, 26 Mayıs 2017
Faruk Taşkale ile Hocası Müzehhibe Rikkat Kunt Üzerine Röportaj

Faruk Taşkale

4782

Faruk Taşkale ile Hocası Müzehhibe Rikkat Kunt Üzerine Röportaj

Bugün, tezhip sanatında günümüzde yaşamakta olan bahar mevsiminin açmasına zemin teşkil eden önemli ustalardan, hocaların hocası Rikkat Kunt’un 30’uncu vefat yıl dönümü. İbrahim Ethem Gören, Rikkat Kunt Hanım’a rahmeti vesile kılarak talebesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Taşkale ile Hocası Rikkat Kunt Hanım üzerine hasbihal etti.

İlgili Yazılar
Rikkat Bacı cennette müzehhibe ola ya hu
Rikkat Bacı cennette müzehhibe ola ya hu!

Mürekkebi aydıngerin/gök kubbenin üzerine yayan fırçayı her elime aldığımda izlerini sürdüğümüz Rikkat Kunt hocamızı rahmetle anarak yazdım.
14/01/2013 12:12
Tezhip hattın elbisesi oldu asırlardır video
Tezhip, hattın elbisesi oldu asırlardır (video)

Osmanlı'dan dünyaya yayılan geleneksel sanatlardan biri tezhip. Yüzyıllardır, altınla yazıyı buluşturan bu sanat; Kanuni Sultan Süleyman döneminde ivme kazandı. Tezhip sanatı günümüzde, çağdaş ve özgün çalışmalarda da hayat buluyor.
02/07/2015 13:01
Temellük kitabeleri ve exlibrisler
Temellük kitabeleri ve exlibrisler!

İslam ve Batı Medeniyetinde kitapseverlerin benzeşen bir uygulaması Dr. Mustafa Çelebi'nin kaleminden.
10/01/2010 10:10

Bugün, tezhip sanatında günümüzde yaşamakta olan bahar mevsiminin açmasına zemin teşkil eden önemli ustalardan, hocaların hocası Rikkat Kunt’un 30’uncu vefat yıl dönümü. Rikkat Kunt Hanım’a rahmeti vesile kılarak talebesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Taşkale ile Hocası Rikkat Kunt Hanım üzerine hasbihal ettik.

Rikkat Hanım’la nasıl tanıştınız?

Emin Barın Hocam bir Perşembe toplantısı öncesi, Hüseyin Gündüz ve beni muhteşem hat koleksiyonunu sergilediği büyük salona götürdü ve “Söyle bakalım en beğendiğin eser hangisi ” diye sordu. Ben de hiç tereddüt etmeden Hamit Aytaç tarafından yazılıp Rikkat Kunt tarafından tezhiplenen muhteşem hilye ve Allah-Muhammed levhasını işaret ettim. Güldü ve “Hazırlan, Cumartesi sen, ben ve Hüseyin, Rikkat Hanım’ı ziyarete gideceğiz” dedi. Bu Rikkat Kunt ile ilk karşılaşmam değildi ama uzun aradan sonra bir rüyanın gerçekleşmesi gibi bir şeydi benim için…

1984’ün bir hafta sonu bahar sabahında Emin Hoca, Hüseyin Gündüz ve ben, Rikkat Hanım’ın Beylerbeyi’ndeki evine gittik. Elimde beyaz zambaklardan oluşan bir çiçek buketi vardı ve heyecandan kalbim duracak gibiydi. Rikkat Hanım, büyük bir sevinç ve güleryüzle karşıladı bizi. Emin Hoca tanıştırdı büyük ustayla beni. Elini öptüm mutluluk içerisinde ve ilk konuşmalarımızı hatırlamıyorum o heyecanla… Daha sonra gelini Müfide Hanım bize ikram hazırlığı yaparken, Hocam; odasını dolaşmamı ve duvarlarda asılı bulunan levhaları incelememi istedi.

Odada neler gördünüz?

Küçük, cadde tarafına bakan muhteşem bir odaydı. Masası ve üzerinde fırçalarını koyduğu ve kendi süslediği küçük bir ahşap kavanoz ile masa üzerindeki duvarda asılı olan Şeref Akdik tarafından yapılmış yağlıboya portresi ilk dikkatimi çeken şeyler olmuştu. Sonrasında tamamının rahmetli hocam tarafından tezhiplendiği Kamil Akdik, Halim Özyazıcı ve Necmeddin Okyay levhaları dikkatimi çekti. Yatağı, masası, duvarda asılı olan her şey o kadar muntazamdı ki, hayran kalmamak mümkün değildi. Odadaki objeler sanki bana gülümsüyor ve hoş geldin diyorlardı… Çaylarımızı içtik, kurabiyelerimizi yedik. Rikkat Hanım, “Hafta sonları gel, birlikte çalışırız, altınlarımı ezip desenlerimi kâğıda geçersin” dedi ve her biri adeta birer çeyiz bohçası gibi, içerisinde muntazam bir şekilde katlanmış desenlerin bulunduğu ciltbentleri açtı ve bana birkaç desen armağan etti. Ölecek gibiydim mutluluktan. Dışarı çıktığımızda Emin Hocam, Rikkat Hanım’ın beni çok sevdiğini ve sağlığı el verdiğince bana yardım edeceğini söylediğini belirtti. Her şey rüya gibiydi. O günden sonra vefatına kadar her hafta sonu Rikkat hocamı ziyarete gittim. Desenlerimi birlikte etüt ettik, tashih ettik, vefatına kadar.

Son öğrencisi olmam hasebiyle bana yakıştırdığı “Tekne Kazıntısı” lakabını unutamıyorum… Kendimi çok şanslı bir müzehhip olarak addediyorum. Hamit Aytaç, Rikkat Kunt, Emin Barın, Süheyl Ünver, Ali Alparslan, Kerim Silivrili gibi üstatlarla tanışma şansına ve şerefine nail oldum. Bunun için sonsuz teşekkür ediyorum Yüce Allah’a… Ve Emin Barın, Rikkat Kunt hocalarımdan bana intikal edip bana ışık tutan desenleri ve malzemeleri Rikkat Kunt hocamın yaptığı gibi özenle koruyup saklıyorum… Rikkat Kunt ve Emin Barın hocalarımı rahmetle anıyorum.

Teşrik-i mesainiz sonraki yıllarda nasıl devam etti?

Rikkat Kunt Hocam ile çalışmalarımız hafta sonları, 14 Ocak 1986 tarihinde vefatına kadar, evinde usta - çırak münasebeti şeklinde büyük bir keyifle devam etti.

Rikkat Hanım’ın babası Hüseyin Kadri Bey Osmanlı devlet ricalinden, “Büyük Türk Lügati” isimli bir eser hazırlamış olan münevver bir zat. Malum olduğu üzere aile ortamı, kişinin sanat ve estetik değerlerinin gelişmesine tesir ediyor. Hocanız size, ailesine ve çocukluğuna dair neler anlatırdı? Ailesine ve yetiştiği ortama dair neler söyleyebilirsiniz?

Fatma Rikkat Kunt, 27 Nisan 1903'te Beylerbeyi'nde dünyaya geldi. İsmini babasının yakın arkadaşı Tevfik Fikret vermiştir. Annesi, uzun yıllar Beyrut'ta yaşamış Güzide Hanım, babası ise "Büyük Türk Lügati" yazarı ve kitaplarının çoğunda "Şeyh Muhsin-i Fânî” adını kullanan Hüseyin Kâzım Kadri Bey'dir. (1870-1934).

Hüseyin Kâzım Kadri Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nun idare, siyaset ve ilim alanında oldukça önemli bir ismidir. Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'in yakın arkadaşıdır.

Hüseyin Kâzım Bey, Sultan Abdülhamid tarafından, çalışkanlığı ve dürüstlüğü nedeniyle Trabzon valiliğine atanan Kadri Bey'in (1843-1903) oğludur. Kadri Bey'in babası Hacı Ethem Paşa, Sultan Mahmud ve Sultan Abdülmecid devrinde vezirlik yapmıştır.

Rikkat Kunt, babasının görevleri dolayısıyla Serez'de, Selanik'te ve Halep'te bulunur. 1913 yılında annesi Güzide Hanım’la büyüdüğü Beyrut'a göç ederler. Babasının görevleri nedeniyle sık sık değişik yerlerde bulunması gerektiğinden Fatma Rikkat Hanım ilk eğitimini mürebbiyelerden alır. Evde çoğu zaman Fransızca konuşulduğundan Fransızcayı ana dili Türkçe ile beraber öğrenir. Rikkat Hanım, Beyrut’ta Fransız okulunun orta kısmına başlar ve 1.5 sene devam eder. Bu arada Hüseyin Kâzım Bey, Büyük Türk Lügati için çalışmalarını hızlandırır. Beyrut kütüphanelerinden, Arap bilginlerden, Hristiyan din adamlarından yararlanır. I. Dünya Savaşı çıktığında Fransız okulunun kapanması ile beraber Rikkat Hanım Alman okuluna gider ve öğrenimine orada devam eder.

1918 yılında yapılan antlaşma ile Suriye ve Lübnan Osmanlı Devleti’nin elinden çıkınca tekrar İstanbul'a dönerler. İstanbul'a dönüşte Rikkat Kunt 15 yaşlarındadır ve İstanbul işgal altındadır. Amerikan Koleji’ne gitmek ister, ancak babasının arzusu üzerine o zamanlar Çengelköy'de oturan ve Hüseyin Kâzım Bey'in yakın arkadaşı olan Mehmet Akif Ersoy'dan edebiyat dersleri almaya başlar ve Türkçesini ilerletir. Bu arada Ali Sami Boyar’dan resim dersleri ve o zamanlar İstanbul’da tanınmış piyano hocası Alman Langaberg’den, arkadaşı Münevver Ayaşlı ile birlikte piyano dersleri alırlar.

Rikkat Kunt Hanım’ın doğduğu yılların geleneksel sanat ortamı hakkında bilgi verir misiniz?

Rikkat Kunt’un doğduğu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu zor şartlar nedeniyle sanat alanında bir durgunluk vardır. Özellikle tezhip sanatı adeta en zor bir süreçten geçmektedir. Oysaki hat sanatı her dönemde olduğu gibi varlığını en iyi şartlarda sürdürmektedir. Osman Yümni Efendi ve Bahaddin Tokatlıoğlu’nun babası Osman Nuri Efendi tezhip sanatını kendilerine has tarzlarıyla devam ettirmektedirler. Bir süre sonra Rikkat Kunt henüz 13 yaşlarındayken, 1915 senesinde XX. yüzyıl başlarında hat sanatının dışında tezhib, cild, ebru, minyatür gibi sanatlarda durgunluk ve kargaşa görülmeye başlar. Geleneksel sanatların en önde gelenlerinden olan yazı, tezhib, cild, minyatür, ebru gibi sanatların yeniden ihyası amacıyla, 1915 yılında Bâb-ı Ali Caddesi’nde, önceleri Sıbyan Mektebi olup tamir edilen eski binada açılan “Medreset’ül-Hattatîn”e ülkenin en önemli hat ve tezhib sanatkârları hoca olarak tayin edildi.

Medresetü’l-Hattatin’de kimler hocalık yapmıştır?

Müdürlüğünü Hattat Arif Bey’in yaptığı medresede: Rık’a ve Takrir-i Hutut hocası Said Bey, Tezhib hocası Nuri Bey (Yeniköylü), Hatt-ı Celî ve Tuğray-ı Hümayun hocası Hakkı Bey (Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer), sülüs ve nesih hocası Hacı Kamil (Akdik) Efendi, divânî ve celî divânî hocası Ferid Bey, Hatt-ı Ta’lik hocası Hulusi (Yazgan) Efendi, Sülüs, nesih ve reyhani hocası Hasan Rıza Efendi, ebru ve âhar hocası Necmeddin (Okyay) Efendi, Tezhib ve minyatür hocası Hüseyin Tâhirzâde (Behzad) Efendi, resim, halı ve Türk çini nakışları hocası Kemâleddîn Bey, Tarih-i Hutut, çini ve tezhib tarihi hocası Hüseyin Haşim Bey öğretmen olarak tayin edilmişlerdir.

Buradan mezun olan meşhur sanatkârlar kimlerdir?

1923 yılında Medreset’ül-Hattatîn’den mezun olan tezhib ve hat öğrencileri: Hattat Hamid Bey, Müzehhib Dr. Süheyl (Ünver) Bey, Hattat Macit (Ayral) Bey, Hattat Hâfız Hamdi Efendi, Hattat Resul Efendi ve Hattat Cemal Efendi’dir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan inkılaplar kapsamında kapatılan Medreset’ül-Hattatîn bir süre “Şark Tezyini Sanatlar Mektebi” adı altında faaliyetlerini sürdürmüş ve daha sonra 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanarak “Türk Tezyini Sanatlar Şubesi” adını almıştır. Rikkat Kunt’un Akademi’yle tanışması bu tarihtedir.

Geleneksel sanatlarımızla teşrik-i mesaileri nasıl başlamış?

Rikkat Kunt, 1920'de ilk evliliğini yaptığında 17 yaşındadır. Eşi İsmail Sarıca'nın dişçilik öğrenimi için Almanya'ya giderler ve üç sene Almanya'da kalırlar. Rikkat Hanım orada da boş durmaz, konservatuara gider ve piyano derslerine devam eder. İstanbul'a döndüklerinde resital verecek kadar piyano öğrenmiştir. Bu evlilikten oğlu Reşid dünyaya gelir. Bir süre sonra eşiyle geçinemeyip ayrılırlar. Rikkat Kunt ikinci evliliğini 1926 yılında Hariciyeci Fahrettin Gata ile yapar. Eşinin görevi nedeniyle Atina'ya giderler. Bir yıl sonra ikinci oğlu Nur dünyaya gelir. Hazin bir evliliktir bu ve birkaç sene sonra sona erer. Hüseyin Kâzım Bey 1934'de kışı geçirmek için gittiği Tarsus'ta vefat eder. Bu olay üzerine Rikkat Kunt çok üzülür, perişan bir halde içine kapanır.

Dayısı, Türk edebiyatı profesörü İsmail Hikmet Ertaylan (1889-1967), 1935 yılında vekaleten Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne tayin edilir ve artık Rikkat Hanım'a evlenmeyi düşünmediğine göre bir şeylerle ilgilenmesi gerektiğini söyler. 1936 senesinde Rikkat Hanım'ı Akademi’de Türk Tezyini Sanatlar Bölümü tezhip hocası Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946) ile tanıştırır. Rikkat Kunt, İsmail Hakkı Altunbezer'den çok etkilenmiştir ve sanatçıdan tezhip dersleri almaya başlar.

O dönemlerde Akademi’de hangi isimler vardır?

Rikkat Kunt, İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946), Necmeddin Okyay (1883-1976),   Halim Özyazıcı (1898-1964), Nuri Korman (1868-1951), Kâmil Akdik (1861-1941), Feyzullah Dayıgil (? – 1949), Tahirzâde Behzat (1889-1947), Muhsin Demironat (1907-1983) ve Emin Barın. (1913-1987) Rikkat Hanım bulunduğu grupta çok mutlu olur ve 1968 yılında emekli olana kadar Akademi’de kalır.

Nasıl bir sanat eğitimi almıştır?

Hakkı Bey, büyük bir sanatçıdır; ancak öğrencinin seviyesine inip bildiğini aktaramaz, öğretemez. Sözgelimi kendisine gösterilen bir deseni düzeltmek yerine desenin yenisini çizip, kendi çizdiği desenin uygulanmasını ister. Hâlbuki Rikkat Hanım, çizdiği desenlerdeki eksikleri görüp düzeltmek ve tezhibi bilinçli olarak öğrenmek ister. Bu arada Akademi’de çini hocası olarak görev yapan Feyzullah Dayıgil, Rikkat Kunt'a birlikte çalışmayı teklif eder. Zaten hocasının tezhipteki tavrına alışamayan Rikkat Hanım, çini atölyesine geçer. Bu duruma İsmail Hakkı Altunbezer epey gücenir. Feyzullah Dayıgil, Rikkat Hanım’la birlikte İstanbul kütüphanelerini, cami ve türbelerini gezerler ve çinileri incelerler. Çinilerdeki lâleleri toplayarak bir çalışma hazırlarlar ve bu çalışmayı "İstanbul Çinilerinde Lâle" başlığı altında Vakıflar dergisinde yayınlarlar (1938).

Sanat kabiliyetinin inkişaf etmesinde kimlerin tesiri olmuştur?

Klâsik tezhibe vâkıf olan Necmeddin Okyay, Rikkat Kunt’a klâsik tezhip örneklerini inceleyip kendisine bir yön çizmesi gerektiğini söyler ve o zamanlar kendisinde, bugün ise T.S.M. Kütüphanesi’nde 913 yy. ile kayıtlı bulunan Şeyh Hamdullah ketebeli bir Kur'ân-ı Kerîm'i gösterir ve Rikkat Hanım’ı yönlendirir. Feyzullah Dayıgil, Rikkat Hanım’ı yönlendiren diğer önemli bir şahıstır. Kendisinde nefes darlığı olduğu için çizip de renklendiremediği birçok deseni Rikkat Hanım renklendirmiştir. Bu şekilde hazırlanmış birçok eserde beraber imzaları bulunmaktadır.

Mezuniyetinden sonra neler yapmıştır?

1944 senesinde Akademi’den mezun olan Rikkat Kunt, mezuniyet ödevi olarak altıgen bir çini masa deseni hazırlar ve uygular. Rûmî motiflerinden oluşan yedi parça halindeki masa, sır altı tekniğinde Kütahya'da Azmi Çini Fabrikası’nda pişirilir. Mezuniyetten sonra, Akademi müdürü Burhan Toprak, Rikkat Hanım’ı Akademi Kütüphanesi’nde çalışma konusunda ikna eder ve Rikkat Hanım 1948 yılına kadar kütüphanecilik yapar. Ancak sanatçının kalbinde hocalık yatmaktadır. 1946 yılında İsmail Hakkı Altunbezer'in vefat etmesi üzerine tezhip atölyesinin bütün yükü Muhsin Demironat’ın üzerine kalır ve Rikkat Hanım’ı yanına ister. Bu arada 1948'de Necmeddin Okyay emekli olur ve yerine Rikkat Hanım’ın tayin olmasını ister. Rikkat Kunt’un tayininin geldiği sırada Akademi’de çıkan yangın sonucunda Akademi Kütüphanesi’ndeki bütün sanat kitapları yanar. Bu olay Rikkat Kunt’u derinden etkilemiştir. Sanatçı, 1948 yılı nisan ayında Muhsin Demironat’ın yanında çini ve tezhip hocalığına başlar. 1966 senesinde Muhsin Demironat Yıldız Porselen Fabrikası’na müdür olarak tayin edilir. Rikkat Kunt yalnız kalır. Bölümde öğrenci azalır ve Rikkat Hanım 1968’de emekli olduğunda tezhip atölyesi de kapanmıştır.

Bundan sonra Rikkat Kunt, çalışmalarına Beylerbeyi'ndeki evinde devam eder. Aynı yıl Portekiz'in Lizbon kentinde sel baskını olması üzerine, Gülbenkyan Müzesi’ndeki Türk eserleri harap olmuştur. 1970 senesinde Rikkat Hanım, Prof. Emin Barın (1913-1987) ve İslam Seçen ile birlikte Portekiz’e davet edilir, selden bozulan eserlerin restorasyonlarını yaparlar. Bu arada Ali Şîr Nevâî'nin eserlerinde bulunan minyatürlerin restorasyonuna başlayan Rikkat Kunt, sağlığının bozulması üzerine İstanbul’a döner ve geri kalan minyatürlerin restorasyonlarına evinde devam eder ve tamamlar.

Tezhip, resim, çini, minyatür gibi farklı disiplinleri olan sanat dallarında yetkinliği var. Geleneksel Sanatlar Bölüm Başkanı olduğunuz MSGSÜ’de adlarını aldığım sanat dallarının ayrı ayrı bölüm ve müfredatları var. Hocanız, Osmanlı ilim, sanat ve fen adamları gibi hezarfen; çok yönlü bir sanatkâr. Hocanızın çok yönlü kişiliğine dair paylaşımlarda bulunabilir misiniz?

1918 yıllarında ressam Ali Sami Boyar’dan resim dersleri alması Rikkat Kunt’un sanat hayatında bir temel oluşturmuştur. Dolayısı ile kendi deyişi ile tezhip çalışmalarında bir zorluk çekmemiştir. Resim kökenli olması zaten minyatür çalışmalarında başarılı olmasının en büyük nedenidir. Akademi’den mezun olurken hazırladığı diploma projesi altıgen bir çini masadır. Akademi’de çini hocası olarak görev yapan Feyzullah Dayıgil ile İstanbul çinileri üzerine yaptıkları araştırma da çini konusunda yaptığı başarılı çalışmalara kaynak olmuştur. Bu sanat dallarına ilaveten yabancı dil öğrenmeye karşı istidadı da büyüktür. Akademi yıllarında da İngilizceyi ileri derecede öğrenmiştir. Piyano resitali verecek kadar piyano bilgisine sahiptir. Adeta hiç boş vakti bulunmayan sanatkâr boş vakit elde ettiğinde de goblen işi yapmaktan büyük keyif aldığını söylerdi.

Cennetmekân sizce tezhipte, resimde, minyatürde ne/neler arıyordu?

Rikkat Kunt, uğraştığı sanat dallarında kendine has bir tarz ortaya koymuştur. Bu tarz, klasik üsluplar doğrultusunda, yazının giysisi olarak ifade ettiği tezhibin yazının önüne geçmeyecek; yazı ile yarışmayacak düzeyde olması şeklinde bir anlayış ile sade, ince, gözü yormayacak bir tarzdı.

Tezhip sabır isteyen bir uğraştır. Tezhip yaparken asla sıkılacak bir duygu içerisinde olmadığını; böyle hissettiğinde çalışmayı bırakıp başka işlerle uğraştığını ve gözlerini dinlendirmek için uzun uzun yeşil ağaçlara ve uzaklara baktığını ifade ederdi.

Şu anda yöneticilik ve hocalık görevlerinde bulunduğunuz Üniversitede; o zamanki ismiyle İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde uzun yıllar talebe yetiştirdi. Akademi’de yaptığı hizmetlerin bugünkü geleneksel sanatlar ortamına sağladığı katma değerler nelerdir?

Rikkat Kunt’un biz talebelerine ve tezhip camiasına verdiği en mühim özellik; geleneksel sanatların temelinde yatan güzelin, güzelliğin insan ruhuna nüfuz etmesi, bu güzelliği yansıtması ve başkaları ile paylaşılması gerektiği duygusudur. Zira, Rikkat Kunt kendisi bu özelliklere sahip bir insandı ve ruhunda biriktirdiği güzelliği cömertçe paylaşmaktan imtina etmezdi. Dahası bu özelliğini çalışmalarına da yansıtırdı.

Rahle şeriki olduğunuz talebeleri kimlerdir?

Rikkat Kunt Hoca’nın yetiştirdiği ve ondan feyz alan bir çok talebesi bulunmaktadır.  Kamuran Soyuak, Tahsin Aykutalp, Süleyman Fevzi Erce, F. Çiçek Derman, İnci A. BirolMeral Ilgaz, Ümran Yazansoy ve tekne kazıntısı lakabını verdiği Faruk Taşkale’dir.

Nasıl bir hocaydı? Sizinle, talebeleriyle iletişimi nasıldı?

Rikkat Kunt gerek görüntüsüyle, gerek ses tonuyla, gerekse paylaşımlarıyla ve bilgisini aktarımıyla son derece nazik ve cömert bir hanımefendiydi. Sabırlıydı… Talebelerinin, gözleri kapalı motif çizebilecek kadar motif ve kompozisyon bilgisine sahip olmaları gerektiğini ifade ederdi. Tezhip sanatı ile ilgili paylaşımları dışında, çayımızı içip kurabiyelerimizi yerken farklı konularda sohbet etmeyi çok severdi.  Ayrılış zamanı geldiğinde talebe ve ziyaretçilerini kapıya kadar uğurlayan bir nezaketi vardı. Hele intizamla katlayıp koyduğu desen ciltbentlerini itina ile açıp desenlerinden bizlere hediye ettiği vakit en keyif aldığımız anlardandı.

Rikkat Kunt Hanımefendi’nin insani vasıfları neler söylemek istersiniz?

Rikkat Kunt, ismiyle müsemma, zarif, ince, güzel Türkçesiyle sohbet ettiği kişileri etkileyen, aynı zamanda iyi bir dinleyici kişiliğe sahip, cömert, güzel gönüllü ve inançlı bir insandı.

En mümeyyiz hususiyeti neydi?

Rikkat Kunt Hoca’nın en mümeyyiz hususiyeti son derece nazik ve cömert olmasıydı. 1978’di sanırım; Hattat Hüseyin Gündüz ile birlikte bir zer-endûd tuğra ve Şefik Efendi’nin celî sülüs bir levhasına ne yapılabilir diye Rikkat Hocamı Beylerbeyi’ndeki evinde ziyaret ettik. Henüz aktif olarak tezhiple iştigal etmeye başlamamıştım. Rikkat Hanım’ı ilk defa görüyordum. Bizi çok samimi ve güler yüzle karşıladı. İki levhaya ne gibi bir tezyinat yapacağından bahsetti. Çok keyifle ayrıldık evden. Bir süre sonra levhaları almak için tekrar o muhteşem atmosferi olan evdeydik. İki levhayı da çok güzel bir şekilde tezyin etmişti. Biz, Hüseyin Bey ile utana sıkıla borcumuzu sorduğumuzda, “Bir borcunuz yok. Ben bu dünyadan göç ettikten sonra arkamdan üç İhlâs bir Fatiha okursunuz, ödeşiriz” demişti. Allah rahmet etsin, kaç bin İhlâs, Fatiha okudum bilmem… Bu alışkanlık oldu bende, her gün okuyorum, o muhterem Rikkat Kunt ve diğer hocalarım için…

Rikkat Hanım tezhip sanatımızda ekol oluşturdu. Siz de şu anda bu ekolü devam ettiriyorsunuz. “Türk Tezhip Sanatında Rikkat Kunt Ekolü”nün hususiyetleri nelerdir?

Çalışmalarımda Rikkat Hoca’mın ifade ettiği; uğraştığım sanatın temelinde yatan güzeli biriktirmeye, paylaşmaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Rikkat Kunt Ekolü’nün en mühim özelliği budur. Rikkat Kunt eserlerinde bu özelliği yansıtır. Görmeyi bilenler görür…

Geleneksel sanatlarda icazet müessesesine bakışı nasıldı?

Hat sanatında bir talebenin hocasından icazet almasının şart olduğunu ifade ederdi. Tezhip sanatı için icazet bir talebenin yaptığı çalışmalar derdi. Hat ve tezhip sanatları için öğrenmenin sonu olmadığını ifade ederdi. Ne kadar da haklıymış…

Fatih Divanı, Cumhuriyet döneminde Nakkarhane usulü ile hazırlanan ilk ve tek eser. Fatih Divanı’nın tezhiplerinin büyük bölümünde hocanızın imzası var. Fatih Divanı, kitap sanatlarımız arasında nerede duruyor?

Fatih Divanı XX. yüzyıl–Cumhuriyet Dönemi Türk Tezhib Sanatı açısından son derece önemli bir eserdir.

İstanbul’un fethinden 492 yıl sonra, 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Türk Edebiyatı Tarihi Kürsüsü’ne uzun yıllar başkanlık yapmış olan Ord. Prof. İsmail Hikmet Ertaylan, edebiyat alanında olduğu kadar Türk sanatlarına hizmet etmiş bir sanatseverdi. Bir Fatih hayranı olan İsmail Hikmet Ertaylan’ın öncülüğünde, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü için bir albüm hazırlanmaya başlanır. Bu eser; Bizans’ın ilk Türk imparatoru Fatih Sultan Mehmed’in bugün orijinali İstanbul Fatih’te Millet Kütüphanesi’nde bulunan, Ali Emirî Efendi’nin bulduğu Fatih Divanı’ndan seçilmiş 60 kadar şiirden meydana gelmiştir.

Topkapı Sarayı’nda da Fatih Albümü var…

Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı’ndaki iki ciltlik Fatih Albümünde, yalnız o zamana kadar toplanmış parçalar bulunmaktadır. Divandaki şiirler, Cumhuriyet döneminin en önde gelen hat sanatkârları tarafından, Sultan Mehmet Han zamanında kullanılan yazı çeşitleri ile yazılmıştır. Tezhibler, minyatürler ve eserin cildi Fatih Sultan Mehmed’e sunulmuş eserlerin örneklerinden yararlanılarak yapılmıştır. Bu muhteşem divan, Güzel Sanatlar Akademisi profesör ve mezunlarının derin bir aşk ve sabır ile 1945 yılından 1953 yılına kadar süren çalışmalarının bir eseridir.

Hatlarda ve tezhiplerde kimlerin imzası var?

Albümün karşılıklı bir ve ikinci sayfalarındaki fihrist ve önsöz Profesör Emin Barın, üç ve dördüncü sayfalarındaki Fatih’in tuğraları ise altınla Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer tarafından yazılmıştır. Beşinci sayfadaki Fatih’in minyatürünü Hüseyin Tahirzâde Behzat, aynı minyatürün etrafında bulunan şemse formundaki tezhibi Rikkat Kunt yapmıştır. Altıncı sayfada bulunan şemse formu içerisindeki Divanın adı (Dîvân-ı Belâgati unvan-ı Hazret-i Sultan Fatih Mehmed Han Avnî rahimehullah) altın ile Macid Ayral tarafından yazılmış, etrafındaki tezhib ise Rikkat Kunt tarafından yapılmıştır. Yedi ve sekizinci sayfalarda, Osmanlıca yazılmış sunuş metni İsmail Hikmet Ertaylan imzalıdır. Dokuzuncu sayfa ile altmış altıncı sayfalar arasında her çift sayfaya bir hattat tarafından bir şiir yazılmış ve karşılıklı her çift sayfa aynı şekilde bir müzehhib tarafından tezhiblenmiştir.

Divandaki şiirler; Hacı Kâmil Akdik, Necmeddin Okyay, Mustafa Halim Özyazıcı, Macid Ayral, Nuri Korman, Abdülkadir Yada, Mehmed Bahaeddin, Hamdi, Mahmud Yazır, İbrahim Sâfi, Feyhaman Duran, Şeref Akdik ve Ali Alparslan tarafından farklı yazı çeşitleri ile yazılmıştır. Albümdeki tezhibler başta Rikkat Kunt ve Muhsin Demironat olmak üzere Feyzullah Dayıgil, Şükran Baykut, Kamuran Soyuak, Selva Altunarut, Ferhunde Orgun, Sıtkı Elçin, Dündar Tahsin Aykutalp, Feyzi Erce ve Serap Türegün tarafından büyük bir özen ve sabırla yapılmıştır. Eserdeki minyatürleri ise Hüseyin Tahirzâde Behzat ve Selim Turan hazırlamıştır.

Cumhuriyet döneminin en önemli eserlerinden biri olan 66 sayfalık, 25x40 cm. ölçülerindeki bu muhteşem eserin cildi ve cilt kapağını Prof. Emin Barın yapmış olup, eserin cildi ile Emin Barın, 1958 yılında “Uluslararası Brüksel Sergisi”nde kitap cildi birincilik ödülünü ve madalyasını almıştır. Albümdeki cilt kapakları üzerinde bulunan şemse kompozisyon ve uygulama Rikkat Kunt’a aittir.

Yedi yılda tamamlanan Fatih Divanı’nın takibi ve gerçekleştirilmesi maddî olduğu kadar manevî bakımdan da oldukça ağırdı. Prof. İsmail Hikmet Ertaylan, yılmadan, usanmadan yıllarca uğraştı. Yavaş yavaş tamamlanan sayfaların hat ve tezhip ücretlerini ayrı ayrı ödedi. Hattat Hâmid Aytaç bütün ısrarlara rağmen yazamadı. İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü için hazırlanan bu albüm, yıldönümünde çeşitli yerlerde sergilendi ve çok ilgi gördü.

Rikkat Kunt’un tezhip hususiyetleri hakkında neler söylersiniz?

Rikkat Kunt’un yaptığı ilk tezhiplerde ilk tezhip hocası İsmail Hakkı Altunbezer'in etkisi görülür. Bunda İsmail Hakkı Bey’in öğrencilerine kendi hazırladıkları desenleri düzeltip renklendirmelerini sağlamak yerine, kendi çizdiği tasarımları uygulatmasının etkisi büyüktür. Hocasının tezhipteki tarzı ve öğretiş şekli kendisini tatmin etmediği için zaten çini atölyesine geçip Feyzullah Dayıgil ile beraber çalışmaya başlar.

Feyzullah Dayıgil’in Rikkat Kunt üzerine etkisi büyüktür. Nefes darlığı hastası olan ve gerek çini, gerekse tezhipte klâsik çizgiler doğrultusunda desen çizmekte büyük bir usta olan Feyzullah Dayıgil, hastalığı nedeniyle renklendirme yapamaz ve klâsik tarzda çizdiği desenleri Rikkat Kunt boyar. Böyle ortaklaşa hazırladıkları tezhip örneklerinde yine (desen Feyzi, tezhip Rikkat olarak) ikisinin de imzası bulunmaktadır.

Feyzullah Dayıgil’in düzgün tezhip desenleri ve saz yolu tarzındaki halkâr desenlerinden etkilenen Rikkat Kunt’un bu tarzda yaptığı eserlere sıkça rastlanmaktadır. Klâsik tarz tezhip anlayışına sahip olan Necmeddin Okyay da gösterdiği örneklerle Rikkat Kunt'u yönlendirmiştir.

Rikkat Kunt’un tezhipte kendi kişiliğini ve üslubunu yakalamasına Feyzullah Dayıgil ile beraber yaptıkları çini çalışma ve araştırmalarının da büyük etkisi olmuştur. Çünkü Rikkat Kunt’un tezhip ve halkârlarındaki hatâyî yaprak ve çiçekleri, çinide kullanılan yaprak ve çiçekler kadar zengin ve muntazamdır. Hatâyîler, sanatçının elinde adeta dans ediyor gibidir.

Halkâr tezyinatlarında desenlerin köşe ve ortalarındaki çiçekler büyükçe ve detaylı, diğerleri ise bunlara nazaran daha sade ve ufaktır. Desende çiçekler ve yapraklar dengeli bir biçimde yerleştirilmiş ve gerekli yerler de boşluklar, yapraklar ve hafif kıvrımlı çizgiler ile doldurulmuştur. Sanatçının tasarımlarına bakıldığında, desenler bir bütünlük gösterir. Yani bütün desen aynı anda göze çarpar. Halkâr desenlerinde hurde rûmî ulamalarına, yaprak ulamalarına ve bazen de bulut motiflerine yer vermiştir. Yapraklar üzerinden ve altından çıkan yarım pençler ve hatâyîler ile dallara sarılmış özgür yapraklar, Rikkat Kunt'un halkâr desenlerinde sıkça görülen motiflerdir. Çok dişli yaprakların kıvrım dişleri ile yaprak damarları muhakkak çizilmiştir.

Halkâr süslemelerinde, zemin ya kâğıdın kendi rengidir ya da plâka boyalar ile boyanmıştır. Kâğıdın kendi rengi üzerine yapılan halkâr desenlerinde motifler altın ile boyanıp ya altın ile ya da lacivert, kırmızı ve çoğunlukla siyah renk ile tahrirlenmiştir. Kâğıdın kendi rengi üzerine yapılan halkârlar muhakkak mührelenmiştir. Plâka boya ile hazırlanmış zeminlerde ise halkâr yapılırken yalnızca altın kullanan Rikkat Kunt, çoğunlukla bu tarz çalışmayı tercih etmiştir. Zemin rengi olarak bordo, kahverengi,   yeşil,   lacivert ve siyahı kullanan Rikkat Kunt,  bazen çiçekleri sarı altın, yaprakları ise yeşil altın ile renklendirilmiştir.

İç pervazlarda altın veya renkli (özellikle açık yeşil ve mavi) zemin üzerine zencerek, negatif hatâyî motifleri ve üç iplik rûmî ulamalar kullanan Rikkat Kunt, bazen üç iplik rûmîleri tahrirlemiştir. İç pervazına tezhip yaptığı eserleri de vardır.

Zemin doldurmalı, tezhiplerde önceleri, altın ve laciverte ilaveten küf yeşili, gri, kırmızı, pembe, siyah gibi renkleri zemin rengi olarak kullanan Rikkat Kunt, daha sonra zemin renkleri olarak lacivert tonları ve altın tonlarını tercih etmiş, bazen de ufak alanlarda siyah kullanmıştır. Tezhip desenlerindeki çiçekler sade ve detaysız penç, gonca ve hatâyî çiçekleridir. Dallar ve yapraklar altın ile çiçekler ise kat kat (açıktan koyuya) renklendirilmiştir. Çiçek rengi olarak pembe, mavi, yeşil, sarı, leylâk turuncu ve kırmızı tercih ettiği renklerdir ve bu renklerde daima canlılıktan kaçınmıştır. Çiçeklerin en dış kısmı beyaz ile sınırlandırılıp, siyah ile tahrirlenmiştir. Bu çeşit renklendirme Rikkat Hanım tezhiplerinin en belirgin özelliğidir. Çiçeklerin ortasını, çiçekleri boyadığı rengin koyusu ile gölgelendirmiştir. Gölgelendirme peçlerde noktalar şeklinde, gonca ve hatâyîlerde ise inceden genişleyen çizgiler şeklindedir.

Rikkat Kunt, kompozisyona son derece hakim bir sanatçıdır. Yaptığı tezhip hiçbir zaman yazıyla yarışmaz. Sanatçıya göre tezhip yazının giysisidir ve asla yazının önüne geçmemelidir. Dolayısıyla bu ilkeyi çalışmalarında açıkça görürüz. Gözü yormayan sade, ancak zarif, zengin ve insan ruhunu dinlendiren çalışmalarla karşımıza çıkar. Tasarımları daha çok zarif hatâyî motiflerinden oluşur. Desenler birbirine benzer gözükse de mutlaka birbirinden farklıdır. Desenlerinde rûmî ve bulut motifleri hatâyîlerle uyumlu bir şekilde kullanılmıştır. Klâsik tezhip ve halkâride hatâyî motifleri ağırlıktadır ve Rikkat Kunt ile hatâyî motifleri altın çağını yaşamıştır.

Oldukça velud bir sanatkâr olmasına rağmen sergi açmayı düşünmemiş. Bu keyfiyet nasıl telif edilebilir?

Rikkat Kunt, yaptığı tezyinatlardan keyif alırdı; mutlu olurdu. Bir eserin tezhibini tamamladıktan sonra karşısına alıp bakmanın herkesin anlayamayacağı bir mutluluk olduğunu ifade ederdi. Bu keyif ona yeterdi. Şahsi bir sergi açacak kadar elinin altında eser de yoktu zaten. Tüm eserleri bir yerlerde sanatseverlere mutluluk vermekle görevliydi.

Sizce kamuoyu ve sanat camiamız Rikkat Hanım’ın kadrini gereğince idrak edebilmiş midir?

Sanat camiamız ve kamuoyu hangi sanatkârın kadrini gereğince bilmiş ki? Bir sanatkârın kadri, kıymeti ortaya koyduğu eserlerin maddi kıymetine göre değerlendiriliyor. Vakti zamanında çoğu zorlukla hayatını idame ettirmeye çalışan sanatkârların bugün eserleri yüksek bedellerle satılıp alınıyor. Ancak o sanatkârlar ve nasıl bir zorlu süreçten geçtikleri hakkında bilgi eksikliği var.

Hatırasının yâd edilmesi için neler yapılabilir?

Rikkat Kunt ve diğer hocalarımızı yâd etmek için neler yapılmaz ki? Hocalarımızın tarzlarını ve sanat anlayışlarını en iyi şekilde koruyup, kendi sanat anlayışlarımızı da ilave ederek devam ettirmek, hocalarımızın eserlerini ihtiva eden sergiler açılabilir, adlarına yarışmalar düzenlenebilir, konferans ve sempozyumlar yapılabilir, armağan kitapları hazırlanabilir –ki “Rikkat Kunt’a Armağan” kitabı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Belediyeler önemli sokak ve caddelere kültür ve sanatımıza hizmet etmiş kıymetlerimizin isimlerini verebilir. Bir Fatiha üç İhlâs okumak en kolayı zannederim…

Geriye nasıl bir miras bıraktı?

20. yüzyıl Cumhuriyet dönemi tezhib sanatındaki gelişme, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt ile gerçekleşmiştir. Her iki sanatkâr da müze ve kütüphanelerde bulunan klasik eserleri incelemiş ve gözleme dayalı bir şekilde klasik üslupta eserler vermişlerdir. Dolayısıyla Rikkat Kunt ve Muhsin Demironat, klasik üslup doğrultusunda yerine oturmuş kuralları, yüzyılımıza özgü bizlere yön vermiş motif ve tasarımlar ile güzeli, doğruyu ve sevgiyi bırakmışlardır.

Bugünün ve yarının sanatkârlarının Rikkat Hanım’dan alması gereken dersler/örneklikler nelerdir?

Rikkat Kunt’dan bir sanatkâr ve insan olarak alınması gereken çok ders var. Uğraşılan alanı sevmek ve ciddiye almak, çok çalışmak, araştırma ve gözlem yapmak, sabırlı olmak, cömert olmak, güzel insan olmak, güzeli biriktirmek, paylaşmak ve bunu yansıtmak…

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Rikkat Kunt, Emin Barın, Süheyl Ünver, Hamit Aytaç, Mahmut Öncü, Ali Alparslan gibi hocalarla, kıymetlerle birebir tanıştığım ve feyz aldığım için kendimi çok mutlu hissediyorum. Bıraktıkları miras çok mühim ve hepimize yetecek kadar zengin. Yeter ki kıymetini bilelim ve sahip çıkalım.  Tüm Hocalarımı sevgi ve rahmetle anıyorum…

İlginiz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

 

Mülakat: İbrahim Ethem Gören






İlgili Konular