, 26 Şubat 2018
Neden kısa film Kısa filmin cazibesi nedir

8533

Neden kısa film? Kısa filmin cazibesi nedir?

Suleyha Şişman, İstanbul Tasarım Merkezi’nde sinema dersleri de veren yönetmen Sinan Sertel ile kısa filmler üzerine konuştu.

İlgili Yazılar
Suriyeli Mülteci Çocukları Anlama Kapısı Heny
Suriyeli Mülteci Çocukları Anlama Kapısı: Heny

Suriyeli mülteci çocukların hikâyesinin anlatıldığı 'Heny' adlı bir kısa film de çekildi. Bu film üzerine Şanlıurfa’da öğretmenlik yapan yönetmen Mehmet Nişancı ve senaryo yazarı Süleyman Çoban, Abdulah Güner'in sorularını cevapladı.
13/11/2016 13:01
İki öğrencinin okuldan Cuma namazına kaçışı
İki öğrencinin okuldan Cuma namazına kaçışı

''Cennete Kaçış'' kısa filmi, iki öğrencinin arkadaşlarıyla birlikte birçok engeli aşarak Cuma namazına kaçışını anlatıyor. Yçnetmen Fatih Bıçakçı, film hakkında Abdullah Güner'in sorularını yanıtladı.
11/01/2016 12:12
Festival despotizmine cevap Kısa film yarışmaları
Festival despotizmine cevap: Kısa film yarışmaları

Siyer Vakfı’nın bu yıl ikincisini düzenlediği Âlemlere Rahmet Kısa Film Yarışması ödül töreni yapıldı. Serdar Arslan, ödül alan filmleri ve son zamanlarda sıklıkla düzenlenen bu tarz yarışmaları değerlendirdi.
04/01/2016 08:08
Türkiye de zayıf kalmış bir alan Kısa film
Türkiye’de zayıf kalmış bir alan: Kısa film

Kısa film, Türkiye’de sinemaseverlerin büyük bir kısmının ilgisini çekmeyen bir tür. Bana kalırsa bu alana teveccühün az olmasının sebebi, başarılı kısa film sayısının düşüklüğü ve kısa filmlerin festivaller dışında, sinema salonlarında gösteriminin olmamasıdır. Rumeysa Kılıç yazdı.
04/02/2014 10:10
Kendinden kaçmak mı istiyorsun
Kendinden kaçmak mı istiyorsun?

Bu feysbuk denen meret bazen işe yarıyor. Şimdi sizi haberdar edeceğim bu muhteşem kısa filmi seyretmeme vesile oldu zira.
04/11/2009 19:07
Kısa Film Nasıl Çekilir
Kısa Film Nasıl Çekilir?

Ahmet Ercan çizerliğinin yanı sıra sinema ile de ilgileniyor. Ahmet Ercan ile "kısa film" üzerine konuştuk.
28/10/2009 18:06

Sinan Sertel ismini İstanbul Tasarım Merkezi’nde düzenlenen sinema derslerinden duydum. Sonra Hayal Perdesi’nde bir animasyon, bir kısa film ve bir belgeselini izledim. “Adem’in Hikayesi”nin senaryosunu okuduğumda ise Attar Hazretleri’nden ilham ile bir şeylerin kurgulanması heyecanlandırmıştı beni. Bir süre sonra İTM’de bir sinema merkezi kuruldu, güzel işler yapıldı. Bu okulda elini taşın altına koyan Sinan Sertel’le kısa film üzerine konuştuk.

Sinemayla ne zaman ilgilenmeye başladınız?

Ben de çoğu insan gibi sinemanın büyüsüne küçükken kapıldım. Çocuktum, iyi hatırlıyorum. Bir sinema filminin sabah ilk seansına gitmiştim. O kadar etkilendim ki, salondan çıkmadım, bekledim. Aynı filmi 3 kez üst üste izledim. Dışarı çıktığımda hava karanlıktı. Akşam namazından daha geç eve gittiğim için de evden fena fırça yemiştim.

Sinema gerçekten sizi çok rahat etkileyebilen bir form. Sinema yapma isteği üniversite yıllarıma dayanır. Üniversitede okuduğum bölüm dışında her şeyle ilgilendiğimi hatırlıyorum. Bir şeyler okuyordum, yazıyordum. Müzikle uğraştım uzunca bir süre. Sinema hep devam etti. İlk pratik denemeler o döneme denk gelir.

Seyircilikten yönetmenliğe geçişi nasıl yorumluyorsunuz?

Seyircilik ile yönetmenlik arasında çok keskin bir çizgi yok. En azından benim için bu böyle. Bence, “ben” iyi bir seyirciyim. Filmlere kendimi kaptırabiliyorum. Yönetmenin söylediklerine kulak verebiliyorum rahatlıkla. Eğer bir filmi okumak veya değerlendirmek istersem birkaç kez daha izlemem gerekiyor bu yüzden. Seyircilik tecrübesi iyi bir şey film için. Bazı sorulara cevabınız oluyor. Bu cevapların bazılarını sette kullanabiliyorsunuz. İyi seyirci olabiliyorsunuz ama iyi yönetmen olmak çok uzun bir yol. Daha yolun başındayız.

Neden kısa film? Size göre kısa filmin cazibesi nedir?

Açık konuşmak gerekirse, kısa filmin en cazibeli kısmı bütçelerinin düşük olması. Yani siz bir sinema tecrübesi yaşıyorsunuz. Hikâyenizi anlatıyorsunuz. Hatta varsa içinizde, avangart deneyler yapıyorsunuz. Yaptığınız iş seyirci ile buluşuyor. Tüm bunlar olduğu halde karşılığında ödediğiniz maddi bedel çok cüz’i. Sinema yapmak isteyen biri daha ne isteyebilir ki. Kısa filmi bir elek gibi düşünebiliriz aslında. Bir ayna vazifesi görüyor. Kimiz, neyiz, neden film yapmak istiyoruz, sinema gerçekten havalı bir iş mi, kolay mı, zor mu, ben buna yetenekli miyim, hikâyem gerçekten karşılık buldu mu, seyirci filmi beğendi mi, bu konuda çapım ne kadar, tüm bu soruların cevaplarını bulabiliyorsunuz. Yolunuza nasıl devam edecekseniz bu bilgiler ışığında devam ediyorsunuz. Aynı şeyler benim için de geçerli.

Kısa hikâyeyi menkıbe geleneğimize benzeten yazarlar var. Sizce kısa filmi de böyle bir konumda düşünebilir miyiz?

En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Kısa film ve menkıbelerle ilgili bir bağdan söz etmek için çok erken. Çünkü biz, kısa filmi hâlâ “Batılılar” gibi yapıyoruz. Bu topraklara özgün bir dil yakalayamadık sinemamızda. Bu konuda çalışmalar var. Ama işte Türk sineması deyince benim aklımda çok net bir şey canlanmıyor. Kısa filmler için de bunu söyleyebiliriz. Ülkemizde kısa film, üretimin çok fazla olduğu bir alan. Aynı özgün dil arayışı orada da geçerli. Ama sinemada olduğu gibi, öyle kısa filmciler de var ki sinema dillerinden eminler. Aynı tür üretimde ısrar ediyorlar. Bir arayışları yok.

Menkıbenin çok özel tarafları var. Biz Bilim ve Sanat Vakfı’nda, Hayal Perdesi olarak bir yıl menkıbe çalıştık. Hep “acaba”lar ile yaptık bu çalışmayı. Bizzat benim son filmim “Âdem’in Hikâyesi”, Ferîdüddîn-i Attâr’ın “Esrarname”sinden bir uyarlama. Bir deneme idi. Geri dönüşler olumlu oldu. İyi ki yapmışım. Bahsettiğiniz anlamda bir ilişki için, önemli bir adım oldu. En azından benim için. Ama yol çok daha uzun, onu kavradım. Bu tip örnekler artarsa belki bir nüve çıkar.

Mesela bir kısa film yarışması var. Evliyalar ile ilgili. Eğer oradaki menkıbeler ile ilgili kısalar, eski TGRT’deki gibi birebir uyarlamalar olacaksa, özgün bir şey çıkamaz. Ama biri çıkar da farklı bir form denerse etkileyici bir sonuç alınabilir. Merakla bekliyorum. Sinema, yapısı gereği göze ve kulağa hitap ediyor. Çok hassas ve baskılayıcı bir yapısı var. Menkıbeleri birebir uyarlamak sinemada çalışmıyor. Bunu TGRT’den öğrendik. Artık sonrasını görmeye çalışıyoruz.

Sinemayla hakikat arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Bu konuda büyük ve havalı laflar etmek mümkün. Bunların kısmen yapılmışları da var. Takip edebiliyoruz. Ama “sinema ve hakikat ilişkisi” ile ilgili edilen kelamlar ne kadar üst perdeden olursa, bu ilişki o kadar gizli kalacak gibi gözüküyor. Bu konuda uzun uzun yazılar bulup okuyabilirsiniz. Bu işlerde yeni ve heyecanlı iseniz keyif de alabiliyorsunuz. Lakin tefekkür bağlamında sizi yormuyor. Bu sadece sinema ile ilgili değil. Hakikat denen şeyden her ne kastediyorsak, tefekkür olmadan ondan nasiplenmemiz mümkün değil. Adına hakikat demeyip, “varoluşu” tartışıyorum deseniz de durum aynı. Friedrich Nietzsche’nin ve/veya Sigmund Freud’un tefekkür dünyasından değilseniz şiddete, pornografik gerçekliğe ve insanın içindeki kötülüğe bu kadar meyyal olmak kafa karışıklığı değil mi?

En büyük laf” edilmiş zaten. Sen daha neden büyük laflar etmeye çalışıyorsun. Sadeleştir, basitleştir, açıklayıcı ol, “neş'e” ver. Kibirden uzak, sade ve basit bir form ihtiyacımız var. Ancak derinleşme olacaksa, böyle bir form ile olabilir gibi geliyor. Aksi halde anlık etkiye sahip, sonrasında bitip giden sabun köpüğü tartışmalardan başka bir şey kalmaz elimizde. Kibirden uzaklaşmadan bu da çok mümkün görünmüyor.

Ben bunun nedeninin sinemada pratik uygulama eksiğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Eğer bu konu ile dertlenmiş sinema filmleri artarsa, yazılıp çizilen şeyler de o minvalde değişir. En azından bir güzergâh bulur. Bir sinema yazarı çıkıp diyor ki “İşte şu yönetmen, Fusûsu'l-Hikem anlaşılmadan anlaşılmaz”. Aynı o yönetmen de çıkıp yılın en iyi filminin bir porno film olduğunu söylüyor. Bu yaşanmış hadise. Biri de çıkıp burada bir sıkıntı var demiyor. Durum bu kadar vahim.

Bize düşen ta en baştan düşünmek ama en baştan. “Sinema gerçekten olmalı mı? Sinema gerçekten gerekli mi? 'Ben'de sinema var mı?” Bu kadar baştan başlamalıyız. Frankfurt Okulu öğretileri ile başlarsak bu işe, toslayacağımız duvar da büyük olur. Gerçi o da Hakk’tan, o da “hakikat” değil mi?

İstanbul Sinema Merkezi nasıl bir programdı, devam edecek mi?

İstanbul Sinema Merkezi, Ensar Vakfı bünyesinde hizmet veren bir kısa film atölyesi. Atölyemiz iki dönem öğrenci aldı. İki dönemi de mezun etti. Mezun olan arkadaşlardan birçok kısa film çıktı ürün olarak. Birçok ödül ve başarı aldı filmler. Hatta bir festival hatırlıyorum. Festival seçkisinde bizim atölyemizden aynı anda 3 film birden yarıştı. Atölyemiz devam edecek. Bu ay yeni dönem duyurularını yapmayı planlıyoruz. Atölyenin en farklı yanı dinamik bir yapısı olması. Şöyle ki; sabit bir müfredat ile yapmıyoruz derslerimizi. Devamlı içerisinde kendini yenileyen, yeni tartışmaları hemen bünyesine dâhil eden bir yapı var. Bu bakımdan özgün bir şeyler çıkarmak için uygun bir tezgâh olduğumuzu düşünüyoruz. Sonra pratik imkânlarımız çok iyi. Atölyede ben film çekmek istiyorum diyen ve bunu imkânsızlıklardan dolayı yapamayan kimse yok. Yeter ki derdi olsun, bizim atölyede anlatabilir, filmini çeker.

http://istanbulsinemamerkezi.org/ ve http://www.istanbultasarimmerkezi.org/ adreslerinden atölyemizi takip edebilirler ilgililer.

Dünyabizim okuyucularına tavsiye edeceğiniz kısa filmler hangileri?

Bu büyük bir sorumluluk. Bu tip bir yükün altına girmek istemem. Bu tavsiye yerine şöyle bir yol izleyelim isterseniz. Ben iyi kısa filmlerin takip edilebileceği bazı mecralar söyleyeyim. Buralardan herkes kendi değerlendirmesini yapabilir.

http://www.shortoftheweek.com/

http://www.morjee.tv/

Gelecekteki projeleriniz neler?

Nasip ise “Yetim” adında bir uzun metraj film projemiz var. Bu konuda çok heyecanlıyız. Üzerinde uzun zamandır kafa yorduğumuz bir proje. Yine yapımcı Turgay Şahin ile birlikte çalışacağız. Her zaman olduğu gibi İstanbul Sinema Merkezi en büyük destekçilerimizden. Yakında daha net bilgiler vermek mümkün olacak. Gelişmeler www.sinansertel.com adresinden takip edilebilir. Hayırlısı…

 

Suleyha Şişman kısa filmciliğin ahvalinden sordu






İlgili Konular