, 27 Mart 2017
Edebiyatın Çoksesliliğe Farklılığa ve İnsanın Özüne Yaptığı Vurgu Çok Kıymetli

Müge İplikçi

1820

Edebiyatın Çoksesliliğe, Farklılığa ve İnsanın Özüne Yaptığı Vurgu Çok Kıymetli

Müge İplikçi, toplumsal sorunları çok ince bir detay ve kurguyla öyküler. Özellikle kadınların hâllerini, yaşantılarını, sıkıntılarını, çağ içindeki konumlarını ve ilişkilerini anlattığı öyküleri çok başarılıdır. İplikçi, öykülerine ve öyküye dair Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.

Müge İplikçi, toplumsal sorunları çok ince bir detay ve kurguyla öyküler. Özellikle kadınların hâllerini, yaşantılarını, sıkıntılarını, çağ içindeki konumlarını ve ilişkilerini anlattığı öyküleri çok başarılıdır. İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları ve Araştırma Bölümü’nde eğitim almış olması da konuya dair öykülerini başarılı kılan bir durumdur. Öykü, roman, inceleme alanında birçok kitabı olan İplikçi’nin bu külliyatı, onun yazı konusunda ne kadar çalışkan ve disiplinli olduğunu göstermektedir.

Müge İplikçi ile öykülerine ve öyküye dair minimal bir söyleşi gerçekleştirdik.

2010 yılında verdiğiniz bir söyleşide, bir soruya cevaben şunları söylüyorsunuz: “Dışarıdan naif, demokrat, hoş bir ortam gibi görünebilir ancak oldukça sert kuralları olan ve genellikle erkek egemen eğilime yatkın bir yerdir edebiyat dünyası.” Devamında da kadın bir yazarın edebiyat dünyasında benimsenmesinin uzun bir süreç olduğunu ifade ediyorsunuz. 2010’dan bugüne değin bu konudaki fikirlerinizde bir değişme oldu mu?

Benzer şeyleri düşünmeye devam ediyorum...

Üstelik daha da beteri oldu. Ülkede yaşanan kutuplaşma, kültürel anlamda yeşertmeye çalışılan ortamı iyiden iyiye çölleştirdi. Edebiyatın son yıllarda ülke genelinde yaşanılan kutuplaşmadan çok hasar gördüğünü düşünüyorum. Öykü, roman ve şiirin çoksesliliğe, farklılığa ve insanın özüne yaptığı vurgu çok kıymetlidir, oysa. Bu gerçeği yitirmememiz gerekiyor.

Üretken bir kalem olduğunuz, beş öykü, dört roman, iki inceleme kitabınızdan anlaşılıyor. Öykü üzerine konuştuğumuzdan sebep, beş kitaplı bir öykücü olarak öyküyü bugün nerede görüyor ve değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye edebiyatını her zaman önemli bulmuş biriyim. Ancak şunu ifade etmem elzem: Bir ülkede edebiyatın gerçek varlığından söz etmek için ifade ve düşünce özgürlüğünün bariyerlerinin aşılması şarttır. Öykünün ve romanın kendine özgü sesini daha da güçlendirmesini istiyorsak, hedeften şaşmamamız gerekiyor: Demokratik hak ve özgürlükler...  Bu sadece Türkiye için değil, bugün dünyanın içine sürüklendiği açmazlar için de geçerli bir durum. Dünya üzerinde edebiyatın varlığını sürdürmesi sözünü ettiğim kıymetli değerlere sahip çıkmakla mümkündür. 

Müge İplikçi’yi çocuk kitapları yazmaya götüren şey nedir? Öykü türünün çocuk edebiyatıyla ilgilenmenizle bir ilgisi var mı?

Pek bağlantısı yok sanırım. Tamamen bu alana duyduğum ilgiyle bağlantılı diyebilirim. Çocuk ve gençlik edebiyatı, son derece özel ve kendi dili olan bir alandır. Oraya girip farklı bir ortamı solumak istedim. Çok da sevdim.

İnsanın ismiyle müsemma olması gibi, öykücülerin yüzünde, yazdıkları öykülerin izlerine rastlanıyor genelde. Öyküleriyle müsemma oluyorlar. Müge İplikçi’nin yüzüne baktığımda muzip, neşeli, küçük bir kız edası görüyorum. Genel olarak öykülerinden bana yansıyan Müge İplikçi de öyle. Ne dersiniz bu konuda?

Doğrudur... Ben muzip ve neşeli bir insanım. Dahası ciddiyetin çatık kaşla hiçbir ilgisi olmadığına da inanan biriyim. İşini coşkuyla, aşkla, pozitif duygularla ve tutkuyla yapan insanlara özel bir saygım vardır. Öyle insanlardan olmaya çalışıyorum. Türkiye’de pek mümkün olmasa da... Zaman zaman dünyanın halini çok komik buluyorum; insanlık adına kaybedişlerimiz içimi çok acıtıyor olsa da... Küçücük manevralarla çözülebilecek sorunların büyük, hem de çok büyük engellere dönüşmesi karşısında ise hâlâ şaşırabiliyorum.

“Sesimin yankısı oluyor mu, yazdıklarım nereye gidiyor?” gibi düşüncelere kapıldığınız oluyor mu zaman zaman?

Her yazar bunu düşünür. Ben de düşünürüm. Ama sonra yazmak galip gelir ve gerisini umursamaz, oturur yazarım.

Kısacık bir an ya da gördüğünüz herhangi bir şey öykülük olmaya yeterli sizin için. Öykü size nasıl gelir? 

Yaşamın her anını keşfetmeye çalışmakla ilgili bir çaba diyebilirim buna. Ancak bu bir görev değil. Bu bir yaşam biçimi. Öyle ki zaman zaman öykülerin kendisi gelir kapıma...

Bazı öykücülerde ritüel hâline gelen bir yazma şekli vardır. İplikçi’nin öykü yazma rutini/ritüeli var mı?

Çalışmak... Yazmayı bir disiplin haline getirmek ve usanmadan yazmak. 

Ülkemizdeki edebiyat ortamına baktığınızda, öykü adına sizi rahatsız eden ve sevindiren şeyler neler?

Öykü yazılıyor... Kurgu varsa dönüşüm umudu da vardır.  Bu beni mutlu etmeye yetiyor.

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Hatice Ebrar Akbulut






İlgili Konular