, 25 Kasım 2017
Safer Efendi nin Musikimize Hizmeti de Hayli İhtişamlıdır

M. Hakan Alvan

7306

Safer Efendi’nin Musikimize Hizmeti de Hayli İhtişamlıdır

Neyzen, bestekâr, 'Saz ve Söz Meclisi' kitabının yazarı M. Hakan Alvan, musiki yaşamı ve Safer Dal Efendi’nin şahsiyeti ve medeniyetimize katkısı üzerine Hasan Burak Özkanlı'nın sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Safer Efendi'yi dervişlerinden ayırmak zordu
Safer Efendi'yi dervişlerinden ayırmak zordu

Safer Efendi Hazretleri’nin vefatının sene-i devriyesi münasebetiyle 'Geydim Hırkayı' kitabını derleyen Adalet Çakır, Metin Erol'un sorularını yanıtladı.
24/02/2016 15:03
Safer Efendi'nin sohbeti bize de nasip oldu
Safer Efendi'nin sohbeti bize de nasip oldu

Safer Dal'ın (k.s), bazı meclislerde ve genel olarak Türk Tasavvuf Mûsikîsi Koruma ve Yaşatma Vakfı'ndaki sohbet kayıtlarının dökümü yapılarak, 'Geydim Hırkayı / Safer Efendi'nin Sohbetleri' ismiyle şahane bir kitap hazırlandı. Ahmed Sadreddin yazdı.
17/01/2014 16:04
Ez sohbet-i derviş n b y-i Muhammed  med
Ez sohbet-i dervişân bûy-i Muhammed âmed

İlk defa karşılaşacak olmanın tedirginliğiyle içeriye giriyorum. Zikir sonrası sohbet için halka toplanırken Safer Efendi sesleniyor: 'Misafir hanımlar bu tarafa…' Usulca sokuluyorum. Tedirginliğim azalıyor yavaş yavaş. Hatice Elif Ancın 'Geydim Hırkayı / Safer Efendi'nin Sohbetleri' kitabı üzerine yazdı.
28/01/2014 14:02
Köksüz ağaç olmaz tekkeler de kapatılır
Köksüz ağaç olmaz, tekkeler de kapatılır!

Huzur Defteri, bir tekkeye ilişkin ne aktarılabilecekse neredeyse hepsini aktaran bir kitap.. Kitabın merkezinde anlatılan abide şahsiyet ise Safer Efendi’nin de şeyhi olan Fahreddin Efendi hazretleri..
29/04/2012 15:03

Neyzen, bestekâr M. Hakan Alvan, eşi Türkan Alvan ile Saz ve Söz Meclisi adlı bir kitap da hazırlamıştı. M. Hakan Alvan ile musiki yaşamı ve Safer Dal Efendi’nin şahsiyeti ve medeniyetimize katkısı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Türk müziğine alakanızın nasıl başladığını ve ilerlediğini anlatır mısınız?

15 yaşında, Sakarya’da konservatuara girdim. Şair, bestekâr, neyzen Ümit Gürelman’ın talebesi oldum. Konservatuarda Bekir Sıtkı Sezgin repertuar hocamızdı. Erol Sayan, Hüseyin Saadettin Arel’in talebesi Haydar Sanal gibi musiki camiasının önde gelen isimleri hocamız oldu. Konservatuar öncesi de ben Türk müziğine meraklı bir çocuktum. Karasu sahillerinde kumsalda yürürken hüzzam makamında bir türküyü söyler ağlardım. Ortaokul, lise çağlarında da blok flüt ile sanat müziği parçaları çalardım. Konservatuara girdiğimde klasik müziğimiz hakkında çok bir bilgim yoktu, konservatuara girince musiki medeniyetimizle tanışmış oldum.

Peki, neyzen olmaya karar vermenize ne sebep oldu?

Konservatuarda okurken bir dergide denk geldiğim Bahariye Mevlevihânesi şeyhi Neyzen Hüseyin Fahreddin Dede’nin fotoğrafı çok hoşuma gitmişti, onu kesip çerçeveletip odama astım. Bir gün enstrüman seçimi aşamasında konservatuara Ümit Gürelman Hoca geldi. Sima olarak Hüseyin Fahreddin Dede’ye çok benzeyen hocama kanımın ısınması ile ney’e başladım. Bakınız gördüğüm bir cemal beni neye teşvik etti.

Ney’le iştigaliniz sonrası tasavvufa alakanız nasıl şekillendi, ney’le birlikteliğiniz sizi nerelere sevk etti?

Tabii ney üflemeye başladığınızda Hz. Mevlana ve Mesnevi-i Şerif ile tanışıyorsunuz. Anladığımızdan değil ama bir sevgi zuhur ediyor içimizde. Bekir Hocamızın kişiliği üzerimde çok etkili oldu. Bekir Hoca, yaşadığı dönemde klasik Türk musikisinin en büyük üstadı idi. Mutasavvıf bir kişiliği vardı. O yaşlarda hayal kurardım mevlevihânelerde ney üfleyeceğim diye. Konservatuar bitince İstanbul’da resmi kurumlarda çalışmaya başladım. İstanbul Üniversitesi Konservatuarı İcra Heyeti’nde, İstanbul Radyosu’nda çalıştım ve son yirmi beş yıldır da Kültür Bakanlığı bünyesinde neyzenim. Bu süreçte Mevlana’ya muhabbetim devam etti.

İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’na girdikten sonra Konya’ya Şeb-i Arûs törenlerine gitmeye başladık. Bu arada, Safer Dal Beyefendi’nin yöneticiliğini yaptığı Türk Tasavvuf Musikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı’ndaki bazı meşklere de neyzen olarak iştirak ediyordum. Mevlevilik yolunu öğrenebileceğim bir mürşid bulmayı arzu ediyordum. Konya’da o zamanlar törenlerde posta Selman (Tüzün) Dede çıkardı. Ayin sırasında Selman Dede’nin oturduğu yere baktığımda Selman Dede’ye bakarken birkaç kez üst üste Safer Efendi’yi gördüm postta. İstanbul’a dönünce bu zuhuratı anlatmak için Safer Efendi’ye gittim. Benden önce bir hanımefendi rüyasını anlattı. ‘Efendim sizi rüyamda Konya’da postta gördüm’ deyince Efendi, ‘olur öyle şeyler’ dedi. Bendeniz tasavvufi terbiyeyi Safer Efendi’den alacağımı hissettim.

O gün bulduğunuza bakarak soracak olursak aradığınız neydi?

Gönlümün aradığı şey neydi diye hep düşünürüm. Her insan sonsuzu arıyor. Bu arayışın bizim medeniyetimizde karşılandığı yer tasavvuf öğretisidir. Bu şaşılacak bir şey değildir. Medeniyetimizin önde gelen isimlerini alt alta yazınız, büyük bir kısmının tasavvufla iştigal ettiğini görürsünüz. Bendeniz bu konuda bir kitap çalışması içindeyim. Birçoğumuzun aile geçmişinde de tasavvufla alakalı simalar vardır. Bugün zannedildiği gibi tuhaf şeyler değildir bunlar.

Uzun yıllar birlikte olduğunuz Safer Efendi’ye gelecek olursak, o demlerden bize neler söyleyebilirsiniz?

Safer Efendi’nin medeniyetimize katkısını konuşmak isterim. Konuyu buraya getirmek niyetim. 1926’da İstanbul’da orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Klasik anlamda bir yüksek tahsili yok ancak zeki, gayretli, muhabbetli bir zât. Bu özellikleri onu mahallelerinde Osmanlı devrinden kalma bir şeyh olan Fahreddin Efendi ile tanıştırmış. Tabi biliyorsunuz tasavvufi faaliyetler yasak. Fahreddin Efendi dergâhta türbedarlık vazifesini yürütüyor. Biliyorsunuz 1925’te çıkartılan Tekkelerin Seddi Kanunu’na göre şeyhler tekkede vefatlarına kadar kalabilir ve maaş alabilirlerdi. Safer Efendi, Fahreddin Efendi’nin manevi terbiyesi altında iken aldığı feyizle hizmete başlıyor.

Biliyorsunuz tasavvuf denilince edebiyatı var, musikisi var, giyim kuşamı var. Safer Efendi tasavvuf musikisine yoğunlaşıyor. O tarihlerde ses kaydı almak hayli zor; bir küçük bavul büyüklüğünde ve ağır makaralı teyplerle yapılıyor. Safer Efendi de böyle bir teyp alıp yüzlerce yıl İstanbul tekkelerinde okunan eserlerin peşine düşüyor. Tek tek tekkeleri gören yaşlı kimselerle görüşüp kayıtlar almaya başlıyor. Albay Selahattin Güler, Şeyh Raşit Efendi, Selahaddin Demirtaş, Hüseyin Sebilci bu isimlerden bazıları. Balkanlar ve Anadolu’dan bazı isimlerle de görüşüp kayıtlar alıyor.

Safer Efendi’nin musikiyi meşk ettiği isimler kimlerdi?

Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti’nden Hafız Yaşar Efendi ile tanışmış küçüklüğünde Safer Efendi, tabii Fahreddin Efendi’den de meşk ediyor. Safer Efendi yıllarca bu kayıtları aldı. 1981 senesinden sonra kanun üstadı Cüneyt Kosal ile tanışıyor. Bu büyük arşivi ona teslim ediyor. Notaya alınması on beş yılı buluyor bu arşivin. TRT’ye, Kültür Bakanlığı’na bu repertuar teslim ediliyor. Hemen belirteyim, notaya alınan bu eserlerin popüler ortama yani halka takdimi ise devlet sanatçısı Ahmet Özhan tarafından yapılıyor. 1980’ler sonrası kendisinin Safer Efendi ile gönül bağı vardır.

Safer Efendi musikiyi niçin bu kadar önemsiyor?

İnsanlar inançlarında hürdürler biliyorsunuz; İslam’da da dinde zorlama yoktur kaidesi vardır. Fakat insanları hakikate yaklaştırmak için bazı araçlar kullanılır. Bu araçların herkesi ilgilendirenleri vardır; bilhassa estetik yanı olanlar. Şiir, musiki, güzel koku, güzel yemek, güzel kıyafet gibi. Tasavvuf kültüründe bunların hepsinin yeri vardır. Bu güzellikler insanı doğru yola çekmek, İslam’ı tanıtmak için kullanılmıştır. İnsanın ihtiyaçlarına, duyularına hitap eden bu güzellikler tabiri caizse ilahi veçhesi olan birer tuzaktır.

Allah güzeldir, güzeli sever buyuruluyor tabii…

Malumunuz Mesnevi-i Şerif dünyada en çok okunan tasavvufi eserdir. “Dinle neyden” diye başlar. Ney nedir? Bir enstrüman, güzel bir ses. Bakın bu herkesi ilgilendirir ve insanları çeker. Safer Efendi de tüm insanlığı ilgilendirecek bir araç olan musikiyi seçmiş. Hz. Mevlana’nın “dinle neyden” deyişinin iç anlamı “Resulullah’ı dinleyin”dir. Çünkü sözü dinlenecek yegane zât aslında O’dur. Bakın bunu doğrudan böyle söylemiyor, insanların ön yargıları vardır. İslami hakikatleri insanlara paldır küldür tanıtmaya çalışmak doğru değildir. Tabiatlarına uygun bir yol bulmak gerekir. Safer Efendi de bunun için musikiyi seçmiş. 

Safer Efendi aynı zamanda ticaretle uğraşan biriydi, İstanbul Üniversitesi karşısında Yümni isimli pastane ve düğün salonu vardı. Süheyla Altmışdört Hanımefendi, İstanbul Üniversitesi öğrenci korosunu yıllarca bedelsiz çalıştırıp musikimize hizmet etmiştir. Üniversite bir dönem bu çalışmalar için yer vermeyince Safer Efendim düğün salonunu belli zamanlarda bu koroya açmış bedelsiz olarak, onlara ikramlarda bulunmuş. Bakın bu musiki medeniyetine hizmettir işte.

Önemli bir yanı da şudur Safer Efendi’nin; eserleri derlemekle kalmamış, bu medeniyetin devamı için bilhassa tasavvuf edebiyatının bestelenmemiş eserlerini tanışık olduğu musikişinaslara vermiştir. Kendisi de tasavvufi şiirleri olan bir zâttı. Cüneyt Kosal, Zeki Altun, Selahi Dede (Selahaddin Demirtaş), Metin Alkanlı, bendeniz eser verdiği isimleriz. Safer Efendi bendenize hayli eser verdi bestelemem için, bunları besteleyip götürdüğümde de beğendi ancak bir süre meşklere koymadı. Ancak bir gün çağırıp, “Hakan, bundan sonra her meşke en az bir eserini koyacaksın” buyurdu.

Safer Efendi’nin hizmeti hayli ihtişamlıdır, belki Efendi olmasa idi pek çok eser de kaybolacaktı. Benim gözümde Süleymaniye Camii’ni yıkılmaktan kurtarmak ne ise bu hizmet tasavvuf musikimiz için odur. Düşünün, Süleymaniye Camii yıkılsa ne kadar üzülürüz. Tasavvuf müziğini klasik müziğimizin ötesinde görürüm bendeniz. Evliya sözlerini içermesi, madde ve mananın iç içe geçmişliği, müzikalitesi bakımından böyledir. Tabi günümüzde bazı dini müzik diye sunulan eserlerin ne sözleri ne de müziği kabul edilebilir. Bunları kastetmiyoruz. “Muhammed’in düğünü var cennette” diye ilahi olmaz, bu dinen de caiz değildir bana göre, ilgililerine duyurmuş olalım.

Burada çağımız tasavvuf müziği repertuarına değinelim isterseniz…

Bugün konser repertuarlarına bakıyorum, bestelerin üçte ikisi cumhuriyet devrinde ancak klasik anlayışa uygun bestelenmiş eserlerden oluşuyor. İşte bu eserler Safer Efendi’nin teşvik ettiği bestekârların eserleri. Tasavvuf müziği ile zaman arasında ilişki vardır, mesela Ramazan-ı Şerif ayı geldiğinde Enderun usulü teravihte makam sırası var; Rast, Uşşak, Saba, Eviç, Acemaşiran. Bakıyoruz Rast makamında bir eser bize intikal etmemiş olabiliyor, onu sizin bestelemeniz icap ediyor. Büyük bir restorasyonda bir duvarda eksik tuğlayı yerine koymak gibi. Salat-ı vitirde hüzzam makamında okunur, baktım hüzzam makamında bir eser bulamadım. Muzaffer Efendi’nin bir eserini hüzzam besteledim. Bu da bendenizin tasavvuf müziği çalışma anlayışımı teşkil ediyor. Bu anlayışı da bize Safer Efendi öğretti. Bakın, aşk olmayınca meşk olmaz. Bizim bu konuya alakamız Safer Efendi’nin sevecenliğinden, kuşatıcılığındandı. O sevgisi ile insanları medeniyetimize hizmet ettirdi. Bu yüzden hepimizin, herkesin ona bir borcu vardır.

Aklıma bu minvalde gelen isimlerden Ayşe Şasa, Mustafa Merter var…

Evet, her insanı kendi meslek sahasında medeniyetimize hizmete teşvik etti. Şunu da söylemek isterim, dervişler toplum içerisinde hem var hem yok olmalıdır. Sütün içindeki yağ gibi. Bir kaynaktan beslenecek ancak bunu ifşa etmeyecek. Toplum içinde ol, üret, paylaş ama reklam yapma. Birçok cemaat; TV, hastane, okul vb. ile hizmet etmeye kalkıyor ancak bu tasavvuf adı altında yapılınca olmuyor, sonuçlarını da görüyoruz. Bunlar göstermeden yapılır. Duyuyorum mesela bir cemaat vakfında kalıp o cemaate bağı olmayan talebenin bursu kesiliyormuş. Ben Safer Efendi’nin okuttuğu kimseyi çevresinde görmedim. Yurtdışında zulüm gören Müslümanlara yaptığı yardımlar varmış, bunu da vefatı sonrası gelen mektuplar ile öğrendik biz.

Safer Efendi’nin şahsiyetini dinlemek isteriz sizden…

Safer Efendi, “Allah’ın huzuruna gittiğinde ‘kaç kişinin gözyaşını sildin’ diye sorarlar” derdi. Çalıştığı hâlde az kazanan insanlara fazlaca ikram etmeyi tavsiye ederdi. Hayatın akışında kaçırdığımız birçok şeyi hatırlatır, ayakta tutardı. Önemli bir musikişinas olan Arslan Hepgür ile bir ABD seyahatinde aynı odadalar. Arslan Bey horluyormuş, Efendi uykusu hassas olunca kapıya çıkıp beklemeye başlamış. Görenler vaziyeti anlayıp başka odaya geçmesini teklif ettiklerinde Arslan darılır diye bunu kabul etmiyor.

Nasıl kurban seçtiğini de anlatmak isterim. Pazar yerinde en iyi koçların olduğu yere girer, bakınır, çıkarmış. Arkasından mutlaka bir koç gelir, onu kurban edermiş. Efendi sinirlenince saçını kaşır, daha da sinirlenirse kalkar namaza dururdu. Böyle nevi şahsına mahsus yanları vardı. Bendeniz Asr-ı Saadet’le ilgili okuduğum her metinde Safer Efendi’mi hatırlarım. Kâmil bir mürşidle ömür geçiren Efendimiz aleyhisselam ile vakit geçirmiş gibi olur diyerek sözlerimi sonlandırayım.

Vakit ayırıp kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

 

Röportaj: Hasan Burak Özkanlı

 






İlgili Konular