, 31 Mart 2017
Bilgi ile Malumat Arasında Bir Ayrım Yapmak Lazım

Ozan Sağsöz

4571

Bilgi ile Malumat Arasında Bir Ayrım Yapmak Lazım

Çantasından Mukaddime'yi eksik etmeyen, iktisat tarihi yüksek lisansı yapan ve iktisat dolayısıyla mimari, sanat, din, felsefe, bilim, kültür üzerine de araştıran, konuşan, paylaşan Ozan Sağsöz (Twitter'daki adıyla Ozan Barselonevî), Yağız Gönüler'in sorularını cevapladı.

"The Walking Dead için bir Mukaddime" başlıklı yazısında "hikâye kurgu da olsa şekil itibariyle bir tarih anlatısıdır" diyerek bakış açısının zenginliğini gösteren, çantasından Mukaddime'yi eksik etmeyen, iktisat tarihi yüksek lisansı yapan ve iktisat dolayısıyla mimari, sanat, din, felsefe, bilim, kültür üzerine de araştıran, konuşan, paylaşan bir isim Ozan Sağsöz. Twitter'daki adıyla Ozan Barselonevî.

Ozan Sağsöz, Medyascope.tv’de Cengiz Özdemir ile Kültür & Tarih Sohbetleri adlı bir program da yapıyor ve bu program hem günceli hem geçmişi bir araya getirip sorguluyor, sorgulatıyor. Bendenize de güzide memleketimizin "cins" kafalarından biriyle röportaj yapmak düşüyor. Buyursunlar.

Merhabalar. Biz Ozan Sağsöz'ü uzun zamandır Twitter üzerinden paylaştığı kültür tarihi, sanat tarihi ve mimarî paylaşımlarından tanıyoruz, biliyoruz. Bunun dışında Medyascope.tv'de gerçekleştirilen ve önemli konukların yer aldığı kültür - tarih sohbetlerini de biliyoruz. Biz yine de onu kendi dilinden, kendi gözünden tanıyalım deriz. Kimdir Ozan Sağsöz, nam-ı diğer Barselonevî?

1977 İstanbul doğumluyum. İstanbul SBF iktisat bölümünü 2002 yılında bitirdim. 2009 yılında Barselona’ya çalışmak için gittim. Memlekete 2014’te geri gelince iktisat tarihinde yüksek lisansa başladım.       

Ortaokuldaki ilk yılımda tarih öğretmeni elime Roma tarihiyle ilgili bir kitap vermişti ve o günden sonra ciddi bir tarih meraklısı olma yolunda farkında olmadan müthiş teşvik edici bir iş yapmıştı. Peşinden mimarî, mûsıkî ve edebiyat ile süslenmişti bu yol. Barselonevî için soralım, neden özellikle bu ilgi alanları?

Babamın memuriyeti nedeniyle 1980’den 1990’a kadar Erzurum’un (o zamanlar) küçük bir nahiyesi olan Ilıca’nın taşrasında büyüdüm. Üç ailenin kaldığı bir yerdi. Erzurum’un kışında evden dışarı bile çıkamadığımız için evdeki ansiklopediler, kitaplarla yarenlik ederdim. Babamın kütüphanesinde -diğer ansiklopedilerle beraber- 18. ciltlik New Caxton ansiklopedisi vardı; kuşe kâğıda, renkli idi. Tabloları, heykelleri orada renkli olarak görme şansım oldu. Bununla birlikte içimizdeki bilme, öğrenme iştiyakının doğuştan geldiğine de inanıyorum. Bazılarında bu daha fazla, bazılarında az. Ben de bu duyguyu hep hissettim ve öğrenme için önemli bir muharrik oldu her zaman.
Zaman geçtikçe bütün insan yapıp etmelerinin ilgimi çektiğini fark ettim. Bütün tarih (insan) aklın(ın) tarihidir. Açıklamak gerekirse, iktisadın, mimarinin, sanatın, dinin, felsefenin, bilimin, kültürün, insan düşüncesinin eyleme geçtiği farklı alanlardaki görünümleri olduğunu düşünüyorum. Bir dönemin mimarlığı ile felsefesi, iktisadi görüşü ile sanatı karşılıklı etkileşim içindeler. Bu unsurların tümünün içinde bulunduğu etkileşim ağı da -büyük harfle- Tarih biliminin konusunu oluşturuyor. Bunun için de ilgi alanımın mimariden iktisada, felsefeden sanata, dinden fizik bilimlere kadar geniş bir yelpazesi var.    

İlgi alanınız olan konular hakkında araştırmalar ve çalışmalar yaparken izlediğiniz yollar nelerdir? Özellikle sizin için stratejik öneme sahip (müze, kütüphane vb.) detayları da öğrenmek isteriz, bilhassa genç arkadaşlarımız için. 

Son dönemde yaşadığımız teknolojik gelişmeler bize çok büyük imkânlar sağladı. Özellikle yurtdışındaki kütüphaneler, müzeler, ellerinde bulunan kitapları, evrakları ve nesnelerin fotoğraflarını çevrimiçi olarak sunuyorlar. Bundan on sene önce sadece merak ettiğimiz bir metne ulaşmayı hayal bile edemezdik. Şu an ise bilgisayarımızda. Şöyle bir anımı aktarayım: Okuduğum bir kitabın dipnotunda bulunan el yazmasını merak ettim. Dipnotta bulunan kayıt numarası ile Fransa Milli Kütüphanesi’nde el yazmasını buldum. Yahut e-kitap okuyucunuza yurtdışında yeni çıkmış bir kitabı dakikalar içinde indirebiliyorsunuz. Bu durumu 10 sene önce düşünemezdik. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmadı.

Takip listemde olan kurumlar şöyle: İspanya Milli Kütüphanesi, İspanyol Devlet Arşivleri, Fransa Milli Kütüphanesi, Bodleian Kütüphanesi şu anda aklıma gelenler. Bunların dışında Diyanet’in İslam Ansiklopedisi, Belleten gibi çevrimiçi olan yayınlardan da faydalanıyorum.

Son yıllarda dijital dünyada bazı arşivlerin kapıları açıldı, meraklıların istifadesine sunuldu. Gerek yazılı gerekse görsel sayısız kaynak oluştu. Elbette kimi kirli, kimi temiz, kimi bulanık, kimi duru. Twitter'da sizin gibi bazı hesaplar daha disiplinli, net paylaşımlar yaptıkça 'merak' kavramı iyice belirginleşti. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Bizler doğru şeyleri mi merak ediyoruz yoksa oradan oraya günceli takip ederken arada nefes almak için mi bu ilgi?

Burada bilgi ile malumat arasında bir ayrım yapmak lazım. Malumata belirli bir perspektiften bağımsız bilgi diyebiliriz. Ben kendi adıma Twitter’da malumat paylaştığımı söyleyebilirim. Twitter’ın yapısı da bundan fazlasına müsaade etmiyor. Her ne kadar Twitter’da tefrika yapsam da sadece yürünecek yolu işaret etmiş oluyoruz. Bir de yazdıklarımızın yarattığı etkileşimler de çok önemli. Siz bir konuda yazdığınızda aynı konunun başka yönleri hakkında gelen yorumlar bakış açınızı zenginleştiriyor.

Twitter’da çok güzel hesaplar var. Ama başta da dediğim gibi Twitter bilgi değil malumat sağlıyor. Bir de Twitter’ın akış yapısı bizi malumat sağanağına maruz bırakıyor. Bundan dolayı burada seçici olmak gerekiyor.

Gençler doğru düzgün bir araştırma zevkine sahip değil. Google ve wikipedia arasında mekik dokudukları kadar tarihî yarımadayı gezmemişlerdir. Burada öğretmenlere görev düştüğü söylense de önceliğin ailede olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da fikirlerinizi almak isterim: Gençlerin tarihlerini, kültürlerini merak etmeleri için evvela neler yapılmalı, nereden başlamalı?

Memleketimizde tarih öğretimi devlet ve siyaset merkezli olarak yapılıyor. Yani tarih anlatımı anlaşmalar, zaferler, mağlubiyetler üzerinden gidiyor. İnsanlar bunlarla ünsiyet kuramadığı için de uzaklaşıyor. Bundan dolayı tarih hep sıkıcı bulunur. Ama diğer yanda insani olanın peşinden gitmek daha keyifli, yer yer heyecanlıdır. Bunun için de nesnelerin, kavramların tarihini öğretmek gerek. Elimizin altında bulunan bir nesnenin yahut kavramın tarihini öğrenmek ve öğretmek,  sadece o nesnenin nasıl ve niçin yapıldığı bilgisini vermez. Gömülü olduğu toplumsal ağlara da farklı bir şekilde ışık tutar.  Mesela kahvenin yahut kahvehanenin tarihi, bir içecek tarihinden fazlasıdır. İnsanların bir içecek etrafında nasıl toplumsallaştığının, bunun iktidarı nasıl rahatsız ettiğinin, zaman içerisinde iktidarın bundan mali olarak nasıl faydalandığının tarihidir.

Sosyal medyanın bir dili var. Çoğu zaman bu dili çözümlemek güç. Devreye mention'lar, hastag'ler girdikçe dipsiz bir kuyu oluyor. Söyleşilerde çoğu zaman kitap, film, müzik önerisi almaya gayret eden fakir için ilginç olacak bu soru: Sizce kültür meraklılarının takip etmesi gereken Twitter hesapları hangileri olabilir? En azından beş tane rica edeyim. [Ozan Barselonevî'nin son kitap siparişini dunyabizim.com okuyucuları için görüntüledik.]

Beraber program yaptığımız Cengiz Özdemir (@kulturistan) genel olarak İstanbul üzerine paylaşımlar yapıyor.

Celine Symbiosis (@CelineSymbioss ) görsel sanatlar üzerine yazıyor. Sadece resim paylaşmanın yanında bir resimde yahut resimler serisi üzerinde kavramların izini takip ediyor.

Aydın Aksu (@hodologies)’nun sinema üzerine güzel paylaşımları var. Görsel olarak da hem resim hem video kullanarak anlatımını zenginleştiriyor.

Muhammed Yetim (@MuhammedYetim) klasik bilimlerden, el yazmalarından paylaşımlar yapıyor, merak uyandırıyor.

Huruf (@hurufunharfleri) etimoloji, filoloji gibi konularda yazıyor.

İbn-i Haldun, "memleketler israftan dolayı çökerler" demiş. Hazretin israf meselesine çokça değindiği de malumunuz. O her şeyi mübalağa sanatıyla dillendiren Evliya Çelebi'miz bile israf karşısında eli ayağı titreyen bir adammış. Şimdilerde yapılan restorasyon çalışmalarına 'başarısız' demeden önce 'israf' diyen tarihçilerimiz var ki katılmamak elde değil. Camilerin ışıklandırılmasından aynı caddelere her yıl parke taşı döşenmesine kadar öyle. Rant ve israf kokuyor. Buradan İstanbul'un hâline geçmeyeceğim ama şunu sormak isterim: Bu zihniyet neyin nesidir sizce? Muhafazakârlık, dünyevîleşme, medeniyeti yanlış anlama, hayatta anlamsız kalma, cehalet... Buyurun.

Burada İbn Haldun’un göçebe-şehirli ayrımı başarılı bir analitik kavramsallaştırma sağlıyor. İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethi 1453’de gerçekleştiriliyor. Ama Türklerin İstanbul’u fethi 1950’lerde. 1950’ler birçok önemli hadisenin dönüm noktası ama en önemlilerinden biri İstanbul’a ve diğer büyük şehirlere göç başlıyor. Bu göç ile gelenler şehrin ve şehirlilerin imbiğinden geçmiyorlar. Şehirli olmak ince zevk sahibi olmaktır ve bu, zamanla şehirde öğrenilir. Taşradan gelenler eski tâbi oldukları normların burada geçerli olmadığını gördüklerinde ve yeni normlar da edinemedikleri için hoyratça şehri talan etmeye başlıyorlar. Bu yağmayı engellemeyen ve önünü açan siyasetçilerle geldiğimiz durum ortada.

Mimar Semih Akşeker hocayla yaptığım bir söyleşide "Bir yerde adalet varsa orada kalkınmaya gerek kalmaz, kalkınmanın olduğu yerde de adalet olmaz" minvalinde bir söz söylemişti, benim de çok hoşuma gitmişti. Bir tarafta markete bile 4x4 aracıyla giden bir kitle var, diğer tarafta ekonomik sorunlardan bahsedip yeni akıllı telefon almak için kredi çeken bir kitle de var. Meşhur 'adalet dairesi' ağlıyor kısacası ve Maslow'un piramidini küresel kapitalist sistem parçalamış durumda. Elbette her gün üçgenden 'ordo ab chao' çıkarmak da bir paranoyaklık belirtisi lakin geleneğin geleceği sizce nerede? Silkelenip kendimize gelebilecek miyiz yoksa şairin dediği gibi 'kapitalizmin bizi ulaştırdığı yerde' sabit mi kalacağız?

Bu konuda tarihin tanıklığına başvurabiliriz. Tarihi her ne kadar öznel olarak okusak da tarihin işleyişi kimseyi kayırmadan ilerliyor. Şöyle ki tarih bir veçhesiyle medeniyetler çöplüğüdür. Şimdi görkemli anıtlarını gördüğümüz Mısır’dan yahut büyük Pers İmparatorluğu’ndan geriye ne kaldı? Kendimizi abartmadan, görkemli laflar söylemeden önce durup bir geçmişe bakmak lazım. Bugün kendimizin de içinde bulunduğu medeniyetin aynı akıbete uğramayacağının garantisi yok.  

Klişe tabirle, güzel şeyler de oluyor zaman zaman. Mesela bu yıl Kemalpaşazâde ismini daha çok duyar olduk, üzerine sempozyumlar da yapıldı. Şimdi 2017'de bir Uluslararası Bauman Sempozyumu da bekliyor bizleri. Son dönemde bu tip takdir ettiğiniz neler oldu Türkiye'de? Bunlar hangi taraflarıyla takdir edilesi idi?

Taşköprülüzâde, 2400. yılında Aritoteles sempozyumları Türkiye’deki düşünce dünyası için önemli buluşmalar.

Son olarak Türkiye'de günümüzün felsefe ve kültür tarihçiliği yayıncılığına dair neler düşünüyorsunuz? Bu yorumunuzu hem dijital yayıncılık hem de geleneksel yayıncılık üzerine yaparsanız seviniriz. Vakit ayırdığınız için de çok teşekkür ederiz.

Takip ettiğim ve başarılı bulduğum yayınevleri var. Bunların başında Kitabevi’nin kültür tarihi serisi ile Kitap Yayınevi ilk aklıma gelenler. Koç Üniversitesi ve İş Bankası Yayınları, tarih serisinde önemli kitaplar yayınlanıyor.

 

Röportaj: Yağız Gönüler






İlgili Konular