç yanaşmamıştım hâlbuki. Ama tekrar okuyunca aldım içime ve “bunu anlatmalıyım” dedim. Belki çok metafizik gelecek; ama Şehrazat benim aracılığımla anlatılmak istendi, diye düşünüyorum.

Hıfz edeceğim, heybeme koyacağım masalları da böyle seçiyorum, bir sürü masal okuyorum; ama hepsi durmuyor üzerimde, bana yakışmıyor. Sonra bakıyorum; bir başka anlatıcı ne de güzel anlatıyor, “Hah!” diyorum, ne de güzel oturmuş üstüne. Her elbisenin her bedene yakışmaması gibi. Bu benim masal yolculuğunda henüz toy olmamdan da kaynaklı olabilir, kim bilir yol ilerledikçe daha çok masal entarisi yakışır ruhuma, bedenime. Zümrüdü Anka, Gül Güzeli gibi anlattığım bütün masallarda şu an o hissi arıyorum, okuduğumda içimin kıpır kıpır olmasını, hani anlatmasam çatlayacakmışım hissini arıyorum. O yüzden masal kütüphanemi oluşturmaya çalışıyorum; hepsini masal kütüphaneme, beni çağıranları ise kalbime alıyorum.

Doğru, ben de her zaman okuduklarımı anlatamıyorum. Böyle sizin gibi sevdiğim şeyleri anlatabiliyorum sadece.

Belki bir huyumuzun göstergesi bu. Sevdiğimiz şeyi herkesin görmesini istemek, diğer sevdiklerimizle de paylaşmak arzusudur.

Bildiğim kadarıyla felsefe bölümü okudunuz. Felsefeyle masal arasında bir bağ kurdunuz mu, yoksa masalla meşgul olmanız hobiniz mi?

Hobi demeyelim. Çünkü şu an Oyun Çalışmaları (OÇA) dolayısıyla masal ve oyun hayatımı belirleyen bir şey. Hayatımın şu dönemini doğru tarif için “Yaşıyorum, oynuyorum, masallaşıyorum.” demeyi tercih ediyorum. Felsefe okumamın çok ciddi etkisi var. Çünkü oyun ve masala yönelmem bir eleştiriden, meraktan, arayıştan doğdu. Eleştirmeye ve merak etmeye de beni çocukluğumdan sonra en çok felsefe teşvik etti.

Masal size göre ne demek? Size neyi çağrıştırıyor? Çok masal okuduğunuzu biliyorum. Kendinize göre bir tanım geliştirmişsinizdir diye düşünüyorum.

Geliştirmedim. Bilerek geliştirmedim. Çünkü tanıma sıkıştırmak istemiyorum. Yine oyunla birlikte zikredeceğim; oyun ve masal çok ciddi, çok hakiki, aynı zamanda da yemek-içmek gibi çok tabii şeyler. İlla bir tanım gerekirse, masal; “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlayan “Gökten üç elma düştü” diye biten bir sözlü anlatı ürünüdür, diyebiliriz. Ama ne gerek var ki böyle demeye. Yaşayalım, dinleyelim ve anlatalım; böylece her seferinde yeniden masal olalım.

Peki, Halit Ziya’nın Hikâye kitabında masala ait şöyle bir tanım mevcut: “Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan, sonu hep iyi biten bir edebî türdür.” Bu tanım hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sonun her zaman iyi bittiği bence tartışmalı. Masalların sonunun “mutlu ya da adil” bittiğini söylüyorlar; lakin masalların sonuna dair hüküm vermek henüz beni aşar. Ama bir masal tamamlanmış mı, eksik mi diye bakıyorum, sözlü anlatımdan aktarıldığı için birçok masalın eksik aktarıldığını fark ediyorum, kahramanın yolculuğunda aktarılamamış boşluklar olduğunu tespit ediyorum ve anlatıcının özgürlüğünden yararlanarak o boşlukları dolduruyorum. O zaman tamamlanmış oluyor. O yüzden anlatılması için masalların tamamlanmış olması gerektiğini söyleyebilirim. Anlatıcılar da zaten genelde anlattıkları masalların boşluklarını kendileri tamamlıyor ve anlatıma sunuyorlar. Tanım yaptığımız zaman kendimizi o derinliğe kapatmış oluyoruz. Soru sormayı bırakmış oluyoruz. “Bir varmış, bir yokmuş” masala başlama kalıplarından sadece bir tanesi, “Evvel zaman” diye de “Bir zaman bir yerlerde” diye de başlayabilir. Burada masal kalıplarından faydalanılarak dinleyici masal dünyasına davet edilir. Ben –mış’lı, -miş’li ifadeleri seviyorum. Çünkü –mış ve –miş sizi o büyülü gerçekliğe götürüyor. Bir zamanlar olmuş; ama olmuş. Büyülü bir gerçeklik var orada. Sen o büyülü gerçekliğe gidersen, dinlersen beni, o büyülü gerçekliği görürsün.

İnsan gayri ihtiyari heyecanlanıyor ve “Eeee... ne oldu sonra?” diye araya giriyor.

Sarı saçlı, uzun boylu bir kız şuradan geçiyor, diye anlatmakla “Beline kadar uzanan sarı saçlı uzun boylu kız, küçücük kapıdan eğilerek geçmiş.” demenin farklı olduğunu düşünüyorum. Masal, insanı içine davet eden, içine girilmeden varlık kazanmayan bir şey. Masal kalıpları da bu davet biçimi, masalın kapıları sanki.

Aklıma ne geldi. Medeniyet Tarihi dersi için Tang Tarihi’ni okumam gerekmişti. Açıkçası okurken çok sıkıldım. “Öyle oldu, böyle oldu.” gibi edebî havadan yoksun ifadeler metnin dışarısında bıraktı beni. Ama masalda –mış’lı ve –miş’li ifadeler edebî hava içerisinde olunca hakikaten büyülü bir şeyin içerisine giriyorum. 

Edebî havayı talep etmiyordur belki de. Şöyle olabilir, düz bir şey anlattığım zaman izleyiciyi, dinleyici var saymıyorum. Anlatmam gerekeni anlatıyorum. Sen dinlersin, dinlemezsin, ders alırsın, almazsın. Ama dinleyiciyi içine aldığın zaman işte orada hikâye varlık kazanıyor. Anlatan-dinleyen-hikâye birliği kuruluyor. “Bir varmış, bir yokmuş”; ama dinlersen “varmış, yokmuş”. Dinlemezsen hep eksik kalıyor. Şunu da belirtmek isterim gerçi, masal anlatıcılığının büyüsüne bir kere kapılınca bir daha eskisi gibi düz, sadece anlatmak için anlatım yapamıyorsunuz. Artık dinleyici ve onunla kurduğunuz bağ çok önemli bir hâl alıyor.

Sizin oluşturduğunuz Masal Kervanı etkinlikleri var. Etkinliklerin içeriğinden, anlatıcıların nasıl bir araya geldiklerinden ve anlatım tarzlarından bahsedebilir misiniz?

Masal Kervanımız; OÇA’nın Masal Kervanı. OÇA’nın çeşitli faaliyetlerinden bir tanesi. Arkadaşlarımla masal yolculuğuna başlayınca, insanların anlatmasını ve dinlemesini sağlayacağımız hikâye çemberleri kurmayı, hikâye etrafında insanların birbiri ile bağ kurmasını hayal etmiştik. Huzurlu bir toplum için hikâye anlatıcılığının şifasından yararlanmak istedik. İlk Afrika Masalları Gecesi düzenledik, sadece samimiyet ve heyecanda buluşan bir OÇA ekibi kurduk. Ve “evet doğru yoldayız” dedirtecek duygularla gecemizi tamamladık. Daha sonra Kuş Masalları Gecesi yaptık. Dünyanın farklı yerinden kuş hikâyeleri ile donattık soframızı. İlk iki gecede tek anlatan bendim ve sürekli diğer insanları da anlatmaya davet ediyordum. Nihayet isteğim OÇA’nın Oyun Festivali için hazırladığı Masal Sofrası’nda gerçekleşti. Benimle beraber, Bahadır Bozyer ve sen de anlattın. Beraber anlatmanın ve tabi dinlemenin de keyfine vardım, isteğim de buydu; herkesin kendi varlığını bir hikâye ile sunabilmesi. Bu yüzden Uluslararası Masal Gecesibaşka anlamlı oldu, farklı uluslardan arkadaşlar, kendi uluslarına ait hikâyeleri ister anadilleri ile ister Türkçe olarak anlattılar.

Bir başka OÇA Masal Gecesinde ise Esen Tuncer’i ağırladık. Esen bize Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan öyküler anlattı. Biz OÇA Masal Kervanı’nın yolcuları olarak bu sofralarda hem anlatmayı hem dinlemeyi öğrendik. Ve bağ kurmanın, göz göze gelmenin ne kadar önemli olduğunu. Sonra soframızı büyütmek, daha farklı anlatan ve dinleyenlerle paylaşım yapmak istedik. Kış mevsiminde bir Masal Kervanı düzenledik, “sazım var, sözüm var” diyen herkese açtık kapımızı. Kürtçe, Arapça, Kırgızca, Türkçe masallar, şarkılar konuk oldu soframızda; Afrika’dan gelen hikâyeler de yer aldı sofrada. Herkes nasibine düşeni aldı. Ramazan Masalı, Dostluk Masalı, Ayrımcılığa Karşı Masallar gibi birçok masal etkinliği düzenledik geçtiğimiz yıl içinde. En sonuncusu da 25 Mayıs Perşembe akşamı icra ettiğimiz Masal Kervanı oldu.

OÇA’nın kapısını dostluk anlaşmasını bozmadan katılmak isteyen herkese açtık. Tabi öncesinde birçok hazırlık yaptık. Masal ezber işi değil, çok önceden masalı seçip onu hayal etmek, dağa, taşa birçok yere anlatıp içinde harlamak, hazır olmak gerekiyor. Biz de gönlümüzden geldiğince masalı içimizde taşıyıp ısıtıyoruz, öyle sofraya koyuyoruz.

Peki, Masal Kervanı’nı sosyal medya hesaplarınızdan takip ettim. Ekrana bile çok güzel bir atmosfer yansıyordu. Halk edebiyatında, kahvehanelerde ozanlar çıkarırmış sazını, başlarmış anlatmaya. Ben programınızdaki havayı ona benzettim. Siz ne dersiniz?

Evet, zaten hayal ettiğimiz şey o. Dedim ya: “Biz köyde toplanırız. Ağaç altında kuzenler, teyzeler, dayılar eline sazı alırlar. Türkü söylenip çalındıktan sonra hikâye anlatılır.” Rahmetli Nurettin Albayrak hocayla bir hayal kurmuştuk. Geçen sene nisan ayı gibiydi. Anadolu Masalları çalışıyordum, sağ olsun heyecanımı paylaşıyor, bana tavsiyelerde bulunuyordu. Halk Edebiyatı’nda önemli bir hoca olmasının yanında saza ve türküye sevdası ile de bilinir Albayrak. Dayımlarla olan geleneğimizi söyleyince çok mutlu olmuştu. Halk geleneğinin canlanmasını çok isteyen bir insandı: “Beraber çalıp söyleriz, anlatırız, çok güzel olur. Ben çalarım.” dedi, “Sen de anlatırsın; ama şu anda biraz hastayım. Ama iyileşince, inşallah, yaparız.” dedi.

Allah rahmet eylesin.

Nurettin hocayla yapamadık. Allah rahmet eylesin. Ama bu geleneğin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum ve bu kıymetin farkındayım. Bu yüzden de devam ettirmek istiyoruz.

Son düzenlediğiniz Masal Kervanı'nda ilgi nasıldı? Anlatıcılar, anlatanlar, anlatılanlar hakkında detaylı bilgi istesem aktarır mısınız?

“Farklı ama Birlikte” konsepti ile düzenlediğimiz Masal Kervanı’nda 25 Mayıs Perşembe akşamı kurduk soframızı. Söyleyeni ile, anlatanı ile, özellikle dinleyeni ile bizim için çok doyurucu bir sofra oldu. Dört masaldaş, dört müzisyen ve iki organizatörle samimiyeti bozmadan çok güzel bir sofra hazırladık. Esra Bal ve Sevda Bahar organizasyonu yaptı. Halil İbrahim Kutlu, Ozan Köroğlu, Turabi Uygun ve ben anlattık, Dilan Tayçur (bendir), Şeyda Korgal (Yan Flüt), Halim Can Ocaklı (Ud), Muhammet İkbal Güler (Gitar) müzikleriyle eşlik ettiler. Sıkı bir çalışma sonunda ortak dil oluşturduk ve bu dili dinleyici dostlarımızla da paylaştık. “Gelin canlar bir olalım”diyerek kervana davet ettik. Peşine Ozan Köroğlu Nesimî’nin hikâyesini anlattı. Edebiyat derslerinden birçoğumuzun bildiği bir hikâye idi, ama ne böyle anlatılmıştı ne de beyiti böyle bestelenmişti. Turabi Uygun ise kendi yazdığı, Hayyam’ı fantastik bir gezegende var ettiği masalını ve yine kendi besteledikleri bir Hayyam rubaisini icra etti.

Masal seçimlerine müdahale etmedik, bu herkesin kendi yemeğini getirip koyabileceği bir sofra; ama o sofranın da tabii ki, bozulmaması gereken bir ahengi var. Şöyle düşün: Bir Halil İbrahim sofrası kuruyoruz. En güzel şeyini getirip paylaşırsan Halil İbrahim sofrası olur. Öyle de oldu, mesela Şeyda Korgal çok leziz bulduğu eserlerden birisini “Tsuki no shizuku”yu üfledi soframız için. Sıra bana geldi, Aşiq û Maşûq kitabında geçen bir Kürt destanı olan Lur da Lur’u anlattım. Başka bir masal ile ne kadar benzediğini, sadece isimlerin değiştiğini söylemeyi unutmadım ki, masalların aynılığı da soframıza konsun.

Zaten Emel hoca da Türk Romanı dersinde demişti ki: “Romanın mazrufu değişir; ama zarf aynı kalır.”

Evet, öyle. Mesela; Lur da Lur bir aşk hikâyesi. Hasso ile Zalhe’nin birbirine kavuşamadığı bir aşk hikâyesi. Biri çoban, diğeri ağanın kızı. Tabii ağa kızı vermek istemiyor. Zarf aynı; ama içerisindeki masalı yaşayanlar farklı, işte bu yüzden de masal hem aynılık hem de biriciklikten besleniyor.

Benden sonra da Halil İbrahim Kutlu Pir Sultan Abdal ve Hızır’ın hikâyesini anlattı. Yine edebiyat dersinden, filmden ya da türkülerden illa duyduğumuz bir hikâye. Masal olarak dinlemek ise bize bilmenin farklı boyutunu açıyor. Pir Sultan varlığını bildiğimiz lakin hikâye sofrasında o varlığa dâhil olduğumuz birisi hâlini alıyor. Sofradan bunca nasiplenmiş ve birçok hikâyeye katılmışken “Zahit bizi tan eyleme, Hak ismin okur dilimiz, sakın efsane söyleme, Hazrete varır yolumuz” diyerek kervanımızı birçok dostla beraber uğurladık. “Gökten üç elma düştü; biri anlatanlara, diğeri dinleyenlere, üçüncüsü de masallara…”

Masal Kervanı'nı ‘Oyun Çalışmaları’ çatısı altında düzenliyorsunuz. Oyun Çalışmaları tam olarak nedir? Neyi amaçlıyor? 

Ayrı bir röportaj konusu olacak bir soru sordun. O yüzden sadece kısaca bahsetmek istiyorum. Oyun Çalışmaları üç arkadaşın kurduğu bir dayanışma ağıydı: Esra Bal, Sevda Bahar ve ben. Hem kendimiz hem diğer insanlar için huzur arayışından doğan bir şeydi. Her şeyin yapılandırılmış olduğu yaşam biçiminin kişinin kendisi olmasına izin vermediğine, kendine yabancı bireyin de mutsuz olduğuna kanaat getirdik. Ve oyunlarla, masallarla ‘iyileşme’ arayışına girdik. İyi şeyler hissetmeye ve hissettirmeye çalıştık. Bu anlamda İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde, Yarımburgaz’da, Ümraniye’de, Çekmeköy’de, Üsküdar’da, Tarlabaşı’nda origami, mangala, mandala, kendin yap projeleri, aktif film izleme, yazlık sinema, oyun arkadaşım daha birçok çalışmayı kendi rengimizle harmanlayarak sofraya koyduk. Güzel işler yapmaya çalışan Kudüs Çalışmaları ve Kardeş Kalbi ekibi ile beraber de çalışmalar yapmaya başladık. Birlikte Mülteci Çocuk Şenliği düzenledik. Yüz gönüllüyle harika bir gün organize ettik. OÇAblog’ta o günün bana hissettirdiklerini anlatmıştım. Şimdi de aynı ekiple yeni sosyal sorumluluk çalışmaları kolluyoruz.

Peki, Ümran Projesi’ni de sormak istiyorum?

Yine saatlerce anlatılacak bir konu ve kısaca özetleyeceğim. J Ümran Projesi, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi ve Çekmeköy Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü bir proje ve biz de OÇA ekibi olarak bu projenin bileşenlerinden olduk. Proje kapsamında Aslıhan Akman Nişancı ve Fatma Tuğba Yaylacı’nın hazırladığı ‘Benim Göç Hikâyem’ adlı travma destek çalışmasını birçok öğrenci ile beraber uyguladık. Ayrıca OÇA sanat atölyelerini ve Ayrımcılığa Karşı Masallar’ı organize ettik. Çekmeköy’de okuyan mülteci öğrencilerle güzel bir rehabilitasyon çalışması gerçekleştirdik.

Bir de sizin Oyun Çalışmaları sosyal medya hesapları hakkında ve OÇA’ya dâhil olmak isteyenler için bir şeyler söylemek ister misiniz?

Açıkçası çok başarılı bir sosyal medya yönetimimiz olduğu söylenemez. Bir dayanışma ağı ve her şeyin gönüllü yürütüldüğü bir ortam, çoğu zaman paylaşım yapmaya yetişemiyoruz bile. Facebook’ta ‘Oyun Çalışmaları’, instagramda @oyuncalismalari, ve oyuncalismalari.blogspot.com hesaplarımız var. Oçablog’ta çocuk edebiyatına dair kitap eleştirileri, tanıtımları ve deneyimleri paylaşmaya çalışıyoruz. Sırf biz de yazmıyoruz, OÇA her konuda han gibi işliyor. Sürekli gelenler, misafir kalanlar oluyor, isteyen bir gece kalır, isteyen handa odaya yerleşir. Diğer yolcuları rahatsız etmemek ve samimi olmak kaydıyla herkese açık OÇA kapısı. Bu sayede sadece bir dayanışma ağı olmasına rağmen bu kadar güzel işler çıktı. Uğramak, tanış olmak isteyen olursa İnstagram’dan ya da –oyuncalismalari @ gmail.com adresinden bize ulaşabilir.

Sorularım bu kadardı. Teşekkür ediyorum katılımın için.

Ben teşekkür ediyorum, güzel dinlediğin için.

 

Röportaj: Necdet Ömer Özer





Yorum
çok önemli
nihal zybk
masallara ve halk edebiyatına gereken önem verilmiyor ne yazık ki hala ülkemizde... bu girişimler mutluluk verici!
03/07/2017, 11:08
Dünyayı Oyun kurtarıcak ;)
FURKAN KARAKOÇ
Birkaç arkadaşın kurduğu tatlı bir grup gibi gözüken ancak bi yandanda taşıdığı mesaj ve felsefe Etkinliklerinin samimiyeti ile bir çok büyük kutuluştan daha önemli işler yapan ve etki bırakan bir grup gibi. OYUN ÇALIŞMALARI OÇA yolunuz açık olsun :)
15/06/2017, 00:02