, 25 Nisan 2017
Suriye Krizinin İstanbul a Savurduğu Bir  lim Sariye Rıfai

Şeyh Sariye Rifai

2543

Suriye Krizinin İstanbul’a Savurduğu Bir Âlim: Sariye Rıfai

Suriye krizi, toplumsal hayatın her alanını harap ettiği gibi Suriye’deki İslami yapıları ve çalışmaları da derinden etkiledi. Suriye toplumu nezdinde büyük itibarı olan, onlarca-yüzlerce öğrenci yetiştiren âlimler ve şeyhler, öz yurtlarındaki müesseselerine erişemez hâle geldiler. Bu trajedilerle karşı karşıya kalan âlimler arasında en iyi bilinen isimlerden biri, şüphesiz ki, Şeyh Sariye Rifai idi. Deniz Baran, Şeyh Sariye Rıfai ile İstanbul'daki çalışmalarını ve Suriye'deki duruma bakışını konuştu.

İlgili Yazılar
Şam ın Kültür Hazinesi Zahiriye Kütüphanesi
Şam’ın Kültür Hazinesi: Zahiriye Kütüphanesi

Zahiriye Medresesi ve Kütüphanesi, Şam’ın ilim hayatında önemli yere sahip olmuş. Yazma eserlerin sayısı 15.000’i, matbu eserlerin sayısı yüz bini bulmuş. Rahmi Gökmen yazdı.
22/02/2017 10:10
Samet Doğan ''Şam'da Bir Fatiha Macerası''
Samet Doğan: ''Şam'da Bir Fatiha Macerası''

''Başından omuzlarına kadar inen beyaz örtüsü, bembeyaz cellabiyesi ve hepsinden daha aydınlık yüzü. İnsanı olduğu yere çivileyen bir hüznü vardı Şeyh'in. İlk gördüğüm an, ben bu yüze inanmıştım.'' Sancaktar dergisinin tanıtım sayısında Samet Doğan'ın kaleme aldığı ''Şam'da Bir Fatiha Macerası''nı alıntılıyoruz.
12/12/2016 10:10
Suriyeli Tatlıcılarla Tatlı Kültürlerini Konuştuk
Suriyeli Tatlıcılarla Tatlı Kültürlerini Konuştuk

Savaşın başlarından itibaren ülkemize gelen Suriyeli insanlarla 4-5 yıllık biraradalığımız, komşuluğumuz bulunuyor. Onlarla ortak kültürel hassasiyetlerimiz de çok. Onlardan birisi de tatlılara düşkünlüğümüz... Ahmet Erdem Işık ve Mehmet Erken, Fatih'te dükkanları bulunan bir Suriyeli tatlıcıyla konuştu.
18/11/2016 12:12
1920'lerin Şam'ını Anlatan Bir Kitap
1920'lerin Şam'ını Anlatan Bir Kitap

Filistinli mimar-yazar Suad Amiri'nin yeni kitabı "Benim Şam'ım" Ramallah'ta tanıtıldı.
02/09/2016 15:03
Suriye'deki savaş yarım asırlık sahafı yıldırmadı
Suriye'deki savaş, yarım asırlık sahafı yıldırmadı

Halep'te sahaflık yapan Şeyh Abdulhalik Şamiyye savaşa rağmen her gün kitaplarla buluşuyor. Dunyabulteni.net'in haberini paylaşıyoruz.
25/12/2015 14:02
Suriye bir zamanlar bölgede örnek bir ülkeydi
Suriye bir zamanlar bölgede örnek bir ülkeydi

Türkiye’ye eğitim için gelen yakın coğrafyadaki genç ziyaretçilerimizin hislerine tercüman oluyoruz. Deniz Baran, Suriye'den gelen Muhammed Mahli ile konuştu.
15/06/2015 10:10

Esad rejiminin zulmüne gösterilen tepkilerle başlayıp birkaç yıl içerisinde küresel çapta etkileri olan bir iç savaşa evrilen Suriye krizi, toplumsal hayatın her alanını harap ettiği gibi Suriye’deki İslami yapıları ve çalışmaları da derinden etkiledi. Bu kriz esnasında milyonlarca Suriyelinin karşı karşıya kaldığı trajediyle nice âlim de karşı karşıya kaldı; birçokları öldü, öldürüldü; geride kalan birçokları yerinden edildi… Suriye toplumu nezdinde büyük itibarı olan, onlarca-yüzlerce öğrenci yetiştiren âlimler ve şeyhler, öz yurtlarındaki müesseselerine erişemez hâle geldiler…

Esad susması için ricacı oldu

Bu trajedilerle karşı karşıya kalan âlimler arasında en iyi bilinen isimlerden biri, şüphesiz ki, Şeyh Sariye Rifai idi. Suriye’deki insanlık krizinin patlak vermesine kadar ülkedeki en etkili âlimlerden biri olan ve geniş kapsamlı faaliyetler yürüten Şeyh Sariye Rıfai, aynı zamanda, krizin daha ilk başlarında Esad rejiminin zulmüne açık tepkisini minberden dile getiren ve işin bu raddeye varmaması için uğraşan bir kanaat önderiydi. Yüksek itibarından ve Suriye’deki rejimin bazı üst düzey isimlerinin kendisine duyduğu saygıdan ötürü sözleri o kadar etkiliydi ki Esad susması için ne istese vereceğini kendisine iletmek durumunda kalmıştı. Fakat o, daha önceleri rejimle yakın teması olmasına rağmen buna tamah etmedi, mesele zulme karşı çıkmak olunca susmadı ve günün sonunda kendisini Türkiye’ye göç etmek durumunda kalan milyonlarca insan arasında buldu.

Elbette Şeyh Sariye Rıfai gibi kanaat önderi konumunda, nüfuzu yüksek bir alim İstanbul’a geldikten sonra da doğru bildiğini söylemekten geri durmadı. Kendisinin, ağabeyinin (Şeyh Usame Rıfai) ve çevresindeki cemaatin Suriye’de hatırı sayılır bir etkisi vardı ve bunu şer gördüklerine karşı kullanmayı vazifeleri addediyorlardı. Sariye Rıfai, 2014 yılında, İstanbul’da Suriye İslam Konseyi’nin kuruluşunu duyuranlar arasındaydı.  

Şüphe yok ki onların bu duruşları, Suriye’deki gidişatı etkileyen önemli iç faktörler arasında yer aldı, zaten Esad’ın Sariye Rıfai’yi kontrol altına alamayışına derinden öfkelenişi de bu yüzdendi.

İstanbul'da sabırla çalışmalarına devam ediyor

Şeyh Rıfai, sadece zulme karşı duruşunu sürdürmekle de kalmadı; tüm zorlu koşullara, çalkantılara ve tehditlere rağmen dini çalışmalarını ve hayır faaliyetlerini kesintisiz sürdürdü. Onun çalışmaları, yerlerinden edilip Türkiye’ye gelen yüzlerce Suriyelinin hayatına dokunmaya devam etti. Daha önceleri merkezi Kahire’de olan Zeyd bin Sabit Derneği’ni İstanbul’a taşıyıp geniş kapsamdaki çalışmaların bu dernek üzerinden sürmesine öncülük etti.

İstanbul’da mukim olan Şeyh Rıfai, bugün hâlâ sabırla ve metanetle bu çalışmalara öncülük ediyor. Yediden yetmişe etrafında toplanan insanlarla el ele verip ilerleyen yaşına rağmen yılmıyor.

Benim payıma düşen ise artık bizim şehrimizin bir kıymeti olan Sariye Rıfai’nin bu gayretlerini tarihe not etmek oluyor.

Bu cihetle, Şeyh Sariye Rıfai ile görüşmek ve sohbet etmek için uzun süredir çaba gösteriyordum. Geçtiğimiz haftalarda nihayet bu fırsatı buldum. Bu sayede, Türkiye’ye geldiğinden beri bu büyük âlimle yapılmış olan (bildiğim kadarıyla) ilk Türkçe röportajı da sizlere sunma imkânına sahip oldum. Aracımız ve çevirmenimiz Bedreddin Bado kardeşimizin de katkılarıyla… Kendisine müteşekkirim.

Sayın Hocam, sizler de ağabeyiniz de Suriye’nin en muteber âlimleri arasında görülüyor. Öncelikle sizlerin ilim yoluna giriş öykünüzü dinlemek isterim. 

Bismillahirrahmanirrahim,

Çok şükür, ben ilim çalışmalarının hâkim olduğu bir ortamda yetiştim. Ailem Müslümandı, bunun ötesinde babam da bir İslam âlimiydi. Meşhur âlimler Şeyh Bedreddin Hasen’in ve Ali Dakar’ın öğrencisiydi. Bu zatlar; Suriye, Ürdün ve Filistin çapında nüfuz sahibi âlimlerdi. Onların yüksek gayretleri ve himmetleri sayesinde yetişen her bir öğrencinin kendisi bir âlim oluyor, bir okula dönüşüyor ve bölgenin farklı yerlerinde ilim faaliyetlerini devam ettiriyordu. Bu büyük âlimlerden ilim öğrenmek için yurtdışından gelen birçok isim de oluyordu. Onların en önemli özelliği, öğrencilere karşı hep şefkatli olmalarıydı; yurtdışından gelen kimselere dahi hiçbir ayrımcılık göstermez, her öğrencilerini çocukları addederlerdi.

Babam Şeyh Abdülkerim el Rıfai de onların tedrisatından geçen bir isim olarak 50’li ve 60’lı yıllarda, yani çocukluk yıllarımda onların yanındaydı. İşte ben de böyle bir ortamda büyüdüm. Gelecek ufkumu bu ortam şekillendirdi ve hep gelecek nesilleri, yani ümmetin meselelerini taşıyabilecek, daveti yayabilecek nesilleri nasıl yetiştirmeliyiz sorusunun peşinde oldum. Beni bu yola sokan, o arayışım oldu.

Suriye’den buraya geldiğinizden beri ne tür faaliyetler yapmaktasınız?

Suriye’deki savaş patlak vermeden önce Türkiye de dâhil olmak üzere yurtdışı ile bağlantılarımız vardı. Türkiye’den birçok hoca ile irtibattaydık; sadece birkaç örnek vermek gerekirse Mehmet Emin Saraç, Osman Nuri Topbaş, Mahmut Ustaosmanoğlu gibi… Elbette bunlar sadece birkaç örnek. Bilhassa Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı ile bağlarımız oldukça kuvvetliydi. Bu isimler ve kurumlar öğrencilerini Suriye’ye, yanımıza yollarlardı.

Eskiden beri var olan kuvvetli bağlarımız sayesinde Türkiye’ye gelince kendimizi yabancı hissetmedik. Burada hep bir ilim ailemiz var olmuştu. Zaten Türkiyeli âlimlerin Suriyeli âlimlerden pek farkları yoktur. Türkiye halkının da Suriye halkından pek farkı yoktur. Tüm bu durum, faaliyetlerimizi sürdürmemiz için verimli bir zemin ortaya çıkardı.

Bizler Suriye’de iken faaliyetlerimizi bünyesinde sürdürdüğümüz Zeyd bin Sabit Derneği vardı. Onu buraya taşıdık ve hâlâ aynı faaliyetleri sürdürüyoruz. Faaliyetler çok çeşitli ve geniş kapsamlı. Bu yüzden Zeyd bin Sabit’in altında farklı yapılar oluşturup her yapının bir alana odaklanması yöntemini uyguluyoruz. Örneğin, ilmi çalışmaları El Marifet adını verdiğimiz kurum altında sürdürüyoruz.

Buradaki müftülüklerle de, tabi en başta Mehmet Görmez Hoca ile, yakın temaslarımız var. Bu sayede, camilerde dersler de veriyoruz.

İlmi çalışmalarımız oldukça çeşitli. El Marifet dâhilinde ilkokul-ortaokulumuz var, başka mecralarda sürdürdüğümüz sohbet halkalarımız var, camilerde sürdürdüğümüz medrese usulüne benzer dersler var. Bu derslerde, Suriye’de iken takip ettiğimiz müfredat ne ise aynısını takip ediyoruz.

Nihayetinde, Türkiye’ye geldiğimizde buradaki imamlara ve hocalara açıkça “hizmetinizdeyiz” dedik. Çünkü sizler bizlere kapınızı açtınız…

Çalışmalar şu an Suriyeliler odaklı sürdürülüyor değil mi?

Esasında, bizlerin vizyonu tüm ümmeti kapsamaktaydı. Fakat mevcut şartlar sebebiyle elbette öncelikle Suriyelilere yönelmek durumundayız.

Şu an Suriye ile bağlantılarınız devam edebiliyor mu?

Eğer kasıt Suriye’deki rejimse Esad ve devlet ile tüm bağlantımızı kestik. Biz kendimizi “iyiliği emredip kötülükten men etmek” vazifesine sahip görüyoruz fakat onlar bizi esir almak istiyorlar. Bu yüzden kesmek zorundaydık.

Eğer kasıt halk ise hâlâ bağımız da faaliyetlerimiz de devam ediyor. Abluka altındaki yerlerdeki halkımızla dahi irtibat hâlindeyiz, oralarda da dini eğitimlerimizi sürdürüyoruz. Tabi ki bir gün okulumuzun başına bir bomba düşüyor ve her şey harap oluyor fakat yenisini inşa edip zorluklar altında da faaliyetleri kesintiye uğratmamaya çalışıyoruz. Öyle ki o bölgelere mesaj iletebiliyor ve onların seslerini duyabiliyoruz, oradakileri motive ediyoruz, bizlere çekip yolladıkları videoları izliyoruz. 

Suriye krizindeki genel gidişatı nasıl görüyorsunuz? Bilhassa Türkiye’nin meseleye dahil olması bağlamında.

Biliyoruz ki Suriye konusunda Türkiye baskı altında. Mevcut durumun ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. İnanıyoruz ki özünde Türkiye’nin hükümeti, uleması, halkı bizimledir.

Eskiden Suriyelilerin Türkiye’ye girişi oldukça rahattı. Sonra işler değişti ve şimdi çok güç. Annesini göremeyen çocuklar, birbirini göremeyen karı kocalar var. Ama ortaya bu acı durumu çıkaran şartları da anlıyoruz.

Neticede, sahadaki maddi gerçeklere bakarsak, güç dengeleri bakımından kötümseriz. Cenevre’de, Astana’da, başka yerlerde görüşmeler yapıldıkça bir umut ışığı görmek için çırpınıyoruz ama hep hayâl kırıklığına uğradık ve uğruyoruz. Artık kimsenin Suriyelileri umursadığını düşünmüyoruz.

Ama bu maddi gerçekliklerin ötesinde Allah’a inancımız güçlü, ne umudumuz varsa ondan. Zulüm uzun sürebilir ama zalimler cezasını bulacaktır.

Hocam, Beşar Esad’ın daha önce sizlerle irtibata geçmeye çalıştığını duymuştum.

Esasında, bir zamanlar rejimin üst düzey isimleriyle yakınlığımız vardı. Faaliyetlerimize iştirak eden, etrafımızda bulunan üst düzey yetkililer vardı. İlmi faaliyetlerimizi daha kolay bir zeminde yapmamızı sağlıyorlardı; ayrıca ilim meclislerimizden istifade ediyorlardı. Fakat mesele zulüm olunca biz bu ilişkileri bir kenara bırakır ve zulme “hayır” deriz. Biz böyle bir tavır alınca da bahsettiğim yetkililer, hâliyle rejim, aşama aşama bizden uzaklaşmaya başladı. Esad ve adamları bana çok kızdı, “Sen hutbe verirken insanları coşturuyorsun, onları etkiliyorsun!” diye sitem ediyorlardı. Bir noktada, “Ne istiyorsan verelim ama yeter ki bu insanları durdur!” dediler. Fakat bunu yapamazdım. Çünkü biz fesat ve zulüm içerisindeki devlete şikâyetlerimizi içeren mesajlarımızı ilettiğimizde dikkate almıyorlardı fakat ancak bizler minbere çıkıp insanlara hitap edince korkup bunları dikkate alıyorlardı.

Türkiye’de sizlerin ve Suriyelilerin şu an yaşadıkları zorluklar, eksiklik olarak gördüğünüz hususlar nelerdir?

Aslında açık konuşmak gerekirse Türkiye eskisi gibi değil, ilk geldiğimiz zamanlarda Esad’a daha çok baskı yapıyordu ve sesi daha gürdü. Şu an ise durum değişti ve bu değişim bizler için ağır neticeler doğruyor. Öte yandan, Türkiye’yi bu değişimden ötürü asla yargılamıyoruz, biliyoruz ki uluslararası düzenin durumu getirdiği nokta bu. Türkiye de nihayetinde bir devlet ve yöneticiler bazı şeyleri arzu etmese dahi ülkenin iç güvenliğini ve devlet aklını öncelemek durumunda kalıyorlar.

Buradaki Suriyelilere yönelik politikalar konusunda ise en önemli nokta eğitim. Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir çalışması var, Suriyelilerin olduğu okulları kapatıp öğrencileri entegre olmaları için Türk okullarına aktarıyorlar. Bu, entegrasyon açısından iyi bir fikir olabilir ama mevcut uygulama öğrencileri ve ailelerini derinden sarsıyor. Çünkü birdenbire böyle bir dönüşüm çok zor geliyor. Türk okullarına aktarılan öğrencilerin en fazla yüzde 10’u okuluna adapte olup başarılı olabiliyor. Bu geçiş daha iyi planlanmalıydı. Anaokulundan itibaren Türk okullarına giden Suriyeli çocuklar için bu uygulama faydalı olabilir, mesela benim torunlarım böyle ve daha sonra kendi okullarında birinci oldular ancak ortaokul-lise çağındakiler için bu geçişin keskin olması faydalı olmuyor.

Son olarak Suriye’deki silahlı hareketlere genel bakışınızı öğrenmek istiyorum. Bu mesele Türkiye’de –İslami kesim içerisinde dahi- oldukça tartışmalı ve spekülatif bir konu. Bir Suriyeli âlimin değerlendirmesini dinlemek faydalı olur.

Öncelikle, bütün silahlı örgütlerin, direniş gruplarının kötü yanları da var iyi yanları da var. Hiçbir grubun tertemiz olduğunu söyleyemeyiz ama bunları toptan tahkir de edemeyiz. Elbette DAEŞ gibi örgütleri bu değerlendirmeye dâhil dahi etmiyor, tartışmaya açmıyorum; onların durumu bambaşka!  

Benim bu meseleye dair esas söyleyeceğim şey şu olur: Suriye’de silahlı direniş ilk başladığında, izzetini korumak için parmağındaki yüzüğü satıp kocasına zulme karşı direnirken elzem olan ekipmanı alması için yardım eden insanlar vardı. O zamanlarda bu direniş daha temiz ve başarılıydı. Ne zaman ki dışarıdan –kim olursa olsun- destek gelmeye başladı, işin rengi değişti.

 

Röportaj: Deniz Baran





Yorum
teşekkür
zehra
muhabir deniz baran kardeşime bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. gerçekten çok faideli oldu benim açımdan. emeği bereketli olsun. bu alandaki söyleşilerinin, haberlerinin artmasını temenni ediyorum. mesela suriyelilerin türkiye'de çıkardıkları gazeteler, dergiler, çocuk yayınları, yayınevleri vs. bir dosya yapılabilir sitede.. belki deniz kardeşim, belki başka bir muhabir arkadaş tarafından.. bekliyoruz..
24/03/2017, 14:40