, 24 Ekim 2017
İsl m İman ve Ahlakına Göre Yaşamayı En Büyük Saadet

Seyyid Ahmet Arvasi

7995

İslâm İman ve Ahlakına Göre Yaşamayı En Büyük Saadet Bildi

''Hocamız, Türkiye’nin ve İslâm dünyasının içinde bulunduğu bunalımın sebeplerinin başında, ahlâkî buhranı ve tembelliği tespit etmiş, bu meselelerin çözümü yolunda fikirlerini beyan etmiştir. Arvasi Hoca, her Müslüman’ın birer 'ahlâk kahramanı' olma yolunda mücadele etmesini de tavsiye eder.'' Mehmet Fatih Bekirhan, mütefekkir, dava adamı Seyyid Ahmet Arvasi üzerine İbrahim Ethem Gören’in sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Estetik tavırla ancak mutlak güzeli arar insan
Estetik tavırla ancak mutlak güzeli arar insan

Osman Mutluel, 'Seyyid Ahmet Arvasi’de İslam Estetik ve Sanatı' kitabında Ahmet Arvasi’nin İslam sanatına dair düşüncelerini ele alıyor. Seval Günbal yazdı..
18/09/2014 12:12
Ülkücü ideolog sanat ve estetiği yazmıştı
Ülkücü ideolog sanat ve estetiği yazmıştı

Seyyid Ahmet Arvasi’nin ‘Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz’ adlı eseri, estetik ve sanat konusunda yetkin kitaplardan biri..
28/09/2012 14:02
Seyyid Ahmed Arvasi kimdir
Seyyid Ahmed Arvasi kimdir?

Seyyid Ahmed Arvasi kimdir? Seyyid Ahmed Arvasi eserleri kitapları nelerdir?
01/04/2014 14:02
Seyyid Ahmet Arvasi asrın Yesevisi idi
Seyyid Ahmet Arvasi asrın Yesevisi idi

Seyyid Ahmet Arvasi gibi evini bir dergah gibi gençlere açan bir mütefekkirimiz kaldı mı acaba?
10/01/2013 16:04
 lim Han ı ve Buhara nın direnişini tanıyalım
Âlim Han’ı ve Buhara’nın direnişini tanıyalım

Naci Yengin Buhara emiri Âlim Han’ın çocuklarıyla yaptığı söyleşileri Buhara Emirliği - Türkistan ve Enver Paşa adıyla kitaplaştırmış. Bizi hem hasretin, hem hüznün, hem tarihin uzun ince yollarında dolaştırıyor. Muaz Ergü yazdı..
28/10/2013 12:12
Misyoner okul cenneti olmuştu topraklarımız
Misyoner okul cenneti olmuştu topraklarımız

Merhum Necdet Sevinç, ‘Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetler’ isimli kitabında misyonerliğin tarihini, misyonerlerin ne tür faaliyetler içinde bulunduklarını, açtıkları misyoner okullarının içyüzünü anlatır. Metin Uygun yazdı.
18/04/2015 12:12

Araştırmacı yazar Mehmet Fatih Bekirhan ile, vefatının 28’inci yıldönümünde rahmeti vesile kılarak, mütefekkir, dava adamı Seyyid Ahmet Arvasi üzerine bir söyleşi yaptık.

Seyyid Ahmet Arvasi denilince hafızanızda nasıl bir insan; insan-ı kamil portresi oluşuyor?

Hemşehrisi ve aynı zamanda dava arkadaşı olmakla müşerref olduğum merhum Seyyid Ahmed Arvasi (kuddise sirruh) hocamın hafızamdaki yeri, Medine’den Roma üzerine yürüyen şanlı sahabe ordusu ile İ’lay-ı Kelimetullah Ülküsü’nü gaye edinerek Türkistan’dan Anadolu’ya akan gazi alperen dervişler misalidir. Merhum Arvasi Hoca’yı her andığımda, gözlerimin önüne şanlı ceddimizin vakarı, sebatı ve merhameti gelir. Davasından taviz vermeyen imanlı bir Müslüman, şuurlu bir Türk milliyetçisi ve idealist aksiyon adamı gelir. İnandığı fikirler uğruna, daha başından itibaren her türlü sıkıntıyı göze almayı kabullenen bir ülkü devi gelir. Mübarek soyundan geldiği Hazreti Muhammed’e (sav) layık olmak ve O’nun kutlu davasını âleme yaymak isteyen Ehl-i Beyt gelir. Bildiği her şeyi insanlara anlatmak isteyen bir öğretmen gelir. Diklenmeyen ama dik durmasını bilen, eğilmeyen ama kırılmasını bilen örnek bir insan gelir.

Seyyid Ahmet Arvasi merhum mahza dava ve mücadele adamı. Cennetmekânın mücadelesi hakkında neler söylemek istersiniz?

Sahabe döneminden sonra İslam’a en büyük hizmeti yapan Türklerdir. Bu millet yüzyıllarca İslâm âlemini korumuş ve bu uğurda hiç çekinmeden oluk gibi kanını akıtarak milyonlarca şehit vermiştir.” diyen cennetmêkan Seyyid Ahmed Arvasi’nin mücadele hayatının temeli, bu ifadeleri üzerinde yükselmiş ve şekillenmiştir. Arvasi Hoca’nın düşünce hayatımıza katıldığı 60 ve 70’li yıllara dönersek eğer, onun fikriyatını ve mücadelesini daha iyi anlamış oluruz. Söz konusu dönem, dünya Türklüğünün esaret altında bulunduğu ve Müslüman milletler ile mazlum halkların, iki blok halinde insanları sömüren emperyalist güçlerin insafına terk edildiği zamanlardır. Bin yıldan beri İslâm sancağını taşıyarak üç kıtaya adalet ve medeniyet götüren Türk güneşi solmaya başlamış ve ayakta kalan tek Türk devletine karşı pervasızca saldırılar yapılarak, “son kale” de düşürülmek istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı içte yapılan çökertme ve parçalama saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde bu tehlikeleri fark eden Arvasi Hoca, çareyi, Türk devletinin güçlü bir ülke haline gelmesinde ve milletin iç ve dış odaklarca bağlı tutulmasına gayret ettikleri cehalet zincirinin kırılmasında görür. 

Beş bin yıllık tarihi müddetince önüne çıkan büyük engelleri aşmasını bilen Türk milletinin, bu günleri de atlatacağına inanan Arvasi Hoca, mücadelenin ancak “milli” eğitimle başarıya ulaşacağını düşünmektedir. Yeniden Türk-İslâm Medeniyeti’nin kurulabilmesi amacıyla ilk defa 1965’de “İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri” adıyla 18 sayfada 44 maddelik beyanname yayınlayarak fikri mücadelesine başlar.

Mezkûr eserin içeriğinden bahseder misiniz?

Tabii ki. Arvasi Hoca bu eserinde, “Milliyetçilik, bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi yönden güçlendirmesi, başka millet ve gruplara sömürtmeme çabasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik meşru bir hak ve şuurdur” diyerek insanımızı bilinçlendirmeye çalışır. Hoca’ya göre eğitim milli olursa, milli şahsiyetimizin önce ayakta durmayı, daha sonra da direnç kazanarak güçleneceğini ve yabancılaşmaya karşı, milli şuuru uyanık tutacağını ifade eder.

En mümeyyiz, öne çıkan vasfı nedir?

Arvasi Hoca’nın öne çıkan vasfı, eğitimci kişiliği ve çağımızın İslâmi dirilişinin öncülerinden olmasıdır. İdealist ve ahlâklı insan yetiştirilmesi hususunda elinden gelenin fazlasını yaparak, milletimizi sağlam temeller üzerinde yükseltmek onun başlıca özelliği olmuştur. Cennetmekân Arvasi Hoca, en önde gelen emeli olan milli eğitimi gerçekleştirmek maksadıyla da, pedagog olarak görev yapmış olduğu eğitim enstitülerinde, vatanına, milletine, dinine ve devletine gönülden bağlı öğrenciler yetiştirerek, hedefine büyük ölçüde ulaşmıştır. O, ancak imanla ve milli şuurla donanmış nitelikli kadrolar ile başarıya ulaşılacağının bilincindedir. Hocamızın yetiştirdiği talebeler de, aldıkları eğitim ve terbiye doğrultusunda mühim hizmetler yapmışlar, milli ve manevi değerler ile donanmış şuurlu nesiller yetiştirmişlerdir.

Merhum Hocamız da kendisini şöyle tarif etmektedir: “Ben, İslâm iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mes’ud görmek isteyen ve böylece İslâm’ı gaye edinen Türk Milliyetçiliği şuuruna sahibim” O bunu derken, aslında en öne çıkardığı vasfını bizlere aktarmaktadır.

Cemiyetimizin Seyyid Ahmet Arvasi’den alması gereken dersler nelerdir?

Allah ondan razı olsun. Ümmet-i Muhammed’in derdini kendi derdi olarak kabul eden ve bu uğurda hayatının sonuna kadar mücadele eden Arvasi Hoca’dan elbette cemiyetin alması gereken dersler ziyadesiyle vardır. Hocamız, Türkiye’nin ve İslâm dünyasının içinde bulunduğu bunalımın sebeplerinin başında, ahlâkî buhranı ve tembelliği tespit etmiş, bu meselelerin çözümü yolunda fikirlerini beyan etmiştir. Ahlâkın, maddi ve manevi yönleriyle bir bütün olarak Müslüman’da bulunması gerektiğini, ferdin nefsini kontrol etmesini ve kendisi ile topluma faydası bulunmayan arzularına boyun eğmemesini kabul eder.

Arvasi Hoca, her Müslüman’ın birer “ahlâk kahramanı” olma yolunda mücadele etmesini de tavsiye eder. Hocamız ahlakın, Âlemlere Rahmet Peygamberimizin (sav) yaşadığı gibi “Kur’an ahlâkı” üzerine olmasını gerektiğini düşünerek, Yüce Peygamberimizin yaşadığı ve bize tavsiye ettiği ahlâkın Allah’ın ahlâkı olduğunu, bunun için her müminin vicdanı ve kafasını sahte tanrılardan kurtararak her şeyi Allah rızası için yapması gerektiğini, en iyiye, en iyinin ta kendisi olan Allah’a yönelmesi gerektiğini anlatır.

Hocamızın özellikle günümüz insanlarının farkında olmadan putlaştırdıkları “sahte tanrılara” dikkat çekmesi de almamız gereken derslerdendir.

Günümüz Müslüman ülkeleri arasında, milli geliri dünya sıralamasına göre oldukça yükseklerde bulunanlar olmasına rağmen Müslümanların teknolojik olarak geri kalmalarını ve gelişmelerini sağlayacak atılımları gerçekleştirememelerini de, memleket meselelerine vâkıf uzmanların yetersizliğine bağlayarak, bu konuda eksikliklerin süratle giderilmesiyle sonuca ulaşılacağını ifade eder. Müslüman ülkelerin sanayileşememesi ve bu alanda Batılı devletlere muhtaç kalmasına çözüm olarak da, milli şuurla donanmış uzman ve vasıflı elemanlar ile öncelikle aradaki açık kapatılmalı, sonrasında da bilimde öncü kuruluşlar ve araştırma/geliştirme ile üretime geçilmelidir.

Türk-İslâm Ülküsü kitabında çağımızın insanına neler söylüyor?

Merhum hocamızın üç ciltlik Türk-İslâm Ülküsü eseri kanaatimce Ülkücü Hareket’in manifestosudur. Bu şaheser hakkında merhum Galip Erdem, “Benzeri ve örneği olmayan bir yazı tarzı olup, bir plan dâhilinde, günlük yazı şeklinde tefrika edilen muhteşem bir kitaptır” demektedir.

Arvasi Hoca, Türk İslâm Ülküsü eserinde, günümüzde dahi devam eden ve devam edeceğe de benzeyen, milletimizi çok yakından alakadar eden meseleleri, tarafsız bir bakış açısıyla ayrıntılı şekilde tespit etmiştir. Tespit ettiği problemlerin çözümünü de yine projelerle açıklayarak akılcı ve mantıklı teklifler ortaya koymuştur. Hocamız tespitleri ve teşhislerini izah ederken aynı zamanda Türk-İslâm Medeniyeti’nin de tasvirini yapar. Medeniyetimiz üzerinde yapılan bozguncu operasyonları ve tahrifatı boşa çıkaracak hamleleri de ‘Ülkücü’ye gösterir. Eserin 1. cildinde “Düşünme İhtiyacı ve Felsefenin Durumu” bölümünde, günümüz insanının büyük ihtiyacı olan “düşünme ve akletme” konusu ele alınmıştır. Birinci bölümde ayrıca, İslâmiyet, Kültür, Medeniyet ve İnsan hakkında en karmaşık meseleleri bile okuyanın kolayca anlayabileceği şekilde izah eder. İkinci ciltte, Batı’nın mazlum milletlere dayatmış olduğu ekonomik sistem olan vahşi kapitalizmin zincirlerinin kırılmasına öncülük edecek olan “İslâm Ekonomi Sistemi”, siyasi konular, tezlerimiz ve anti tezlerimiz, bir ders sırasında öğretmen-öğrenci münasebeti ve benzerleri anlatılır. Üçüncü ve son cildinde ise “İslâm’da Eğitim, Din Psikolojisi, Ahlâk, Terbiye ve Tasavvuf” gibi konular ele alınarak meseleler ve çözümleri açıklanır. Arvasi Hoca’mızın Türk-İslam Ülküsü şaheserini özellikle üniversite gençliğine tavsiye ediyorum. Bu kitaplardan muhakkak azami ölçüde istifade edilmeli, her evde bulundurulmalıdır.

İnsanımız Arvasi Hoca’nın çağrılarına ne kadar uydu?

Maalesef insanımızın Hoca’mızın tavsiye ve tekliflerine yeteri kadar uyduğunu söyleyemeyiz. Bunun başlıca sebeplerinden biri 12 Eylül 1980 darbesidir. Bozulan kardeşliği yeniden tesis etmek amacıyla yönetime el koyduklarını iddia eden 12 Eylül idaresi, 300 milyon Türk’ün, 1,5 milyar Müslüman’ın ve bütün mazlum milletlerin yegâne umudu olan Ülkücüler üzerinden adeta bir silindir gibi geçmiştir. Ülkücü Hareket’in lider ve kadroları uzun yıllar cezaevlerine atılmış, gelişen Ülkücü fikriyatın gelecek nesillere aktarılmasının kasten önü kesilmiştir.

12 Eylül’de kitaplara da ihtilal yapıldı.

Eyvallah. 12 Eylül’ün bu millete vurduğu darbelerin en acımasızlarından biri de, bahsettiğiniz gibi kitapların suç unsuru olarak kabul edilmesi sonucu, insanımızın kitaplardan soğutulmasıdır. Milletimizin düşünmek yerine, basit günübirlik olaylarla zihnini meşgul etmesi istenilmiş, ne yazık ki muvaffak olmuşlardır.

12 Eylül yönetimi sonrasında iktidara gelenler de onlardan farklı davranmamışlar ve medeniyetin gelecek nesillere aktarılmasında en büyük aracı olan kitapların okunmasını teşvik yerine, popüler kültürün dayatılmasında sakınca görmemişlerdir. Merhum Arvasi’nin fikirleri de böylelikle sadece Ülkücü camia içerisinde yankı bulmuş, üzülerek söylüyorum, milletimizin önemli bir kesimi haberdar dahi olamamıştır.

İslâm-Türk; Türk-İslam mefkûresini nasıl tarif ve tavsif eder?

Milliyetçi-Ülkücü gençliğin, İslâm ve Türklük şuuru üzere yetişmesinde en büyük emeği olan şahsiyet şüphesiz Seyyid Ahmed Arvasi’dir. Merhum hocamız Türk’ün İslâm ile müşerref olmasını tarif ederken: “Türk, bütün varlığı ve heyecanı ile birlikte İslâmiyet’e koşarken, hasretle beklediği dine kavuşmanın mutluluğunu yaşamıştır. Allah’tan başka ilah yoktur diyen, Cihad emri ile Alplik ruhunu besleyen, öte yandan, Hak yolda âlimlerin akıttığı mürekkebi, şehid kanından daha mübarek bulan İslâmiyet, kısa zamanda Türk’ün ruhunu keşfetmekle kalmamış, Türk’ü yeniden Türk’e buldurmuştur” demektedir. Hoca’nın Türk-İslâm mefkûresi, kuru cihangirlik davası değil, Şanlı Peygamberimizin (sav) “İlim müminin kaybolmuş malıdır, nerede bulursa almalıdır” tarzında formülleştirdiği mukaddes ölçüye bağlı olarak, hızla muasırlaşmaktır. İslâmiyet’i ruhu, Türklüğü bedeni bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğünün, İslâm âleminin ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya aday bir Ülkücü gençlik yetiştirmektir.

Küresel güçler, Anadolu’nun doğusunda, güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmak için büyük oyunlar oynuyor. Bu oyunların öznesine milliyetçilik, Kürt milliyetçiliği oturtulmak istiyor. Malum olduğu üzere Anadolu bin yıllık Türk yurdu. Bu bağlamda merhumun milliyetçiliğe bakış açısını özetler misiniz?

Batılı devletler ve küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki hesapları 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında başlar; Haçlı Seferleri ve nihayetinde “Hasta Adam” olarak kabul ettikleri Osmanlı’nın parçalanmasına kadar devam eder ve bu dönemde de Ermeniler aktif olarak kullanılır.

Türklerin yeniden Selçuklu ve Osmanlı benzeri bir uyanışa kalkıştıklarında, yanlarına Müslüman milletleri de alarak “süper güç” olabileceği ihtimaline karşı, yapay bir Kürt meselesi üreterek, dirilişi geciktirmek istemektedirler. Ancak bütün çabalarına rağmen emperyalistlerin bu hesaplarını bozanlar yine Kürtler olur. Kürtlerin ekserisi, yaklaşık 40 yıldır devam eden PKK terörüne karşı direnerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti saflarında olduklarını gösterdiler.

Merhum Arvasi Hoca, aslen Van/Bahçesaray’ın Arvas köyünden olup, Ağrı/Doğubeyazıt’ta dünyaya gelir. Yöre insanı olduğundan, küresel güçlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerinde oynadıkları oyunları çok iyi bilmektedir. Ülkemizin doğusunda tatbik edilmek istenen senaryoları boşa çıkarmak için “Doğu Anadolu Gerçeği” isimli eserini yayınlar ve gittiği her yerde bu oyunları halka anlatır.

Hocamız, “Şark Meselesi” adını verdiği bölücülük projelerine, bir sosyolog ve eğitimci gözüyle yaklaşarak şu tespitlerde bulunur: “Bazı ahmak politikacılar, bazı gafil yazar ve çizerler, aldatılmış piyon ve basiretsiz ideologlar, milli ve mukaddes değerlere yabancılaşmış kadrolar, ajanlar, çeşitli türdeki azınlık ırkçıları, yabancı uzmanlar, misyonerler vb. el ele vererek ülkemizi felakete sürüklemek istemektedirler. Fakat unutmamak gerekir ki, Türk devletinin parçalanması, sadece çeşitli renkteki küfür cephesinin işine yarayacaktır. Allah korusun, muhalfarz, böyle bir parçalanma olursa bundan sadece Türklük değil, topyekûn İslâm Dünyası zarar görecektir. Bunu bilerek ve düşünerek hareket etmek yalnız bir namus borcu değil, aynı zamanda dini ve milli bir vecibedir.”

Cennetmekân hocamız, Doğu vilayetlerimizde yaşayan ve bu milletin öz be öz evladı olan Kürtlerin Türklüğünü tartışmanın, ya cahillikten ya da kasıttan ileri geldiğini savunur. “Kürt” olarak tabir edilen insanımızın Türk boyu olduklarının tarihi vesikalarda tespit edildiğini ifade ederek, “Nitekim Kürt İlhanı Alp Urungu’nun mezar taşı bugün Orta Asya’dadır ve kitabesi Türkçedir. Bu noktada hemen belirteyim ki, bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan kardeşlerimiz, doğrudan Oğuz çocuklarıdır. Yani Akkoyunlu, Karakoyunlu, Göçer ve Yörüktürler. Hepimiz Oğuz Han’ın torunlarıyız. Bugün emperyalizmin tesiriyle ayrılık verilmeye çalışılan kardeşlerimiz, günümüzden beş yüz sene önce ‘Biz Türk’ük Türklük’ten fermanımız var’ diyorlardı” demektedir.

Arvasi hocanın bir dizesine yer verdiği ozanımız Ercişli Âşık Emrah’tır. 1585-1618 yılları arasında yaşayan Ercişli Emrah’ın, Safevi/İran hükümdarı Şah Abbas’ın sarayında bir soru üzerine verdiği cevaptır. Şiirin bir kıtasını sözün bu yerinde zikretmenin faydalı olacağı kanaatindeyim:

Man Emrah diyeller Karakoyunnu

Namertler içinde yigit oyunnu

Kaz gibi pısmanık, erkek boyunnu

Biz Türk’ük, Türklükten fermanımız var.

Hocamızın milliyetçilik anlayışında ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. ”Bir Doğu Anadolu çocuğu olarak, doğduğum ve büyüdüğüm bölge etrafında döndürülmek istenen hain niyetlere, kahpe tertiplere karşı elbette kayıtsız kalamazdım. Beni yakından tanıyanlar, bütün hayatımı ve çalışmalarımı Türk-İslâm Ülküsü’ne vakfettiğimi elbette bilirler” diyerek, bölücülerin planlarına karşı düşüncelerini açıklar.

Bir dönem Mamak’ta Medrese-i Yusufiye’de kaldı. Oradaki ülkücülere direnç ve umut kaynağı oldu. Arvasi’nin Medrese-i Yusufiye’teki dayanışma azmi ve Mamak günleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Çağımızın önemli fikir ve dava adamlarından olan merhum Arvasi Hoca’nın umudu, devletimizi çağlar ötesine taşıyacak olan Ülkücülerdi. Bu sebeple Milliyetçi Hareket Partisi’ne katılır ve genel idare kurulu üyesi olur. 12 Eylül darbesinden sonra o da, diğer MHP yöneticileri gibi tutuklanıp Mamak Cezaevi’ne konulur. Cezaevinde bile fikirlerinden ve inançlarından taviz vermez. Birlikte hapis yattığı milliyetçilere “Ülkücülük sadece bir inanç değil, bir kimlik değil, her türlü baskılara, zulümlere karşı sönmeyen, söndürülemeyecek olan bir meşaledir” diyerek morallerini üst seviyede tutmaya gayret eder.

Mamak’ta merhum Alparslan Türkeş ile birliktedirler. Türkeş cezaevindeki günlerini şöyle anlatır: “12 Eylül’den sonra Ahmed Arvasi hocamızı da partimizin diğer bütün Genel İdare Kurulu üyeleri gibi tutukladılar. Kendisi tutuklandığında kalbinden rahatsızdı. Fakat yine de tutuklanmıştı. Tutuklu kaldığımız süre içerisinde, hapishanenin genişçe bir yerini evlerimizden getirttiğimiz kilim ve örtülerle mescit haline getirdik. Burada diğer arkadaşlarla beraber beş vakit birlikte namaz kıldık, dua ve sohbetlerde bulunduk. Geçirdiği kalp krizi dolayısıyla Ankara Mevki Hastanesi’ne kaldırıldı. O gün daha dün gibi hatırımdadır.

Geriye nasıl bir miras bıraktı?

En önemli mirası, tavizsiz bir dava adamlığıdır. Günümüzde her görüşten kalem sahiplerinin güç karşısında fikirlerinden taviz verdiklerine şahit olduğumuzdan, Arvasi Hoca’nın dava adamlığını daha iyi anlamış olacağız.

Arvasi Ailesi’nin ülkemize, milletimize, Ümmet-i Muhammed’e yaptığı hizmetlerle ilgili olarak neler söylemek istersiniz?

Âlemlere Rahmet Resül’ün temiz neslinden gelen Arvasiler, İslâm âlemi ve Türk dünyası içerisinde son derece farklı bir konuma sahip, büyük âlimlerden, fazilet sahibi ariflerden ve büyük salih zatlardan oluşmuş bir ailedir. Osmanlı dönemi incelendiğinde, Arvasiler’in, öncü ve örnek aile olarak İslâm dininin yükselmesinde ve ülkenin birliğinin sağlanmasında vesile oldukları görülecektir. Merhum Seyyid Ahmed Arvasi hocamız, mübarek ceddi hakkında şunları ifade etmiştir: “Ailem Arvasi adı ile bilinir. 650 yıldan beri Anadolu’da yaşar. Anadolu’ya gelen ve Orhan Gazi ile tanışan Hacı Kasım-i Bağdadi adında bir zattır. O’nun oğullarından biri Van Gölü’nün güneyinde Arvas köyüne yerleşmiştir. Biz ondan türemiş ve çoğalmışız. Şanlı Peygambere ümmet olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de evlad olarak şereflenmişiz.”

Seyyid Hacı Kasım Hazretleri, 1323 tarihinde Osmanlı Devleti’nin çiçeği burnunda başkenti Yeşil Bursa’yı ve Orhan Gazi’yi ziyaret eder. Orhan Gazi ve halktan büyük saygı, hürmet ve ikram görür. Orhan Gazi, onu saltanat makamına oturtarak verdiği kıymeti gösterir. Hacı Kasım Bağdadi (ks) Bursa’da altı ay kaldıktan sonra ayrılmak için Orhan Gazi’den müsaade ister ve ona şöyle dua eder: “Ya Rabbi! Sultan Orhan’a, onun evlatlarına, askerlerine izzet ve galibiyetler ihsan eyle. Din düşmanlarını kahr et. Kıyamete kadar fakirlere ve zayıflara merhamet ve yardımda kendilerine bol bol rızıklar ihsan eyle. Ya Rabbi! Seyyidü’l Mürselin olan Hz. Peygamber’in hürmetine, Sultan Orhan ve evlatlarına, kafirlerin ülkelerini fethetmeyi, mülhidleri ve müşrikleri dize getirmeyi nasip eyle. Ya Rabbi! Ceddim İmam Cafer-i Sadık, İmam Muhammed Bakır ve İmam Zeynelabidin hürmetine Sultan Orhan’ı ve evlatlarını, selim bir kalpten başka hiçbir şeyin fayda vermediği kıyamet gününe kadar Sen’in sevdiğin ve razı olduğun işlerde kendilerini muvaffak eyle. Amin.

Orhan Gazi ve huzurda bulunanlar, kıbleye yönelerek bu duaya amin derler. Allah hepsinden razı olsun.

Âmin. Sizin eklemek istediğiniz hususlar neler?

Asrın Yesevi’si olan hocamız bir denizdir. Merhumu bu söyleşiye sığdırmamız mümkün değil tabii ki. Ömrünü, İslâm’a, millete ve devlete adamış, bu uğurda hapislere bile atılmıştır. Ancak o, bundan yılmamış, mücadelesine son nefesine kadar devam etmiştir. Bütün gençliğimize tavsiyem, hocamızın eserlerini muhakkak okuyarak, davasını cihana yaymak uğrunda mücadele etmeleridir. Mekânı Cennet olsun.

Âmin.

Arvasi hocamızı bir nebze olsun tanıtmak hakkında şahsıma böyle bir imkân verdiğiniz için sizlere ve okuyuculara teşekkür ediyorum. 

Ben de nazik ilginiz için teşekkür ederim Mehmet Fatih Bey.

 

Mülakat: İbrahim Ethem Gören