, 25 Kasım 2017
Ömer Ziya Belviranlı Yayıncılığı Bırakmak Evladını Kaybetmek Gibi Birşey

Ömer Ziya Belviranlı

3594

Ömer Ziya Belviranlı: Yayıncılığı Bırakmak, Evladını Kaybetmek Gibi Birşey

''Yani bir insan evladının hasta hali veyahut da artık ölüm haberi gibi bir şey bana göre bu yayıncılığın bitmesi. Şimdi... o hicrânı ben yaşıyorum.'' 35 yıldır istikrarlı bir şekilde yayın hayatını sürdüren Marifet Yayınları el değiştirdi. Yayınevinin sahibi Ömer Ziya Belviranlı, Marifet Yayınları ve yayıncılık macerası üzerine Kamil Büyüker'in sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Kültür Hayatımızda Bir Mümtaz Sima İhsan Babalı ve Cağaloğlu Yayınevi
Kültür Hayatımızda Bir Mümtaz Sima: İhsan Babalı ve Cağaloğlu Yayınevi

1960'lı yıllarda Cağaloğlu Yayınevi'nde önemli eserler yayınlayan; çıkardığı İslam Düşüncesi dergisi hâlâ yâd edilen; yayınevinin kapanması sonrasında pek çok hayır faaliyetinin içinde bulunan M.İhsan Babalı'nın hayatını, torunu Fatmanur Babalı kaleme aldı.
10/01/2017 13:01
Muhammed Es-Sıbai ile Arap Dünyasında Yayıncılık Üzerine
Muhammed Es-Sıbai ile Arap Dünyasında Yayıncılık Üzerine

Arap Yayıncılar Birliği başkan yardımcısı ve Suudi Arabistan merkezli Darul Varrak Yayınevi sahibi Muhammed Es-Sıbai, Arap dünyasında yayıncılığın durumu ve Türk-Arap yayıncılık birlikleri arasındaki ilişkiler üzerine Eşref Al-Bolkiny'nin sorularını cevapladı.
09/03/2017 13:01
Hacı Kasım Efendi ve Ailesi Hakkında Nedret İşli ile Söyleşi
Hacı Kasım Efendi ve Ailesi Hakkında Nedret İşli ile Söyleşi

Hacı Kasım Efendi, Babıali’nin ilk Müslüman kitapçısı. Bir İranlı. 1860 yılında kitapçılığa-yayıncılığa başladığı tahmin ediliyor. Maarif Kitaphanesi, Türk Neşriyat Yurdu, Saatli Maarif Takvimi, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi, Ece Ajandaları gibi yayıncılık tarihimizin bugününe kadar etkisini sürdürmüş muhtelif firmaların kurucu babası. Emin Nedret İşli, Hacı Kasım Efendi'nin yaptığı yayın faaliyetleri ve ailesi hakkında Mehmet Erken'in sorularını cevapladı.
10/03/2017 11:11
Kitap fuarı bitmeyeydi iyiydi
Kitap fuarı bitmeyeydi iyiydi!

Türkiye’de yılda 50.000 kitap yayınlanıyor. Peki 'biz bu kitapları nerelerde göreceğiz?' Mehmet Erken, günümüz yayıncılığının en büyük problemine dair yazdı.
08/08/2016 09:09
Liderlere tapmak ne kadar caiz
Liderlere tapmak ne kadar caiz?

Hamdi Kalyoncu'nun ilginç bir kitabı var: Liderlere Tapınma Psikolojisi. Bir bakınmanızda fayda var.
18/01/2011 18:06
1 talebe için 40 münafığın kahrını çekebilirim
1 talebe için 40 münafığın kahrını çekebilirim!

Dünyabizim olarak Ömer Ziya Belviranlı'yı ziyaret ettik ve kendisiyle ailesinden başlamak üzere, Konya yılları, Yüksek İslam Enstitüsü, Yeniden Milli Mücadele hareketi, ANAP ve Marifet Yayınları'na kadar pek çok konuda uzun bir sohbet gerçekleştirdik.
24/03/2016 10:10

35 yıldır istikrarlı bir şekilde yayın hayatını sürdüren Marifet Yayınları el değiştirdi. Yayınevinin sahibi Ömer Ziya Belviranlı ile, yayınevini devretmeden önceki hafta, Marifet Yayınları ve yayıncılık macerası üzerine Kamil Büyüker konuştu. Video röportaj formatında yaptığımız bu söyleşiyi buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. Aşağıda söyleşinin dökümünü yayınlıyoruz. Söyleşi esnasında yayınevi merkezli konuşmamızdan ayrıca değinilen konuları da, konuşmanın içindeki videolardan izleyebilirsiniz. 

Yayıncılığa ne zaman başladınız?

Nedve Yayınları olarak ağabeyim merhum Ali Kemal Belviranlı bazı kitapları Konya’da hazırlıyor, ben de İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü’nde olduğum için onların yayınlarını takip ediyordum. Tabii, o zaman mesela Şerh-i Mesnevi’nin metni Konya’dan geliyor, Ahmet Sait Matbaası’nda orijinal Farsça beyitlerin klişeleri hazırlanıyordu. Ondan sonra diğer ayet klişeleri… O zaman ofset olayı pek yoktu. Yayıncılık ile ilişkim o zamandan başlıyor. Bir de Mücadele Birliği’nin ilk kurucu ekibinden olduğum için, orada Yeniden Milli Mücadele Dergisi ve bazı kitaplar yayınladığımız için yine yayın faaliyetinin içindeydim. Yani hemen hemen tamamı yayınla geçen bir hayat oldu bizimkisi. 34 yıllık Marifet Yayınları, ondan önce Konya Merkezli, İstanbul şubeli Nedve Yayınları. Bu arada Selçuklu Yayınları da bizim bünyemizdeydi.

Bu arada Çağdaş Düşünce Tarihi diye Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’in bir kitabı vardı, benim yayıncılık faaliyetim de bilhassa bu kitapla başladı diyebilirim. O el yazısıyla yazıyordu. Ben onları dizdiriyordum, tashihini yapıyordum, tekrar kendisine götürüyordum. Şişli’de caminin hemen yanındaydı evi. Çok büyük bir fikir adamıydı. Çağdaş düşünce tarihimizi yerli ve milli manada en güzel ifade eden 2 ciltlik bir kitaptı. Bu kitabın yanında da, bahsettiğim gibi Şerh-i Mesnevi kitabının basım işini İstanbul’da sürdürerek başladı yayıncılık maceram.

Ali Kemal ağabeyimin pratik tarafı olduğu için mesela; Kur’an-ı Kerim’i en kolay öğreten o zaman tek kitap Kur’an Rehberi idi. İslam Prensipleri kitabı da aynı şekilde. O günkü nesle böyle kısa, öz, soru ve cevaplarla öğrenebileceği bir metod içerisinde anlatıyordu. Ve o İslam Prensipleri kitabı, 5-6 kuşağın İslami bilgilerle donanımını sağladı. Şu anda ismi her vesileyle yâd edilen üstadlarımız o kitap vesilesi ile ilk bilgilerini edinmişlerdir diyebiliriz. Bu kitabı çok yüklü bir miktarda basıyorduk.

O şekilde yayın hayatına girdik anlayacağınız. Şöyle derler, “Yayın hayatına giren bir kişi hayırlı bir virüs kapar, o virüsün dışına çıkamaz.” Bizim de Marifet Yayınları ile 34 senelik, öncesinde de 12 senelik yayın maceramızı toplarsak, aşağı yukarı 46 yıllık bir geçmişimiz var.

[Belviranlı’nın İlahiyat Camiyasında etkili olmuş 3 akademisyene dair yorumlarını videodan izleyebilirsiniz:]

Marifet Yayınları hangi tarihte kuruldu?

Marifet’in Marifet olarak kuruluşu 1981. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü çıkışlı olduğum için oradaki hocalarla da çok yakın ilişkimiz vardı. Onların asistanlık tezi olarak kitapları yayınlatacakları yer yoktu. Daha çok bizde dini yayıncılık denince halk kitapçılığı hâkimdi. Onlardan birkaç yayınevi vardı ki, hepsini rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz. Böyle at sırtında, eşek sırtında, affedersiniz, hem yayınladılar hem de Anadolu yollarında dağıttılar. O Sağlam Yayınları olsun, pek çokları... Halil Eser mesela, ne çileler çekti adam. Bu ortamda biz de biraz da akademik yazılar da yayınlansın, ilmi araştırmalar da yayınlansın diye düşünerek, arkadaşlarımıza sahip çıkmak güdüsüyle bu işe girdik. 24 tane tez yayınladım ben, aşağı yukarı 2 sene içerisinde. Bunların hepsi çok değerli tezlerdi. Bu tezlerin nihayetinde tashihini de onlar yapıyordu, ben kontrol ediyordum, bu nedenle çok kolayca yapmıştık. Matbaa sayısı da az; ama gerçekten matbaaların sahipleri editör gibiydi. Mesela; Yaylacık Matbaası, isim veririm, Ali Sümbül. Allah rahmet eylesin. Kendisi Şemsettin Yeşil'in de halifelerindendi. Ziya Nur ağabey, rahmetli... Bunlarda kelime tashihi değil, harf tashihi dahi çıkmazdı. Bu kadar dikkatli insanlardı. Eğer müellifi “Bu böyle olsun” derse, hemen dizgiyi bırakır, teslim ederlerdi. Hele hele imâni manada bir hata olursa affetmezlerdi. Hatır ve para için dahi yapmazdı. Öyle bir seviye vardı.

Yayınevinin ismini kim koydu? Logosunu kim yaptı?

Süleyman Uludağ koydu. Hani marifet mertebesi var ya, o sebeple. O dönem Süleyman Uludağ’ın da bazı kitaplarını yayınlıyorduk. “Buranın ismini Marifet koyalım” dedi. Logoyu da Saim Okan diye bir arkadaş vardı. O da Pınar dergisi kitap kapaklarını yapardı; aynı zamanda çok iyi müzehhibdi kendisi. O yaptı. Ben de nihayet hakikaten benimsedim. Pratik bir şeydi; ama ondan sonra bazı uyarılar aldım. Onları büyüklerimize danıştım. “Yaa bu Millî Piyango'nun logosuna benziyor.” dediler. Hiç aklıma dahi gelmemişti. Ondan sonra biz yayınevi logosunu aynen devam ettirdik.

Marifet Yayınları'ndan basılan ilk kitabınız hangisiydi?

İlk kitaplarımız Ali Kemal Abimin kitapları idi çoğunlukla. İslam Prensipleri yayınladığımız ilk kitaptı. Tecvid kitabı bastık sonra. O zaman mesela; tecvid de Karabaş metninin orijinalinden okunurdu. Hem onun okunuşunu koyduk hem de özellikle kelimelerle izahı. Tecvid kitabı çok büyük ilgi görmüştü açılan Kur'an kurslarında. Hatta İslam Prensipleri kız Kur'an kurslarında ezberletilirdi; belli başlı sorulu yerler var, o kısımlar… Çok faydalı oldu. Gençlerin bilhassa çok ilgi gösterdiği bir kitaptı. Elhamdülillah. Ondan sonra yayın yolumuzu değiştirdik. Bu şekilde biraz evvel bahsettiğim kitapları yayınladık, akademik kitapları. Osmanlıca tıpkıbasım kitaplar yayınladık. Nefahatü'l-Üns mesela. Orijinalini bastık. Ondan sonra da sadeleştirilmişini bastılar. Tasavvufî kaynak kitaplardı bunlar. Sonrasında artık bazı kitapçı arkadaşlar yavaş yavaş kaliteli kitaplara yönelmeye başladı. ANDA Dağıtım’ın çok büyük etkisi oldu benim kitaplarımın dağıtımında. Ben kitaplarımın dağıtımını tamamen onlara vermiştim. ANDA bizim çevrede başarılı olan birkaç dağıtım teşkilatından biriydi. Milliyetçi-muhafazakâr anlayış içerisinde kitaplar, Osmanlıca tıpkıbasımlar... Bunları dağıtacak bir yer var diyerek biz de heveslendik ve son derece başarılı bir organizasyon oldu.

[Belviranlı’nın uzun yıllar kitaplarını yayınladığı, aynı zamanda aile dostu olan Ali Ulvi Kurucu’ya dair konuşmasını videodan izleyebilirsiniz ]

Kitaplarınız kaç adet basılıyordu? 

İslam Prensipleri'nin her baskısı 20.000'di. Bir senede rahat eriyordu. Her sene basıyorduk. Kur'an Rehberi aynı şekildeydi. Neticede bunlar yüksek tirajlı kitaplardı. Diğerleri de hemen hemen 3.000'den aşağı basılmazdı. Tezler dahil. O tezler 1000'e düştü tekrar baskılarda. İlgi vardı kitaba. Yavaş yavaş okuyucu kitlemiz de değişmeye başladı. İmam Hatip okulları çoğaldı falan. Onların da ufku açılınca akademik kitaplara ilgi arttı. Elhamdülillah, devam etti bu yolda. ANDA dışında büyük dağıtım şirketleri oldu; fakat hiçbirisi o çapta olmadı.

Günümüzde kitap satışları neden azalıyor?

Günümüzdekiler daha seçici davranıyorlar. Bir de cep telefonları... İnternet çıktıktan sonra yayıncılıkta çok ciddi düşüş oldu. Sebebi de biraz işin kolaycılığına gitmek şeklinde oldu. Yoğun kitap sevdalıları bile, benim bildiğim kitap sevdalıları bile evinde kitap yerleştirecek yer olmadığı için işte kitap aldıklarında kol altında saklayarak gizlice eve getirirlerdi. Fakat onlar kitaplarını ya bağlı oldukları vakıflara ya da arkadaşlarına verdiler. Her sene vermeye devam ediyorlar. Ben de öyle. Yani elimde çok güzel bir kütüphane var, daha çok kaynak eserlerden oluşan. Her sene belli bir miktarını okunacak yerlere ben de veriyorum. Yani ben kitap deyince o sayfaları karıştırmadan, kitabın manevî etkisini göreceğimi sanmıyorum. İlla o sayfaların kokuları hissedilmeli.

Marifet Yayınları nerede kuruldu?

Horhor Caddesi'nde İrfan Yayınevi vardı, onunla komşuyduk biz. Matbaası da vardı. Büyük bir matbaa. Aynı zamanda hemen hemen ANDA'nın kitapları da orada basılırdı. Evet, Temel Türk Tarihi'nin, Yılmaz Öztuna'nın tashihini de ben yapmıştım. O da çok titizdi. Osmanlıca bilmeyen bir adamın, ben o kanaatteyim, bazı ciddi, hele hele bizim mazimizde hazırlanıp da Latinize edilmesinden sonraki safhasında çok ciddi tashih edilmesi lazım. Yoksa onu bir okuyucuya şöyle bir okutturun, o kelime hatalarına, telaffuz hatalarına tahammül edemezsiniz. Onun için tashih işi editör işidir aynı zamanda. Eskiden bir musahhih mesela, Cumhuriyet'in ilk zamanlarında kurulan matbaalarda o kadar derin bir kültüre sahipti ki, bizim biraz evvel bahsettiğimiz Ziya Nur [Aksun] ağabey gibi editörlerin dizdiğinde hata denilen bir şey olmazdı. Yaylacık Matbaası sahibi Ali Sümbül, çok mühimdi. En iyi fikir adamları da musahhihlikten geçerek olgunlaşırmış, derler. Ziya Nur'un ifadesidir bu.

Yayınevine kimler gelirdi?

Bir kere ilahiyat camiası. İlahiyatın asistanları olsun, hocaları olsun, bunlar muntazaman gelirdi. Bulunduğumuz yer daha genişti o zaman. Onlarla hep kültür hasbihalleri yapardık. Burada Konyalı etli ekmeğini beraber yerdik. Onlar bazı şeyler getirirdi. Beraber burada öyle güzel günlerimiz geçmişti. Mesela Mustafa Kutlu. Allah şifa versin inşallah, şu anda hasta bildiğim kadarıyla. Dergâh grubu benim çok fazla ilgi gösterdiğim bir arkadaş topluluğu idi. Onlara muntazaman giderdim. Nurettin Topçu Hoca'yı tanırız. Ağabeyimle çok yakın dostlukları vardı.

[Belviranlı’nın Nurettin Topçu ve Dergah grubuna dair daha geniş yorumlarını video’dan izleyebilirsiniz: ]

Bugüne kadar kaç kitap yayınladınız?

Benim çıkarttığım kitap... Aşağı yukarı 224.

Yabancı dillerde yayın yapmışlığınız var mı?

Yaptık.

Birkaçını raflarda görüyorum zaten.

Çocuk yayınlarında Yusuf Özarslan kardeşimizin metin üslubunda ayrı bir özelliği vardı. Onun Türkçesi çok büyük bir ilgi gördü. Bunların, Almanya Kitap Fuarı'na gideceğimiz zaman, aynı şekilde çok kaliteli bir tercümesi oldu, Almanca. Hatta tek tek kutu halinde kondu. Güzel bir ambalajı da vardı.

Peygamberimiz'in birinci cildi.

Evet, birinci cildi gönderdi. Peygamberimiz'in Almancası. Almancası iyi ilgi gördü fuarda. Bunun İngilizcesi de olsun, Fransızcası da olsun, derken Rusçasını da yaptık. Rusçasını yapan da fevkalade kaliteli yaptı. Risale-i Nur'u tercüme edecek kadar liyakatlı bir kadındı o. Azerî asıllı. Evet, onlar bayağı ilgi gördü. Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça. Dört dilde yayın yaptık. İslam Prensipleri'nin İngilizcesini de Ali Kemal Ağabeyim ve Hüseyin Ateşin Bey yaptılar. Abim 6 sene İngiltere’de kaldığından İngilizcesi iyiydi; Hüseyin Ateşin Bey de Kıbrıs'taki üniversitenin kurucularından olan Şeyh Nazım Efendi ile de kısmen alakası olan, bir mimar, aynı zamanda İslami literatüre hakim bir insandı. Medrese tahsili de yapmıştı. Beraberce çevirdiler o kitabı. Hatta Yüksek İslam Enstitüsü İngilizce derslerinde İslamî literatürü çok iyi kullanan bir tercüme olduğu için onu kullanmışlardır. Hâlâ bunun İngilizce üslubunu, İslamî literatürün çok güzel kullanıldığını herkes söyler. Benim İngilizcem olmadığı için bilemiyorum tabi.

Yabancı dillerde de rağbet oluyordu o zaman.

Tabii, tabii; ama ilk zamanlar bayağı rağbet gördü. Başka da yoktu. Bu Berekât grubunun yaptığı şeyler vardı. Başka da İngilizce kitap yoktu. Daha sonra Diyanet bastı. Diyanet'in basmasına da ben teşvikçi oldum yani. En azından bazı kişilere söyledik. Onlar da yaptılar. Şimdi Diyanet'in dışarıya yönelik yayınları fevkalade çoğaldı. Bu arada Mesnevî tercümeleri de bu en son Vuslat törenlerinde ortaya çıktı. 21 dilde oldu. Şimdi Diyanet aşağı yukarı İslamî yayınların 6 dilli olduğunu söylüyor. Bu bir şey değil; ama son bir senede dört tane daha oldu. Şu anda 10 dilde Diyanet Yayınları tercüme ediliyor. Devam edecek de. Ama ben bir de Arnavutça kitap hazırladım. Hazırlattığım bir Arnavut. Hukukçu aynı zamanda. Oranın baş müftüsünün de oğlu. O kitapları gösterebilirim. Onun çok faydası oldu. Onu ben karşıladım. Orada dağıtıldı. Arnavutluk'ta dağıtıldı. Arnavutça konuşulan yerlere götürüldü. Orada dağıtıldı. Aslında insanlar bilhassa doğru yazılmış, kolay İslam'ı öğreten kitaplara çok çok muhtaçtır.

Marifet Yayınları'nı neden devrediyorsunuz?

Fizikî bir yorgunluk olsa gerek herhalde. Biraz da aslında yayıncılık da değişti. Son zamanda sağda solda kitaplara itibar gerçekten azaldı. Bakın nice yayıncılık ya küçülüyor yahut da kapatıyor. Kitaplarını devrediyorlar falan. Ben de, bu Beşir Kitabevi var Sahaflar'da, Muzaffer Ozak merhumun oğlu Şeyhzade'nin oğullarının kurduğu güzel bir yayınevi. Onlara bazılarını telifleriyle beraber veriyorum. Diğerlerini de belli bir iskontayla tamamını onlara devrediyorum. Bir hafta sonra, İnşallah, onlar bizim adımıza faaliyetlere devam edecekler. Biz de bir yer tutacağız. Ufacık bir oda. Marmaray'ın çıkışında. Valilik'in önünde. Koçağası İş Hanı'nda. Orada arkadaşlarımızla hasbihal edeceğiz. Daha rahat olacağız yani. Benim iki oğlum var. Yayıncılık ekonomik açıdan öyle fazla getirisi olan bir meslek değil. Eğer bazı yayınlara gidilirse olur; ama bir çizgi takip ediyorsanız, onu terketmeniz lazım. O da zor oluyor. Alışkanlık oluyor artık. Pek çok yayıncı arkadaşımız bizim camiadan, ya yayınevini küçültüyorlar veyahut da bırakıyorlar, devrediyorlar falan. O şeyler hızlanmaya başladı. Tabii, üzücü yani. Ben kendimin yayıncılıktan kopmasının beni nereye götüreceğinden emin değilim. Şimdi soldaki yayınevlerinde de aslında çok büyük bir sarsıntı var. Bu internet ve cep telefonları onların yaptığı çok pahalı anlaşmaları dahi, hatta mahkeme kapılarına götürdü. Yaşar Kemal'in çocuklarından falan... Onların varisleri diyelim. Daha başka solda çok çok şöhret yapmış, kitapları, romanları çok okunan birtakım yazarların torunları.

Devlet yayıncılara destek olmuyor mu?

Kütüphaneler Genel Müdürlüğü'nün FETÖ etkisiyle yapılanması çerçevesinde tercihler oldu. Bazı yayınevleri “Eğer onlarla yakınlık kurulursa, ben kitaplarımı çok miktarda verebilirim” dedi. Bence gecikmiş ama hakkaniyetle yapılan Necip Fazıl'ın eserlerinin, hangi kütüphaneye giderseniz gidin, hepsinde mevcutları var. Hem de çok miktarda alındı. Aynı şekilde bizim Dergâh grubunun daha başka çıkarmış olduğu kaliteli kitaplar da alındı. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bizzat teşvikiyle olmuştur. Yoksa Ertuğrul Günay zamanında Kültür Bakanlığı en çok şaibenin olduğu yerdi kitap tercihinde. Düşünün adlarını söyleyemeyeceğim kitaplardan bir anda 5000-10000 tane alındı. Şimdi o kitapların hepsi temizlendi. İşte hamur oldu. Kâğıt hamuru. Yahut nereye gönderildiyse oraya. Yani biraz hazin bir tablo içerisinde konuştuk; ama mazur görün. Yani bir insan evladının hasta hali veyahut da artık ölüm haberi gibi bir şey bana göre… bu yayıncılığın bitmesi. Ama… öyle de olması gerekiyordu. Dediğim gibi, o hicranı ben yaşıyorum.

Gözlerinizi de burada açtınız.

Tabii, tabii. Ben hâlâ yayınladığım bazı kitaplarda hangi konunun hangi sayfada olduğunu bilirim. Şimdi rüyamda dahi görüyorum. Son zamanlarda... İnşallah, hayırlı olur, bakalım.

 

Röportaj: Kamil Büyüker

Röportajın videosunu aşağıda izleyebilirsiniz: