, 17 Aralık 2017
İnsanları Ne Kadar Tanıyabilirsek Kendimize de O Kadar Yaklaşırız

5289

İnsanları Ne Kadar Tanıyabilirsek, Kendimize de O Kadar Yaklaşırız

Emine Batar, ''Islıkla Çağrılan'' ile hem 'ne anlattığı' hem 'nasıl anlattığı' bakımından, öykücülüğüne dair yeni bir şeyler ortaya koymuş. Batar, son öykü kitabı 'Islıkla Çağrılan' etrafında, öykü dünyasına dair Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.

İlgili Yazılar
Bir göz buğulanması gibi içten olmuş
Bir göz buğulanması gibi içten olmuş

Emine Batar’ın ilk öykü kitabı 'Uzayan Gölgeler' çıktı. Emine Batar kitabında, hayat denen koşuşturmada biraz olsun kalbini dinleyen insanların öykülerini anlatıyor. Mustafa Uçurum yazdı.
22/05/2014 10:10
Öyküleriyle hayattan kareler sunuyor Emine Batar
Öyküleriyle hayattan kareler sunuyor Emine Batar

İkinci öykü kitabıyla öyküdeki yürüyüşünü sağlamlaştıran Emine Batar’ın yeni kitabı 'Düğün Daveti' hakkında Mustafa Uçurum yazdı.
28/12/2015 08:08
Emine Batar Öyküde iyi şeyler oluyor
Emine Batar: Öyküde iyi şeyler oluyor.

Öykü finallerindeki Capote ve O. Henry tarzıyla göze çarpan öykücü Emine Batar ile öyküsü, yazarlığı ve meşguliyetleri üzerine konuştuk..
22/08/2012 10:10
Güzide Ertürk ile 'Kaplumbağa Gölgesi' Üzerine Konuştuk
Güzide Ertürk ile 'Kaplumbağa Gölgesi' Üzerine Konuştuk

''Evini bir gölge gibi sırtında taşıyan insanların öyküsünü anlattığım için ismini 'Kaplumbağa Gölgesi' olarak seçtim. Gidecek başka yeri olmayan insanlar, kendi içine çekilir. Sırtlarında taşıdıkları çadırlarıyla sokakta yürürken kaplumbağalar kadar yavaş ve sabırlıdırlar. Yükleri ağır olsa da hiçbir yerde çöküp kalmazlar.'' Güzide Ertürk, 'Kaplumbağa Gölgesi' kitabı etrafında hayata, öyküye ve yazıya bakışına dair Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.
02/10/2017 11:11
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Eylül 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Eylül 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Eylül-2017 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/10/2017 08:08
Dünyabizim li Kitaplar
Dünyabizim’li Kitaplar

Geçtiğimiz senelerde Dünyabizim'de yayınlanan yazılardan derlenen ya da dünyabizim'de yer alan yazıları da ihtiva eden kitapları derledik. Kamil Büyüker, Nidayi Sevim, Şakir Kurtulmuş, Sadullah Yıldız ve Erhan Erken bu sene yayınlanan kitapları ile listenin başında yer alıyor. Listemizde ayrıca Mustafa Nezihi Pesen, Asım Gültekin, Ahmed Sadreddin, Mustafa Uçurum, Selvigül Şahin de kitapları ile yer alıyor.
18/07/2017 08:08

Bir işin, kendisinden öncekilerden daha iyi olması o işi yapanı memnun ettiği gibi, o işin takibinde olanı da memnun eder. Emine Batar, “Uzayan Gölgeler” ve “Düğün Daveti” kitaplarının ardından gelen “Islıkla Çağrılan” ile hem “ne anlattığı” hem “nasıl anlattığı” bakımından, öykücülüğüne dair yeni bir şeyler ortaya koymuştur. Doğrusu bu hem bir öykücü olarak onu, hem de öykü okurları olarak bizi hoşnut eden bir durum. Batar ile son öykü kitabı “Islıkla Çağrılan”ı gündemimize alarak, öykü dünyasına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Üçüncü öykü kitabınız hayırlı olsun. “Uzayan Gölgeler” ve “Düğün Daveti”nden sonra gelen “Islıkla Çağrılan”, ilk iki öykü kitabınızdan kurgu ve biçim yönüyle oldukça farklı. “Islıkla Çağrılan”ın yazılış, ortaya çıkış fikrini biraz anlatır mısınız?

Gençlerin yaşamı her geçen gün biraz daha savruklaşıyor. Dağınık ve amaçsızlar. Bunun, dünyadaki değişim ile elbette ilgisi var. Fakat değişen sadece gençler değil. Onları yetiştiren ebeveynler, öğretmenler de bu değişimden farklı şekillerde etkileniyorlar. Öğretmen bilgiyi veriyor ama onu ilme dönüştürmekten mahrum bırakıyor genci. Ebeveyn hedef belirliyor fakat bunu sadece maddi boyutuyla açıklıyor. Maneviyattan mahrum her uğraş, bir kara delik tarafından yutuluyor, yok ediliyor. Gençler amacını kavrayamamışlar veya birçok konuda isteksizler. Bir yılgınlık var hem gençlerde hem ebeveynlerde. Islıkla Çağrılan, karakterlerinden kimseyi savunmuyor ve kimseyi suçlamıyor ama. Herkesi doğru ve yanlışlarıyla veriyor.

Hikâyeyi, sanırım dört yıl önce, iki buçuk ay içinde bir yaz tatilinde durup dinlenmeden yazdım. Hep gözlemlediğim bir durumdu fakat hangi dille yazacağımı bilmiyordum. Bir ırmağın içinde bazen geriye kıvrılan küçük dalgalar oluşturarak akmanın bir yolunu bulmaya çalıştım.

“Islıkla Çağrılan” roman türüne çok yakınlaşmış bir uzun öykü dersem, katılır mısınız?

Neden roman demediniz diyenler oluyor. Batıda bu tür metinler novella olarak isimlendiriliyor. Roman olacak kadar uzun belki ama tam olarak bir romanın özelliklerini taşıyıp taşımadığı tartışılabilir. Uzun öykü demeyi uygun gördük. Bir karakterde yoğunlaşıyor ve daha çok öykü özellikleri taşıyor. Romandan çok öyküye yakın görüyorum Islıkla Çağrılan'ı.

Kadir karakteri, aramızda yaşayan biri. Onun dilinden, birtakım eleştiriler, serzenişler duyuyoruz. Ele avuca sığmayan, ama bir tatlı söze kanan bu karakteri yazmak zor olmadı mı? 

Bazı zorlukları oldu elbette. Hem inandırıcı olmak hem de her yönüyle karakterinizi yansıtmak, bunu yaparken de didaktiğe düşmemek zorundasınız. İnsan iyi ile kötü arasında gidip gelen bir varlıktır. Kimseyi idealize etmeden, "bu var ve mümkün" demek istedim. Her karakter iyi ve kötü, doğru ve yanlış yönleriyle öyküde yer aldı. Hayat da böyledir. En kontrollü insan bile hata yapabilir. Genelde insanları, onlarda gördüğümüz kaba gerçeğe bakarak tanımlarız. Gerilerde kalan ve bu yüzden sinen, gizlenen incelikler gözümüzden kaçar. Düşünce ve duygularını, gördüğümüz kaba gerçeklik üzerinden yorumlarız ve bazen yanılırız. Belki de öyküde Kadir'in görülmedikçe kendini daha çok gizleyen inceliklerine, sebeplerine dikkat çekmek istedim. Sadece Kadir değil, öyküdeki bütün karakterler için bu geçerli.

Düğün Daveti’ndeki “Süleyman’ın Ölümü” öyküsünde, sosyal medyanın aldatıcılığını karakterin hâl ve tavırları üzerinden anlatıyorsunuz. “Islıkla Çağrılan”da, kahramanın sosyal medyayla tanıştığı an ve izlenimleriyle Süleyman K.’nın izlenimleri bir nevi örtüşüyor. Farklı amaçlarda kullansalar da, ikisi de sosyal medyadaki beğeni ve paylaşımları kendilerince yorumlamaktalar. “Çünkü, sanal bir maskedir. Herkese en kalitelisini sunar, en kusursuzunu. Yüzyılın çiçeklerle donatılmış bataklığıdır orası…”(Süleyman K.) “Çok heyecanlıydı, birilerinin beğenmesini veya yorum yapmasını bekliyordum. Berbattı aslında. Sigaradan daha beterdi. Vazgeçmeme izin vermiyordu.” (Kadir) Karakterleri sosyal medya hakkında böyle düşünen bir öykücünün kendisi, sosyal medyayı kullanan birisi olarak neler düşünmektedir bu konuda? Bu anlamda sosyal medyayla aranız nasıl?

Sosyal medya hepimize büyük bir iletişim kolaylığı sağlamakla birlikte iletişimi sanallaştırıyor da. Bir tür insansızlaşmaya doğru gidiyoruz. Hasbihal ortadan kalktı. Birbirimizi gerçek hayatta görmek, duymak yerine sanalda takip ediyoruz. Bu elbette büyük bir kolaylık. İnternet bir imkândır, kullanılması gerekir. Fakat bu hepimizi bir hastalık gibi saran sanal iletişim yüzünden gittikçe yalnızlaşıyoruz. Yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız, hatta hangi şehirde yaşadığını bilmediğimiz bir sürü arkadaşımız var. Fakat evlerimizde yalnız oturuyoruz. Bir araya gelip sohbet edecek birkaç dosttan neredeyse mahrumuz. Kadir'in de dediği gibi, kendisinden vazgeçmemize de izin vermiyor bu sanal ağ. Zincirin her halkasında her birimiz varız ve zincir şakıdığında her birimiz az veya çok sarsılıyoruz. Bir bağımlılığa dönüşüyor ve kendimizi alamıyoruz.

Şunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor: Bu alıntıları metin içinde değerlendirmek, metnin içindeki işlevini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

İlk öyküleriniz, bir imge etrafında oluşurken, sonraki öykülerinizde kurguya titizlenmiş, öyküleme tekniğinizi değiştirmiş gibi görünüyorsunuz; ne dersiniz?

Farklıyı denemeyi seviyorum. Benim için önemli olan kurgunun etrafında döneceği durum veya tema. O durumu veya temayı anlatmak için her türlü teknikten ve estetik unsurdan faydalanmaya çalışıyorum. Bütünlüklü olarak bir kitapta en azından bir yönüyle öyküler arasında bağ olsun istiyorum. Kurgu bir oyundur. Onu anlamlı bir oyun haline getiren ise içerdiği düşüncedir yani insandır. İnsanı merkeze aldıktan sonra sanatsal yönünü düşünüyorum ve "bu karakteri şöyle anlatmalıyım. Çünkü onun için uygun olan bu" diyorum. Ama bazen bu kendiliğinden gelişiyor. Öykü kendi dilini buluyor. Bana düşen, dilin imkânlarını sonuna kadar kullanmaya çalışmak ve yazdığım şeyin hakkını vermek. Bu yolda, kendimi tekrar etmeden yürümeyi arzuluyorum.

Kadir karakterinin, Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabındaki Holden Caulfield karakterine çok benzediğini düşünüyorum. Katılır mısınız, neler söylersiniz?

Holden Caulfield, kendi kültürünün ve yaşam tarzının karakteri. Farklı bir üslupla yazılmış. Tepkileri ve alışkanlıkları daha farklı. Kadir ise bizim kültürümüzden biri. Bize yabancı değil. Belki onları benzer yapan ikisinin de genç karakterler olmasıdır. Oluşan bir benzerlik varsa bile bu gittikçe benzeşen kültürlerin bir bakıma giderek silikleşen yönüne bir gönderme sayılabilir. Özellikle gençlerin yaşamında kendi kültürlerinin izlerini görmek artık neredeyse mümkün değil. Hepsi için demiyorum fakat kültürel bir kayba uğradığımız ve herkesleşmeye doğru gittiğimiz inkâr edilemez. Ben yine de Kadir'i Holden Caulfield'den -ikisinin de genç olması dışında- ayrı tutuyorum.

İnsanın yaşaması için gerekli olan, hayati önem arz eden besinler vardır. Öyküyü insana benzetirsek, öykünün hayatiyeti için lazım olan şey/ler nedir/nelerdir?

Kesinlikle çok okumak ve iyi bir gözlemci olmak. İnsanları tanımaya ve tepkilerinin sebebini anlamaya çalışmak. Ve her gün yazmak, yazmayı bir alışkanlık haline getirmek. İnsanları tanımak ve anlamak konusunda ne kadar yol kat edersek kendimize o kadar yaklaşmış oluruz. Böylece olaylar karşısındaki tepkilerimizi yorumlamamız da kolaylaşır. Kendi içimize yolculuk yaparız. İnsanın aradığı her şey kendi içindedir. Bu da bize karakterlerimizi konuşturma ve yeni karakterler oluşturma konusunda yeni yollar açar.  Bunun yanında bir tarz üzerinde sonuna kadar ısrarla yazsa bile, öykücünün öyküyü (kurguyu) her yönüyle bilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Köksal Alver, bir söyleşisinde, öykülerini yayınlatma konusunda şu sözleri söyler: “Zaman zaman başka dergilerde yazılarım yayınlanıyor. Öykü değil ama deneme ve incelemeler yayınladığım dergiler var. Ama hiçbiri Hece gibi değil; Hece ile bir aidiyet bağım var. Her yazdığım dergiyle böyle bir bağım yok. Hece benim için özel; özel oluşu ise aidiyet ve ocak oluşuyla ilgili. Ocağım ve aidiyet iklimim. Başarısıyla gururlandığım, zaaflarıyla ezildiğim bir dergi. Taşıdığım, kendimi de ocağına taşıdığım bir dergi.” Öykü yazma ve yayınlatma süreciniz boyunca, kendinizi ait hissettiğiniz bir dergi ya da dergiler oldu mu? Öykü anlamında ekol olarak gördüğünüz bir dergi var mı?

Dergilerin mektep, ocak işlevi görmesi çok takdir edilecek bir durum elbette. Edebiyatın güzelliği de bir bakıma bu birliktelik ile ilgili. Yazmaya başladığım ilk yıllar -belki de yazıya yeni başlamanın verdiği o yoğun duyguyla- Yediiklim ve Hece'de aidiyet hissini daha belirgin yaşamıştım sanırım. Şimdi Karabatak dergisinin hemen her sayısında ve İtibar dergisinde de iki veya üç sayıda bir öyküm yayımlanıyor. Bir dergiyle birlikteliğiniz ne kadar uzun ve yoğunsa, yazı konusundaki kaderinizin bir yönüyle birleşmesi ve aynı çeşmeden akması o kadar çok mümkün oluyor.

Öykü türü dışında, en çok okuduğunuz, ilgilendiğiniz tür/alan hangisidir?

Öykü yanında roman da çok okurum. Kurgunun, yaşamı daha iyi yansıttığını, bir eti kemiği olduğunu düşünüyorum. Anlatının zihnimde sahnelenmesi, canlanması onu kavramamı kolaylaştırıyor. Şiir de çok severek okuduğum bir türdür. Bazen bir şiirin dizesi bana bir öykü yazdırır. Lirik anlatımlar beni her zaman cezbetmiştir. Kurguyu her yönüyle ve daha iyi kavramak için kuram kitapları da çok okurum.

Emine Batar, Islıkla Çağrılan, Şule Yayınları

 

Hatice Ebrar Akbulut